Khan / Almanya – 38030/12 - 23.4.2015 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar ve Olgular – Başvuran 1991 yılında kocası ile birlikte Pakistan’dan Almanya’ya taşınmıştır. Üç yıl sonra başvuranın oğlu dünyaya gelmiştir. Başvuran kocasından boşanmış, farklı şirketlerde temizlik görevlisi olarak çalışmış ve 2001 yılında Almanya’da daimi ikamet izni almıştır. Başvuran 2005 yılında akut psikoz halinde iken taksirle adam öldürme suçunu işlemiştir. Şizofreni tanısı konulan başvuran bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde kalmaya mahkûm edilmiştir. Kamu güvenliğine karşı tehlike oluşturduğu gerekçesiyle 2009 yılında başvuran hakkında sınır dışı kararı verilmiştir. Sonrasında başvuranın akıl sağlığı iyileşmiş ve izne ayrılmasına onay verilmiş olup, hastane çamaşırhanesinde tam zamanlı olarak çalışmasına izin verilmiştir. Başvuran sınır dışı edilmesinin çocuğu ile birlikte aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına müdahale anlamına geleceği ve içerisinde bulunduğu koşulların yeterince dikkate alınmadığı gerekçeleriyle temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yerel mahkemeler tekrar suç işleme riskine ek olarak başvuranın Almanca bilmemesi dolayısıyla Alman toplumuna entegre olmadığına ve psikiyatrik hastalar için temel tıbbi bakımın Pakistan’ın büyük şehirlerinde mevcut olduğuna hükmetmiştir. Tıbbi bir raporda yer alan tavsiye üzerine başvuran şartlı olarak tahliye edilmiştir. Başvuran çalışmaya devam etmiş, dengeli davranışlar sergilemiş ve oğluyla düzenli olarak irtibat içerisinde olmuştur.
Hukuksal Değerlendirme – Madde 8: Mahkeme’nin önceki kararlarında sosyal bağların güçlü veya zayıf olması hususunun, başvuranın sınır dışı edilmesinin orantılılığını Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi kapsamında değerlendirmek suretiyle en iyi şekilde ele alınabileceğine işaret edilmiştir. Sınır dışı kararı kamu güvenliğine ve asayişe karşı tehlikenin söz konusu olması halinde sınır dışına izin veren “Federal Ülkede Yabancıların İkamet Etmeleri, Ekonomik Faaliyetleri ve Entegrasyonlarına Dair Kanun”un 55. maddesine dayalı olarak verilmiştir. Tedbir, kamu güvenliği meşru hedefini izlemiştir.
Davanın kendine özgü koşulları dâhilinde sınır dışı işleminin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususuna ilişkin olarak Mahkeme, suçun ağır olmasına rağmen temyiz kudretinden yoksunluk halinde işlendiğini, başvuranın Almanya’da 20 yıldan fazla bir süre boyunca ikamet ettiğini ve sınır dışı kararının hukuka uygunluğu yerel olarak tespit edildiği sırada başvuranın durumunun iyileştiğini ve herhangi bir aşamada tekrar suç işlediğine dair herhangi bir emare bulunmadığını kaydetmiştir. Ancak, başvuranın oğlu artık bir yetişkin olup, yetişkin aile üyeleri arasındaki salt gönül ilişkisi özel aile hayatı koruması kapsamı içerisine girmemiştir. Başvuranın Alman iş piyasasına entegre olmuş olmasına rağmen, başvuran sosyal hayata katıldığına ilişkin başka herhangi bir delil ileri sürmemiştir. Başvuranın hala Pakistan’da aile üyeleri mevcuttu ve başvuran dil ve kültüre aşinaydı. Başvuranın Pakistan’daki yakınları kendisine yardım etmeyi reddettiğinden tıbbi bakımına ilişkin sorunlar açığa çıkabilecek olsa da, başvuranın Almanya’dan aldığı emeklilik maaşı ile söz konusu sorunların üstesinden gelinmesi mümkün olabilirdi. Başvuran için Pakistan’da söz konusu olacak olan nispeten zorlu ortam dikkate alındığında dahi, muhtemel sorunlar başvuranın Pakistan’a dönmesine karşı büyük bir engel teşkil edecek nitelikte bir ağırlık barındırmamıştır.
Başvuranın özel hayatı üzerindeki etki ile kamu güvenliğine karşı tehdidi tartan Mahkeme, Alman yetkililerin takdir paylarını aşmadıklarına hükmetmiştir.
Sonuç: ihlal yok (altıya karşı bir oyla).
(Bk. genel anlamda, Sınır dışı ve iade ve Akıl sağlığı hakkında Tematik Bilgi Notları).
Full & Egal Universal Law Academy