AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KERİMAN TEKİN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru no. 22035/10)
KARAR
STRAZBURG
15 Kasım 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Keriman Tekin vd. /Türkiye davasında
Başkan
Julia Laffranque,
Hakimler
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 11 Ekim 2016 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından yukarıda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, dokuz T.C. vatandaşı olan (“başvuranlar”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 12 Nisan 2010 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde Mahkeme’ye yapmış olduğu bir başvuru (No. 22035/10) yer almaktadır.
2. Başvuranlar Diyarbakır Barosuna kayıtlı Avukatlar T. Elçi ve S. Acar tararından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar özellikle mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
4. Başvuru 28 Ağustos 2014 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAY
I. SOMUT OLAYIN KOŞULLARI
5. Başvuranların listesi ekte yer almaktadır.
6. Davanın olayları taraflarca sunulan görüş ve belgelerle ortaya konulduğu şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
7. Aynı ailenin tüm fertleri olan başvuranlar, belirtilmeyen bir tarihte 1997 yılında üzerine konut yaptırdıkları Kulp ilçesinin merkezinde bulunan 129,40 m2 bir arazi satın almışlardır.
8. Kadastro çalışmalarının ardından yetkililerce 5 Kasım 1999 tarihli bir tapu belgesi düzenlenmiştir. Arazi kadastroda « 218 ada, 3. parsele kayıtlı olarak yer almıştır. Konut, arazinin tapu kaydında yani tapu belgesinde belirtilmiştir.
9. Başvuranlar 2004 yılına kadar bu konutta ikamet etmişlerdir.
10. Yetkililer belirtilmeyen bir tarihte, bitişik arazi üzerinde bulunan okulun yıkılmasına ve burada yeni bir okul yapılmasına karar vermişlerdir.
11. İdarenin talebi üzerine zemin etüdü yapılmıştır. 3 Eylül 2003 tarihinde gelen raporda, arazinin kayma riski taşıdığı ve tasarlanan inşaatın başka bir alanda yapılmasının tercih edildiği belirtilmiştir.
12. Mali açıdan tekliflerin uygun görülmediği kamu ihalesinin ardından yetkililer, bu ihalenin iptaline karar vermişlerdir.
13 İhaleyi kazanan firmanın talebi üzerine Diyarbakır İdare Mahkemesi 13 Ocak 2004 tarihinde bu kararın yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
14. Ağustos 2004’te yeni bir zemin etüdü yapılmıştır. Bu etüdle, içinde bir drenaj sisteminin oluşturulması ve araştırma çalışmaları yapılmadan önce istinat duvarının (arazi kazılarak) yerleştirilmesi gibi uyarlanabilir yapı tekniklerinin kullanılmasıyla arazinin kayma ve çökme risklerinin önlenebileceği sonucuna varılmaktadır.
15. 20 Eylül 2004 tarihinde özel bir firma ile sözleşme yapılmış ve çalışmalara başlanmıştır.
16. Kazı çalışmalarının başından itibaren şantiyenin yakınındaki aralarında başvuranların ikamet ettikleri konutun da bulunduğu binalar maddi hasara (duvarlarda, zeminlerde ve tavanlarda çatlamalar) uğramışlardır.
17. Başvuranlar belirtilmeyen bir tarihte okul inşaatı çalışmalarından ileri gelen hasarların tespiti sonrasında da uğradıkları zararın tespiti için Kulp Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuşlardır.
18. Bununla birlikte yine belirtilmeyen bir tarihte başvuranlar çatlaklar nedeniyle oturamaz hale geldikleri konutlarından taşınmak zorunda kalmışlardır. Başvuranlara göre yetkililer onları yeni bir konuta yerleştirerek yardım etmişlerdir.
19. 22 Kasım 2004 tarihli ilk bilirkişi raporu, tamirat maliyetini 8.534 TL (YTL) yani bu tarihte yaklaşık 4.590 avro (EUR) olarak değerlendirmiştir.
20. 1 Mayıs 2005 tarihli ikinci bilirkişi raporuna göre başvuranların taşınmazları nedeniyle maruz kaldıkları zararların, yıprandığı için yıkılmasından sonra 25.446 YTL (bu tarihte yaklaşık 14.380 EUR) olduğu belirlenmiştir.
21. Başvuranlar 22 Ağustos 2005 tarihinde tazminat ödenmesi için Diyarbakır Valiliği nezdinde bir başvuruda bulunmuşlardır. Başvuranlar zımni olarak reddedilen taleplerini, tam yargı davası açarak Diyarbakır İdare Mahkemesine taşımışlardır. Başvuranlar 1 Kasım 2004 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte 28.682 YTL (bu tarihte yaklaşık 17.280 EUR) talep etmişlerdir.
22. İdari yargı hakimleri, okul inşaatının, başvuranların konutlarından ayrılmasına neden olan hasarların esas kaynağı olup olmadığının, bu okul inşaatındaki kusurların onlara ayrıca maddi zarar verip vermediğinin, verdiyse de bu zararın yüksekliğinin %15 ila %20 oranlarında olup olmadığının tespiti içinbilirkişi görevlendirilmesine karar vermişlerdir. İnşaattaki kusurlara mal edilebilen kısmın yanı sıra yıpranması nedeniyle binanın yıkılmasını da göz önünde bulunduran bilirkişiler, maddi zararların gerçekleştiği yıl olan 2004 yılının inşaat bedellerini esas alarak maruz kalınan zararın 13.067 YTL (yaklaşık 7.260 EUR) olduğunu değerlendirmişlerdir.
23. Kulp Belediyesi mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde, başvuranların konutunun inşaatının izinsiz yapıldığını, başvuranların herhangi bir imar affı talebinde bulunmadıklarını ve taşınmazlarının durumunun hem yürürlükte olan imar planı hem de yapı mekanizmalarının niteliğiyle ilgili nedenlerle yasaya uygun hale getirilemediğini belirtmiştir.
Belediye bu tarihte yürürlükte olan ve başvuranların konut inşaatından sonra kabul edilen imar planı gereğince ihtilaf konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin durumunun, Doğal Afetler Genel Müdürlüğünün bir çalışmasının ardından alınan kararın konusunu oluşturduğunu eklemiştir.
24. İdare Mahkemesi 24 Mart 2008 tarihli bir karar ile başvuranları reddetmiştir. Mahkeme öncelikle okul inşaatının başvuranların taşınmazına hasar vermesinin nedeninin, başvuranların zeminin içerdiği teknik kısıtlamaları dikkate almadan kayma riski taşıyan bu araziye konut yapmaları olduğunu belirtmiştir. Mahkeme başvuranların iskân izni almadıklarını, ne çalışmalardan önce, ne çalışmalar süresince ne de çalışmalar tamamlandıktan sonra hiçbir şekilde iskân izni istemediklerini sözlerine eklemiştir. Mahkeme, başvuranların konutunun yürürlükte olan mevzuata göre yıkılması gereken binaların içinde yer aldığını, iskân izni olmadığı dikkate alındığında başvuranların hukuki bir koruma yolu olan tazminat hakkına sahip olmadıkları sonucuna varmıştır.
25. Başvuranlar bu kararı temyiz etmişlerdir. Başvuranlar evleri nedeniyle maruz kaldıkları zararın okul inşaatından kaynaklandığını savunmuşlardır. Başvuranlar taşınmazlarını iskân izni olmadan inşa etmelerinin idarenin sorumluluğu üzerinde etkisi olamayacağı kanısındadırlar. Bu bakımdan başvuranlar söz konusu okulun da içinde olduğu hiçbir yapının Kulp Kaymakamlığından iskân izni olmadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar belediye ve davalı idarenin bu okulun yapımı için sanayi bölgesinin yanı sıra kendilerine iskân izni verilmeyen taşınmazlarını kamulaştırdığını sözlerine eklemişlerdir. Başvuranlar bununla birlikte evlerinin bulunduğu bölgenin, belediyenin ıslah kararı aldığı bir yerleşim biriminde olduğunu ileri sürmektedirler. Bu karar mahalleyi ticari bir alana dönüştürmek amacıyla mahalle sakinlerinin mallarına el konulmasını öngörmektedir ancak sermayenin yeterli olmaması nedeniyle projeden vazgeçilmiştir. Son olarak başvuranlar, kaymakamlığın, mağdurlara 75 YTL (yaklaşık 43 EUR) miktar konut yardımı yapması konusunda sorumluluğunu zımnen kabul ettiğini iddia etmektedirler.
26. Danıştay 17 Aralık 2008 tarihinde temyiz başvurusunu reddetmiştir.
27. Yüksek Mahkeme 26 Haziran 2009 tarihinde, başvuranlar tarafından sunulan karar düzeltme talebini de aynı şekilde reddetmiştir.
28. Başvuranlara göre bu nihai karar davacı tarafa 13 Kasım 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
29. 3194 Sayılı İmar Kanunun 32. maddesine göre ruhsatın zorunlu olduğu yerlerde ruhsat almadan inşa edilen yapıların yıkılması belediye encümeni ya da il idare kurulu kararını müteakip belediye ve valiliklerce yaptırılır.
30. İmar affı olarak bilinen 24 Şubat 1984 tarihli ve 2981 Sayılı Kanun, ruhsatsız olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bazı yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenleme imkanı sunmaktadır. Daha özel olarak bu kanunun 12. maddesi, karayoluna ya da üçüncü bir kişinin mülkiyetine tecavüz etmemek koşuluyla tamamlanmış ya da inşaat halinde her türlü yapı için ruhsat ve kullanma izni vermektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. VEHBİ TEKİN İLE İLGİLİ KABUL EDİLEMEZLİK İTİRAZI HAKKINDA
31. Hükümet Vehbi Tekin’in mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet bu kişinin 19 Ağustos 2009 tarihinde başka bir deyişle başvuru yapılmadan önce vefat ettiğini belirtmektedir. Hükümet Mahkeme’yi başvurunun Vehbi Tekin ile ilgili kısmını kabul edilemez olarak beyan etmeye davet etmektedir.
32. Başvuranlar Hükümet tarafından yapılan itiraza cevap vermemişlerdir.
33. Mahkeme bir başvurunun ancak hayatta olan kişiler tarafından ya da onlar adına yapılabileceğini hatırlatmaktadır (Varnava ve diğerleri / Türkiye [BD], no. 16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, § 111, AİHM 2009, ve Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi/Romanya [BD], no. 47848/08, § 96, AİHM 2014). Dolayısıyla mağduru başvuru yapılmadan önce vefat eden bazı davalarda Mahkeme, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca davaya müdahale hakkı olan kişinin (locus standi), temsil edilse bile doğrudan mağdur olarak kabul edilmesini reddetmiştir (Kaya ve Polat / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 2794/05 ve 40345/05, 21 Ekim 2008, Dvořáček ve Dvořáčková / Slovakya, no. 30754/04, § 41, 28 Temmuz 2009, ve Aizpurua Ortiz ve diğerleri / İspanya, no. 42430/05, § 30, 2 Şubat 2010).
34. Bu itibarla başvuru yapılmadan önce vefat eden Vehbi Tekin’in başvurunun kendisi adına yapıldığı ölçüde 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleri ile kişi yönünden (ratione personae) uyumlu olmaması nedeniyle ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
35. Bu koşullarda Mahkeme, başvurunun Vehbi Tekin ile ilgili kısmının 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme hükümleri ile kişi yönünden (ratione personae) uyumlu olmaması nedeniyle ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. Başvuranlar Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında taşınmazlarına saygı haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler. İlgili madde şu şekildedir:
« Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. »
37. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
1. Tarafların argümanları
38. Hükümet, başvuranların inşaatın hasar vermesini, Sözleşme anlamında bir mülk ya da « meşru beklenti » olarak değerlendiremeyeceği kanısındadır. Bu bakımdan Hükümet, söz konusu konutun, hukuki durumu kanuna uygun hale getirilmeden ve ruhsat ve oturma iznine sahip olmadan inşa ettirildiğini belirtmektedir.
39. Başvuranlar ulusal mahkemelerde ileri sürdükleri argümanlara atıf yapmaktadırlar.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
40. Burada Mahkeme tarafından belirlenecek sorun, başvuranların konutunun Sözleşme anlamında bir mülk olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğidir.
41. Mahkeme 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk kısmındaki “mülkiyet” kavramının, maddi mülkiyet ile sınırlı olmayan ve iç hukuktaki resmi sınıflandırmadan bağımsız, kendine has bir anlamı olduğunu yineler: Buna göre, maddi mülkiyetin yanı sıra, kıymet teşkil eden bazı hak ve çıkarlar da bu hüküm uyarınca “mülkiyet hakkına” girebilir ve dolayısıyla “mülk” olarak görülebileceğini hatırlatmaktadır (Öneryıldız / Türkiye [BD], no. 48939/99, § 124, AİHM 2004‑XII). “Mülk” kavramı “mevcut mülkler” ile sınırlı değildir; kıymetleri, başvuranın üzerinde mülkiyet hakkını fiilen kullanabilmeye yönelik makul ve meşru beklentiye sahip olduğunu iddia edebileceği arazileri de kapsar (örneğin bkz. Liechtenstein Prensi II. Hans-Adam/Almanya [BD], sayı 42527/98, § 83, AİHM 2001-VIII). Her davada incelenmesi gereken husus, dava şartları bir bütün olarak ele alındığında, başvurana, Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. fıkrasınca güvence altına alınan ciddi bir çıkar sağlayıp sağlamadığıdır (Depalle / Fransa [BD], no. 34044/02, § 62, AİHM 2010 ve Iatridis / Yunanistan [BD], no. 31107/96, § 54, AİHM 1999‑II).
42. Mahkeme somut olayda başvuranların konutunun, kendilerine ait arazi üzerine yapı ruhsatı ve kullanma izni almadan ve ilgili kanunu ihlal ederek inşa edildiğini gözlemlemektedir.
43. Mahkeme başvuranların bu kanuna aykırı durum nedeniyle hiç endişe duymadıklarını ve inşaat tarihi 1997 ve 2004 yılları arasında tamamıyla normal bir şekilde konutlarını kullanabildiklerini dikkate almaktadır. Hiçbir unsur yetkililerin başvuranlara İmar Kanununun 32. maddesi kapsamına alan bir imtiyaz sağladıklarını düşündürmemektedir.
44. Öte yandan Mahkeme, başvuranların hiçbir yapının Kulp Kaymakamlığı yapı ruhsatına sahip olmadığı yönündeki iddialarına Hükümetin itiraz etmediğini belirlemektedir.
45. Son olarak Mahkeme, konutun tapu sicile kaydedildiğini, başvuranlar adınaaçılan mülkiyet kaydında açıkça ifade edildiğini ve bu açıklamada başka bir ayrıntıya yer verilmediğini gözlemlemektedir.
46. Bu unsurlar ışığında Mahkeme, başvuranların kendi konutlarından yararlanmak için Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk paragrafında ifade edilen anlamda bir « mülk » teşkil etmesi açısından önem taşıyan ve yeterli kabul edilen bir mülkiyet çıkarına sahip oldukları kanısındadır. Bu hüküm dolayısıyla incelenen şikâyet için de geçerlidir (yukarıda anılan Depalle kararı § 68).
47. Mahkeme diğer yandan bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Mahkeme dolayısıyla şikâyetin kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların argümanları
48. Komşu parsel üzerine yapılan okulun inşaat çalışmalarının taşınmazlarına hasar verdiği kanaati oluşan başvuranlar, zararlarının tazmin edilmemesinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar yapı ruhsatlarının olmamasının, kendi bakış açılarına göre idareyi hasarın meydana getirdiği zararın tazmin edilmesinden muaf tutmadığını savunmaktadırlar. Üstelik onlara göre hemen hemen hiçbir yapı Kulp Kaymakamlığı yapı ruhsatına sahip değildir ve herhangi bir ruhsat ya da kullanım iznine sahip olmayan evleri istimlak edecek olmaları nedeniyle yetkililerin tolerans gösterdikleri durum, tamamen yetkililerin bilgisi dahilindedir.
49. Hükümet başvuranların bir tazminat elde etme umutlarının makul olarak değerlendirilebileceği varsayılsa bile, ihtilaf konusu müdahalenin kamu yararı gözeten bir meşru amaç izlediği görüşüne varmaktadır.
50. Hükümet okulun kentleşme planında öngörülen alanda inşa edildiğini, bu alanın eski okulun yeri olduğunu, yeni yapının tamamıyla kentleşme mevzuatına uygun olduğunu ve herhangi bir kusurunun olmadığını belirtmektedir.
51. Hamer / Belçika (no. 21861/03, AİHM 2007‑V (özetler)) davasına atıf yapan Hükümet, yapı ruhsatı olmadan inşa edilen evin yıkılmasının mülkiyet hakkına karşı orantısız bir ihlal teşkil etmediği kanısındadır. Hükümet ayrıca makul bir şekilde Mahkeme’nin, kamu alanında geçici bir oturma izninin yenilenmemesinin burada Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gerektirdiği adil dengeyi ihlal etmemiş olarak değerlendirildiğini (yukarıda anılan) Depalle davasında izlemiş olduğunu ileri sürmektedir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
52. Mahkeme yerleşik içtihatına göre 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin üç değişik kural ihtiva ettiğini kaydetmektedir: birinci kural, ilk paragrafın birinci cümlesinde ifade edilmektedir ve genel olarak mülkiyet hakkına saygı gösterilmesini düzenlemektedir; ikinci kural, aynı paragrafın ikinci cümlesinde yer almaktadır ve mülkiyetten mahrumiyet halleri ile bunun şartlarını düzenlemektedir; üçüncü kural ise, ikinci paragrafta belirtilen ve devletlere diğer yetkilerinin yanı sıra mülkiyet hakkının kullanımını kamu yararına uygun düzenleme yetkisi tanıyan kuraldır. Bununla birlikte bu kurallar birbirlerinden bağımsız bir nitelik taşımamaktadır. İkinci ve üçüncü kural mülkiyet hakkına yönelik özel ihlal örnekleri ile ilgilidir; bundan dolayı, bu kurallar birinci kuralda ifade edilen ilke ışığında yorumlanmalıdırlar (Broniowski / Polonya [BD], no. 31443/96, § 134, AİHM 2004-V).
53. Mahkeme buna ek olarak mülkiyete saygı hakkından istifade edilmesinde kamusal yetki kullanılarak yapılan müdahalenin 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girmesi için, yasal ve keyfiyetten uzak olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Müdahale aynı zamanda mülkiyete saygı hakkı ihlalinin toplumun genel menfaatleri ile bireyin temel haklarının korunması arasında « adil bir denge » gözetmesi gerekmektedir (Perdigão / Portekiz [BD], no. 24768/06, § 63, 16 Kasım 2010).
54. Mahkeme somut olayda başvuranların şikâyetinin, konutlarına zarar veren maddi hasarlar nedeniyle tazminat ödenmemesini içerdiğini ve adı geçen konutun inşa edildiği arazide başvuranların hakkına herhangi bir müdahalenin olmadığı görüşüne varmaktadır.
55. Başvuranların yıkımı planlanan konutlarını artık kullanamayacak olmaları nedeniyle Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin genel norm ışığında incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır (Tiryakioğlu / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 24404/02, 13 Mayıs 2008).
56. Mahkeme, başvuranların konutlarının ruhsatsız yapılmasına bağlı olarak maruz kaldıkları maddi zarar nedeniyle tazminat taleplerinin ulusal mahkemeler tarafından reddedildiğini, hiçbir zaman imar affından yararlanma talebinde bulunmadıklarını ve mülklerinin durumunun hem yürürlükte bulunan imar planı açısından hem de yapı tekniklerinin kalitesine bağlı gerekçeler nedeniyle yasaya uygun hale getirilemediğini belirlemektedir.
57. Mahkeme yasaya aykırı olarak inşa edilen konutların yıkılması ile ilgili davalar hakkında önceden verilmiş kararları olduğunu hatırlatmaktadır.
58. Ayrıca yukarıda anılan Hamer kararında Mahkeme, inşaat izni verilmeyen ormanlık bir alanda kanuna aykırı olarak yapılan evlerinin tazmin edilmeden yıkılmasının, çevrenin korunmasında meşru amaçla orantılı olduğunu değerlendirmiştir.
59. Mahkeme Tiryakioğlu davasında (yukarıda anılan karar), yapı ruhsatı olmadan inşa edilen, kanuna aykırı olarak yapıldığı tespit edilen ve çalışmaların başlangıcından itibaren başvurana bildirilen bir konutun yıkılması kararının, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gerektirdiği adil dengeyi ihlal etmediği kanaatine varmıştır.
60. Buna karşılık ruhsatsız yapılan ve başvuran tarafından tapusuz olarak ikamet ettiği gecekondunun belediyeye ait çöplükte meydana gelen patlamanın ardından tahrip olmasıyla ilgili Öneryıldız (yukarıda anılan) kararında izinsiz yapı karşısında yetkililerin tolerans gösterdiği ve izinsiz gecekonduları kontrol eden kanunların uygulanması hakkında Türk toplumunun bünyesinde bu makamlar tarafından yaratılan belirsizliğin, konutunun durumunun günden güne yıkılma riski taşıdığını başvurana düşündürecek yeterli bir unsur olmadığı koşulu dikkate alındığında Mahkeme mülkiyete saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
61. Mahkeme somut olayda başvuranların evlerini belediye tarafından halihazırda onaylanmış bir imar planının bulunmadığı bir tarihte 1997 yılında yaptıklarını ve komşu araziye bir okul yapılması amacıyla, evlerini oturulamaz hale getiren kazı çalışmaları başlamadan önce yıllardır bu konutta yaşadıklarını belirlemektedir.
62. Kuşkusuz söz konusu mülk, tapusu olmadan inşa edilmiştir ve iç hukuk, kentleşme konusundaki mevzuata riayet edilmesinin yanı sıra oturma iznine ön koşul olan yapı ruhsatı yükümlülüğüne riayet edilmemesinin cezalandırılması amacıyla mercilere konutun yıkılması kararını verme imkanı sağlamaktadır.
63. Bununla birlikte başvuranların mülkleri nedeniyle maruz kaldıkları zarara tesadüfi bir şekilde neden olunduğunu ve mevcut davayı yukarıda anılan Tiryakioğlu ve Hamer davalarından ayıran noktanın yetkililerin yıkım kararını hiçbir zaman onaylamadıklarını tespit etmek gerekir.
64. Buna karşılık izin sorunu, kendi sorumluluğundan kurtulmak adına tazminat talebine ilişkin yargılama boyunca ilk kez ileri sürülmüştür (bkz., aksi yönde bir karar için (a contrario) yetkililerin çalışmalar sırasında inşaatın kanuna aykırı olduğunu başvurana bildirdiği yukarıda anılan Tiryakioğlu kararı).
65. Mahkeme’nin kendi bakış açısına göre söz konusu müdahalenin yürürlükte olan yönetmeliğin uygulanmasında makamların kaygısından ileri geldiğini iddia etmenin zorluğundan ziyade adı geçen yönetmeliğin maruz kalınan zarar nedeniyle başvuranlara tazminat ödenmemesi için bahane edildiği ve sadece maddi bir amaca hizmet ettiği anlaşılmaktadır.
66. Aslında, Türk yetkililerin izinsiz yapılarla mücadelede istikrarlı bir politika yürüttüklerine ve başvuranlarınkine benzer durumda, en azından Kulp Kaymakamlığında bulunan konutların tamamının yıktırılmasına karar verdiğini gösteren herhangi bir unsur bulunmamaktadır (bkz., aksi yönde bir karar (a contrario ) için yukarıda anılan Depalle kararı § 89).
67. Mahkeme bu noktada başvuranların halihazırda hem ulusal mahkemelerde hem de Mahkeme’de neredeyse hiçbir yapının Kulp Kaymakamlığından ruhsatının olmadığını iddia ettiğini ve davalı idarenin bu iddiaya bildiği kadarıyla herhangi bir itirazda bulunmadığını belirlemektedir. Hükümete gelince bu iddiayı onayladığı ya da onaylamadığı noktasında herhangi bir görüş belirtmemiştir.
68. Bu bağlamda imar affına ilişkin mevzuatın varlığı, izinsiz yapı olgusunun önemini, yetkililerin bu tür yapılara toleransı ve ilgili yapıların hukuki durumunun düzenlenmesindeki iradelerini gösterdiği anlaşılmaktadır.
69. Tazminat talebini reddetmek amacıyla halihazırda ileri sürülen gerekçe ile ilgili olarak Mahkeme, Hükümetin kamu oyunun tepkisine yol açacak bir değer teşkil eden çevrenin korunmasına bağlı olarak yapılan değerlendirmeler hakkında cevap vermediğini ve çevrenin korunmasının kamuoyunda savunulan ve dolayısıyla ilgili makamların sürekli ilgi ve desteğini gerektiren bir değer teşkil ettiğini gözlemlemektedir (yukarıda anılan Hamer kararı, § 79, ve yukarıda anılan Depalle kararı, § 89).
70. Bu unsurların tamamını dikkate alan Mahkeme, somut olayın koşullarında maddi zarar nedeniyle başvuranların tazminat talebinin makamlar tarafından reddedilmesinin, başvuranların menfaatleri ve toplumunkiler arasında kurulması gereken adil dengenin ihlal edilmesine rağmen, başvuranları aşırı ve özel bir yükle etkilemesine neden oldukları kanısındadır.
71. Bununla birlikte Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
72. Başvuranlar aynı zamanda okul inşaatı sırasında yıkılmasına yol açan hasarlar nedeniyle evlerini terketmek zorunda kaldıkları koşulun, Sözleşme’nin 8. maddesinin gerektirdiği konutlarına saygı hakkının bir ihlalini teşkil ettiğini savunmaktadırlar. Bu hükmün somut olayla ilgili kısmı şu şekildedir:
« 1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir (...)
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.»
73. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
74. Bu şikâyetin 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında incelemiş olduğu şikâyetlerdeki aynı olaylara dayandığını belirleyen Mahkeme, şikâyetin kabul edilebilir olduğu kanısındadır. Bununla birlikte bu son hüküm alanındaki kendi sonuçlarını göz önünde bulunduran Mahkeme, şikâyetin 8. madde alanından farklı sorun gündeme getirmediğini değerlendirmektedir. Sonuç olarak ayrı ayrı incelenmesi gerekli değildir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
75. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
« Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. »
A. Tazminat
76. Başvuranlar manevi tazminat olarak 90.000 Türk lirası (YTL- yaklaşık 30.000 EUR (avro)) ve maddi tazminat olarak 135.000 Türk lirası (yaklaşık 45.000 avro) talep etmektedirler.
77. Hükümet aşırı olarak değerlendirdiği bu miktarlara itiraz etmektedir.
78. Mahkeme başvuranlar tarafından maruz kalınan maddi zararın ulusal seviyede üç bilirkişi raporunun konusunu oluşturduğunu gözlemlemektedir.
79. Tazminat ödenirken aradan önemli bir sürenin geçmesi gibi değer kaybına neden olan unsurlar dikkate alınmadıysa, tazminatın uygun olma niteliği riske gireceğinden (Yunanistan aleyhine Yunan rafinerileri Stran ve Stratis Andreadis davası, 9 Aralık 1994, prg. 82, seri A no 301-B), ulusal düzeyde verilen tutarlar düşürüldükten sonra ve böylece ödeme tarihinde kamulaştırma tazminatı değeri arasındaki fark elde edildiğinde, bu tutarlar enflasyon etkilerinin karşılanması için güncelleştirilmelidir (Scordino / İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, § 258, AİHM 2006‑V).
80. Bu unsurlar göz önünde bulundurulduğunda Mahkeme, maddi tazminat başlığı altında başvuranlara müştereken 11.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanısına varmaktadır.
81. Manevi tazminat ile ilgili olarak Mahkeme ilgililere müştereken 5.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
B. Masraf ve giderler
82. Başvuranlar iç mahkemeler ve AİHM’ deki yargılamaların masraf ve giderleri adına ayrıca 3.200 avro talep etmektedirler.
83. Bu bağlamda başvuranlar iç hukuktaki adli yargılamanın sonunda yargılama masrafı olarak 413,60 YTL (yaklaşık 130 avro) ödemesi gerektiğini ve bu tutarın idare mahkemesinin kararında yer aldığını belirtmektedirler.
84. Temsil masrafları hakkında başvuranlar, iç hukukta görülen davalar süresince yapılan ödemelere ilişkin Barolar Birliği Başkanlığının ücret tarifesini iletmişlerdir. Mahkeme’deki yargılama ile ilgili olarak başvuranlar avukatlarının saatlik ücretinin 100 avro olduğunu ve bu davaya on altı saatini ayırdığını belirtmektedirler. Başvuranlar bunun yanı sıra bir makbuz ya da kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmamışlardır.
85. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
86. Mahkeme içtihadı uyarınca başvuranın yapmış olduğu masraf ve giderlerin, bu miktarların gerçek, zorunlu ve makul oranda olması halinde geri ödenebileceğine hükmetmiştir. Mahkeme, somut olaya ilişkin elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvuranlara müştereken tüm masraflar için 1 200 avro (bin iki yüz avro) ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.
C. Gecikme faizleri
87. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Şikâyetin Vehbi Tekin ile ilgili kısmı için başvurunun kabul edilemez olduğunu ve kalan kısmı için kabul edilebilir olduğunu beyan eder;
2. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetin incelenmesine yer olmadığına;
4. a) Sözleşme’nin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı devletin başvurana kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, maddi tazminat olarak 11 000 avro (on bir bin avro) ödenmesine,
ii. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 5 000 avro (beş bin avro) ödenmesine,
iii. Başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, Mahkeme masraf ve giderleri için başvuranlara 1 200 avro (bin iki yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşme’nin 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 15 Kasım 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
EKLER
Başvuranların listesi :
Keriman TEKİN 1957 doğumlu, KULP’ ta ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran T. ELÇİ ve S. ACAR tarafından temsil edilmiştir. Ersin TEKİN 1990 doğumlu, KULP’ ta ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran T. ELÇİ ve S. ACAR tarafından temsil edilmiştir Gürgin TEKİN 1983 doğumlu, KULP’ ta ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran T. ELÇİ ve S. ACAR tarafından temsil edilmiştir Metin TEKİN 1974 doğumlu, KULP’ ta ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran T. ELÇİ ve S. ACAR tarafından temsil edilmiştir Nedim TEKİN 1993 doğumlu, KULP’ ta ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran T. ELÇİ ve S. ACAR tarafından temsil edilmiştir Nimet TEKİN 1991 doğumlu, KULP’ ta ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran T. ELÇİ ve S. ACAR tarafından temsil edilmiştir Orhan TEKİN 1984 doğumlu, KULP’ ta ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran T. ELÇİ ve S. ACAR tarafından temsil edilmiştir Suryet TEKİN 1986 doğumlu, KULP’ ta ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran T. ELÇİ ve S. ACAR tarafından temsil edilmiştir Vehbi TEKİN 1979 doğumlu, KULP’ ta ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran T. ELÇİ ve S. ACAR tarafından temsil edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy