AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
KHLEBIK / ukrayna DAVASI
(Başvuru no. 2945/16)
KARAR
STRAZBURG
25 Temmuz 2017
KESİNLEŞME TARİHİ
11/12/2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleşmiş olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Khlebik/Ukrayna davasında,
Başkan
Vincent A. De Gaetano,
Hâkimler
Ganna Yudkivska,
Faris Vehabović,
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
Marko Bošnjak,
Péter Paczolay
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Andrea Tamietti’nin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Bölüm), 20 Haziran 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Oleksandr Ivanovych Khlebik (“başvuran”) adlı bir Ukrayna vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 18 Aralık 2015 tarihinde, Ukrayna aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 2945/16) bulunmaktadır.
2. Adli yardımdan faydalandırılan başvuran, Kyiv Barosuna bağlı avukatlar I. Koval, D. Mazurok, A. Salyuk ve M. Tarakhkalo tarafından temsil edilmiştir. Ukrayna Hükümeti (“Hükümet”), Adalet Bakanlığında görev yapan I. Lishchyna tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, yerel dava dosyasının Ukrayna Hükümetinin kontrolü altında olmayan bir bölgede bulunması nedeniyle hakkındaki mahkûmiyet kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunun mahkemeler tarafından incelenemediği koşullar altında tutulmasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin gereklerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca, bu anlamda uygulanabilir nitelikte bir tazminat hakkının bulunmadığını iddia etmiştir. Başvuran, aynı zamanda, Sözleşme’nin 6. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamında, hakkındaki mahkûmiyet kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunun temyiz mahkemesi tarafından incelenmesini boşuna beklemiş olduğunu, zira kendi davasındaki gibi koşullarda temyiz başvurularının incelenmesine imkân tanıyan bir mevzuatın yerel makamlarca çıkarılmadığını belirterek, bu hususlarda şikâyette bulunmuştur.
4. Yukarıda belirtilen şikâyetler, 1 Nisan 2016 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez bulunmuştur. Ayrıca, Mahkeme İçtüzüğü’nün 41. maddesi kapsamında başvuruya öncelik verilmesine karar verilmiştir.
OLAYLAR
A. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1974 doğumlu olup, Chernihiv Bölgesinde bulunan Nizhyn şehrinde ikamet etmektedir.
6. Başvuran, 1 Mayıs 2010 tarihinde yakalanmış ve soruşturma ve yargılama süreci sonuçlandırılana kadar tutuklu kalmıştır.
7. Luhanks Bölgesinde bulunan Alchevsk Mahkemesi, 30 Nisan 2013 tarihinde, başvuran ve onunla aynı dosya kapsamındaki 4 sanık hakkında, organize silahlı soygun, haydutluk ve Luhansk Bölgesinde bulunan Perevalsk şehrinde işlenen bir dizi silahlı saldırıyla bağlantılı olarak yasa dışı silah bulundurma suçlarından dolayı mahkûmiyet kararı vermiştir. Mahkeme, başvuranın, 1 Mayıs 2010 tarihinden (başvuranın yakalandığı tarih) itibaren sayılmak üzere 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve mal varlığına el konulmasına hükmetmiştir. Mahkeme, başvuranın hükmen tutuklanmasına karar vermiştir.
8. Başvuranın kız kardeşi, 14 Mayıs 2013 tarihinde, bu karara karşı Luhansk Bölge Temyiz Mahkemesine (“Temyiz Mahkemesi”) temyiz başvurusunda bulunmuştur. Diğer taraflar da temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
9. 2014 yılı Nisan ayının başından itibaren, silahlı gruplar, Donetsk ve Luhansk bölgelerinde resmi binaları ele geçirmeye başlamışlar ve bağımsızlığını ilan eden “Donetsk Halk Cumhuriyeti” ve “Luhansk Halk Cumhuriyeti” (“DPR” ve “LPR”) olarak bilinen teşekküllerin oluşturulduğunu duyurmuşlardır.
10. Buna karşılık, söz konusu silahlı grupları terör örgütü olarak değerlendiren Ukrayna Hükümeti, 14 Nisan 2014 tarihinde, bu gruplara karşı “terörle mücadele operasyonu” kapsamında yasal şekilde güç kullanımına yetki vermiştir.
11. 2015 yılı Mayıs ve Ağustos ayları arasında gerçekleştirilen kapsamlı askeri harekât sonucunda, Ukrayna Hükümeti kuvvetleri Donetsk ve Luhansk bölgelerindeki bazı toprakları yeniden ele geçirmişler, ancak söz konusu bölgelerin bazı kısımları o tarihten bu yana Hükümetin kontrolünden çıkmış durumdadır. Luhansk Bölgesinin Hükümetin kontrolü altında bulunmayan kısımları arasında, başvuranın mahkûm edilmesine neden olan suçların işlendiği Perevalsk şehri, başvuranın yargılandığı ve mahkûm edildiği Alchevsk şehri ve Temyiz Mahkemesinin bulunduğu Luhansk şehri yer almaktadır.
12. Ukrayna, Rusya ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (“bundan böyle AGİT olarak anılacaktır) temsilcilerinden oluşan Üçlü Temas Grubu çerçevesinde bir ateşkes konusunda anlaşmaya varılmıştır. Sırasıyla Eylül 2014 ve Şubat 2015 tarihli Minsk Anlaşmaları ve bunların uygulanmasına yönelik Önlem Paketi kapsamında, ateşkesin uygulanması ve ağır silahların temas hattından çekilmesi şeklinde yükümlülükler öngörülmüştür. Ancak, o tarihten bu yana ateşkes pek çok kez ihlal edilmiş ve edilmeye devam etmektedir.
13. Başvuran, 2014 yılı ilkbahar ve yaz olaylarının baş gösterdiği tarihlerde, Luhanks Bölgesinin Ukrayna Hükümetinin kontrolü altında kalan kısmında bulunan Starobilsk cezaevinde tutulmaktaydı. Başvuran, serbest bırakılana kadar söz konusu cezaevinde tutulmuştur (bk. aşağıda paragraf 30).
14. O tarihlerde halen Luhansk şehrinde bulunan Temyiz Mahkemesi, 6 Haziran 2014 tarihinde, başvuranın silahlı çatışmadan dolayı duruşmaya katılamaması nedeniyle başvuranın davasına bakamamıştır. 8 Ağustos 2014 tarihinde video konferans yoluyla duruşma yapılmasına karar verilmiş ancak Luhansk şehrinde bulunan Temyiz Mahkemesi binasında 1 Ağustos 2014 tarihi itibariyle elektrik, su ve telefonun kesilmiş olması nedeniyle söz konusu duruşma gerçekleştirilememiştir. O sıralarda, mahkemede görev yapan hâkimler Hükümetin kontrolü altındaki bir bölgeye taşınmışlardır. Ancak dava dosyaları Luhansk şehrinde bulunan mahkeme binasında kalmıştır.
15. Yüksek Hukuk ve Ceza Mahkemesi Başkanı, 12 Ağustos 2014 tarihli Kanun kapsamında (bk. aşağıda paragraf 44), normal koşullarda Alchevsk Mahkemesinin yargı yetkisi kapsamına girecek olan davaların incelenmesi ile ilgili olarak, Luhanks Bölgesinde Hükümetin kontrolü altındaki alanda bulunan Lysychansk Mahkemesini yetkili kılmıştır.
16. Ukrayna Cumhurbaşkanı, 12 Kasım 2014 tarihinde, Luhansk Bölgesinde ve aynı zamanda Hükümetin kontrolü altındaki bir alanda bulunan Sieverodonetsk şehrinin, Luhansk şehri yerine Temyiz Mahkemesinin merkezi olarak belirlendiği bir kararname çıkarmıştır.
17. Başvuran, 25 Şubat 2015 tarihinde, temyiz başvurusunun incelenmesi sürecindeki gecikmeyle ilgili olarak Temyiz Mahkemesine şikâyette bulunmuştur.
18. Başvuran, 3 Mart 2015 tarihinde, İnsan Hakları Parlamento Komiserliğine benzer bir şikâyette bulunmuştur.
19. Temyiz Mahkemesi, 27 Mart 2015 tarihinde, başvurana, ceza davası dosyasının Hükümetin kontrolü altında olmayan Luhansk şehrinde bulunduğu ve bu durumun davasının mahkeme tarafından incelenmesine engel olduğu bilgisini vermiştir. Temyiz Mahkemesi, bu sorunun çözülebilmesi için, ilgili mevzuatta değişikliklerin yapılması gerektiğini belirtmiştir.
20. Parlamento Komiserliği, 30 Mart 2015 tarihli yanıtında, dava dosyalarının Hükümetin kontrolü altında bulunmayan söz konusu bölgeden alınmasının hiçbir yolu olmadığını, ancak Komiserin sorunun çözümüne yönelik bir yol bulabilmek için mahkemelerle, savcılıkla ve diğer makamlarla çalışmalar yürüttüğünü belirtmiştir.
21. Temyiz Mahkemesi, başvuranın başka bir şikâyetiyle ilgili 19 Mayıs 2015 tarihli yanıtında, başvuranın ceza davası dosyasının Luhansk şehrindeki mahkeme arşivlerinde bulunması ve bu arşivlere erişimin mümkün olmaması nedeniyle davasındaki yargılamaların durumu hakkında bilgi veremediğini bildirmiştir.
22. Ukrayna Parlamentosu (Verkhovna Rada), 21 Mayıs 2015 tarihinde, ilgili kısımları aşağıdaki gibi olan bir beyanname kabul etmiştir:
“1. Yükümlülüklerin Askıya Alınması
...
2. Rusya Federasyonu’nun gerek düzenli ordusuyla gerekse yönlendirdiği, kontrolü altında tuttuğu ve finanse ettiği yasa dışı silahlı gruplarla Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü silahlı saldırı nedeniyle, 2014 yılı Nisan ayından beri, Ukrayna Güvenlik Servisi birimleri, Ukrayna İç İşleri Bakanlığı ve Ukrayna Silahlı Kuvvetleri tarafından Donetsk ve Luhansk bölgelerinin (oblastlar) bazı yerlerinde bir terörle mücadele operasyonu yürütülmektedir. Terörle mücadele operasyonu, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesi kapsamında yer alan Ukrayna’nın vazgeçilemez bireysel meşru müdafaa hakkının bir parçasıdır. Donetsk ve Luhansk bölgelerinin bazı yerlerini işgal eden ve kontrol altına alan Rusya Federasyonu, uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku çerçevesinde söz konusu topraklarda insan haklarına saygı gösterilmesinden ve bu hakların korunmasından bütünüyle sorumludur.
3. Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’ya yönelik olarak sürdürdüğü silahlı saldırı, gerek Rusya Federasyonu düzenli ordusu gerekse Rusya Federasyonu tarafından yönlendirilen, kontrol altında tutulan ve finanse edilen yasa dışı silahlı kuvvetler tarafından işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlarla birlikte, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 15. maddesinin 1. fıkrası anlamında “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike” teşkil etmektedir.
4. Ukrayna Parlamentosu, Ukrayna Bakanlar Kurulu ve diğer makamlar, Rusya Federasyonu’nun silahlı saldırısı karşısında toplumun ve Devletin hayati çıkarlarının korunması için, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi kapsamında Ukrayna’nın sahip olduğu bazı yükümlülüklerin askıya alınması anlamına gelen kararlar almak zorundadır.
...
7. Ukrayna Parlamentosu, 12 Ağustos 2014 tarihinde, Terörle Mücadele Operasyonuyla bağlantılı olarak Adalet Yönetimi ve Ceza Yargılamaları Kanunu’nu kabul etmiştir. Bu Kanun ile, terörle mücadele operasyonu süresince, terörle mücadele bölgesinde bulunan mahkemelerin sorumlu olduğu davalarda bölgesel yargı yetkisi, söz konusu bölgede yargılama öncesi soruşturma yürütmenin mümkün olmadığı durumlarda da o yerde işlenen cezai suçlar konusunda soruşturma yetkisi ile ilgili değişiklik yapılmıştır. Bu kanunun uygulanması, Ukrayna’nın Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 14. maddesi ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 6. maddesi kapsamındaki bazı yükümlülüklerini askıya almasını gerektirmektedir. Ancak, Rusya Federasyonu’nun silahlı saldırısı ve Rusya Federasyonu tarafından desteklenen terörist grupların eylemleri nedeniyle, mahkemeler ve yargılama öncesi soruşturma organları şu anda Donetsk ve Luhansk bölgelerinin bazı yerlerinde görevlerini yerine getirmemektedir. Bu nedenle, Ukrayna, ulusun varlığının tehdit altında olduğu koşullarda mahkemelerin bölgesel yargı yetkisi ve cezai suçlar yönünden soruşturma yetkisi ile ilgili değişiklik yapmak zorunda kalmıştır.
...”
23. Ukrayna’nın Avrupa Konseyi Daimi Temsilciliği, 5 Haziran 2015 tarihinde, yukarıda anılan beyanname metninin ve çevirisinin yer aldığı sözlü bir notayı Avrupa Konseyi Genel Sekreterine iletmiştir.
24. Başvuran, 15 Haziran 2015 tarihinde, kayıp dava dosyasının eski haline getirilmesi (відновлення матеріалів втраченого провадження) istemiyle Lysychansk Mahkemesine başvurmuştur.
25. Lysychansk Mahkemesi, 22 Haziran 2015 tarihinde, başvuranın gıyabında savcının katıldığı bir duruşma gerçekleştirmiştir. Savcı, söz konusu dava dosyasının Ukrayna Hükümetinin kontrolü altında olmayan bir bölgede bulunduğunu ve bu nedenle dosya kapsamında yer alan belgelerin mahkemeye sunulamayacağını belirtmiştir. Mahkeme, dava dosyasının eski haline getirilmesi için yeterli belgenin mevcut olmadığını tespit etmiştir. Mahkeme, yeterli belge sunulduğu takdirde dosyanın eski haline getirilmesi talebinin yeniden incelenebileceğini taraflara hatırlatarak başvurunun incelenmesine son vermiştir.
26. Temyiz Mahkemesi, 22 Ekim 2015 tarihinde, başvurana davasının incelenebilmesi için mevzuatta değişikliklerin yapılmasının gerektiğini yeniden bildirmiştir. Bu bağlamda, 2930 sayılı kanun tasarısına (bk. aşağıda paragraf 47) atıfta bulunmuştur.
27. Başvuran, 2015 yılı Mayıs ayı ile 2016 yılı Şubat ayı arasında, hakkındaki mahkûmiyet kararının kesin olmaması ve “hiçbir zaman kesinleşmeyecek” olması nedeniyle tutukluluğunun kanuna uygun olmadığını ileri sürerek serbest bırakılma talebiyle beş kez başvuruda bulunmuştur.
28. Luhansk Bölgesi Starobilsk Mahkemesi, başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş olması ve davasının Temyiz Mahkemesi önünde derdest olması nedeniyle, başvuranın beyanlarının aksine, tutukluluğunun devamı için yeterli yasal gerekçelerin mevcut olduğu tespitinde bulunarak, başvuranın serbest bırakılma taleplerini reddetmiştir. Bu yöndeki kararların sonuncusu 26 Şubat 2016 tarihinde alınmıştır. Bu kararlara karşı herhangi bir temyiz başvurusunda bulunulmamıştır.
29. Başvuran, 30 Aralık 2016 tarihinde, 26 Kasım 2015 tarihli Kanun (bk. aşağıda paragraf 46 ) kapsamında serbest bırakılma istemiyle Temyiz Mahkemesine başvurmuştur.
30. Lysychansk Mahkemesi, 18 Mart 2016 tarihinde başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Lysychansk Mahkemesi, başvuranın 1 Mayıs 2010 tarihinden beri tutuklu olması nedeniyle, 26 Kasım 2015 tarihli Kanun kapsamında zaten cezasının infazının tamamlanmış sayılabileceği kanaatine varmıştır.
31. Bölge Savcılığı, başvuranın yerel dava dosyasının Hükümetin kontrolü altında olmayan bir bölgede bulunması nedeniyle bu dosyaya erişimin mümkün olmamasından dolayı hakkındaki mahkûmiyet kararının kesinleşmediğini ve mahkûmiyet kararına karşı yapılan temyiz başvurularının halen Temyiz Mahkemesi önünde derdest olduğunu belirterek kararı temyize götürmüştür. Savcılık, sadece haklarındaki mahkûmiyet kararı kesinleşmiş olan hükümlülerin yeni mevzuattan faydalanabileceğini, haklarındaki mahkûmiyet kararı kesinleşmemiş olan kişilerin ise ancak tutuklu bulundukları sürenin üzerlerine atılı suç için öngörülen azami cezanın yarısını aşmış olması durumunda serbest bırakılabileceğini belirtmiştir. Savcılık, başvuranın özellikle en fazla on beş yıl hapis cezası ile cezalandırılabilecek olan haydutluk ve nitelikli soygun gibi suçlarla (bk. aşağıda paragraf 41 ) itham edilmesi ve henüz bu sürenin yarısından çok daha azının infaz edilmiş olması nedeniyle başvuranın serbest bırakılamayacağını belirtmiştir.
32. Temyiz Mahkemesi, 24 Mayıs 2016 tarihinde Lysychansk Mahkemesinin 18 Mart 2016 tarihli kararını onamıştır (bk. yukarıda paragraf 30 ).
33. Davanın davalı Hükümete tebliğinin ardından, Bölge Savcılığı, 11 Ağustos 2016 tarihinde, başvuranın dışında, bölgedeki ceza evlerinde halen tutulan, haklarındaki ceza yargılamaları halen derdest olan ve dava dosyaları Hükümetin kontrolü altında olmayan bölgelerde bulunan yedi kişinin daha bulunduğunu Hükümet görevlisinin görev yaptığı makama bildirmiştir. Savcılık, ilgili dosyaların eski haline getirilmesi için gerekli belgelerin toplanması konusunda polisten yardım talep ettiğini, bu çalışma sayesinde söz konusu kişilerden biri hakkındaki davanın mahkemelerce incelenmesi yönünde talepte bulunmak için yeterli belgenin toplanabildiğini, iki sanık yönünden ise çalışmaların devam ettiğini belirtmiştir. Savcılık, dosyaların Temyiz Mahkemesinin Luhansk şehrinde bulunan binasından naklinin kolaylaştırılması konusunda, hem Hükümetin kontrolü altında bulunan hem de bulunmayan bölgelerde görev yapan Uluslararası Kızılhaç Komitesinden de yardım istendiğini ifade etmiştir.
34. Mahkemeye en son bilgi verildiği tarihte (19 Ocak 2017), başvuranın hakkındaki mahkûmiyet kararına karşı yaptığı temyiz başvurusu Temyiz Mahkemesi önünde halen derdestti.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK, YASA TEKLİFLERİ VE UYGULAMA1960 ve 2012 Tarihli Ceza Muhakemesi Kanunları
35. Başvuran hakkındaki ceza yargılamalarının 2012 tarihli Kanun yürürlüğe girmeden önce başlamış olması nedeniyle, başvuranın tutuklanması ve yargılanması ile temyiz süreçlerinde 1960 tarihli Ceza Muhakemesi Kanunu uygulanmıştır.
1. Temyiz incelemesinin kapsamı
36. 1960 tarihli Kanun’un 362. maddesinde, kararların temyize götürülen kısımlarıyla ilgili delillerin, temyiz mahkemeleri tarafından, yargılamaya ilişkin ceza muhakemesi kurallarına uygun olarak incelenip değerlendirilebileceği belirtilmiştir. Söz konusu kurallar kapsamında, mahkemenin tanık çağırma, bilirkişi görevlendirme ve fiziksel delil ve belge inceleme yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir. Kanun’un 367. maddesinde, aşağıdaki durumlarda bir kararın temyiz mahkemesince bozulabileceği veya değiştirilebileceği belirtilmiştir: (i) ceza muhakemesi kurallarının önemli ölçüde ihlal edilmesi; (ii) ceza hukukunun yanlış uygulanması veya ceza verilmesi konusunda bir hata yapılması; veya (iii) maddi bir hata yapılması, yani yargılama öncesi soruşturma veya yargılamayı yürüten mahkeme tarafından delil incelenmesi süreçlerinin taraflı veya eksik bir şekilde yürütülmesi veya yargılamayı yürüten mahkemenin dava konusu olaylarla ilgili hatalı sonuçlara varması.
2. Mahkûmiyet kararı öncesi ve sonrası tutukluluk
37. 1960 tarihli Kanun’un 149. maddesinde, ceza yargılamaları sırasında sanıklar yönünden uygulanabilecek önleyici tedbirler arasında kefalet ve diğer bazı tedbirlerle birlikte tutuklama tedbiri de öngörülmüştür.
38. Kanun’un 324. maddesine göre, mahkûmiyet kararı veren mahkemenin, özellikle de karar kesinleşene kadar mahkûm edilen kişiye uygulanacak olan önleyici tedbire karar vermesi gerekmektedir.
39. Kanun’un 338 ve 401. maddeleri uyarınca, hapis cezasına mahkûm edilen bir kişinin, hakkındaki kararın kesinleştiği, yani kararın temyiz incelemesi sonucunda onandığı tarihten itibaren cezasının infazına başlandığı kabul edilmektedir. Ancak, 338. madde uyarınca, mahkûm edilen kişinin tutuklu olarak tutulmuş olması durumunda, söz konusu tutukluluk süresinden itibaren hesaplama yapılacaktır.
3. Kayıp dosyaların eski haline getirilmesi
40. Başvuranın dava dosyasının eski haline getirilmesi yönündeki başvurusu, karara bağlanmış olan kayıp dava dosyalarının eski haline getirilmesi prosedürünün açıklandığı 2012 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 524-531. maddeleri kapsamında incelenmiştir. Yargılamanın tarafları, kayıp dava dosyasının eski haline getirilmesi için kararı veren mahkemeye başvuruda bulunabilir. Kanun’un 527. maddesi uyarınca, dosyanın eski haline getirilmesi talebinde bulunan kişilerin, dosyadaki belirli belgeler, yargılamanın taraflarının isim ve adresleri, kayıp belgelerin muhtemel konumu ve hangi koşullarda kaybolduğu konularında ayrıntılı bilgi sunmaları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye sunmaları gerekmektedir. 529. maddeye göre, başvurunun yapıldığı mahkeme, dava dosyasının eski haline getirilmesine yardımcı olabilecek bilgi ve belgeleri savcılıktan talep etmelidir. 530. madde uyarınca, mahkeme, yargılama işlemlerinde yer alan yetkilileri ve diğer kişileri ve gerekirse davayı inceleyen hâkimleri sorgulayabilmektedir. Mahkeme, bu şekilde toplanan bilgi ve belgelere dayanarak, dosyayı bütünüyle veya kısmen eski haline getirilmiş sayabilir veya mevcut bilgileri yetersiz bulması durumunda başvuruyu işlemden kaldırabilir ve gerekli belgelerin elde edilmesi durumunda yeniden başvuruda bulunma haklarının olduğunu taraflara bildirebilir.
B. 2001 Tarihli Ceza Kanunu
41. Kanun’un 187 § 1 ve 257. maddelerinde, organize olarak işlenen soygun ve haydutluk (yani silahlı bir çete kurma ve bu çeteye katılma) suçlarının on beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı belirtilmektedir.
C. 15 Nisan 2014 Tarih ve 1207-VII Sayılı Ukrayna Vatandaşlarının Haklarının ve Geçici Olarak İşgal Edilmiş Bölgenin Yasal Rejiminin Korunması Hakkında Kanun
42. Bu Kanun, Rusya tarafından geçici olarak işgal edilmiş bölge olarak tanımlanan Özerk Kırım ve Sivastopol Cumhuriyetine ilişkindir. Kanun’un 12. maddesi uyarınca, normal koşullarda Özerk Kırım ve Sivastopol Cumhuriyeti mahkemelerinin yargı yetkisi kapsamına girecek olan davalar yönünden, söz konusu maddede belirtilen kurallara uygun olarak tespit edilen Kiev mahkemeleri yetkili kılınmaktadır.
D. 12 Ağustos 2014 Tarih ve 1632-VII Sayılı Terörle Mücadele Operasyonuyla Bağlantılı Olarak Adalet Yönetimi ve Ceza Yargılamaları Kanunu
43. Bu Kanun, 20 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
44. Kanun’un 1. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Yüksek Hukuk ve Ceza İhtisas Mahkemesi Başkanı, normal koşullarda terörle mücadele operasyonunun yürütülmekte olduğu bölgede bulunan fakat görev yapması engellenen mahkemelerce incelenecek olan ceza davaları ile ilgili yargı yetkisine sahip mahkemeleri belirlemekle yetkili kılınmıştır.
45. Kanun’un 1. maddesinin 3. fıkrasında, görev yapması engellenen mahkemeler önünde derdest olan davaların, Kanun uyarınca belirlenen mahkemelere nakledilmesi öngörülmektedir. Şayet dava dosyası nakledilemezse, yargılama, taraflarca sunulan belgelere dayalı olarak, “bu belgelerin mahkemenin konuyla ilgili bir karar verebilmesi için yeterli olması koşuluyla” yürütülecektir.
E. Bir Günlük Tutukluluk Süresinin Mahkûmiyet Kararı Sonrasında İki Günlük Hapis Cezası Süresine Eşit Sayıldığı 26 Kasım 2015 Tarih ve 838-VIII Sayılı Kanun
46. 24 Aralık 2015 tarihinde yürürlüğe giren Kanun ile Ceza Kanunu değiştirilmiştir. Değişiklik öncesinde, Kanun’da, infaz edilecek kesin süre hesaplanırken, bir günlük tutukluluk süresinin bir günlük hapis cezası süresine eşit sayılması öngörülmekteydi. Kanun’un değişik 72. maddesinin 5. fıkrasında, bir günlük tutukluluk süresinin mahkûmiyet kararı sonrasında iki günlük hapis cezası süresine eşit sayılması öngörülmektedir. Buna göre, artık, mahkûm edilmiş bir kişi, hakkında hükmolunan hapis cezası süresinin en az yarısını tutuklulukta geçirmiş ise serbest bırakılmak zorundadır. Şüphe veya suçlamaya konu olan suç için Ceza Kanunu’nda öngörülen azami hapis cezası süresinin yarısından fazlasını karar verilmeden önce herhangi bir anda, tutuklulukta geçirmiş olan sanığın serbest bırakılması gerekir. Mahkeme, re’sen veya savunma makamının veya savcılığın talebi üzerine serbest bırakma kararı verir. Kanun, haklarında verilen mahkûmiyet kararı kesinleşmiş (yani temyiz incelemesi sonucunda onanmış) olmakla birlikte haklarında hükmolunan cezalar Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihe kadar tamamen infaz edilmemiş olan tüm kişiler için geçerlidir.
Parlamento, 18 Mayıs 2017 tarihinde, 26 Kasım 2015 tarihli Kanun’u yürürlükten kaldırarak bundan önceki duruma geri dönülmesini sağlayan bir kanun çıkarmıştır. İlga edici kanunda, söz konusu kanunun resmi olarak yayımlandıktan sonraki gün yürürlüğe gireceği belirtilmektedir. Kanun, 20 Haziran 2017 tarihinde resmi olarak yayımlanmıştır.
F. Dosyaların Eski Haline Getirilmesine İlişkin Kanun Tasarısı
47. Milletvekili ve İnsan Hakları Parlamento Komitesi Başkanı G. Nemyrya, dört milletvekili ile birlikte, 21 Mayıs 2015 tarihinde, ceza hukukunda insan haklarına ilişkin korumanın güçlendirilmesi konusunda bazı kanunlarda değişikliklerin yapılmasına yönelik bir kanun tasarısı sunmuştur. Parlamentoda 2930 numarası ile kayıt altına alınan kanun tasarısında, özellikle 12 Ağustos 2014 tarihli Kanun’un 1. maddesinin 3. fıkrasında (bk. yukarıda paragraf 45) değişiklik yapılması önerilmektedir. Bu değişiklik ile, davaların taraflarca sunulan belgelere dayalı olarak, “bu belgelerin mahkemenin konuyla ilgili bir karar verebilmesi için yeterli olması koşuluyla” incelenebileceğinin belirtildiği hükmü ortadan kaldırılacaktır. Kamuoyuna açıklanan en son bilgiye göre, kanun tasarısı ilgili parlamento komitesi nezdinde derdest durumdadır.
48. Milletvekili ve Adalet ve Yasal Politika Parlamento Komitesi Başkanı R. Knyazevych, 19 Ekim 2015 tarihinde, Kırım ve Sivastopol ile ilgili 15 Nisan 2014 tarihli Kanun’da (bk. yukarıda paragraf 42) değişiklik yapılmasına yönelik bir kanun tasarısı sunmuştur. 3343 numarası ile kayıt altına alınan kanun tasarısında, 12. maddeye yeni bir bent eklenerek, dava dosyasının işgal edilen bölgeden alınmasının mümkün olmaması halinde, davayı incelemekle yetkili kılınan mahkemenin taraflarca sunulan belgelere dayalı olarak davayı incelemesi gerektiğine dair bir hüküm eklenmesi önerilmektedir. Kanun tasarısında ayrıca temyiz başvurularının derdest olduğu mahkemelerin, dava dosyasındaki belgelerin eski haline getirilmesi sorununu tarafların talebi üzerine veya re’sen incelemeye yetkili kılınması önerilmektedir. Yeni maddede ayrıca işgal edilen bölgede bırakılan dosyada yer alan belgelerin nüshalarının davanın incelenmesi için yeterli olmaması durumunda, savcılık veya diğer soruşturma makamları tarafından delil toplamak amacıyla yeni bir soruşturma yürütülebilmesi öngörülecektir. Şayet yeni toplanan belgeler davanın incelenmesi için halen yeterli değilse, mahkeme, yargılamayı erteleyebilir ve tutuklu bulunan sanıkların serbest bırakılmasına karar verebilecektir.
G. “Adli” Hükümlülerin ve Dava Dosyalarının Doğu Ukrayna’nın Bazı Bölgelerinden Nakline İlişkin Uygulama
49. Başvuranın atıfta bulunduğu basın haberlerinde, Ukrayna’nın İnsan Hakları Parlamento Komiseri tarafından, Hükümetin kontrolü altında bulunan bölgede tutulan sanıklarla ilgili yüzden fazla dava dosyasının Hükümetin kontrolü altında bulunmayan bölgeden naklinin sağlandığı belirtilmektedir. Aynı şekilde, Parlamento Komiseri tarafından, “adli” cezai suçlar nedeniyle tutulan bazı hükümlü ve tutukluların (yani tutulma nedeni görünürde siyasi ve/veya çatışmayla ilgili konularla bağlantılı olmayan hükümlü ve tutuklular) da Hükümetin kontrolü altında bulunmayan bölgeden Hükümetin kontrolü altındaki bölgeye naklinin sağlandığı belirtilmektedir. Ancak, bu nakiller, sadece Donetsk Bölgesinde Hükümetin kontrolü altında olmayan topraklarla ilgilidir. Parlamento Komiseri ve hükümlü mübadele sürecinde yer alan Adalet Bakanı Yardımcısının yaptıkları kamuoyu açıklamalarına göre, Luhanks Bölgesinin Hükümetin kontrolü altında olmayan kısımlarını kontrol altında tutan kuvvetlerle aynı temaslar kurulamamıştır.
50. Luhanks Bölge Temyiz Mahkemesi tarafından Hükümet görevlisinin görev yaptığı makama sunulan bilgilere göre, Luhanks Bölgesinin Hükümetin kontrolü altında olmayan kısımlarında bırakılan dava dosyalarıyla ilgili herhangi bir nakil işlemi gerçekleştirilmemiştir.
51. Uluslararası Kızılhaç Komitesinin yayınladığı bilgilere göre, Luhanks Bölge Temyiz Mahkemesi, 2016 yılında, Hükümetin kontrolü altında bulunan bölgeler ile bulunmayan bölgeler arasında otuz yedi tutuklunun mübadelesini kolaylaştırmıştır.
III. İLGİLİ ULUSLARARASI BELGELER
A. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi
52. “Ukrayna makamlarının kontrolü dışındaki Ukrayna topraklarında işlenen insan hakları ihlallerine ilişkin hukuk yolları” hakkında 2133 (2016) sayılı Kararın ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“1. Parlamenter Meclis, Kırım’da ve bağımsızlığını ilan eden “Donetsk Halk Cumhuriyeti” ve “Luhansk Halk Cumhuriyeti”nde (sırasıyla “DPR” ve “LPR”) insan haklarının durumu konusunda derin üzüntü duymaktadır.
...
7. İnsan hakları ihlali mağdurlarının başvurabilecekleri etkin iç hukuk yolları mevcut değildir:
7.1 “DPR” ve “LPR” topraklarında ikamet eden kişilerle ilgili olarak, yerel “mahkemeler” meşruluk, bağımsızlık ve profesyonellik niteliklerinden yoksundur; Hükümetin kontrolü altındaki komşu bölgelerde bulunan ve Hükümetin kontrolü altında bulunmayan bölgelerle ilgili yargı yetkisinin devredildiği Ukrayna mahkemelerine ulaşılması güç olup, bu mahkemeler “DPR” veya “LPR” topraklarında geride bırakılan dosyalara erişim sağlayamamakta ve kararlarının bu topraklarda icrasını sağlayamamaktadır.
...
11. Donbas şehrindeki çatışma bölgesinde, çatışma hattının iki tarafında yaşayan pek çok kişi, Minsk şehrinde anlaşmaya varılan ateşkesin her gün pek çok kez ihlal edildiğine şahit olmaktadır. Bu ihlaller, esasen “DPR” ve “LPR” topraklarının fiili yetkilileri tarafından getirilen erişim kısıtlamalarına rağmen, AGİT Ukrayna Özel Gözlem Misyonu tarafından günlük olarak belgelenmektedir. Söz konusu topraklarda yaşayanlar aynı zamanda, işlevlerini yerine getiren meşru Devlet kurumlarının ve özellikle de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi doğrultusunda adalete erişim imkânının bulunmayışı nedeniyle hüküm süren cezasızlık ve genel kanunsuzluk ortamının mağdurudur.
...
17. Bu nedenle, Meclis;
...
17.5 Ukrayna’da Ukrayna makamlarının kontrolü altında bulunmayan bölgelerde yaşayan insanların insan haklarına ve insani durumlarına odaklanılmaya devam edilmesi ve Ukrayna’dan mevcut hukuka aykırı statükoyu güçlendirecek taleplerde bulunmaktan kaçınılması konusunda uluslararası topluma çağrıda bulunmaktadır.
B. AGİT
53. AGİT, 21 Mart 2014 tarihinde Ukrayna’ya Özel Gözlem Misyonu (bundan böyle “ÖGM” olarak anılacaktır) gönderilmesine karar vermiştir. ÖGM’nin görevleri arasında operasyon alanındaki güvenlik durumu hakkında rapor vermek, belirli olaylara ve olay raporlarına cevaben gerçekleri saptamak ve raporlamak ve insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı gözlemlemek ve desteklemek yer almaktadır.
54. Aralık 2015’te ÖGM, “Ukrayna’da Adalete Erişim ve Çatışma” başlıklı tematik bir rapor yayınlamıştır. Raporun ilgili kısımları aşağıda yer almaktadır:
“5.4. Yasa Dışı Tutukluluk veya Özgürlükten Yoksun Bırakılma
Mahkemelerin ve savcılık binalarının taşınması ve “DPR” ile “LPR” kontrolü altında olan alanlarda gelişmiş ve meşru bir hukuk sisteminin olmaması, hem hükümetin kontrolü altında olan hem de diğer bölgelerde kişilerin muhtemelen yasa dışı ve keyfi bir şekilde tutuklanmalarına yol açmıştır.
5.4.1. Devlet Kontrolündeki Bölgeler
Devlet kontrolündeki bölgelerde, dava dosyalarının kaybolması ve adli hizmetlerin taşınmasının yol açtığı zorluklar nedeniyle, bazı kişiler hukuka aykırı olarak tutuklu bulunmaktadır. Bu kişiler arasında tutuklu bulunan ancak bir suçtan hüküm giymemiş olanlar; ilk derece mahkemesi tarafından mahkûm edilmiş ve dava dosyası kaybolduğu sırada temyiz bekleyenler ve mahkemenin taşınmasından sonra tutuklanan ancak hükümet kontrolü dışındaki bölgeye erişim olmaması sebebiyle mahkemenin hakkında gerekli delilleri inceleyemediği kişiler bulunmaktadır. Taşınmış olan Luhansk Bölge Savcılığı, çatışmadan önce 20 Nisan 2015 tarihinde ağır suçlardan hüküm giyen dört çocuk hakkında ÖGM’ye bilgi vermiştir; ancak dava dosyaları taşınma sırasında kaybolmuştur. Görüşme sırasında bu kişiler suçların ağırlığı nedeniyle tutuklu kalmıştır. Starobilsk Bölge Mahkemesi (Luhansk bölgesi), ağır suçlar sebebiyle ilk derece mahkemesinde hüküm giymiş ve temyiz bekleyen, hükümet kontrolündeki bölgelerde tutuklu bulunan ancak dava dosyaları hükümet kontrolünde olmayan bölgelerde yer alan 60 kişi hakkında ÖGM’yi bilgilendirmiştir...”
55. ÖGM’nin 5 Nisan 2017 tarihli durum raporunun ilgili kısımları aşağıda yer almaktadır:
“ÖGM, 27 Mart ile 2 Nisan arasında bir önceki haftaya göre şiddette yaklaşık yüzde 20’lik bir azalma ve 1 Nisan’da başlayan ateşkese bağlı kalma taahhüdünün yenilenmesinden bu yana daha sakin bir durum olduğunu tespit etmiştir. Aynı zamanda güvenlik durumu değişken ve öngörülemez olmaya devam etmiştir.
ÖGM, 27 Mart’tan 2 Nisan’a kadar, ağır silah kullanımında neredeyse yüzde 90’lık bir azalma gözlemlemiştir. Ancak bir önceki hafta olan 20-26 Mart arasında, en az 3.930 patlama dâhil olmak üzere, Ek Önlem Paketinin yürürlüğe girmesinden bu yana ikinci en yüksek yasaklı silah kullanımı tespit edilmiştir.”
ÖGM’nin 14 Haziran 2017 tarihli durum raporunun ilgili kısımları aşağıda yer almaktadır:
“1 Haziran Uluslararası Çocuk Günü münasebetiyle yeniden ateşkes taahhüdü ve bununla birlikte şiddete verilen bir günlük aranın ardından, hem Donetsk hem de Luhansk bölgelerinde şiddette artış meydana gelmiştir. Örneğin, ÖGM, 3-4 Haziran tarihlerinde Donetsk şehrinin Petrovskyi semtindeki Trudivske muhiti ile komşu Krasnohorivka arasında karşılıklı ağır silah ve havan ateşi; 5-6 Haziran’da ise Luhansk bölgesindeki Zholobok-Krymske’de çok namlulu roketatar sistemleri de dâhil olmak üzere ağır silahların kullanıldığını gözlemlemiştir.
ÖGM, 29 Mayıs-12 Haziran arası dönemde 20 sivilin yaralandığını ve 1 sivilin hayatını kaybettiğini doğrulamıştır. Bu sayıyla birlikte 2017 yılında ÖGM tarafından teyit edilen zarar gören sivil sayısı 261’e yükselmiş ve bunlardan 45’i hayatını kaybetmiştir.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN VE SÖZLEŞME’YE EK 7 NO.LU PROTOKOL’ÜN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
56. Başvuran, yetkililerin, temyiz başvurusunun etkili bir şekilde incelenmesine olanak tanıyacak kural ve usulleri uygulamamasının Sözleşme’nin 6. maddesinde ihlale yol açtığından şikâyetçi olmuştur. Söz konusu maddenin ilgili kısmı şu şekildedir:
“Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) mahkeme tarafından, (...) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
Ayrıca, aynı ihmalin, ilgili kısmı aşağıdaki ifadeleri içeren Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinde de ihlale sebep olduğundan şikâyetçi olmuştur:
“1. Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkûm edilen her kişi, mahkûmiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dâhil olmak üzere, yasayla düzenlenir.”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
1. Tarafların beyanları
57. Hükümet, iç hukukta, başvuranınki gibi durumların değerlendirilmesi amacıyla 12 Ağustos 2014 tarihli Kanun’un 1 (3) sayılı bölümünde bir usul öngörüldüğünü ileri sürmüştür (bk. yukarıda 45. paragraf). Bu hüküm uyarınca, başvuran, elindeki dava dosyasındaki herhangi bir materyalin kopyalarıyla birlikte Temyiz Mahkemesine yeniden başvurabilirdi. Ayrıca elindeki materyali Temyiz Mahkemesine sunabilir ve bu materyale dayanarak dosyayı tekrar düzenlemesini talep edebilirdi. Hükümete göre, başvuran bu usule başvurmayarak iç hukuk yollarını tüketmemiştir.
58. Başvuran, 12 Ağustos 2014 tarihli Kanun’un 1 (3) sayılı bölümünün mahkemelerin çalışmalarının iç organizasyonuyla ilgili olduğunu ileri sürmüştür. Münferit davacıları kapsamamış ve bu davacıların erişebileceği ayrı bir hukuk yolu yaratmamıştır. Hükümetin, dava dosyasının yeniden düzenlenmesi için gerekli materyali sağlamanın başvuranın görevi olduğunu iddia ettiği yorumlanırsa, bu tür bir yükümlülük, özellikle o sırada tutuklu olduğu göz önüne alındığında, başvurana orantısız ve aşırı bir yük bindirmiş olurdu. Başvuran, aslında dava dosyasının yeniden düzenlenmesi için başvurmuş ve bu nedenle iç hukukun kendisinden talep ettiği her şeyi yapmıştır.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
59. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi anlamında ispat yükümlülüğünün her iki tarafta da olduğunu yinelemektedir. Mahkemeyi, söz konusu iç hukuk yolunun etkin ve aynı zamanda teoride ve uygulamada mevcut olduğuna ve kısacası başvuranın şikâyetleri bakımından telafi imkânı ve makul başarı şansı sunan erişilebilir bir yol olduğuna ikna etme görevi iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Hükümete aittir (bk. Menteş ve Diğerleri/Türkiye, 28 Kasım 1997, § 57, Karar ve Hükümler Derlemesi 1997-VIII).
60. Mahkeme, mevcut davada 12 Ağustos 2014 tarihli Kanun’un nispeten yeni olduğunu kabul etmesine rağmen (bk. Kudrevičius/Litvanya [BD], no. 37553/05, § 115, 15 Ekim 2015, Huhtamäki/Finlandiya, no. 54468/09, § 51, 6 Mart 2012 ve bu kararda anılan içtihat), mevcut davada Hükümetin, kendi tanımladığı hukuk yolunun kullanımına ilişkin örnekleri gösteren herhangi bir mahkeme kararı sunmadığını gözlemlemektedir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Soldatenko/Ukrayna, no. 2440/07, § 49, 23 Ekim 2008, ve M./Ukrayna, no. 2452/04, § 85, 19 Nisan 2012). Ancak daha da önemlisi, Mahkeme, başvuranın davasındaki ilerlemeyi defalarca Temyiz Mahkemesine sormasına rağmen, Temyiz Mahkemesinin verdiği yanıtlarda Hükümet tarafından öne sürülen hukuk yoluna işaret etmediğini kaydetmektedir (bk. yukarıda 19 ve 21. paragraflar). Her halükarda, 12 Ağustos 2014 tarihli Kanun’un 1(3) sayılı bölümünde, başvuranınki gibi bir durumda -başka bir deyişle dava dosyasının Hükümet tarafından kontrol edilen bir bölgeye sevk edilemediği durumlarda- davanın taraflarca sunulan materyaller temelinde, “söz konusu materyallerin mahkemenin konu hakkında karar vermesi için yeterli olması koşuluyla” incelenebileceği açık bir şekilde öngörülmektedir. Ancak, taraflar olan başvuran ve savcılığın yeterli materyali sağlayamadıkları açıktır ve bu durum Lysychansk Mahkemesinin başvuranın dava dosyasının yeniden düzenlenmesi için yaptığı başvuruyu reddetmesine neden olmuştur (bk. yukarıda 25. paragraf). Başvuran Temyiz Mahkemesine başvurmuş olsaydı sonucun farklı olabileceğine dair hiçbir işaret bulunmamaktadır.
61. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğuna ilişkin ilk itirazlarını reddetmiştir. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi
(a) Tarafların beyanları
62. Başvuran, iç hukukun, kayıp bir dava dosyasını geri getirmenin imkânsız olduğu durumlarda ilgili kişilerin ve adli makamların nasıl davranması gerektiğine dair herhangi bir çözüm yolu sağlamadığını ileri sürmüştür. Başvurana göre yapılması gereken eylem, ya yeni bir soruşturma ve yargılama ya da mevcut materyale dayalı olarak daha yüksek bir mahkeme tarafından davanın incelenmesidir. Ancak iç mevzuat buna izin vermemiştir. Bu durumun ortaya çıktığı bağlam, bir çözümün hayata geçirilmesindeki gecikmenin bir kısmını açıklayabilmektedir, ancak iki yıldan fazla bir süredir bir çözüm bulunmaması, Sözleşme’nin 6. maddesinde yer alan “güvenceleri tamamen ortadan kaldırmıştır”.
63. Başvuran ayrıca, yetkili makamların, hâlihazırda yürürlükte olan mevzuat kapsamında kendilerine sunulan araçları dahi tam olarak kullanmadıklarını ileri sürmüştür. Özellikle, dosyanın tekrar düzenlenmesi sorununu inceleyen Lysychansk Mahkemesi, yalnızca savcının katıldığı ve başvuranın bulunmadığı tek bir duruşma yapmıştır. Yetkililer, başvuranın dava dosyasına ilişkin materyali tek başına sunamayacağını tespit ettikten sonra soruşturmayı durdurmuş ve ilgili materyalleri toplamaya yönelik diğer yolları dikkate almamışlardır: üçüncü şahıslardan belge talep etmek; ek araştırmalar yapmak ve başvuranı ve tanıkları sorgulamak. Polise ve Uluslararası Kızılhaç Komitesine yapılan talepler (bk. yukarıda 33. paragraf) yetersiz kalmıştır. Özellikle, Parlamento Komiseri, Donetsk bölgesindeki Hükümet kontrolünde olmayan bölgeden dosyaların iadesini sağlamasına rağmen sorunun çözümüne dâhil olmamıştır (bk. yukarıda 49. paragraf).
64. Hükümet, yargılamanın uzunluğunun makul olup olmadığının her davada davanın kendi koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuranın temyiz incelemesindeki gecikmenin Luhansk bölgesindeki karmaşık durumdan ve dava dosyasını Rusya Federasyonu tarafından desteklenen ve kontrol edilen bir terör örgütünün kontrolü altında bulunan Luhansk’tan almanın imkânsızlığından kaynaklandığını vurgulamışlardır. Ek olarak, Ukrayna Parlamentosu nezdinde bekleyen yasama teklifleri (bk. yukarıda 47 ve 48. paragraflar), Hükümetin kontrolü altında olmayan bölgelerde kalan dava dosyalarının tekrar oluşturulmasını basitleştirmeyi amaçlamıştır. Dolayısıyla, Hükümet, başvuranınki gibi bir durumda olan bireylerin haklarını “güvence altına almak” için mümkün olan tüm tedbirleri almaktaydı.
65. Hükümet, başvuranın durumunun, askıya alma beyanın önce oluşmuş olması ve beyanın geriye dönük bir etkisi olmaması sebebiyle, Ukrayna’nın Sözleşme’nin 15. maddesi kapsamında yükümlülüklerini askıya almasının başvuranın durumunu kapsamadığını ileri sürmüştür. Başvuran, Ukrayna’nın yükümlülüklerini askıya almasına ilişkin beyanında açıklanan tedbirlerin Hükümetin tabiriyle kendi durumuyla ilgili olmadığını ve bu nedenle askıya almanın kapsamında olmadığını ileri sürmüştür.
(b) Mahkeme’nin değerlendirmesi
66. Mahkeme, ilk olarak, davaya ilişkin incelemesinin kapsamının, başvurunun yalnızca Ukrayna’ya yönelik olması gerçeğiyle sınırlı olduğunu (kıyaslayın, örneğin, Ilaşcu ve Diğerleri/Moldova ve Rusya [BD], no. 48787/99, AİHM 2004 ‑ VII) ve başvuranın, Ukrayna ile diğer herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Taraf arasındaki uluslararası işbirliği mekanizmalarındaki bir eksiklik nedeniyle haklarının ihlal edildiğini iddia etmediğini kaydetmektedir.
67. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında Sözleşmeci Devletlerin temyiz mahkemeleri veya Yargıtay kurmalarının şart koşulmadığını ancak bu tür mahkemeleri kuran bir Devletin, hukuka tabi kişilerin bu mahkemeler önünde 6. maddede yer alan temel güvencelerden yararlanmasını sağlaması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. Delcourt/Belçika, 17 Ocak 1970, § 25, Seri A no. 11).
68. Sözleşme’nin 6. maddesi, bu hakkın iç hukuk tarafından tanındığı durumlarda temyiz mahkemesi de dâhil olmak üzere hem mahkemeye erişim hakkını hem de makul bir süre içinde adil yargılanma hakkını güvence altına almaktadır. Mahkeme, mevcut davada, bu iki hakka saygı gösterilip gösterilmediğine ilişkin soruların birbiriyle yakından ilişkili olduğunu ve birlikte incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Kristiansen ve Tyvik As/Norveç, no. 25498/08, § 51, 2 Mayıs 2013).
69. Mahkemeye erişim hakkı mutlak değildir ancak sınırlamalara tabi olabilir; erişim hakkı yapısı gereği Devlet tarafından düzenlenmesini -toplumun ve bireylerin ihtiyaçlarına ve kaynaklarına göre zamana ve yere göre değişiklik gösterebilen düzenlemeler- gerektirdiği için bunlara dolaylı olarak izin verilmektedir (bk. Ashingdane/Birleşik Krallık, 28 Mayıs 1985, § 57, Seri A no. 93). Aynı şekilde, yargılama türlerinin çeşitliliği göz önüne alındığında, yargılama süresinin aşırı olarak değerlendirileceği noktayı belirlemeye yönelik kesin bir kriter yoktur (bk. Havelka/Çek Cumhuriyeti (k.k.), no. 42666/10 ve 61523/10, 20 Eylül 2011). Yargılamaların uzunluğunun makullüğü, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın davranışları ve yetkili makamların davranışları başta olmak üzere Mahkeme’nin içtihadında belirtilen kriterler göz önünde bulundurularak davaya özgü koşullar bağlamında değerlendirilmelidir (bk. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999 ‑ II). Ancak, bazı davalarda, bu kriterlerin her biri ayrı ayrı incelenmeksizin bu bağlamda genel bir değerlendirme gerekebilir (bk. örneğin, Mączyński/Polonya, no. 43779/98, § 33, 15 Ocak 2002). Son olarak Mahkeme, davaların ulusal mahkemeler tarafından görülmesinde zaman zaman gecikmelere yol açan ve çeşitli faktörlerden kaynaklanan zorlukların (bk. Vernillo/Fransa, 20 Şubat 1991, § 38, Seri A no. 198).
70. Mevcut davanın koşullarına dönüldüğünde, Mahkeme, başvuranın mahkûmiyetine karşı temyiz başvurusunda bulunabilmesinin tartışma konusu olmadığını ve bu temyizin esasa ilişkin incelenmek üzere kabul edildiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, başvuranın davasının şimdiye kadar Temyiz Mahkemesi tarafından incelenmemiş olmasının temel nedeninin, Hükümetin kontrol etmediği bölgelerdeki çatışmalar sebebiyle dava dosyasının artık kullanılamaz olduğu da tartışmasızdır.
71. Dolayısıyla, davalı Devlet yetkililerinin, başvuranın Temyiz Mahkemesine erişim hakkını kasten “kısıtladıkları” veya “sınırladıkları” söz konusu değildir (karşılaştırın, örneğin, Omar/Fransa, 29 Temmuz 1998, §§ 34-44, Raporlar 1998-V). Mahkeme önündeki soru, daha ziyade, Sözleşme’nin teorik ve hayali değil, pratik ve etkili hakları güvence altına almayı amaçladığına ilişkin köklü ilkesi ışığında (bk. Artico/İtalya, 13 Mayıs 1980, § 33, Seri A no. 37, ve Ibrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08, 50571/08, 50573/08 ve 40351/09, § 272, 31 Mayıs 2016), davalı Devletin yargı sistemini bu özel durumda 6. madde ile güvence altına alınan hakları uygulamada etkili kılacak şekilde düzenlemek için mevcut tüm tedbirleri alıp almadığıdır (bk. örneğin ve gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Unión Alimentaria Sanders S.A./İspanya, 7 Temmuz 1989, § 38, Seri A no. 157 ve Davran/Türkiye, no. 18342/03, § 45, 3 Kasım 2009). Bu soruyu incelerken Mahkeme, davanın ortaya çıktığı bağlamın bilincindedir ve bu genel bağlamı dikkate almadan dava konusu olayları incelemenin yüzeysel olacağını kaydetmektedir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Khlaifia ve Diğerleri/İtalya [BD], no. 16483/12, § 185, AİHM 2016 (alıntılar)).
72. Bu yaklaşımı benimseyen Mahkeme, davalı Devlet yetkililerinin, bu koşullar altında başvuranın itirazını incelemeye devam etmesi için uygulanabilecek herhangi bir yolun açık olup olmadığını belirleyecektir.
73. Başvuran, buna yönelik olası üç temel yol önermiştir (bk. yukarıda 62 ve 63. paragraflar):
(i) dava dosyasını Hükümetin kontrolü altında olmayan bölgeden almak için Parlamento İnsan Hakları Komiseri’nin yardımını talep etmek;
(ii) yeni bir soruşturma ve dava yürütmek;
(iii) mevcut materyale dayalı olarak kararı gözden geçirmek.
74. Birinci seçenekle ilgili olarak, Mahkeme, bu mekanizmanın etkililiğinin, yalnızca sorumlu Hükümetin çabalarına değil Hükümetin kontrolü altında olmayan bölgeyi kontrol eden güçlerin iyi niyetine ve işbirliğine bağlı olacağını kaydetmektedir. Mevcut davada, başvuran aslında Komiser’den yardım istemiştir; ancak, muhtemelen, Donetsk bölgesinden farklı olarak (bk. yukarıda 49. paragraf), başvuranın dosyasının bulunduğu Luhansk bölgesinin Hükümet denetiminde olmayan kısımlarında meydana gelen bu tür sorunları çözmek için mekanizmaların oluşturulamamış olması sebebiyle herhangi bir yardım sağlayamamıştır (bk. yukarıda 20. paragraf). Başvuran, Luhansk bölgesi için bir mekanizmanın olmamasının herhangi bir taraftan ziyade Ukrayna makamlarının ihmalinden kaynaklandığını iddia etmemiştir. Söz konusu dönem boyunca bölgedeki çatışmaların devam ettiği ve şimdiye kadar istikrarlı ve kalıcı bir ateşkes kurulmadığı gerçeği de hesaba katılmalıdır (bk. yukarıda 52 ve 55. paragraflar).
75. İkinci seçenek olan yeni bir soruşturma ve dava olasılığı ile ilgili olarak, Mahkeme, hem başvuranın hüküm giydiği suçların hem de yargılamasının şu anda Hükümetin kontrolü altında olmayan Luhansk bölgesinde gerçekleştiği göz önüne alındığında, yerel mahkemenin dava dosyasını yeniden düzenlenmesine ilişkin yargılamalarında varılan, davayla ilgili herhangi bir materyalin ellerinde bulunmadığına ilişkin vardıkları sonuçtan şüphelenmek için hiçbir neden görmemektedir (bk. yukarıda 11. paragraf). Mahkeme, başvuranın dosyasının yeniden düzenlenmesi hususunun incelendiği duruşmada bulunmadığına ilişkin iddiasını (bk. yukarıda 63. paragraf) kaydetmektedir; ancak Mahkeme nezdinde, başvuranın duruşmada bulunmamasının yetkililere atfedilebileceğini veya başvuranın mahkemeye yazılı beyanda bulunmasının engellendiğini veya duruşmada bulunmamasının sonucunu etkilediğini veya etkileyebilme ihtimalinin olduğunu gösteren hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
76. Bu nedenle, bazı durumlarda yeni bir soruşturma ve yargılama mümkün olabilse de, bunların başvuranın durumunda uygulamada etkili olacağı gösterilmemiştir. Bu bağlamda Mahkeme, görevinin ilgili hukuku ve uygulamayı özet olarak (“in abstracto”) gözden geçirmek değil, bunların başvuran üzerinde olan etkilerinin Sözleşme’de ihlale yol açıp açmadığını belirlemek olduğunu yinelemektedir (bk. örneğin, N.C./İtalya [BD], no. 24952/94, § 56, AİHM 2002-X).
77. Üçüncü seçenek olan başvuranın mahkûmiyetinin ve cezasının mevcut materyale dayanılarak incelenmesine ilişkin Mahkeme, başvuranın mevcut koşullar altında mümkün ve uygun olarak değerlendireceğini bir incelemenin kapsamını belirtmediğini gözlemlemektedir. Başvuranın, davanın şu anda yürürlükte olan mevzuatın sağladığı inceleme standardı kapsamında temyiz incelemesini istediği görülmektedir. Bu durum kanıtların değerlendirilmesi de dâhil olmak üzere hem hukuka hem de olaya ilişkin hususların incelenmesini gerektirmektedir (bk. yukarıda 36. paragraf). Bununla birlikte, böyle bir inceleme, yerel dava dosyasında veya diğer kapsamlarda toplanan delillere erişilmesini gerektirecektir. Yukarıda belirtildiği üzere (bk. yukarıda 75. paragraf), yerel mahkeme, hâlihazırda yetkililerde böyle bir delilin bulunmadığı sonucuna varmıştır. Ancak ileri bir tarihte söz konusu delillere sahip olabilecekleri göz ardı edilemez. Bu tür kanıtlar elde edilmeden önce davadaki hususları bütünüyle incelemek, gelecekte daha çok bilgiyle yapılabilecek bir inceleme olasılığına halel getirebilir.
78. Mahkeme, bu bağlamda, ceza davalarında yargılamanın uzunluğunun makul olup olmadığını belirlerken, başvuranın tutuklu olup olmadığı sorusunun ilgili bir faktör olduğunu yinelemektedir (bk. Abdoella/Hollanda, 25 Kasım 1992, § 24, Seri A no. 248-A). Buna göre, Ukrayna yetkililerinin başvuranın itirazına ilişkin tutumunu değerlendirirken Mahkeme, yerel mahkemelerin 26 Kasım 2015 tarihli Kanun’u kapsamlı bir şekilde yorumlayarak başvurana uygulama ve dolayısıyla başvuranı serbest bırakma kararına önem vermektedir (bk. yukarıda 29-32. paragraflar).
79. Mahkeme, yukarıda yer alan açıklamaların ve özellikle de yetkililerin başvuranın dava dosyasını yeniden düzenleme olasılığını gerektiği gibi inceledikleri hususunun ışığında, yerel makamların, mevcut koşullar altında, başvuranın durumunu ele almak için ellerinden geleni yaptıkları sonucuna varmıştır. Başvuran, davalı Hükümetin, şu anda uygulayabileceği diğer herhangi bir işlem gösterememiştir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Azemi/Sırbistan (k.k.), no. 11209/09, § 47, 5 Kasım 2013).
80. Mahkeme ayrıca, yetkililerin kontrolleri altındaki alanlarda delil toplamaya; kendi kontrolleri altında olmayan topraklarda bulunan dosyaların kurtarılmasını kolaylaştırmak amacıyla Uluslararası Kızılhaç Komitesinin yardımını istemeye ve dava dosyasının kısmen kullanılamadığı durumlarda temyiz incelemelerine destek sağlamayı amaçlayan mevzuat önerisine ilişkin girişimlerini memnuniyetle karşılamaktadır (bk. yukarıda 33, 47 ve 48. paragraflar).
81. Yukarıdakilerin ışığında ve Ukrayna makamlarının üstesinden gelmek zorunda olduğu nesnel engelleri dikkate alarak Mahkeme, mevcut davanın koşullarında Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edilmediğini tespit etmiştir.
82. Mahkeme, tarafların Mahkeme’den başvuranın davasında Sözleşme’nin 15. maddesini uygulamasını talep etmediğini kaydetmektedir (bk. yukarıda 65. paragraf). Buna göre ve Mahkeme’nin yukarıda Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında vardığı sonuç göz önünde bulundurulduğunda, şikâyet edilen durumun, Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca Ukrayna tarafından yapılan geçerli bir derogasyon kapsamında olup olmadığını değerlendirmek gerekli değildir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, İrlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 191, Seri A no. 25 ve A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 3455/05, § 161, AİHM 2009).
2. Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesi
83. Mahkeme, başvuranın Ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamındaki şikâyetinin aynı olaylarla ilgili olduğu ve Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında incelenenlerle aynı konuları gündeme getirdiğini göz önünde bulundurarak ayrı bir incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (bk. örneğin ve gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Nedzela/Fransa, no. 73695/01, §§ 59-61, 27 Temmuz 2006).
II. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
84. Başvuran, 31 Nisan 2013 ile 18 Mart 2016 tarihleri arasında Sözleşme’nin 5 § 1 maddesine aykırı olarak tutuklu kaldığından şikâyetçi olmuştur. Ayrıca, 5 § 5 maddesi kapsamında, bu bağlamda geçerli bir tazminat hakkına sahip olmadığından şikâyetçi olmuştur.
Sözleşme’nin 5. maddesinin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;
....
5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.”
85. Başvuran, normalde 31 Nisan 2013 ile 18 Mart 2016 tarihleri arasındaki tutukluluğunun Sözleşme’nin 5 § 1 (a) maddesinin anlamı dâhilinde mahkûmiyet sonrası yasaya uygun tutukluluk teşkil etmesine karşın davanın kendine özgü koşulları nedeniyle 5 § 1 (a) maddesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, iç hukuka göre, ilgili tutukluluk süresinin yargılama öncesi tutukluluk teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Ancak, dava dosyasının Hükümet tarafından kontrol edilmeyen bölgede kalması sebebiyle yerel mahkemeler; ayrıntılı nedenler sunmadan başvuranın tahliye talebini reddetmiş, yargılama öncesi tutukluluğuna bir süre sınırı koymamış ve özgürlüğünden yoksun bırakılması üzerinde etkili bir adli kontrol uygulamamışlardır.
86. Başvuranın özgürlükten yoksun bırakılmasının, Sözleşme’nin 5 § 1 (a) maddesinin anlamı dâhilinde mahkûmiyet sonrası tutukluluk teşkil ettiğini kabul eden Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.
87. Mahkeme, taraflar gibi, başvuranın tutukluluğuna ilişkin sürenin 5 § 1 (a) maddesinin kapsamına girdiği kanaatindedir (bk. Yaroshovets ve Diğerleri/Ukrayna, no. 74820/10, 71/11, 76/11, 83/11, ve 332/11, §§ 134-35, 3 Aralık 2015). Başvuranın, yetkili bir mahkeme tarafından mahkûm edildikten sonra tutuklanması nedeniyle (bk. yukarıda 7. paragraf), tutukluluğunun iç hukuk açısından hukuka uygun olduğu ve tutukluluk süresinin cezasını aşmadığı açıktır (karşılaştırın, aynı kararda, § 150). Başvuranın tutukluluğunun 5 § 1 (a) tarafından müsaade edilen özgürlükten yoksun bırakma amaçlarına uygun olmadığına dair başka bir gösterge yoktur (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, V./Birleşik Krallık [BD], no. 24888/94, § 104, AİHM 1999-IX).
88. Buna göre, ve ayrıca Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki bulguları ışığında, Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun Sözleşme’nin 5 § 1 maddesine uygun olmadığına dair tartışılabilir bir dava ortaya koymadığı kanaatindedir.
89. Mahkeme, başvuranın, yerel mahkemelerin itirazını incelerken gecikmelerinin normal koşullar altındakinden daha uzun süre tutuklu kalmış olmasına veya kesinlikle daha uzun süre tutuklu kalacağına yol açtığını gösterebilmiş olsaydı farklı değerlendirmelerin ihtimal dâhilinde olabileceğini gözlemlemektedir. Örneğin, tutukluluğu mahkûm edildiği hapis süresini aşmış olsaydı (karşılaştırın, Yaroshovets, yukarıda anılan, §§ 149 ve 150) veya temyiz başvurusunun incelenmemesi sebebiyle adli kontrol şartıyla erken tahliyeye erişiminden mahrum kalmış olsaydı bu söz konusu olurdu. Ancak, bu davada böyle bir değerlendirme geçerli değildir.
90. Dolayısıyla, başvuranın Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olup Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 uyarınca reddedilmesi gerekmektedir. Buna göre, başvuranın 5 § 5 maddesi kapsamındaki şikâyeti de aynı şekilde dayanaktan yoksundur (bk. örneğin, Ławniczak/Polonya (k.k.), no. 22857/07, § 76, 23 Ekim 2012).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 6 § 1 ve Ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Başvuranın Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamındaki şikâyetine dair ayrıca bir inceleme yapmaya gerek olmadığına karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 25 Temmuz 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Andrea TamiettiVincent A. De Gaetano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy