AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KERVANCI / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 76960/11)
KARAR
STRAZBURG
8 Aralık 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kervancı/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite olarak toplanarak, 17 Kasım 2020 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Serap Kervancı’nın (“başvuran”) 21 Ekim 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 76960/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat E. Kamar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 10 ve 11. maddelerine ilişkin şikâyetler, 27 Eylül 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun, Komite tarafından incelenmesine karşı çıkmaktadır. Mahkeme, Hükümetin itirazını inceledikten sonra, reddedilmesine karar vermiştir.
OLAY VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1980 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
6. Ankara Cumhuriyet Savcısı, 5 Ocak 2005 tarihli bir iddianameyle, başvuranı cezaların infazına ilişkin kanun tasarısını protesto etmek amacıyla, Ankara’da 7 Aralık 2004 tarihinde düzenlenen bir gösteri sırasında yaptığı iddia edilen eylemler nedeniyle, yasa dışı bir örgüte üye olmakla suçlamıştır.
7. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 22 Nisan 2010 tarihinde, başvuranın, üye olmadığı yasa dışı bir örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle suçlu olduğu kanaatine varmış ve Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 3. fıkrası ile 220. maddesinin 6. fıkrasına atıfta bulunarak, aynı Kanun’un 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca altı yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir.
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın MLKP (Marksist Leninist Komünist Parti) adlı yasa dışı bir örgüt tarafından düzenlendiği iddia edilen 7 Aralık 2004 tarihli bir gösteriye katıldığını, bazı göstericilerin bu gösteri sırasında şiddet eylemlerini gerçekleştirdiklerini, başvuranın üzerinde yapılan aramanın ardından elde edilen CD’lerde, ilgililerin MLKP’nin propagandasını yaptığı değerlendirilen sloganlar attıkları farklı gösterilerin görüntülerinin bulunduğunu tespit etmiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi ardından, başvuranın film yapımcısı olduğunu belirttiğini ve cezaevleri hakkında yapılan gösteriler üzerine bir belgesel hazırlamak amacıyla, 7 Aralık 2004 tarihli gösteriye katıldığını kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın savunmaya ilişkin bu iddiayı dikkate almaksızın, ilgilinin özellikle yukarıda belirtilen CD’lerin içeriğini, göstericilerin ülkenin farklı şehirlerinden geldiği gösterilerin niteliğini göz önünde bulundurarak ve başvuranın F Tipi cezaevlerini ve ayrıca 2001 yılında Afganistan’da Amerikan askerinin operasyonunu protesto etmek için düzenlenen bir gösteriye katılması nedeniyle, MLKP lehine propaganda eylemini gerçekleştirmek amacıyla, Ankara’daki söz konusu gösteriye bilerek katıldığını değerlendirmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi böylelikle, başvuranın MLKP adına suç işlediğini ve bu örgüt lehine propaganda yapma suçlarını işlediği sonucuna varmıştır.
8. Başvuran tarafından temyiz başvurusu üzerine Yargıtay, 25 Nisan 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuran hakkında üye olmadığı yasa dışı örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle, verilen mahkûmiyet kararını onamış ve ilgilinin bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan mahkûmiyeti hakkında yasal zaman aşımı nedeniyle, davanın kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARICeza Kanunu,
9. Türk Ceza Kanunu’nun “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinin 6. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“(...)
Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır (...) ”
10. Türk Ceza Kanunu’nun “silahlı örgüt” başlıklı 314. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. ”3713 Sayılı Kanun
11. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“ [Yukarıdaki fıkrada] belirtilen örgütlere yardım edenlere ve örgütle ilgili propaganda yapanlar hakkında (...) bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. ”
12. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 Sayılı Kanun ile değiştirilen 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“ Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (...) ”
13. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 Sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren, söz konusu hüküm şunu öngörmektedir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ”
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ve 3. fıkrasının b) ile d) bentlerini ve ayrıca Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, Ağır Ceza Mahkemesinin karar gerekçesinin yetersizliğinden şikâyet etmektedir.
15. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü haklarının kullanım alanına giren fiiller sebebiyle cezaya mahkûm edildiğini iddia etmektedir.
16. Hükümet somut olayda, Sözleşme’nin 11. maddesinin lex specialis (özel hüküm) teşkil ettiği kanaatine varmakta ve Mahkemeyi davanın Sözleşme’nin 10. maddesinin ışığında okunduğunda, bu hüküm açısından incelenmesine davet etmektedir.
17. Başvuran, bu hususta herhangi bir görüş bildirmemektedir.
18. Mahkeme, somut olayda, başvuranın yukarıda ileri sürülen şikâyetleri sunarak, özellikle bir gösteri sırasında işlediği, esasen barışçıl toplanma özgürlüğünün kendisi tarafından kullanılması alanına giren eylemler sebebiyle cezaya mahkûm edildiğinden şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, olay ve olguların hukuki nitelendirmesini yapmakla görevli olan Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 11. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
19. Hükümet, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönünde bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda, ilgilinin katıldığı iddia edilen gösteri sırasında göstericilerin şiddet eylemlerini gerçekleştirdiklerini, başvuranın bu son gösteriyi medya organlarında bu görüntüleri yayınlamak amacıyla, MLKP tarafından düzenlendiği iddia edilen bu gösteriyi ve diğer gösterileri görüntüye aldığını iddia etmektedir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
20. Başvuran bu itiraz hakkında herhangi bir görüş bildirmemektedir.
21. Mahkeme, Hükümetin itirazına ilişkin olarak sunulan gerekçenin, Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyetin, yalnızca kabul edilebilirlik yönünden değil, esas yönünden incelenmesini gerektiren hususlar içerdiğini değerlendirmektedir.
22. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas HakkındaTarafların İddiaları
23. Başvuran, Mahkeme tarafından verilen sürede görüşlerini sunmamıştır.
24. Hükümet, şikâyetin kabul edilebilirliği hakkında sunulan iddiaları yineleyerek, somut olayda başvuranın barışçıl toplantı özgürlüğü hakkına müdahale edilmediğini değerlendirmektedir. Hükümet, Mahkeme tarafından başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumunda, söz konusu müdahalenin, kendisine göre, açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gerekliliklerini karşılayan Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ve 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunmasına, düzenin sağlanmasına ve suçun önlenmesine ilişkin meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, 7 Aralık 2004 tarihli gösteri sırasında göstericiler tarafından yapıldığı iddia edilen şiddet eylemlerini ve başvuranın MLKP’nin medya organlarından yayınlamak amacıyla, bu örgüt tarafından düzenlendiği iddia edilen bu son gösteriyi ve diğer gösterileri görüntüye aldığını dikkate alarak, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve izlen meşru amaçlara orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Müdahalenin Varlığı
25. Mahkeme, başvuranın 7 Aralık 2004 tarihli gösteriye ve daha önce bazı gösterilere katılmaktan üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işleme suçundan altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm edildiğini ve yetkililerin bu gösterilerin yasa dışı bir örgüt tarafından düzenlendiğini değerlendirdiklerini kaydetmektedir (yukarıda 7. paragraf). Mahkeme ardından, benzer olaylar için bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan başvuran hakkında açılan ceza davasının, sonuç olarak yasal zaman aşımı nedeniyle, kayıttan düşürüldüğünü kaydetmektedir (yukarıda 8. paragraf). Mahkeme dolayısıyla, başvuranın cezaya mahkûm edilmesine sebep olan eylemlerin, barışçıl toplanma hakkının ilgili tarafından kullanımına dâhil olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme dolayısıyla, somut olayda, başvuranın üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işleme suçundan altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm edildiğini, yasa dışı bir örgüt lehine propaganda yapma suçundan kendi hakkında açılan ceza davasının uzun süresini dikkate alarak, ilgilinin barışçıl toplantı özgürlüğü hakkını kullanmasında caydırıcı bir etki oluşturma olasılığının, bu hakkın başvuran tarafından kullanılmasında bir “müdahalenin” varlığı olarak incelendiğini değerlendirmektedir (bk. bu bağlamda, mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI, Dilipak/Türkiye, No. 29680/05, § 51, 15 Eylül 2015, Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 26, 17 Nisan 2018 ve Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 3), No. 8732/11, § 26, 9 Temmuz 2019).
b) Müdahalenin Haklı Gösterilmesi
26. Bu türden bir müdahale, “kanunla öngörülmediği”, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası bakımından meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve dahası, bu amaçlara ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sürece, Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal etmektedir.
27. Mahkeme, ayrı olarak ihtilaf konusu müdahalenin ve özellikle başvuranın bir yandan üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işleme suçundan cezai mahkûmiyetinin diğer yandan bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan kendi hakkında açılan ceza davasının haklı gösterilmesi konusunun incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.Başvuranın üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işleme suçundan cezai mahkûmiyeti hakkında.
28. Mahkeme, başvuranın üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesinin kanunla, yani daha açık olarak Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ile 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla öngörüldüğünü kaydetmektedir (yukarıdaki 9 ve 10. paragraflar).
29. Mahkeme, bu bağlamda, daha önce başvuranların yukarıda anılan ceza hükümleri uyarınca mahkûm edilmesiyle ilgili benzer bir davada, özellikle bu hükümde kullanılan ifadelerin, geniş kapsamı sebebiyle, keyfi kovuşturmalara karşı güvenilir bir güvence sağlamadığı ve uygulamada bu eksikliği gidermediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasının öngörülebilirlikten yoksun olduğunu tespit etme imkânı bulunduğunu hatırlatmaktadır (Işıkırık/Türkiye, No. 41226/09, §§ 56 - 70, 14 Kasım 2017). Mahkeme, mevcut davada, bu yaklaşımını bertaraf etmek için herhangi bir sebep görmemektedir.
30. Bu nedenle, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında “kanunla öngörülmediği” kanaatine varmaktadır. Mahkeme, vardığı bu sonucu dikkate alarak, somut olayda bu hükmün gerektirdiği diğer koşullara -meşru bir amacın bulunup bulunmadığına ve demokratik bir toplumda müdahalenin gerekli olup olmadığına - riayet edilip edilmediğinin denetlenmesine gerek olmadığını değerlendirmektedir.
31. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.Başvuranın bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan kendi hakkında açılan ceza davası
32. Mahkeme, yukarıda ulaştığı ihlal tespitini dikkate alarak (30. paragraf), 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan başvuran hakkında açılan ceza davasının haklı gösterilmesi konusunun incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiştir (benzer bir yaklaşım için bk. Işıkırık/Türkiye, No. 41226/09, § 71, 14 Kasım 2017).SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
33. Başvuran, ceza davasının süresinin, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen “makul süre” gerekliliğini karşılamadığını iddia etmektedir. Somut olayda hükmün ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından (...) hakkaniyete uygun olarak, (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.(...) ”
34. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın daha önce bu şikâyet için 6384 Sayılı Kanun tarafından kurulan Tazminat Komisyonuna başvurduğunu ve bu Komisyonun ilgilinin şikâyetini incelemeden önce, Mahkemenin kararını beklemesi gerektiğini ifade ettiğini belirtmektedir. Hükümet dolayısıyla, söz konusu Komisyonun bu bağlamda Mahkeme tarafından verilecek olan kabul edilemezlik kararının ardından başvuranın başvurusunu yeniden inceleyeceğini iddia etmektedir.
35. Başvuran bu itiraz hakkında herhangi bir görüş bildirmemektedir.
36. Mahkeme, bu bağlamda Turgut ve diğerleri/Türkiye ((k.k), No. 4860/09, §§ 58 ve 60, 26 Mart 2013) kararına atıfta bulunmakta ve bu davada izlenen yaklaşımdan uzaklaşmak için hiçbir neden görmemektedir.
37. Mahkeme dolayısıyla, Hükümetin iddiasını kabul etmekte ve bu şikâyetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
38. Başvuran, Mahkeme tarafından verilen sürede adil tazmin talebini sunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun, Sözleşme’nin 11. maddesi bağlamındaki şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir; geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna,Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan başvuran hakkında açılan ceza davasının haklı gösterilmesi konusunun ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 8 Aralık 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy