© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright indication at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
BÜYÜK DAİRE
KHOROSHENKO - RUSYA
(Başvuru no. 41418/04)
SON KARAR
STRAZBURG
30 Haziran 2015
Bu karar kesindir. Yazı işleri tarafından şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Khoroshenko – Rusya başvurusunda
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, aşağıdaki kişilerin hazır bulunduğu oturumda Büyük Daire sıfatıyla toplanarak:
Dean Spielmann, Başkan,
Josep Casadevall,
Guido Raimondi,
Mark Villiger,
Isabelle Berro,
Ineta Ziemele,
Elisabeth Steiner,
Khanlar Hajiyev,
Mirjana Lazarova Trajkovska,
Julia Laffranque,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Linos-Alexandre Sicilianos,
Erik Møse,
Paul Mahoney,
Ksenija Turković,
Dmitry Dedov,
Egidijus Kūris, yargıçlar,
ve Lawrence Early, hukuk danışmanı,
3 Eylül 2014 ve 22 Nisan 2015 tarihlerinde, kapalı oturumda müzakerede bulunmuş ve,
yukarıda belirtilen son tarihte aşağıdaki kararı tefhim etmiştir:
USUL
1. Dava, Rusya vatandaşı olan Bay Andrey Anatolyevich Khoroshenko (“başvurucu”) tarafından Rusya’ya karşı, 6 Ekim 2004’te, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapılan bir başvurudan (no. 41418/04) kaynaklanmıştır.
2. Hukuki yardıma hak kazanan başvurucu, Strazburg’ta avukatlık yapan Bay O. - Preobrazhenskaya ve Bayan M. Makarova tarafından temsil edilmiştir. Rus Hükümeti (“Hükümet”) Rusya Federasyonu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki temsilcisi Bay G. Matyushkin tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucu bilhassa hükmen tutukluluğu sırasında (kişinin mahkumiyet kararının ardından tutuklanması ya da tutukluluğunun devam etmesi durumu) aile ziyaretleri üzerindeki çeşitli sınırlamaların Sözleşme’nin 8. maddesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.
4. Başvuru 13 Ocak 2011’de Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
5. Başvuruya bakmak üzere Mahkeme’nin Birinci Bölümü görevlendirilmiştir.11 Şubat 2014’te başvuruya bakmakla görevlendirilen, yargıçlar Isabelle Berro, Elisabeth Steiner, Khanlar Hajiyev, Mirjana Lazarova Trajkovska, Julia Laffranque, Ksenija Turković, Dmitry Dedov ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Søren Nielsen’den oluşan Birinci Bölüm Dairesi Büyük Daire lehine dosyadan el çekmiş; taraflar el çekme kararına itirazda bulunmamıştır. (Sözleşme’nin 30. maddesi ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 72. maddesi).
6. Büyük Daire’nin oluşumu, Sözleşme’nin 26. maddesinin 1, 4 ve 5. fıkraları ile Mahkeme İçtüzüğü’nin 24. maddesi uyarınca belirlenmiştir.
7. Başvurucu ve Hükümet başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkındaki yazılı görüşlerini sunmuşlardır. (Kural 59 § 1). Ayrıca Mahkeme Başkanı tarafından yazılı usule katılmalarına izin verilen Surrey Üniversitesi’nden bir grup akademisyen de üçüncü taraf olarak (“müdahiller”) görüşlerini sunmuştur. (Sözleşme’nin 36 § 2 maddesi ve İçtüzüğün 44 § 3 kuralı).
8. 3 Ekim 2014’te Strazburg’ta, İnsan Hakları Binası’nda kamuya açık bir duruşma yapılmıştır. (Kural 59 § 3).
Duruşma sırasında Mahkeme önünde aşağıdaki kişiler hazır bulunmuştur:
(a) Hükümet adına
BayG. Matyushkin, Rusya Federasyonu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki temsilcisi, Görevli,
Bayan N. Mikhaylov,
Bayan Y. Tsimbalova,
BayS. Kovpak, Danışmanlar;
(b) Başvurucu adına
Bayan O. Preobrazhenskaya,
Bayan M. Makarova, Vekiller.
Mahkeme Bay G. Matyushkin, Bayan O. Preobrazhenskaya ve Bayan M. Makarova’nın ifadelerini, ayrıca Bay G. Matyushkin ve Bayan M.’nin yargıçların sorularına verdikleri cevapları dinlemiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
9. Davaya konu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
A. Başvurucunun durumu hakkında genel bilgi
10. Başvurucu 1968’de doğmuş olup halihazırda Perm bölgesindeki Solikamsk şehrinde ömür boyu hapis cezasını çekmektedir.
11. 21 Kasım 1994’te başvurucu hırsızlık, yağma ve nitelikli cinayet şüphesiyle tutuklanmıştır.
12. Başvurucu, tutuklandığı 21 Kasım 1994 tarihi ile 1995 yaz dönemi arasında, Ekaterinburg, Perm, Izhevsk ve Perm bölgesinde çeşitli tutukevlerinde kalmıştır.
13. 13 Ekim 1995 tarihinde Perm Bölge Mahkemesi başvurucuyu suçlu bulmuş ve ölüm cezasına çarptırmıştır. Bu hüküm 6 Haziran 1996 tarihinde kesinleşmiştir.
14. 1995 yazından 1999 sonbaharına dek başvurucu Perm’de, 1 No’lu Tutukevi’nde tutulmuştur. Mahkumiyet kararının ardından ise başvurucu, ölüm cezasının infazını bekleyen hükümlülerin kaldığı özel bir hücrede tutulmuştur.
15. 19 Mayıs 1999’da Rusya Başkanı başvurucunun ölüm cezasını ömür boyu hapis cezasına çevirmiştir.
16. Başvurucu 8 Ekim 1999’da, ömür boyu hapis cezasına çarptırılan hükümlülerin kaldığı, özel rejime tabi bir ceza infaz kurumuna sevk edilmiş ve 11 Ekim 1999 tarihinde, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 127 § 3 maddesi uyarınca hapis cezasının ilk on yılının infazı başlamıştır. Başvurucu, bu yasa hükmünün düzenlediği genel kurala getirilen istisna kapsamına sokulmuştur zira onun cezasının ilk on yılı, 1994’de, ilk kez tutuklandığı tarihten itibaren değil, özel rejime tabi ceza infaz kurumuna koyulduğu tarihten itibaren hesaplanmıştır. Bu istisna yalnızca -hüküm öncesi- tutuklulukları sırasında kurallara aykırı davranan mahpuslara uygulanmaktadır. (Bkz. aşağıda 52. paragraf). Başvurucu daha sonra bu kurala karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş fakat başvurusu reddedilmiştir. (bkz. aşağıda 30. paragraf).
17. Başvurucu, müteakip on yıl boyunca, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 125 § 3 maddesinde düzenlenen yüksek güvenlikli infaz rejimine tabi tutulmuştur. (bkz. aşağıda 29. paragraf).
18. Hapis cezasının ilk on yılının infazının sona erdiği 11 Ekim 2009 tarihinde başvurucunun hapis cezası, yüksek güvenlikli infaz rejiminden Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 125 § 1 maddesi kapsamındaki olağan rejime geçirilmiştir. (bkz. aşağıda 50. paragraf).
B. -Hüküm öncesi- tutukluluk sırasında aile ziyaretleri ve müteakip hapsedilme
19. Tutuklandığı 21 Kasım 1994 tarihinde başvurucu, S. ile evli olup üç yaşında bir erkek çocuk sahibidir. Ailesinin geri kalanı ise, annesi ve babası O. ve A., kardeşi Se. ve büyükannesi M.’den oluşmaktadır. Başvurucuya göre, geniş ailesi toplam on yedi kişiden oluşmaktadır ve kendisi tutuklanmasının ardından hepsiyle iletişimini korumak istemiştir.
1. Başvurucunun özel rejime tabi ceza infaz kurumuna koyulmadan önce tutulması
20. Başvurucu aleyhine Ekim 1995’te açılan ceza davasında verilen ilk derece mahkemesi kararından sonraki hafta eşinin gerçekleştirdiği ziyaret dışında, başvurucunun 21 Kasım 1994’ten 8 Ekim 1999’a dek ailesini görmesine izin verilmemiştir.
21. 1996’da, ceza davasında verilen ilk derece mahkemesi kararının ardından başvurucunun eşi kendi isteğiyle başvurucudan boşanmıştır.
22. Başvurucu, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 1997’de yürürlüğe girmesinin ardından dış dünyayla temas kurmaya başlamasına izin verildiğini belirtmiştir. Bundan sonra kendisi, tüm aile fertleriyle ve eski eşiyle yeniden iletişim kurmuştur.
2. Başvurucunun, 8 Ekim 1999 ile 11 Ekim 2009 tarihleri arasında özel rejime tabi ceza infaz kurumunda tutulması
23. Bu dönem boyunca başvurucunun, altı ayda bir yakınları tarafından bir kez, kısa süreli olarak ziyaret edilmesine izin verilmiştir. Ziyaretler dört saatten fazla sürmemiştir. Görüşmeler sırasında başvurucu ziyaretçileriyle, hiç bir fiziksel temas olmaksızın, bir cam bölme ya da metal parmaklıklar arkasından iletişim kurmuştur. Başvurucunun ziyaretçileriyle yaptığı görüşmeler bir gardiyan tarafından dinlenmiştir.
24. Başvurucu kısa süreli ziyaret hakkını olabildiğince sık kullanmış ve annesi, babası ve kardeşiyle görüşmüştür. Başvurucuyu arkadaşları da ziyaret etmeye çalışmış fakat cezaevi idaresi buna izin vermemiştir. Hapis cezasının ilk on yılı boyunca uzun süreli aile ziyaretlerine izin verilmemiştir.
25. Başvurucuya göre, dış dünyayla iletişimi üzerinde uygulanan sınırlamaların katılığı nedeniyle kendisi, bazı aile fertleriyle ve on beş yıldır görmediği oğluyla iletişimini kaybetmiştir. Başvurucunun oğlu, başvurucuyu görmeyi reddetmekle birlikte kendisine ekonomik destek sunmayı kabul etmiştir.
3. Başvurucunun 11 Ekim 2009 tarihinden itibaren özel rejime tabi ceza infaz kurumunda tutulması
26. 11 Ekim 2009’da, tabi olduğu rejimin değişmesinin ardından başvurucu, kısa süreli ziyaretlere ek olarak uzun-süreli aile ziyaretlerine de hak kazanmıştır. Başvurucu bundan sonraki dönemde, her uzun süreli ziyaret imkanını değerlendirmiş ve 2009’da bir kez, 2010, 2011, 2012 ve 2013 yıllarında da ikişer kez olmak üzere, aile fertleriyle her altı ayda bir görüşmüştür. 2013 baharı hariç olmak üzere, bu ziyaretlerin her birinde azami üç gün ziyaret izni verilmiştir. 2013 baharındaki ziyaret ise, başvurucunun ve trene yetişmek için erken ayrılmak zorunda kalan annesinin isteğiyle kesilmiştir. Başvurucunun kardeşi de bu ziyaretlere katılmıştır. Ziyaretler yetmiş iki saatten fazla sürmemiş ve bu süre boyunca başvurucunun mahremiyetine saygı gösterilmiştir. Başvurucunun babası 2007’ye dek kısa süreli ziyaretlere katılmış; fakat sağlığının bozulması nedeniyle 2009’da başlayan uzun süreli ziyaretlere gelememiştir.
27. Hükümet, başvurucunun özel rejime tabi ceza infaz kurumundaki tutukluluğu sırasında toplam on dört kez kısa süreli ve dokuz kez uzun süreli ziyaret kabul ettiğini belirtmiştir. Başvurucunun sırayla sunduğu ziyaret taleplerinden hiç biri reddedilmemiştir.
C. Anayasa Mahkemesi önündeki yargılama
1. 24 Mayıs 2005 tarihli 257-O sayılı karar
28. Başvurucu 24 Ağustos 2004 tarihinde Rusya Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 125 § 4 maddesinde yer alan, ömür boyu hapis cezasına hüküm giymiş mahkumlar için on yıl boyunca uygulanan uzun süreli aile ziyareti yasağının anayasaya aykırı olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu bilhassa, söz konusu hükmün ayrımcılık yarattığını ve kendisinin özel ve aile yaşamına saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür
29. Anayasa Mahkemesi başvurucunun 125 § 3 ve 127 § 3 maddeleri hakkındaki şikayetini kabul edilemez bularak reddetmiştir. Mahkeme aşağıdaki kararı vermiştir:
“...Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un ne 125 § 3 ne de 127 § 3 maddesi [başvurucunun] anayasal haklarını ihlal etmektedir.
Anayasa’nın 55 § 3 maddesi... anayasal düzenin temelini, ahlakı, sağlığı, başkalarının haklarını ve hukuka uygun menfaatlerini korumanın [ve] ülkenin savunmasını ve devlet güvenliğini güvenceye almanın bir aracı olarak, insan haklarının ve medeni hakların federal yasayla sınırlandırılmasına cevaz vermektedir. Bu sınırlamalar, bilhassa faillerin hapsedilmesine veya cezalandırılmasına ilişkin diğer tedbirler şeklindeki cezai müeyyidelerin uygulanmasıyla bağlantılı olabilir.
... Anayasa’nın 71 (o) maddesi federal yasama organına, Ceza Kanunu’nun 43 § 1 maddesinden kaynaklanan, yasa gereği özü itibariyle hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılma ya da hak ve özgürlüklerin kısıtlanması şeklinde bir hapis cezasına hüküm giyen kişilerle ilgili bu türde sınırlayıcı tedbirlere karar verme yetkisi tanımıştır. Aynı zamanda hem yasama bir suçtan dolayı sorumluluğu belirlerken hem de yasanın uygulamasından sorumlu birimler, işbu yasanın bir suçlu üzerinde nasıl uygulanacağına karar verirlerken, suçun niteliğini, bu suçun Anayasa ve ceza kanununca korunan değerler için arz ettiği tehlikeyi, suçun ağırlığını, sebeplerini ve suçun işlendiği koşulları, ayrıca suçlu hakkındaki bilgileri dikkate almak zorundadırlar; zira bu kurumlar eliyle yapılan düzenleme ve buna ilişkin uygulama, yasal sorumluluğa ilişkin anayasal ilkelere ve bireyin Devlet ile ilişkilerinde sahip olduğu güvencelere karşılık gelmektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin [daha önceki içtihadında] belirttiği üzere...., cezai sorumluluğa ve cezalandırmaya dair yasal düzenlemenin, failin kişiliği ve suç oluşturan eylem ile failin şahsının açığa çıkardığı toplumsal tehlikenin uygun bir şekilde ölçülmesini kolaylaştıran başkaca objektif ve makul koşullar dikkate alınmaksızın yapılması ve failin suça ne ölçüde katıldığını, suçu işledikten sonraki ve halihazırda aleyhine hükmedilmiş bir hapis cezası varsa, bu cezanın infazı sırasında sergilediği davranışı ve [konuyla ilgili] diğer etkenleri dikkate almaksızın, farklı ölçülerde toplumsal tehlike yaratan suçlar için aynı yaptırımların uygulanması ayrımcılık yasağına ve Anayasa’da belirtilen hakkaniyet ve insancıllık ilkelerine aykırı olacaktır.
Mahkum tarafından işlenen suçun ağırlığına ve hükmedilen hapis cezasına karşılık gelen, bir dizi sınırlama içeren cezai yaptırımları belirlerken ve aynı zamanda bu hapis cezasının ne şekilde infaz edileceğine karar verirken yasama organı, kendi şahsi kişiliklerine ve işledikleri suçlara göre belirlenen istisnalarla birlikte mahkumların, bir bütün olarak diğer yurttaşlarla aynı hak ve özgürlüklerden yararlandıklarını gözeterek girişimde bulunmalıdır. Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 125 ve 127. maddelerinde ve söz konusu Kanun’un diğer bir dizi hükmünde belirlendiği üzere hapis cezasının infaz edileceği koşullar, cezaları suçlulara şahsi olarak uyarlamayı, yaptırımları ve bunların uygulamasını farklılaştırmayı ve Ceza Kanunu’nun 43 § 2 maddesinde cezalandırmanın amacı olarak belirlenen, adaletin yeniden tesisini, suçlunun ıslahını ve yeni suçların işlenmesinin önlemesini gerçekleştirmek için gerekli önşartları oluşturmayı amaçlar....”
2. 21 Aralık 2006 tarihli 591-O sayılı karar
30. Başvurucu, belirtilmeyen bir tarihte Anayasa Mahkemesi’ne tekrar yaptığı başvuruda bu kez, cezaları özel rejime tabi ceza infaz kurumunda infaz edilen iki grup tutuklu arasında, hüküm öncesi tutukluluk sırasında cezaevi kurallarını ihlal edip etmedikleri ve hücre hapsiyle cezalandırılıp cezalandırılmadıkları temelinde ayrım yaptığı gerekçesiyle, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 127 § 3 maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Daha önce cezaevi kurallarını ihlal etmeyen ve hücre hapsiyle cezalandırılmayanlar için, yüksek güvenlikli infaz koşullarına tabi tutulan ilk on yıllık dönem, bu kişilerin ilk göz altına alındıkları ve tutuklandıkları tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Daha önce cezaevi kurallarını ihlal edenler ve hücre hapsiyle cezalandırılanlar için ise, yüksek güvenlikli infaz koşullarına tabi on yıllık dönem, bu kişilerin özel infaz rejimine tabi ceza infaz kurumuna geldikleri tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Başvurucu bu hükmün anayasaya aykırı olduğunu ve ayrımcılık yarattığını ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, 21 Aralık 2006 tarihinde, başvurucunun yukarıda bahsi geçen hükme karşı yaptığı başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Mahkeme’nin kararı şu şekildedir:
“... [yukarıda bahsi geçen] hüküm [başvurucunun] haklarını ihlal etmemektedir.
Anayasa’nın 55 § 3 maddesi... anayasal düzenin temelini, ahlakı, sağlığı, başkalarının haklarını ve hukuka uygun menfaatlerini korumanın [ve] ülkenin savunmasını ve devlet güvenliğini güvenceye almanın bir aracı olarak, insan haklarının ve medeni hakların federal yasayla sınırlandırılmasına cevaz vermektedir. Bu sınırlamalar, cezai müeyyidelerin suçlulara karşı, Devlet eliyle zor kullanılması yoluyla uygulanmasıyla bağlantılı olabilir. Bu müeyyidenin ayırt edici özelliği, infaz edilmekle birlikte failin birtakım haklarının ve özgürlüklerinin elinden alınmasıyla sonuçlanması ve failin belirli yükümlülüklere tabi tutulmasıdır.
Hüküm giymiş bir kişinin hak ve özgürlükleri üzerinde uygulanacak sınırlamalar aynı zamanda işlenen suçun niteliğine ve suçlunun kişiliğine uygun olmalıdır. Bu zorunluluk ayrıca, ceza yargılaması sırasında ya da halihazırda bir hapis cezasının infazı sırasında yasal rejimi ihlal ettikleri için yetkililerce cezalandırılan kişilerin durumuna da uygulanır.
Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 127 § 3 maddesi, [ihtilaf konusu kuralları da içerdiği ölçüde] cezaları suçlulara şahsi olarak uyarlamayı, yaptırımları ve bunların uygulamasını farklılaştırmayı ve Ceza Kanunu’nun 43 § 2 maddesinde cezalandırmanın amacı olarak belirlenmiş olan, adaletin yeniden tesisini, suçlunun ıslahını ve yeni suçların işlenmesinin önlenmesini gerçekleştirmek için gerekli önkoşulları yaratmayı amaçlamaktadır.
Başvurucu, kendisi aleyhine hücre hapsi biçiminde bir cezaya hükmedilirken, hüküm öncesi bir tutukevinden bir cezaevine sevk edilirken ya da kendisinin yüksek güvenlikli infaz rejimine tabi hapis süresi belirlenirken, yasayı uygulamakla görevli organların fiilleri ya da kararlarıyla haklarının ihlal edildiğini düşünüyorsa, bu karar ya da eylemlere karşı mahkemeye itiraz etme hakkına sahiptir ...”
D. Diğer olaylar
31. Başvurucu savcılık aleyhine ve kendisini ceza davasında temsil eden avukat aleyhine adli şikayetlerde bulunmuştur. Kendisi mahkeme önünde, dava açılmasına gerek olmadığı şeklindeki savcılık kararına ve şikayetleri hakkında harekete geçmeyen ombudsmana karşı itirazda bulunmuştur. Başvurucu ayrıca Anayasa Mahkemesi’ne de bir dizi şikayette bulunmuş; tüm bu başvurular reddedilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK DÜZENLEMELERİ
A. Rusya Anayasası
32. İlgili anayasa hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 23
“1. Herkes özel hayatın dokunulmazlığı, kişi ve aile mahremiyeti, onur ve itibarının korunması hakkına sahiptir.
2. Herkes, mektup, telefon, elektronik posta, telegraf ve diğer iletişim yolları bakımından haberleşmenin gizliliği hakkına sahiptir. Bu hak üzerindeki her tür sınırlama ancak mahkeme kararıyla mümkündür.”
Madde 55
“1. Anayasa’da temel hak ve özgürlüklere ilişkin yapılan sıralama, yaygın olarak tanımaya konu olan diğer insan haklarının ve medeni hak ve özgürlüklerin reddedildiği ya da hor görüldüğü şeklinde yorumlanamaz.
2. Rusya Federasyonu’nda, insan haklarını ve medeni hak ve özgürlükleri reddeden ya da hor gören hiç bir yasa yürürlüğe giremez.
3. İnsan hakları ve medeni hak ve özgürlükler, federal bir yasa tarafından, ancak anayasal düzenin temel ilkelerinin, ahlakın, sağlığın, başkalarının haklarının ve hukuka uygun menfaatlerinin korunması ya da ülke savunmasının veya Devlet güvenliğinin sağlanması için gerekli olduğu ölçüde sınırlandırılabilir.”
Madde 71 (o)
“Rusya Federasyonu’nun yargı yetkisinin alanı aşağıdakileri kapsar:
...
(o) yargı organının oluşumu, savcılık, ceza hukuku, ceza muhakemesi, cezaların infazına ilişkin konular, genel ve özel af, medeni hukuk, hukuk muhakemesi, ticaret mahkemelerinin usulü, fikri mülkiyete dair yasal düzenleme; ...”
B. 13 Haziran 1996 tarihli Ceza Kanunu
33. Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
1. Genel hükümler
Madde 43 (Cezalandırmanın tanımı ve amaçları)
“1. Cezalandırma, mahkeme kararıyla hükmedilen, devlet zorunun kullanılması suretiyle uygulanan bir tedbirdir. Cezalandırma bir cürüm işlemekten suçlu bulunan kişiye uygulanır ve bu kişinin, mevcut Yasa’da öngörülen şekilde, haklarından yoksun bırakılmasını ya da haklarının sınırlanmasını içerir.
2. Cezalandırmaya, sosyal adaleti yeniden tesis etme, ayrıca hüküm giyen kişiyi ıslah etme ve yeni suçların işlenmesini önleme amaçlarıyla başvurulur.”
Madde 57 (Ömür boyu hapis)
“1. Ömür boyu hapis cezası, insan hayatına yönelik özellikle ağır suçlara ve bilhassa halkın sağlığına ve kamu ahlakına ve güvenliğine karşı işlenen ağır suçlar ile on dört yaşından küçüklerin cinsel dokunulmazlıklarına karşı işlenen suçlara uygulanacak bir yaptırım olarak düzenlenmiştir.
2. Ömür boyu hapis cezası, kadınlara, suç işlemiş on sekiz yaşından küçük çocuklara ve yargı hükmünün verildiği sırada altmış beş yaşını doldurmuş olan erkeklere uygulanmaz.”
Madde 58 (Hapis cezasına mahkum edilmiş kişiler için ceza infaz kurumu tipleri)
“1. [Hapis cezasına mahkum edilmiş olan kişiler cezalarını, işledikleri suçların ağırlığına göre aşağıdaki ceza infaz kurumlarında çekerler:
- suçun ihmalen işlenmesi ya da suçun hafif veya orta ağırlıkta olması ve daha önce hiç hapis cezasına mahkum edilmemiş bir kişi tarafından işlenmesi halinde, yerleşime açık infaz kurumlarında (колония-поселение);
- Daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş bir kişi tarafından ağır bir suç işlenmesi halinde ya da, tekerrür hali de dahil olmak üzere, herhangi ağır ya da özellikle ağır bir suçtan daha önce hüküm giymiş bir kadının suç işlemesi halinde, ortak rejime tabi ceza infaz kurumlarında (исправительная колония общего режима);
- daha önce hiç hapis cezasına mahkum edilmemiş bir erkeğin, özellikle ağır bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkum edilmesi halinde veya hüküm giyen kişinin daha önce hapis cezasına mahkum edilmiş olması ve eyleminin tekerrür ya da tehlikeli tekerrür oluşturması halinde, yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında (исправительная колония строго режима);
- bir erkeğin ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmesi ya da bir erkeğin özellikle tehlikeli bir mükerrer olması halinde, özel rejime tabi ceza infaz kurumlarında (исправительная колония особого режима),
- bir erkeğin özellikle ağır bir suçtan dolayı beş yılın üzerinde bir hapis cezasına mahkum edilmesi halinde, cezaevlerinde (тюрьмы); bir erkek özellikle tehlikeli bir mükerrer ise, yetkili mahkemenin cezanın bir kısmının cezaevinde çekilmesi yönünde karar verme yetkisi vardır.
Özel rejime tabi ceza infaz kurumları aşağıdaki hükümlü kategorilerine giren kişilerin barındırılması için kullanılır:...]
... (d) Ömür boyu hapis cezasına mahkum edilen erkekler ve özellikle tehlikeli mükerrer hükümlüler ...”
Madde 79 (Şartlı salıverilme)
“... 5. Aldığı ömür boyu hapis cezası infaz edilmekte olan bir kişi cezasının en az yirmi beş yılını tamamladıysa, mahkemece kişinin daha fazla ceza çekmesine gerek olmadığına karar verilmesi halinde bu kişi şartlı olarak salıverilebilir. [Bu tedbire] sadece, hüküm giymiş olan kişinin önceki üç yıl içinde cezaevi kurallarını mükerrer biçimde ihlal etmemiş olması halinde başvurulur. Cezasını çekmekte iken başka bir ağır suç veya özellikle ağır bir suç işleyen kişi, şartlı olarak ve cezası sona ermeden önce salıverilemez ...”
2. Rus ceza hukukunda ömür boyu hapis cezası
34. Ömür boyu hapis cezası, eski Ceza Kanunu’nda (1960 tarihli), af yoluyla, ölüm cezasının yerine getirilmiştir. 1996 tarihli Ceza Kanunu’yla ceza sistemine dahil edilen ömür boyu hapis cezası, insan yaşamına karşı özellikle ağır suçlar (Madde 159 § 2, nitelikli insan öldürme); on dört yaşından küçük çocukların cinsel dokunulmazlıklarına karşı suçlar (Madde 131 § 5, 132 § 5, 134 § 6, çocuklara karşı işlenen çeşitli cinsel suçlar); toplumun güvenliğine karşı suçlar (Madde 205 § 3; 205.3 §§ 3 ve 4; 211 § 4; 205.1 § 4; 205 § 3; 205.4 § 1; 205.5 § 1; 206 § 4; terörle ilişkili çeşitli suçlar; Madde 210 § 4, suç örgütü kurmak ve yönetmek; Madde 211 § 4, nitelikli uçak, vapur ve tren kaçırma; Madde 228.1 § 5 ve 229.1 § 4, uyuşturucuyla ilişkili çeşitli ağır suçlar; Madde 281 § 3, nitelikli sabotaj; Madde 295, adalet teşkilatında ya da suçları soruşturmakla görevli bir kişinin yaşamına yönelik suikast; Madde 57, soykırım) için uygulanmıştır.
35. Ölüm cezasına, insan yaşamına yönelik özellikle ağır suçlar için, olağanüstü bir ceza olarak hükmedilebilir. (Madde 59 § 1).
36. Ölüm cezası af yoluyla ömür boyu hapis cezasına dönüştürülebilir. (Madde 59 § 3). Ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş bir erkek cezasını özel rejime tabi ceza infaz kurumunda, diğer mahpuslardan ayrı olarak çekmek zorundadır. (Madde 58 § 1). Ömür boyu hapse mahkum edilmiş bir kişi, mahkemece bu cezanın infazının devamına gerek olmadığına karar verilmesi ve cezanın en az 25 yılının tamamlanmış olması koşuluyla şartlı olarak salıverilebilir. (Madde79 § 5).
C. 8 Ocak 1997 tarihli Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun
1. Dış dünyayla iletişime dair genel kurallar
37. Kanun’un 89 § 1 maddesine göre, hüküm giymiş mahpuslar cezaevi yerleşkesi içinde dört saate kadar kısa süreli ziyaret, üç güne kadar da uzun süreli ziyaret hakkına sahiptirler. Uzun süreli ziyaret, mahremiyetin sağlanabildiği bir odada gerçekleştirilir. Kısa süreli ziyaret sırasında hükümlü mahpuslar akrabaları ve diğer kişilerle görüşürler. Kısa süreli bir ziyaret dört saat sürer ve bu sırada bir gardiyan hazır bulunur. (Madde 89 §§ 1 ve 2). Kısa süreli ziyaret sırasında mahpuslar ile ziyaretçileri cam bir bölme ya da demir parmaklıklar ayırır. Bazı sınırlı koşullarda, hükümlü mahpusların cezaevi yerleşkesi dışında, beş gün süreyle uzun süreli ziyaret geçirmelerine izin verilebilir. Uzun süreli ziyaretler, eşle, ebeveynlerle, çocuklarla, kayınvalide ve kayınpederle, çocukların eşleriyle, kardeşlerle, büyükbaba ve büyükanneyle, torunlarla ve cezaevi müdürünün izni dahilinde, başkaca kişilerle görüşmek içindir.
38. Rusya Yüksek Mahkemesi, 29 Ocak 2014 tarihli ve AKPI13-1283 sayılı kararıyla, ceza infaz kurumu müdürünün, bazı sınırlı durumlarda, örneğin uzun süreli ziyaret talebinin mahkumun akrabası olmayan bir kişi tarafından yapılması halinde (Madde 89 § 2) ya da Kanun’un ziyaret imkanı tanımadığı hallerde (örneğin hapis cezasının ilk on yılında uzun süreli ziyaret gerçekleştirme talebi yapıldıysa ya da izin verilen ziyaret sayısı aşıldıysa), ziyaret talebini reddedebileceğine karar vermiştir. Ayrıca Kanun’un 118. maddesi uyarınca, cezaevi kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle hücre hapsi cezası verilmiş olan hükümlülere de ziyaret izni verilmez.
39. 89 § 3 maddesi uyarınca, talep üzerine, uzun süreli ziyaret izni, kısa süreli ziyaret iznine dönüştürülebilir. Ayrıca hem kısa hem de uzun süreli ziyaret yerine telefon görüşmesi yapılabilir.
40. Tüm hükümlü mahpuslar sınırsız sayıda mektup, kart postal ve telgraf alma ve gönderme hakkına sahiptir. (Madde 91 § 1). Mahpusların yakınlarıyla mektuplaşması ve aldıkları paketler, ceza infaz kurumu personelince kendiliğinden denetime tabidir. (Madde 90 § 4 ve 91 § 1).
2. Rus ceza infaz kurumlarında tesis ve rejim tipleri
41. Ceza Kanunu’nun 58. maddesine göre (bkz. aşağıda 33. paragraf), işledikleri suçun ağırlığına göre mahpusların cezalarını çektikleri beş farklı ceza infaz kurumu tipi bulunmaktadır. Hükümlü mahpuslar, farklı tipte ceza infaz kurumları içinde, işledikleri suçun ağırlığı ve cezaevindeki davranışları da dahil olmak üzere, çeşitli etkenlere bağlı olarak, olağan, hafifletilmiş ve yüksek güvenlikli olmak üzere, üç farklı cezaevi rejimine tabidirler. Cezaevlerinde sıkı ve ortak rejim olmak üzere iki farklı rejim uygulanır.
42. Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 129. maddesine göre, yerleşime açık kurumlardaki hükümlü mahpuslar, cezaevi müdürünün bu yönde bir düzenlemeye izin vermiş olması şartıyla, kurum yerleşkesi içinde aileleriyle birlikte ikamet edebilirler.
43. 121. madde uyarınca, ortak rejime tabi ceza infaz kurumlarında hükümlü mahpusların dış dünyayla iletişimi aşağıdaki hallerle sınırlıdır:
(a) olağan infaz rejimi kapsamında, yılda altı kez kısa süreli ve dört kez uzun süreli ziyaret hakkı ve altı büyük, altı küçük paket alma hakkı (yeni gelen tutuklular ya da davranış bozukluğu ya da düzelmesi sebebiyle yüksek güvenlikli veya hafifletilmiş rejime tabi bir kurumdan sevk edilmiş olanlar, bkz. madde 120);
(b) hafifletilmiş infaz rejimi kapsamında, yılda altı kez kısa süreli ve altı kez uzun süreli ziyaret hakkı ve dört büyük, dört küçük paket alma hakkı (hapsin ilk altı ayının dolmasından sonra ve iyi hal ve işe karşı iyi tutum göstermek şartıyla, yeni gelen tutuklular bu rejime geçirilebilir, bkz. madde 120);
(c) sıkı infaz rejimi kapsamında, yılda iki kez kısa ve iki kez uzun süreli ziyaret hakkı ve on iki büyük, on iki küçük paket alma hakkı (mahpuslar iç düzeni mükerrer biçimde ihlal etmeleri halinde bu rejime geçirilirler ve ancak altı aylık bir sürenin geçmesinin ardından tekrar olağan rejime geçiş yapabilirler, bkz. madde 120).
44. Kanun’un 123. maddesi uyarınca, yüksek güvenlikli rejime tabi ceza infaz kurumlarındaki hükümlü mahpusların dış dünyayla iletişimi aşağıdaki hallerle sınırlıdır:
(a) olağan infaz rejimi kapsamında yılda üç kez kısa süreli ve üç uzun süreli ziyaret hakkı ve üç büyük, üç küçük paket alma hakkı (hapis cezasını çekmekte iken kasten işlenen bir suçtan hüküm giyenler veya davranış bozukluğu ya da düzelmesi sebebiyle sıkı veya hafifletilmiş infaz rejiminden sevk edilmiş olanlar hariç olmak üzere tüm yeni gelen tutuklular, bkz. madde 122);
(b) hafifletilmiş infaz rejimi kapsamında, yılda dört kez kısa süreli ve dört kez uzun süreli ziyaret hakkı ve dört büyük, dört küçük paket alma hakkı (tutuklular dokuz aylık hapisten sonra ve iyi hal ve işe karşı iyi tutum göstermeleri şartıyla olağan infaz rejiminden bu rejime geçirilebilirler, bkz. madde 122);
(c) sıkı infaz rejimi kapsamında, yılda iki kez kısa süreli ve iki kez uzun süreli ziyaret hakkı ve iki büyük ve iki küçük paket alma hakkı (mahpuslar iç düzeni mükerrer biçimde ihlal etmeleri halinde bu rejime geçirilirler; ancak dokuz aylık dönemin sona ermesinden sonra olağan rejime geri dönüş mümkündür; hapis cezalarını çekmekte iken kasten işlenen bir suçtan dolayı hüküm giyen mahpuslar doğrudan bu rejime geçirilirler, bkz. madde 122).
45. Kanun’un 130. maddesine göre, cezaevlerinde ortak rejim ve sıkı rejim olmak üzere iki infaz rejimi uygulanır. Ortak rejim kapsamında hükümlü mahpusların dış dünyayla iletişimi, yılda iki kez kısa süreli ve iki kez uzun süreli ziyaretle sınırlı iken, sıkı rejime tabi tutukluların yılda iki kez kısa süreli ziyaret hakkı bulunur.
46. Tüm yeni gelen tutuklular veya cezaevi düzenini mükerrer biçimde ihlal etmeleri sebebiyle olağan infaz rejiminden sevk edilenler cezalarını sıkı infaz rejimi altında çekerler; olağan rejime tekrar geri dönmeleri, on iki aylık sürenin dolmasından sonra mümkündür. (Madde 130).
3. Özel rejime tabi ceza infaz kurumlarında tutma
47. Özel rejime tabi ceza infaz kurumlarındaki hükümlü mahpusların cezaları aşağıdaki dahili rejimlerden biri kapsamında infaz edilir:
(a) Olağan rejim
48. Bu rejime tabi olan mahpuslar koğuşlarda kalırlar ve yılda iki kez kısa süreli ve iki kez uzun süreli ziyaret hakkına sahiptirler. (Madde 125 § 1). Mahpuslar ayrıca yılda üç büyük ve üç küçük paket alma hakkına sahiptirler. Hapis cezası infaz edilmekte iken, tekrar kasten suç işlemekten dolayı hüküm giyenler ile ömür boyu hapis cezasına mahkum edilenler (bkz. aşağıda 52. paragraf) ya da davranış bozukluğu veya düzelmesi sebebiyle sıkı ya da hafifletilmiş bir rejimden sevk edilmiş olanlar (bkz. madde 124) dışındaki tüm yeni gelen tutuklular bu rejime tabi tutulurlar.
(b) Hafifletilmiş rejim
49. Bu rejime tabi olan mahpuslar koğuşlarda kalırlar ve yılda üç kez kısa süreli, üç kez uzun süreli aile ziyareti hakkına sahiptirler. (Madde 125 § 2). Mahpuslar ayrıca yılda dört büyük ve dört küçük paket alma hakkına sahiptirler. Hapsin ilk on iki ayının dolmasından sonra ve iyi hal ve çalışmaya karşı iyi tutum göstermeleri koşuluyla tutuklular, olağan rejimden bu rejime geçirilebilirler. (Madde 124).
(c) Sıkı rejim
50. Sıkı rejime tabi olan hükümlüler hücrelerde kalırlar ve yılda iki kez kısa süreli ziyaret hakkına sahiptirler. (Madde 125 § 3). Yasa, cezasını sıkı infaz rejimi altında çeken hükümlülerin, yakınları tarafından uzun süreli ziyaretine izin vermemektedir. Sıkı rejime tabi kılınan mahpuslar yılda bir büyük ve bir küçük paket alabilirler. (Madde 125 § 3). Mahpuslar iç düzeni mükerrer biçimde ihlal etmeleri halinde bu rejime geçirilirler; bu durumda tekrar olağan rejime geçiş, ancak on iki aylık sürenin dolmasının ardından mümkündür. Hapis cezası infaz edilmekte iken tekrar kasten suç işlemekten dolayı hüküm giyen mahpuslar doğrudan bu rejime geçirilirler. (Madde 124).
51. Sıkı rejime tabi mahpuslar için telefon aramaları, ancak istisnai kişisel koşullarda gerçekleşebilir. (Madde 92 § 3). Tutukluların telefon görüşmeleri infaz kurumu görevlileri tarafından izlenebilir. (Madde 92 § 5).
(d) Ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş hükümlülere uygulanacak kurallar
52. Ömür boyu hapis cezasına mahkum edilen tüm hükümlüler, özel rejime tabi ceza infaz kurumuna getirildikleri andan itibaren, sıkı infaz rejimine tabi tutulurlar; bu hükümlüler cezalarını, diğer hükümlülerden ayrı olarak, iki kişilik hücrelerde çekerler. (Madde 126 ve 127 § 3). Mahpuslar cezalarının en az on yılını tamamladıktan sonra olağan infaz rejimine geçirilebilirler. Bu on yıllık süre, genel kurala göre, göz altına alınma tarihinden itibaren başlar. (Madde 127 § 3). Bir mahpus, hüküm öncesi tutukluluğu sırasında cezaevi kurallarını ağır biçimde ihlal eder ve hücre hapsiyle cezalandırılırsa, bahsi geçen on yıllık süre mahpusun göz altına alındığı tarihten değil, özel rejime tabi ceza infaz kurumuna yerleştirildiği tarihten itibaren başlar. Ömür boyu hapse mahkum edilmiş olan mahpuslar cezalarının en az on yılını tamamladıktan sonra hafifletilmiş rejime geçirilebilirler. (Madde 127 § 3).
53. Hafifletilmiş hapis rejimine tabi bir hükümlü kasten itaatsizlikte bulunursa olağan rejime geçirilir; olağan rejime tabi iken kasten itaatsizlikte bulunan fail ise sıkı infaz rejimine geçirilir. Bundan sonra olağan ya da hafifletilmiş rejime geri dönüş, ancak on yıl hapis cezasının infazının tamamlanmasından sonra gerçekleşebilir. (Madde 127 § 5).
D. Adalet Bakanlığı tarafından 3 Kasım 2005’te onaylanan, ceza infaz kurumlarının iç düzenine ilişkin kurallar (no. 205)
54. Kuralları içeren ilgili hükümler aşağıdaki gibidir:
1. Bölüm XI - Hükümlü mahpuslara tahsis edilen ziyaretler için geçerli usul
“... 68. Ziyaret için izin, ceza infaz kurumu müdürü ya da onun görevini vekaleten yürüten kişi tarafından, hükümlü kişinin veya ziyaret için gelen kişinin talebi üzerine verilir... [red gerekçesinin belirtilmesi gerekir].
72. ... Ziyaretleri birleştirmek ya da bir ya da birden fazla kısımlara bölmek yasaktır....
74. Hükümlü kişi... iki yetişkin kişinin ziyaretini kabul edebilir. Bu kişilere, hükümlünün çocuk yaştaki kardeşleri, çocukları veya torunları eşlik edebilir.
75. Aile üyeleri dışındaki diğer kişilerin uzun süreli ziyaretlerine, ancak idarenin bu ziyaretlerin hükümlü kişiyi kötü etkilemeyeceği kanaatine ulaşması üzerine izin verilebilir...
82. Hükümlü mahpusun yazılı talebi üzerine, ziyaret tipini değiştirme ya da bir ziyareti telefon görüşmesine çevirme kararı verilebilir.
2. Bölüm X - Hükümlü mahpuslara tanınan telefon araması yapma imkanı için geçerli usul
“... 85. Telefon araması yapma imkanı, hükümlü mahpusun yazılı talebi üzerine verilir. Yazılı talepte, aranacak kişinin ismi, numarası ve görüşmenin süresi (sürenin on beş dakikayı aşmaması gerekir.) belirtilmelidir.
86. Telefon görüşmelerinin ücreti, hükümlü mahpusların kendi hesabından ya da yakınlarınca veya diğer [ilgili] kişilerce karşılanır. Telefon görüşmeleri cezaevi yönetimi tarafından izlenebilir...
89. Sıkı infaz rejimine tabi tutulan hükümlü mahpuslara ... sadece istisnai koşullarda telefon görüşmesi yapma izni verilir (yakın bir akrabanın ölümü ya da yaşamı tehdit eden ciddi hastalık halinde; hükümlü mahpusa ya da mahpusun ailesine ağır maddi zarar vermiş doğal afet durumunda)...”
E. Anayasa Mahkemesi’nin içtihadı
55. Anayasa Mahkemesi, özel rejime tabi ceza infaz kurumlarında uygulanan sıkı infaz rejimi altında tutma koşullarını düzenleyen hükümlerin anayasaya uygunluğu meselesini birden fazla başvuruda ele almıştır.
1. 21 Aralık 2004 tarihli, 466-O sayılı karar
56. G. isimli hükümlü bir mahpusun yaptığı başvuruda Anayasa Mahkemesi aşağıdaki kararı vermiştir::
“... Bay G. başvurusunda, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 127 § 3 maddesinin anayasaya aykırılığının tespitini talep etmiştir. Başvurucuya göre bu madde, bir mahkumun hüküm verilmeden önce cezaevinde tutuklu geçirdiği süreyi, özel rejime tabi ceza infaz kurumunda geçirilen sıkı şartlara tabi tutukluluk süresine ekleme imkanı tanımamaktadır [öncesinde bu mümkün iken]... ve böylece hükümlünün daha az sınırlayıcı infaz şartlarına geçişini engellemektedir.
2.1. Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un, bir hapis cezasının süresinin nasıl hesaplanacağını düzenleyen ve hükümlünün daha az sınırlayıcı infaz şartlarına geçiş olasılığı üzerinde veya hapis cezasının infaz koşullarına yönelik diğer iyileştirmeler üzerinde etkili olan hükümlerinin anayasaya uygunluğu sorunu Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiştir.
Rusya Anayasa Mahkemesi, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 130 § 1 maddesi hükümlerinin anayasaya uygunluğunu incelediği davada verdiği, 27 Şubat 2003 tarihli kararında, hüküm verilmeden önce geçirilen tutukluluk süresinin, infaz edilecek toplam hapis cezası süresine ve şartlı salıvermeye karar verilirken yapılacak hesaplamalarda dikkate alınacak ceza sürelerine dahil edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi’nin belirttiği üzere, bu yönde bir yaklaşım uluslararası standartlara uygundur...
Yukarıda belirtilen hukuki duruma dayanarak, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 127 § 3 maddesinin, tutuklu geçirilen süreyi [ya da] yasanın öngördüğü usul uyarınca sıkı infaz şartlarında geçirilmesi gereken kısım da dahil olmak üzere, hapis cezası süresi içinde tutuklama şeklinde uygulanan bir sınırlama tedbirinin süresini ilave etmeyi yasakladığı şeklinde yorumlanması mümkün değildir....”
2. 9 Haziran 2005 tarihli, 248-O sayılı karar
57. Hükümlü mahpus Bay Z. ve eşi tarafından Anayasa Mahkemesi önüne taşınan davada Anayasa Mahkemesi aşağıdaki kararı vermiştir:
“... ömür boyu hapis cezasına mahkum edilen Bay Z., ..., ve karısı ..., çocuk sahibi olmayı arzu ettikleri için ceza infaz kurumu yönetiminden kendilerine uzun süreli ziyaret hakkı tanınmasını tekrar tekrar talep etmişlerdir ... Ziyaret talepleri Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 125 § 3 ve 127 § 3 maddeleri gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Bu hükümlere göre, cezaları özel rejime tabi bir ceza infaz kurumunda, sıkı infaz şartlarında infaz edilen kişiler yılda iki kez kısa süreli ziyaret hakkına sahiptir ve bu kişiler için ilk uzun süreli ziyaret izni, hapis cezalarının ilk on yılının infazı tamamlanmadan önce tanınamaz.
Z. ve eşi şikayetlerinde, söz konusu hükümlerin kendilerini bir çocuk sahibi olma imkanından yoksun bıraktığını; dolayısıyla Anayasa’nın 23 § 1 maddesinde güvenceye alınan özel ve aile yaşamına saygı haklarını ihlal ettiğini ve bu haklarını Anayasa’nın 55 § 3 maddesinde öngörülenden daha geniş ölçüde sınırladığını ileri sürerek, bu hükümlerin anayasaya aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.
...
Anayasa’nın 55 § 3 maddesi... anayasal düzenin temelini, ahlakı, sağlığı, başkalarının haklarını ve hukuka uygun menfaatlerini korumanın [ve] ülkenin savunmasını ve devlet güvenliğini güvenceye almanın bir aracı olarak insan haklarının ve medeni hakların federal yasayla sınırlandırılmasına cevaz vermektedir. Bu sınırlamalar, bilhassa faillere karşı hapis veya cezalandırmaya ilişkin diğer tedbirler biçiminde uygulanan cezai müeyyidelerle bağlantılı olabilir; ki bu müeyyidelerin ayırt edici özelliği, uygulanmasıyla birlikte faili hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakması veya bu hak ve özgürlükleri sınırlandırması yahut da faile bazı yükümlülüklerin yüklenmesidir.
... Anayasa’nın 71 (о) maddesi federal yasama organına bu türde sınırlayıcı tedbirlere hükmetme yetkisi tanımaktadır.
Devlet, bir müeyyide türü olarak hapis cezasına hükmederken, hem kendi menfaati hem de toplumun ve onun fertlerinin menfaati için harekete geçmektedir. Aynı zamanda [bu müeyyidenin] infazı, kişinin yaşam ritmini ve diğer kişilerle olan ilişkilerini değişikliğe uğratmakta; sadece bir yurttaş olarak değil, fakat aynı zamanda bir birey olarak da hak ve özgürlüklerini sınırlamak suretiyle, kişi üzerinde belirli manevi ve psikolojik etkiler yaratmaktadır. Bu sınırlama, kişinin hukuka aykırı davranışından kaynaklanmakta ve ahlakı ve başkalarının haklarını ve hukuka uygun menfaatlerini korumak amacıyla, onun doğal özgürlük hakkını kısıtlama ihtiyacından doğmaktadır.
Ceza ve cezaevi mevzuatı hem -suçun ağırlığına uygun olarak bir dizi sınırlamaya yol açan- cezai yaptırımları, hem de bu yatırımların nasıl infaz edileceğini belirler. Bu yaptırımları belirlerken yasama organı, şahsi kişiliklerinden, işledikleri suçlardan ve ceza infaz kurumunda uygulanan spesifik rejimden kaynaklanan istisnalar dışında, hükümlülerin diğer yurttaşlarla tümüyle aynı hak ve özgürlüklerden yararlandıklarını dikkate alarak işlem tesis eder.
Mahpusların yakınları ve diğer kişilerce ziyareti için geçerli olan usul de dahil olmak üzere, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un hem 125. ve 127. maddelerinde hem de bu kanunun diğer hükümlerinde düzenlenen sınırlamalar, cezaları faillere şahsi olarak uyarlamayı, cezaların infaz koşullarını birbirinden ayırmayı ve Ceza Kanunu’nun 43 § 2 maddesine göre cezalandırmanın amacı olan, adaletin yeniden tesisini, suçlunun ıslahını ve yeni suçların işlenmesinin önlenmesini amaçlar.
Aile ziyaretlerinin yasal olarak düzenlenmesi ihtiyacı, BM Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1998’de onayladığı, Herhangi Bir Biçimde Tutulan ya da Hapsedilen Kişilerin Korunması Hakkındaki İlkeler Bütünü’ndeki hükümlerden, bilhassa da 19. ilkeden kaynaklanmaktadır...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, Sözleşme’nin 8. maddesinin cezaevi ziyaretleriyle ilgili olarak Sözleşmeci Devletlere yüklediği yükümlülüklerin açıklığa kavuşturulması için, “her tür alıkoymanın, tabiatı gereği özel ve aile yaşamı üzerinde sınırlamaya sebep olduğunu” akılda tutmakla birlikte, hapsetmenin gerektirdiği olağan ve makul şartların ve bundan kaynaklı olarak ulusal mercilerin bir mahpusun ailesiyle iletişimini düzenlerken sahip olması gereken takdir payının derecesinin dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir...
Cezaevi ziyaretlerinin sıklığı, süresi ve gerçekleştirilme koşulları üzerindeki sınırlamalar, hükümlünün belirli bir yerde, gözetim altında tecrit edilmesi anlamına gelen bu cezalandırma tedbirinin kaçınılmaz sonuçlarıdır. Bu bakış açısına göre, başvurucunun itiraz ettiği hükümler, Anayasa’nın 55 § 3 maddesine göre hapis gibi bir cezanın bizatihi özünden kaynaklanan sınırlamaların ötesinde ilave sınırlandırmalar oluşturmaz.
Aynı şekilde sınırlamalar farklı olup, öncelikle mahkemenin hükmettiği cezanın ağırlığına, suçun kamu için yarattığı tehlikenin niteliğine ve derecesine, suçun işlendiği şartlara ve failin kişiliğine bağlı olarak değişir. Bu sınırlamaların çoğu, yaşama karşı en ağır suçlar nedeniyle ölüm cezasına çarptırılanlar ve cezaları ömür boyu hapse çevrilenler (Ceza Kanunu’nun 57 § 1 maddesi) ile cezalarını özel rejime tabi ceza infaz kurumlarında çekenler (Ceza Kanunu’nun 58 § 1 (2) maddesi) için öngörülmüştür.
Özel hayatın gizliliği (Anayasa’nın 23 § 1 maddesi) bir kişiye, kişisel bilgileri üzerinde Devlet güvencesinde denetim sahibi olma ve kişisel ve mahrem nitelikli bilginin ifşa edilmesini engelleme imkanı sunar. “Özel hayat” kavramı insanın faaliyetinin sadece bireye ait olan alanını kapsar; bu alan sadece o bireyi ilgilendirir ve hukuka aykırı olmaması kaydıyla, toplum ve Devlet tarafından denetime tabi tutulamaz. Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin işaret ettiği üzere, “8. maddenin esas amacı, bireyi kamu otoritelerinin keyfi müdahalesinden korumaktır”. Devlet bir hapis cezasına hükmederken yurttaşın özel hayatına keyfi olarak müdahale etmemekte, fakat sadece toplumun menfaatlerini koruma görevini ifa etmektedir...
Bu tür suçları işlemeyi amaçlayan bir kişi, bunun sonucunda özgürlüğünden yoksun bırakılabileceğini ve özel hayata saygı hakkı, kişisel ve ailevi mahremiyet hakkı ve dolayısıyla çocuk sahibi olma imkanı da dahil olmak üzere, haklarının kısıtlanabileceğini öngörmek zorundadır. Bir suç işlerken kişi, kendisini ve aile fertlerini bilinçli olarak bu tür kısıtlamalara mahkum eder.
Dolayısıyla başvurucunun itiraz ettiği, özellikle yaşama karşı ağır suçlar nedeniyle ömür boyu hapis cezasına mahkum edilen hükümlülere cezalarının ilk on yılı boyunca uzun süreli ziyaret hakkı tanımayan hükümler yasama organının yetki alanı kapsamında olup, bir bütün olarak toplumun menfaati ile bireyin menfaatleri arasındaki adil dengeye aykırı değildir....”
III. İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK VE UYGULAMA
A. Avrupa Konseyi
1. Bakanlar Komitesi
58. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere yönelik 11 Ocak 2006’da kabul ettiği Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında Rec(2006)2 sayılı tavsiye kararı aşağıdaki gibidir:
“I. Bölüm
...
Temel İlkeler
1. Özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese insan haklarının gerektirdiği gibi saygı gösterilmelidir.
2. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler, kendilerini mahkum eden ya da tutuklayan bir karar ile hukuken ellerinden alınmayan bütün haklarını muhafaza ederler.
3. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere getirilen kısıtlamalar, asgari gereklilikte ve haklarında hükmedilen kararın taşıdığı meşru amaçla orantılı olmalıdır.
4. Kaynakların eksikliği, mahpusların insan haklarını ihlal eden cezaevi koşullarını mazur gösteremez.
5. Cezaevi yaşamı, genel toplum yaşamının olumlu yönlerine mümkün olabildiğince yaklaşmalıdır.
6. Bütün hapsedilme biçimleri, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin özgür toplumla yeniden bütünleşmelerini kolaylaştıracak şekilde düzenlenmelidir.
...
II. Bölüm
...
Dış Dünya İle İletişim
24.1 Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmelidir.
24.2 Devam etmekte olan bir ceza soruşturması, emniyet, güvenlik ve düzenin muhafaza edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve suç mağdurunun korunması için gerekli görülmesi halinde, haberleşme ve ziyaretlere sınırlamalar getirilebilir ve ziyaretler izlenebilir. Ancak, adli bir merci tarafından getirilen özel sınırlamalar da dahil olmak üzere, bu tür sınırlamalar yine de kabul edilebilir asgari bir iletişime izin vermelidir.
...
24.3 Ulusal hukuk, mahpuslarla iletişim kurması kısıtlanamayacak olan ulusal ve uluslararası kuruluşları ve resmi görevlileri belirlemelidir.
24.4 Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpusların aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir biçimde sürdürmelerine ve geliştirmelerine izin verecek şekilde olmalıdır.
24.5 Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla elverişli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmeli ve onlara bu yönde uygun sosyal desteği sağlamalıdırlar.
...
VIII. Bölüm
Hükümlü mahpuslar
Hükümlü Mahpuslara Uygulanan Rejimin Amacı
102.1. Tüm mahpuslara uygulanan kurallara ilaveten, hükümlü mahpuslara uygulanan rejim, onların sorumlu ve suçtan uzak bir yaşama yönelmelerini mümkün kılmaya yönelik olarak tasarlanmalıdır.
102.2. Hapsetme, özgürlükten yoksun bırakmak suretiyle başlı başına bir cezalandırmadır. Bu nedenle hükümlü mahpuslara uygulanan rejim, hapsetmenin doğasında var olan ıstırabı daha da ağırlaştırmamalıdır.”
59. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere yönelik Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkındaki Rec(2006)2 sayılı tavsiye kararına dair Suç Sorunlarına ilişkin Avrupa Komitesi’nin (“the CDPC”) Yorumu’na göre, 2 numaralı kural, mahpusların özgürlük hakkını kaybetmekle birlikte siyasi, medeni, sosyal, ekonomik ve kültürel haklarını da kendiliğinden kaybettikleri varsayımında bulunulamayacağını vurgular. Özgürlüğün kaybedilmesiyle birlikte bu hakların sınırlanmasının kaçınılmaz olduğu durumlarda ilave sınırlamalar mümkün olduğunca az sayıda olmalı, yasayla öngörülmeli ve ancak cezaevindeki düzen, güvenlik ve emniyetin sağlanması için gerekli olması durumunda hayata geçirilmelidir. Son olarak, mahpusların hakları üzerinde yapılacak sınırlamalar Kurallar’a aykırı olmamalıdır.
60. Komite Yorumu’na göre 5 numaralı kural, cezaevindeki koşulların mümkün olduğunca normal hayata yakın hale getirilmesi için aktif adımların atılmasını gerektirir.
61. Avrupa Cezaevi Kuralları’na ilişkin CDPC Yorumu, dış dünyayla iletişim hakkında şunu vurgular:
“özgürlüğün kaybı, dış dünyayla iletişimin kaybedilmesine sebep olmamalıdır. Tam tersine tüm mahpuslar bu tür bir ilişki kurma hakkına sahiptir ve cezaevi yetkilileri mahpusların bu ilişkiyi mümkün olabildiğince sürdürmelerine imkan verecek koşulları yaratmaya çabalamalıdır”.
62. Özellikle aile ziyaretlerine ilişkin olarak Yorum’da aşağıdaki tespite yer verilmiştir:
“Aileler ifadesi, resmi hale gelmemiş olsa bile, mahpusun bir aile ferdiyle kurduğu ilişkiyle kıyaslanabilir biçimde temasa sahip olduğu kişiyi de kapsayacak şekilde geniş yorumlanmalıdır..
AİHS’in 8. maddesi, herkesin özel ve aile yaşamına ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunu tanır. 24 numaralı kuralın ise, cezaevi yetkililerinin, bizatihi cezaevinin kısıtlayıcı koşulları içinde bu haklara saygıyı sağlamaya yönelik görevlerini düzenlediği söylenebilir. Bu görevler, iletişimin özellikle önemli bir biçimi olan ziyaretleri de kapsar.
...”
63. Bakanlar Komitesi, uzun süreli ve ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpuslar hakkında bir dizi ilke kararı ve tavsiye kararı kabul etmiştir. Bunlardan ilki, 17 Şubat 1976 tarihli, 76(2) sayılı, “Uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş mahpuslara yönelik muamele” başlıklı ilke kararıdır. Bu İlke Kararı, başkaca hususların yanı sıra, üye Devletlere özellikle aşağıdaki tavsiyelerde bulunmaktadır:
“1. Uzun süreli hapis cezalarına sadece toplumun korunması için gerekli olması halinde hükmedilecek bir ceza politikası izlemek;
2. bu hapis cezalarının infazı sırasındaki uygun muameleyi desteklemek amacıyla gerekli yasal ve idari tedbirleri almak;
...
6. uygun olan tüm alanlarda kademeli olarak katılım sistemleri getirerek mahpus nezdinde sorumluluk duygusunu teşvik etmek;
...
9. şartlı salıvermeden yararlanıp yararlanamayacaklarına karar vermek için, tüm mahpusların dosyalarının mümkün olduğunca çabuk incelenmesini temin etmek;
10. infaz edilecek hapis cezası süresine ilişkin yasal koşullara tabi olarak, açıkça olumlu bir teşhiste bulunulabildiği takdirde, mahpusu olabildiğince hızlı bir biçimde şartlı salıvermeden yararlandırmak; genel önleme gerekçesi şartlı salıvermenin reddi için tek başına haklı sebep olamaz;
11. uzun süreli hapis cezalarına uygulanması gereken ilkeleri ömür boyu hapis cezalarına da uyarlamak;
12. daha önce yapılmadıysa, hapis cezasının sekiz ila on dördüncü senesinin infazının tamamlanmasından sonra, 9. maddede belirtildiği üzere, ömür boyu hapis cezasına ilişkin yeniden inceleme yapmak ve bu incelemeyi düzenli aralıklarla yinelemek; ...”
64. Bakanlar Komitesi’nin 9 Ekim 2003’te üye Devletlere yönelik olarak kabul ettiği, cezaevi yönetimince ömür boyu hapis ve diğer uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş mahpusların idaresi hakkındaki Rec(2003)23 sayılı Tavsiye Kararı’nın ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“ 2. Ömür boyu hapis ve diğer uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş mahpusların idaresinde aşağıdaki hususlar amaçlanır:
– bu mahpuslar ve bu mahpuslarla birlikte çalışan ya da onları ziyaret eden herkes için cezaevlerinin emin ve güvenli yerler olmasını sağlamak;
– ömür boyu ve uzun süreli hapsedilmenin getirdiği zarar verici etkilere karşı koymak;
– bu mahpusların toplumla başarılı bir şekilde bütünleşmelerini sağlamak ve tahliyelerinden sonra yasalara uygun yaşama olasılıklarını arttırmak ve geliştirmek. ...
22. Aile bağlarının kopmaması için özel çaba gösterilmelidir. Bu amaçla;
–mahpuslar mümkün olduğunca ailelerine veya yakın akrabalarına en yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler.
– mektuplaşma, telefon görüşmeleri ve ziyaretlerin mümkün olduğu ölçüde azami sıklıkta ve gizlilik içinde yürütülmesi sağlanmalıdır. Bu tür bir düzenleme güvenliği tehlikeye atıyorsa veya bu yönde bir düzenlemenin risk değerlendirmesi sonucunda riskli olduğu tespit edilmişse, söz konusu haberleşmeler, mektupların izlenmesi ve ziyaret öncesi ve sonrasında aramalar gibi makul güvenlik tedbirleri eşliğinde yürütülebilir...
33. Ömür boyu hapis ve diğer uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş mahpusların, uzun bir hapis
döneminin ardından, toplum içinde yasalara uygun bir yaşama geçmede
yaşayabilecekleri özel sorunların üstesinden gelmelerini sağlamak
için tahliyeleri çok önceden hazırlanmış olmalı ve aşağıdaki hususlara özellikle dikkat edilmelidir:
– tahliye öncesi ve sonrasına yönelik belirli planlar yapılmalı ve bunlar ilgili alandaki risk ve ihtiyaçlara hitap etmelidir.
– tahliye ve tahliye sonrası programlar ile hapis süresince mahpusların tabi tutulduğu müdahaleler veya iyileştirme çalışmalarının sürdürülmesinin başarılması olasılığına gereken dikkat gösterilmelidir;
– cezaevi idaresi, tahliye sonrası gözetim yetkilileri ve sosyal ve sağlık hizmetleri arasında yakın işbirliği sağlanmalıdır.
34. Ömür boyu hapis ve diğer uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş mahpuslara şartlı tahliye hakkının tanınması ve bu hakkın hayata geçirilmesi, şartlı tahliyeye ilişkin R (2003) 22 Sayılı Tavsiye Kararı’nda belirtilen ilkelere uygun olmalıdır.”
2. İşkence ve İnsanlıkdışı ya da Onur Kırıcı Muamele veya Cezanın Önlenmesi için Avrupa Komitesi
65. İşkence ve İnsanlıkdışı ya da Onur Kırıcı Muamele veya Cezanın Önlenmesi için Avrupa Komitesi’nin (“the CPT”) 27 Haziran 2007 tarihli, [CPT (2007) 55] sayılı, “Güncel/Gerçek Ömür Boyu Hapis Cezaları” başlıklı mutabakat zaptının ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:
“Dış dünyayla iletişim
Ömür boyu hapis cezaları ve uzun süreli hapsedilme, evlilik ve aile ilişkilerini bozma eğilimindedir. Bu bozulma engellenebilirse, mahpusun ruhsal sağlığının korunması ve çoğunlukla cezaevindeki zamanını olumlu değerlendirmesi için önemli bir adım atılmış olur. Evlilik ve aile ilişkileri gücünü duygusal bağlardan alır. Bu nedenle, ömür boyu ve uzun süreli hapis cezalarının infaz edildiği koşulların, bu bağların kopmasına sebep olmamasını temin etmek için çaba göstermek gerekir.
Aile ziyaretlerinin kolayca yapılabilmesi mümkün olursa, aile ilişkilerinin korunması kolaylaşır.
Mektup alma ve gönderme imkanlarının geniş tutulması aslidir. Sıklıkla ve mahremiyet ile fiziksel temasa izin veren koşullarda gerçekleştirilen uzun süreli ziyaretler de aynı şekilde önemlidir. Telefon görüşmeleri de ailelerle iletişimi sürdürmek için imkan yaratır. Uzun süreli ve ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş mahpuslara telefon araması yapmak için geniş imkanlar tanınmalıdır. Telefon görüşmelerinin bir suç işlenmesini planlamak veya kaçış planı yapmak için kullanılmasından ya da başka bir biçimde güvenlik ve düzeni bozmasından korkuluyorsa görüşmeler izlenebilir fakat mahpusların, gerektiği takdirde izleme kararı alınacağından haberdar edilmesi gerekir. Benzer şekilde mektupların veya ziyaretlerin güvenlik ve emniyeti tehlikeye sokması halinde, önleyici tedbirlere başvurma izni verilmesi düşünülmelidir; bu doğrultuda, örneğin haberleşmenin okunması ya da ziyaretlerden önce veya sonra arama yapılması söz konusu olabilir.
Dış dünyayla temaslarını etkili bir biçimde sürdürebilirlerse, cezaevine kapatmanın uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş mahpuslar üzerindeki olumsuz etkileri azaltılacak ve bu mahpuslar salıverme için daha donanımlı hale geleceklerdir. Ayrıca ziyaretlerin gerçekleştiği koşullar bakımından, bu kategoriye giren mahpuslara ilişkin yapılacak bireysel risk/ihtiyaç değerlendirmesi, onlar için aynı zamanda, bireysel düzlemde olmak üzere, açık ziyaret hakkı tanınmasına da imkan vermelidir.
Bilhassa evlilik ve aile ilişkilerinin bozulmasını engellemeye yönelik çaba gösterilmesi gerekir zira bu bozulmanın mahpusun ruh sağlığı ve zamanını cezaevinde olumlu yönde geçirme motivasyonu üzerinde sıklıkla yıkıcı etkileri olmaktadır.
Ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpuslara, açık ziyaret imkanının sistematik olarak –yıllar boyunca- tanınmaması savunulamaz bir durumdur. Açık ziyaret imkanı tanımaya ya da reddetmeye yönelik verilecek karar, bireysel risk değerlendirmesi temelinde olmalıdır.”
66. CPT’nin 2002 tarihli (2011’de tekrar gözden geçirilmiş) Standartları aşağıdaki hususları içerir (2. Genel Rapor’dan alıntı [CPT/Inf (92) 3]):
“51. Mahpusların dış dünyayla iletişimlerini makul düzeyde devam ettirmeleri de çok önemlidir. Her şeyden önce bir mahpusa ailesiyle veya yakın arkadaşlarıyla ilişkilerini devam ettirme imkanı sağlanmalıdır. Buradaki yol gösterici ilke, dış dünyayla iletişimin teşvik edilmesi olmalıdır; bu iletişim üzerindeki her tür sınırlama, kısıtlı olarak, sadece kayda değer güvenlik endişesiyle veya kaynakların kullanımına ilişkin mülahazalarla temellendirilebilir.
CPT bu bağlamda, ailesi uzakta yaşayan (ve bu nedenle düzenli ziyaret imkanı bulunmayan) mahpuslar için ziyaret veya telefon görüşmesi kurallarının uygulanması konusunda esnekliğe ihtiyaç olduğunun altını çizer. Örneğin bu mahpusların ziyaret süresini biriktirebilmelerine ve/veya aileleriyle telefonla görüşebilmek için daha iyi imkanlara sahip olmalarına izin verilebilir.”
67. Ömür boyu hapis ya da uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş mahpuslara ilişkin aşağıdaki tespitlerde bulunulmuştur (11. Genel Rapor’dan alıntı [CPT/Inf (2001) 16])
“33. ... CPT yaptığı ziyaretlerin bazılarında bu mahpusların durumunun, başkalarıyla insani iletişim kurmaya yönelik fiziki koşullar, faaliyetler ve imkanlar açısından çok olumsuz olduğunu tespit etmiştir. Ayrıca bu mahpusların birçoğu, uzun süreli hapsin olumsuz koşullarını daha da kötüleştiren özel birtakım kısıtlamalara tabi tutulmaktadırlar., .... Ziyaret hakkının sınırlandırılması bu tür kısıtlamalara örnek olarak verilebilir. CPT, mahpusların münferit olarak arz ettikleri (veya etmedikleri) risk dikkate alınmaksızın, belirli bir hapis cezasına mahkum edilmiş tüm mahpuslara, ayrım yapmaksızın getirilen kısıtlamalar için hiç bir haklı gerekçe görememektedir.
Uzun süreli hapsin hükümlüler üzerinde sosyallikten uzaklaştırıcı çeşitli etkileri olabilir. Uzun süreli mahpuslar, cezaevinde olmanın yanı sıra, (özgüven kaybı ve sosyal becerilerde bozulma da dahil olmak üzere) çeşitli psikolojik sorunlar yaşayabilir ve sonuçta, hemen hepsi, geri dönebilecekleri toplumdan gittikçe daha fazla kopma eğilimine girebilirler. CPT’nin görüşüne göre, uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş mahpuslara sunulan rejimlerin, bu etkileri olumlu ve proaktif bir şekilde telafi etmeye yönelik olması gerekir.”
68. CPT, Rusya Federasyonu’nda ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş mahpusların özel durumuna ilişkin olarak, 21 Mayıs-4 Haziran 2012 tarihleri arasında gerçekleştirdiği ziyaretin ardından yayınladığı ülke raporunda aşağıdaki tespitlerde bulunmuştur (CPT/Inf (2013) 41):
“113. Son olarak, “Vladimirskiy Tsentral”deki duruma ilişkin olarak CPT, bir kez daha ömür boyu hapis cezasına mahkum edilen mahpusları, cezalarını çekmekte olan diğer mahkumlardan sistematik olarak ayrıştırmak için hiç bir haklı gerekçe görmemektedir. Bu tür bir yaklaşım, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, ömür boyu hapse ve diğer uzun süreli hapse mahkum edilmiş mahpusların cezaevi yönetimlerince idaresi hakkındaki 9 Ekim 2003 tarihli, (2003) 23 sayılı ilke kararına uygun değildir. Bu ilke kararıyla birlikte yayınlanan rapor, çoğunlukla ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş bir hükümlünün cezaevinde tehlike arz ettiği şeklinde yanlış bir varsayımda bulunulduğunu hatırlatır. Bu nedenle, ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş kişilerin yerleştirilmesi, sadece hüküm giydikleri cezanın bir sonucu olarak değil; bireyselleştirilmiş bir ceza planı temelinde, devam eden risk ve ihtiyaçlara yönelik kapsayıcı bir değerlendirme sonucunda yapılmalıdır. CPT, Rus yetkililerinin, ömür boyu hapis cezasına mahkum edilen mahpusların FSIN kurumlarında ayrıştırılmasına yönelik mevzuat ve uygulamayı bu tespitler ışığında yeniden gözden geçirmesini tavsiye eder.”
B. Birleşmiş Milletler
1. 1966 Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve BM İnsan Hakları Komitesi
69. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (“ICCPR”) Rusya’da 16 Ekim 1973’te yürürlüğe girmiştir. Sözleşme’nin 10(3) maddesine göre:
“Cezaevi rejimi, asıl amacı mahpusların iyileştirilmesi ve topluma yeniden kazandırılması olan bir muameleyi içerir. ... ”.
70. 17. maddeye göre:
“1. Hiç kimsenin özel ve aile yaşamına, konutuna veya haberleşmesine keyfi ya da kanuna aykırı olarak müdahale edilemez, onur ve itibarına kanuna aykırı saldırıda bulunulamaz.
2. Herkes bu tür müdahale veya saldırılara karşı kanunla korunma hakkına sahiptir.”
71. İnsan Hakları Komitesi’nin 10. madde hakkındaki, 9 (1982) sayılı Genel Yorumu’nun 3. paragrafına göre:
“ziyaretlere, özellikle de aile fertlerinin ziyaretine izin vermek, aynı zamanda genel olarak insanlığın gereklerinden kaynaklanan bir tedbirdir.”.
72. İnsan Hakları Komitesi’nin 10. madde hakkındaki, 21 (1992) sayılı Genel Yorumu’nun 3-4. paragraflarına göre ayrıca özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler:
“... özgürlükten yoksun bırakılmadan kaynaklanan dışında başka bir güçlüğe ya da zorlamaya tabi tutulamaz; bu kişilerin haysiyetine yönelik saygı, özgür insanlar için geçerli olanlarla aynı şartlarda güvenceye alınmalıdır. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiler, kapalı bir ortamda kaçınılmaz olan sınırlamalara tabi olmakla birlikte, Sözleşme’de düzenlenen tüm haklardan yararlanırlar.
Özgürlüğünden yoksun bırakılmış tüm kişilere karşı, insanca ve haysiyetlerine saygı göstererek muamele etmek temel ve evrensel düzeyde uygulanan bir kuraldır. Dolayısıyla söz konusu kuralın asgari bir gereklilik olarak uygulanması, taraf Devlette erişilebilir maddi kaynaklara bağlanamaz. Bu kural ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya başkaca görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum veya başkaca statü gibi, hiç bir türde ayrım yapılmaksızın uygulanmalıdır”.
Ayrıca 10. paragrafa göre:
“hiç bir ceza infaz sistemi sadece cezalandırıcı olamaz; esas olarak mahpusun iyileşmesini ve toplumsal rehabilitasyonunu amaçlamalıdır”.
2. BM Mahpuslara Yönelik Muameleye İlişkin Asgari Standartlar
73. 30 Ağustos 1955 tarihli BM Mahpuslara Yönelik Muameleye İlişkin Asgari Standartlar, hüküm giymiş mahpuslar hakkında özel hükümler içermektedir. Bunlar arasında aşağıdaki rehber ilkeler de yer almaktadır:
“Dış dünyayla iletişim
37. Mahpusların gerekli gözetim altında, düzenli aralıklarla aileleri ve yakın arkadaşları ile haberleşmelerine ve onlar tarafından ziyaret edilmelerine imkan verilerek iletişim kurmalarına izin verilir.
38. (1) Yabancı ülke vatandaşı olan mahpusların, vatandaşı oldukları ülkenin diplomatik ve konsolosluk temsilcileriyle makul imkanlarla iletişim kurmalarına izin verilir.
(2) Hapsedildikleri ülkede, vatandaşı oldukları Devletin diplomatik veya konsolosluk temsilcisi bulunmayan mahpuslar, mülteciler veya vatansız kimselerin, kendilerinin menfaatlerinden sorumlu olan Devletlerin diplomatik temsilcileriyle veya bu durumdaki kimseleri korumakla görevli ulusal veya uluslararası makamlarla aynı imkanlarla iletişim kurmalarına izin verilir.
39. Mahpusların gazete, dergi veya kurumların özel yayınlarını okumaları, radyo dinlemeleri, konferansları veya kurum idaresinin çıkardığı ya da denetlediği benzeri araçları izlemeleri sağlanarak, önemli haberler hakkında düzenli olarak bilgi sahibi olmaları sağlanır.
..
ÖZEL KATEGORİLERE UYGULANACAK KURALLAR
A. Hükümlü mahpuslar
...
57. Hapis cezası veya failin dış dünyadan mahrum kalması sonucunu doğuran diğer tedbirler, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakarak kendi iradesi ile hareket etme hakkını elinden alan ıstırap verici bir durumdur. Bu nedenle cezaevi sistemi, geçici olarak haklı görülebilecek ayrımlar veya disiplinin sağlanması dışında, durumun doğasından kaynaklanan ıstırabı ağırlaştıramaz.
58. Bir hapis cezasının veya özgürlükten yoksun bırakan benzer bir tedbirin amacı ve meşru sebebi toplumu suça karsı korumaktır. Bu amaç ancak, hapislik döneminin suçluya mümkün olduğu kadar toplum içine geri döndüğü zaman hukuka uygun ve kendi kendini idame ettirebilen bir yaşam sürme isteğini ve yeteneğini kazandırmak için kullanılmış̧ olması halinde gerçekleşebilir.
59. Bu amacı gerçekleştirmek için kurum, uygun ve kullanılabilir olan her tür telafi edici, eğitici, ahlaki, ruhsal ve diğer güçler ile destek biçimlerini kullanır; kurum bütün bunları mahpusların bireysel ihtiyaçlarına göre uygulamaya çalışır.”
3. BM Herhangi Bir Biçimde Tutulan ya da Hapsedilen Tüm Kişilerin Korunmasına Dair İlkeler Bütünü
74. BM Genel Kurulu tarafından 9 Aralık 1988’de (A/RES/43/173) kabul edilen, Herhangi Bir Biçimde Tutulan ya da Hapsedilen Tüm Kişilerin Korunmasına Dair İlkeler Bütünü’nün ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:
“İlke 3
Bir Devlet herhangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen kişilere, yasalar, sözleşmeler, tüzükler veya teamül ile tanıdığı insan haklarını, bu İlkeler Bütünü’nün bu hakları tanımadığını ya da daha az ölçüde tanıdığını bahane ederek sınırlayamaz veya bu hakların kullanımını durduramaz.
...
İlke 19
Tutulan veya hapsedilen bir kimse, özellikle aile fertleri tarafından ziyaret edilme ve onlarla haberleşme hakkına sahiptir ve kendisine, kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve sınırlamalara tabi olmak üzere, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için uygun imkan verilir.
İlke 20
Tutulan veya hapsedilen kimse talep ettiği takdirde, eğer mümkünse, mutad olarak ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya cezaevinde tutulur.”
4. BM Mahpuslara Yönelik Muameleye Dair Temel İlkeler
75. BM Mahpuslara Yönelik Muameleye Dair Temel İlkeler (14 Aralık 1990 tarihinde, 45/111 sayılı İlke Kararı ile kabul edilen) aşağıdaki hükümleri içermektedir:
“1. Bütün mahpuslara, insan olarak doğuştan sahip oldukları haysiyet ve değere uygun olan saygı ile muamele edilecektir.
...
5. Hapsedilme durumunun açık bir biçimde gerekli kıldığı sınırlamalar dışında, tüm mahpuslar İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve ilgili Devletin taraf olması halinde, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Medeni ve Siyasal Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme ile Sözleşme’ye Ek İhtiyari Protokol’de düzenlenen insan hakları ve temel özgürlüklerin yanı sıra, diğer Birleşmiş Milletler Sözleşmelerinde düzenlenen diğer haklara sahip olmaya devam edeceklerdir.”
5. BM İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme
76. BM İşkenceye Karşı Komite, kırk dokuzuncu oturumunda (29 Ekim-23 Kasım 2012) kabul ettiği, Rusya Federasyonu’na dair beşinci periyodik raporun sonuç gözlemlerinde aşağıdaki tespitte bulunmuştur:
“9. ... [Komite] ayrıca taraf Devlet mevzuatının, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin, özgürlükten yoksun bırakmanın ardından derhal aile fertleriyle iletişim kurma hakkını tanımaması; mahpus yerine taraf Devlet görevlilerinin mahpusun yakınlarıyla irtibat kurmasına izin vermesi ve her halükarda mahpusun yakınlarının mahpusun akıbeti hakkında bilgilendirilmemesi nedeniyle kaygılıdır...”
C. Mahkeme Önünde Yargılanmayı veya Temyizi Bekleyen ya da Başka bir Biçimde Mahkeme Kararıyla Alıkonulan Kişilerin Tutulması Hakkındaki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi Kuralları (21 Temmuz 2005)
77. 61 (A) sayılı kural aşağıdaki gibidir:
“64 ve 64bis sayılı hükümlere ve yetkili yöneticinin Yazı İşleri Müdürü’yle müzakere ederek hükmedebileceği sınırlamalara ve denetlemeye tabi olmak üzere tutulanlar, aileleri, arkadaşları ve diğer kişiler tarafından ziyaret edilme hakkına sahiptir. Bu sınırlamalar ve denetim, adaletin yönetimi ya da muhafız devlet cezaevinin veya hapishane biriminin güvenliği ve düzeni için gerekli olmak zorundadır.”
D. Amerikalılararası İnsan Hakları Mahkemesi ve Amerikalılararası İnsan Hakları Komisyonu
78. Amerikalılararası Komisyon (“IACHR”) istikrarlı bir biçimde, Devletin hükümlüler ile aileleri arasındaki iletişimi düzenlemekle ve kolaylaştırmakla yükümlü olduğuna karar vermiştir. Bu bakımdan IACHR, mahpusların aileleri tarafından ziyaretinin, ilişkinin ilgili tüm taraflarının sahip olduğu ailenin korunması hakkının temel bir unsuru olduğunu yinelemiştir.
79. IACHR X ve Y - Arjantin (IACHR, Report no. 38/96, Başvuru no. 10.506, Esas, 15 Ekim 1996) davasında, her ne kadar kişisel iletişim kurulan ziyaretler bir hak olarak kabul edilmese de, bu ziyaretlere izin verilmesi halinde yetkililerin, söz konusu ziyaretleri ilgili kişinin insan haklarını ve haysiyetini gözeten bir biçimde düzenlemek zorunda olduklarını belirtmiştir. Bilhassa:
“97. Aile yaşamı hakkı, bu hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlamalara konu olabilir. Hapsedilme ya da askerlik hizmeti gibi özel koşullar, bu hakkı askıya almasa da hakkın uygulanmasını ve ondan tam olarak yararlanılmasını kaçınılmaz olarak etkiler. Hapsetme her ne kadar, ailenin bir ferdini zorla ondan ayırmak suretiyle aile yaşamı hakkından tam olarak yararlanmayı ister istemez sınırlasa da, devlet yine de tutulanlar ile aileleri arasındaki iletişimi düzenlemek, kolaylaştırmak ve tüm kişilerin temel haklarını devletin ve onun resmi görevlilerinin keyfi ve ihlal içeren müdahalelerine karşı gözetme yükümlülüğü altındadır.
98. Komisyon, mahpusun içinde bulunduğu şartların kişisel özgürlük üzerinde zımnen sebep olduğu sınırlamalardan bağımsız olarak devletin, mahpus ile ailesi arasındaki iletişimi kolaylaştırma yükümlülüğü altında olduğunu istikrarlı bir biçimde vurgulamıştır. Bu bakımdan Komisyon, ziyaret haklarının mahpusun kişisel bütünlük ve özgürlük hakkına ve bunun doğal sonucu olan, ailenin ilgili tüm taraflar için korunması hakkına saygıyı temin etmeye yönelik temel bir gereklilik olduğunu defaatle belirtmiştir. Şüphesiz ve bilhassa hapis altında tutmanın istisnai şartları nedeniyle devlet aile ilişkilerini sürdürme ve geliştirme hakkını etkili bir şekilde güvenceye almak için pozitif hükümler tesis etmelidir. Dolayısıyla bu hakkı sınırlandırmaya yönelik herhangi bir tedbir ihtiyacı, bu tedbirleri hapis altında tutmanın olağan ve makul şartlarına uyarlamalıdır.
80. Oscar Elías Biscet ve diğerleri - Küba (IACHR, Report no. 67/06, Başvuru no. 12.476, Esas, 1 Ekim 2006) davasında Komisyon, İnsan Hakları ve Yükümlülüklerine İlişkin Avrupa Bildirgesi’nin VI. maddesi uyarınca, görünürde bir sebep olmaksızın aile ziyaretlerinin kısıtlanmasını ihlal olarak nitelemiştir.
Bilhassa:
“237. Her ne kadar hapsetme aile üyelerini birbirinden ayırsa da Komisyon, devletin mahpus ile ailesi arasındaki iletişimi kolaylaştırmak ve düzenlemek zorunda olduğunu kaydeder. Hapsetmenin yarattığı istisnai koşullar nedeniyle Devlet, aile ilişkilerini sürdürme ve geliştirme hakkını etkili bir şekilde temin etmek için gerekli adımları atmalıdır. Bu hakkı sınırlayan her tür tedbir ihtiyacı, hapsetmenin olağan ve makul şartlarına uyarlanmalıdır. Devletin mahpuslar ile ailelerinin bir aile kurma ve onu koruma hakkından nasıl yararlanacaklarını düzenlemesi halinde, Amerikan Bildirgesi’nde tanınan hakları ihlal eden herhangi bir şart dayatılamaz ya da bu yönde bir usul icra edilemez.
...
239. Komisyon, mevcut davada mağdurların çoğunluğunun ailelerinden uzaktaki cezaevlerinde tutulduklarını gözlemler. Hatta şikayetçiler, yetkililerin mağdurları, onların aileleri, avukatları ve medyayla iletişimlerini zorlaştırmak amacıyla uzak cezaevlerine hapsettiğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca çoğu başvuruda, cezaevi yetkililerin, görünürde bir sebep olmaksızın aile ve eş ziyaretlerini sınırladıkları bildirilmiştir.
240. Komisyon, Devletin mahpuslarla aileleri arasındaki ilişkiyi kolaylaştırma yükümlülüğüne aykırı davrandığı kanaatindedir. Bu olgular ışığında Komisyon, Devletin Amerikan Bildirgesi’nin VI. maddesini, tüm mağdurların aleyhine olacak şekilde ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır.”
IV. KARŞILAŞTIRMALI HUKUK
81. Almanya, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Birleşik Krallık (İngiltere ve Waller), Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Hollanda, Hırvatistan, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, Karabağ, Letonya, Liechtenstein, Litvanya, Lüksemburg, Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyeti, Malta, Moldova, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Ukrayna, Yunanistan, kural olarak ömür boyu ya da uzun süreli hapse mahkum edilmiş mahpusların, diğer kategorilerdeki mahpuslar gibi, belirli aralıklarla, ulusal hukukun belirlediği usul ve koşullar dairesinde ve içinde tutuldukları kurumun uygulamadaki gerçekliklerine göre, ziyaret edilerek aileleriyle iletişim kurmalarına izin vermektedir. Almanya, Birleşik Krallık, İtalya, Polonya gibi bazı üye Devletlerin ilgili mevzuatlarında özel olarak belirtildiği üzere, bu tür ziyaretlerin esas amacı aile bağlarını korumaktır.
82. Yukarıda adı geçen ülkelerin çoğunda cezaevindeki ziyaretlere ilişkin düzenleme, ömür boyu hapse ve/veya uzun süreli hapse mahkum edilmiş mahpuslar da dahil olmak üzere, tüm kategorilerdeki mahpuslar için aynıdır. Azerbaycan, Bulgaristan, Litvanya, Sırbistan ve Türkiye gibi üye Devletlerde bazı kategorilerdeki mahpuslar, özellikle ömür boyu ve/veya uzun süreli hapse mahkum edilmiş mahpuslar, bilhassa ziyaretlerin sıklığı ve süresi ve ziyaretlerin gerçekleştirileceği tesisler bakımından ilave sınırlamalara tabi tutulabilir. Mahpusların ziyaretine izin veren bu Devletler arasında bir üye Devlet, Moldova, ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpusları ve diğer kategorilerdeki bazı mahpusları bu ziyaretlerin dışında tutmaktadır. Ukrayna da, 7 Mayıs 2014 tarihine kadar benzer bir durumdayken, bu tarihte Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 151. maddesinde değişikliğe giderek, ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpuslara da bu ziyaret hakkını tanımıştır.
83. Bu bahsi geçen Devletlerin çoğunda, doğrudan fiziksel temas, ziyaretçi sayısı ve cezaevi ziyaretleri sırasındaki mahremiyete ilişkin çeşitli denetleyici sınırlamalar bulunmaktadır. Görünüşe göre sadece Almanya, Hırvatistan, İsveç ve İsviçre gibi çok az sayıda üye Devlette, olağan aile ziyaretleri -genel bir kural olarak- güvenlik kaygısı ve/veya başka türde belirli bir kaygı olmadığı sürece denetime tabi tutulmaksızın gerçekleştirilmektedir. Ömür boyu ve/veya uzun süreli hapse mahkum edilmiş mahpuslar için olağan aile ziyaretleri, genelde bu amaç için tasarlanmış bir odada, bir masa etrafında, bazı örneklerde ise diğer mahpuslar ve onların ziyaretçileriyle yan yana (bkz. örneğin, Belçika, Birleşik Krallık, Hollanda, İsveç, Lüksemburg ve Polonya) ya da cam bir bölmenin arkasından (bkz. özellikle Azerbaycan, Bulgaristan, Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, Romanya, Slovakya ve Yunanistan) gerçekleştirilebilir. Bazı üye Devletlerde, kuruma ve kurumdaki şartlara bağlı olarak her iki imkan da mevcuttur. (bkz. örneğin, Avusturya, Finlandiya, İspanya, Türkiye ve Ukrayna). Almanya, Birleşik Krallık, Estonya, İsveç ve Portekiz’de ziyaretler, güvenlik kaygısıyla, bir oda içerisinde, cam bir bölmenin ardından (ya da fiziksel teması ortadan kaldıran başka bir düzenleme ile) gerçekleştirilebilir. Almanya, Belçika, Fransa, İrlanda, İsveç, İtalya, Liechtenstein, Karabağ, Polonya, Portekiz, Sırbistan, Slovenya ve Türkiye (açık görüşlerde) gibi, ziyaretlerin bir oda içerisinde, fiziksel bir engel olmaksızın gerçekleştirildiği üye Devletlerde, yetişkin bir mahpus ile yetişkin bir ziyaretçi arasında belirli ölçüde fiziksel temasa izin verilmektedir. Öte yandan Finlandiya’da fiziksel temas çoğunlukla yasaktır. Hollanda ve Slovakya’da ise fiziksel temas sıkı bir biçimde düzenlenmiştir.
84. İncelenen tüm ülkelerde, mahpusların çoğunluğu için, genel olarak ayda bir kısa süreli bir ziyaret imkanı tanınmakla birlikte, kısa süreli ziyaretlerin sıklığı üye Devletler arasında ciddi ölçüde değişmektedir. Avusturya, Belçika, Finlandiya, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsviçre, Karabağ, Malta, Portekiz, Slovenya ve Yunanistan gibi bazı üye Devletlerde aile ziyaretlerine genel olarak haftalık olarak izin verilmektedir. Birleşik Krallık, Bulgaristan, Hırvatistan, Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, Polonya ve Romanya gibi devletlerde bu ziyaretlere ayda iki kez izin verilmektedir. İtalya’da izin verilen ziyaret sıklığı ayda altı kez, Türkiye’de ise dört kezdir. Almanya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Gürcistan, Moldova, Sırbistan, Slovenya ve Ukrayna gibi bir dizi Devlette aile ziyaretlerine ayda bir izin verilmektedir. Litvanya’da, orta düzeyde güvenlik kategorisine giren ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpusların iki ayda bir ziyaret edilmesine izin verilmektedir. Benzer şekilde, ziyaret sayısının mahpusun Ceza Kanunu uyarınca tutulduğu rejime göre değiştiği Azerbaycan’da, ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpusların yılda altı kez ziyaret edilmelerine izin verilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
85. Başvurucu, mahkum edildiği hapis cezasının özel rejime tabi ceza infaz kurumunda geçirdiği ilk on yılı boyunca eşi ve ailesinin diğer fertleri tarafından ziyaret edilme imkanının ciddi biçimde engellendiğinden yakınmıştır. Başvurucu özellikle, özel rejime tabi ceza infaz kurumunda eş ziyaretlerine izin verilmemesinden mustariptir. Başvurucu 12 Mayıs 2014’te sunduğu görüşünde, Kasım 1994 ile Ekim 1995 arasında geçen hüküm öncesi tutukluluğu sırasında eşi ve aile fertlerinin kendisini tutukevinde ziyaret etmesine izin verilmemesinden şikayetçi olmuştur. Başvurucu bu bağlamda Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürmüştür. Buna göre:
“1. 1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına, ulusal güvenlik, kamu güvenliği ya da ülkenin ekonomik refahı, düzensizliğin ya da suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık veya ahlakın korunması yahut başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, yasaya uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiç bir şekilde müdahalede bulunulamaz.”
A. Kabul edilebilirlik
1. Tarafların görüşleri
86. Hükümet başvurucunun eşinin kendisinden 1996’da boşandığını, başvurucunun esas şikayetinin ise, mahkumiyetinden sonra, hapis cezasının özel rejime tabi ceza infaz kurumunda infazı sırasında karısının eş ziyaretine imkan tanınmamasına ilişkin olması nedeniyle, başvurunun kabul edilemez bulunması gerektiğini öne sürmüştür.
87. Başvurucu eşinden 1996 yılında boşandığını kabul etmiş fakat başvurunun incelenmesine devam edilmesi gerektiğini, zira kısıtlayıcı cezaevi ziyareti rejiminin ailesinin diğer fertlerini ve yakınlarını etkilemeye devam ettiğini belirtmiştir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
(a) Başvurucunun, yargılama öncesinde, Kasım 1994 ile Ekim 1995 arasında geçen tutukluluğunun incelenmesi
88. Mahkeme öncelikli olarak Sözleşme’nin Rusya bakımından 5 Mayıs 1998’de yürürlüğe girdiğini kaydeder. Başvurucunun ise yargılama öncesinde tutuklu bulunduğu, Kasım 1994 ile Ekim 1995 arasındaki dönemde gerçekleşen olaylardan şikayetçi olduğu göz önüne alındığında, söz konusu şikayet, 35 § 3 (a) maddesi uyarınca, ratione temporis (zaman bakımından) Sözleşme hükümleriyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple şikayetin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekir.
(b) Başvurucunun, özel rejime tabi ceza infaz kurumundaki tutukluluğu sırada eş ziyaretlerinden mahrum bırakıldığı yönündeki şikayetinin incelenmesi
89. Mahkeme, başvurucunun sunduğu 12 Mayıs 2014 tarihli dilekçeden anlaşılacağı üzere, başvurucunun eşinin kendisinden 1996’da boşandığını kaydeder. Aksini ortaya koyan herhangi bir delilin yokluğunda, 1996’da gerçekleşen boşanmadan ve 8 Ekim 1999’da, başvurucunun özel rejime tabi ceza infaz kurumuna sevkinden sonra, kendisinin Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında bir aile yaşamının bulunduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucu, eşinin ziyaretine izin verilmemesi sebebiyle Sözleşme’nin 8. maddesine aykırı bir ihlalin mağduru olduğunu iddia edemez.
90. Yukarıda belirtilenler göz önüne alındığında, Mahkeme başvurunun bu kısmının 35 § 3 (a) maddesi uyarınca ratione personae (kişi bakımından) Sözleşme hükümleriyle bağdaşmadığı kanaatindedir. Bu sebeple şikayetin bu kısmı 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
(c) Başvurucunun, hüküm giydikten sonra hapis cezasının özel rejime tabi ceza infaz kurumunda infaz edilen ilk on yılı hakkındaki şikayetinin incelenmesi
91. Başvurucunun 8 Ekim 1999 ile 11 Ekim 2009 tarihleri arasında, özel rejime tabi ceza infaz kurumunda, sıkı rejim koşullarında infaz edilen hapis cezası sırasında yakınları ve aile fertleriyle ilişkileri üzerinde uygulanan çeşitli sınırlamalar hakkındaki şikayetine gelince, Mahkeme, ilgili şikayetin kendisine Ekim 2006’da yapılmış olduğunu dikkate alarak ve sözü edilen (başvurucunun tutulduğu koşulların temelde değişmeksizin aynı kaldığı) dönemin bir bütün olarak ele alındığında, Mahkeme içtihadı uyarınca devam eden bir durum olması nedeniyle, bu şikayetin tümüyle kendi yetki alanına girdiği kanaatindedir. (bkz., mutatis mutandis, Benediktov - Rusya, no. 106/02, § 12, 10 Mayıs 2007; Igor Ivanov - Rusya, no. 34000/02, § 30, 7 Haziran 2007; Guliyev - Rusya, no. 24650/02, § 31, 19 Haziran 2008; Maltabar ve Maltabar - Rusya, no. 6954/02, §§ 82-84, 29 Ocak 2009; Aleksandr Matveyev - Rusya, no. 14797/02, §§ 67‑68, 8 Temmuz 2010; ve Valeriy Lopata - Rusya, no. 19936/04, §§ 104-106, 30 Ekim 2012)
92. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında savunulabilir iddialar içerdiği; dolayısıyla Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilemeyeceği hususunda tatmin olmuştur. Mahkeme ayrıca başvurunun, başkaca herhangi bir sebeple de kabul edilemez olmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla başvurunun kabul edilebilir bulunması gerekir.
B. Esas incelemesi
1. Tarafların iddiaları
(a) Başvurucu
93. Başvurucu, özel rejime tabi ceza infaz kurumunda infaz edilen hapis cezasının ilk on yılı boyunca, uzun süreli ve kısa süreli ziyaretlerin sayısı üzerinde uygulanan sınırlamaların haklı bir sebebe dayanmadığından ve bu sınırlamaların aşırı ölçüde sert olduğundan şikayetçi olmuştur. Başvurucuya göre, ziyaretlerin türü, sıklığı ve süresine ilişkin düzenlemenin esnek olmayışı ve bu hususların doğrudan yasal mevzuatla belirlenmiş olması nedeniyle, her bir mahpusun durumuna özgü şartlara uyarlanabilir, şahsileştirilmiş bir yaklaşım geliştirmek imkansız hale gelmiştir.
94. Başvurucu, Ceza Kanunu’nun 43 § 2 maddesinde ceza yaptırımının amacı olarak zikredilen, “sosyal adaletin yeniden tesisi”, “hüküm giymiş kişinin ıslahı” ve “yeni suçların işlenmesinin önlenmesi”ne işaret etmiş ve bu amaçların meşru olduğunu kabul etmiştir (bkz. yukarıda 33. paragraf). Başvurucu, itiraz konusu mevzuatın ise bu amaçlara ulaşmak bakımından yeterli olmadığı görüşündedir. Başvurucu, ailesiyle ilişkilerini korumanın, kendisi ile toplum arasındaki yegane bağlantı olduğunu; bunun ise hüküm giymiş bir kişinin ıslahı için en etkili araç olduğunu savunmuştur.
95. Başvurucu, Hükümetin ileri sürdüğü, uzun süreli aile ziyaretleri üzerinde hapis cezasının ilk on yılı boyunca uygulanan yasaktan kaynaklanan sınırlamaların geçici olduğu savına karşılık, hüküm öncesi tutuklulukta geçirilen dönem ve on yıllık sürenin hesaplanmasında uygulanan katı kurallar nedeniyle, söz konusu sınırlamaların gerçek süresinin uygulamada ciddi ölçüde daha uzun olduğunu öne sürmüştür. Başvurucunun durumunda bu sınırlamalar toplamda on beş yıllık bir dönem boyunca sürmüştür.
96. Kısa süreli ziyaret koşullarına ilişkin olarak başvurucu, bunların seyrekliğinden (yılda iki kez), kısa süreli olmasından (azami dört saat) ve bir gardiyanın hazır bulunması, cam bir duvarla fiziksel olarak ayrılmış olma gibi, mahremiyete hiç bir biçimde yer bırakmayan düzenlemelerden şikayetçi olmuştur. Başvurucu ayrıca, her seferinde sadece iki yetişkinin ziyaretine izin veren sınırlamanın da aşırı katı olduğu görüşündedir.
97. Son olarak başvurucu aynı zamanda, uzun süreli ziyaretler üzerindeki on yıllık yasağın ve hiç bir mahremiyete ve fiziksel temasa izin verilmeyen kısa süreli ziyaretlere ilişkin katı koşulların aile fertleri üzerinde, özellikle de yaşlı ve hasta olan babası ve oğlu üzerinde olumsuz etki yarattığını; oğlunun bu iletişimsizlik nedeniyle kendisinden tümüyle uzaklaştığını belirtmiştir.
(b) Hükümet
98. Hükümet, başvurucunun mahkumiyeti sonrasında özel rejime tabi ceza infaz kurumunda infaz edilen hapis cezasının on yılı boyunca, cezaevi rejiminin başvurucunun özel ve aile yaşamına saygı hakkına bir müdahale oluşturduğu hususuna itiraz etmemiştir. Bununla birlikte Hükümet, Anayasa Mahkemesi’nin içtihadına işaret ederek (bkz. 29 ve 55 ila 57. paragraflar), söz konusu müdahalenin yasaya uygun ve izlediği meşru amaçla orantılı olduğunu öne sürmüştür.
99. Hükümet Anayasa Mahkemesi’nin içtihadına atıfta bulunmuş ve söz konusu tedbirin, bir haksızlığı telafi etme, mahkum edilen kişiyi ıslah etme ve yeni suçların işlenmesini önleme amacı taşıdığını ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun uyarınca ceza infaz mevzuatının esas amacının, hüküm giymiş bir kişinin ıslah edilmesi ve hem hüküm giymiş kişi hem de diğerleri tarafından yeni suçlar işlenmesinin önlenmesi olduğunu belirtmiştir. Mahkeme önünde gerçekleşen duruşma sırasında verdiği sözlü savunmada Hükümet, toplumla yeniden bütünleştirme amacının, başvurucu da dahil olmak üzere, ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpuslar bakımından gerçekleşmesinin beklenmediğini öne sürmüş ve ilgili cezaevi rejiminin yegâne amacının, başvurucu gibi kişileri tecrit etmek olduğunu savunmuştur.
100. Hükümet, bilhassa başvurucunun işlediği çok ağır suçlar nedeniyle ömür boyu hapse mahkum edildiği dikkate alındığında ve aile ziyaretleri üzerindeki çeşitli sınırlamaların geçici nitelikte olduğu göz önüne alındığında, müdahalenin izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir. Hükümet yetkilileri ayrıca, şahsileştirmeye yönelik tüm tedbirlere ve orantılılık incelemesine yasada yer verildiğini ve mevcut başvuruya konu olan kararın hazırlanması sürecinde de bunların uygulandığını ileri sürmüştür. Rejimin katılığı, özellikle mahkeme tarafından hükmedilen cezanın ağırlığına, suçun kamuya yönelik yarattığı tehlikenin niteliği ve derecesine, suçun işlendiği belirli şartlara, failin kişiliğine ve hükümlünün cezasının infazı sırasındaki tutumuna bağlı olarak belirlenir.
101. Hükümet ayrıca bir suçlunun, işlediği suçun sonuçlarının ve bu suçu işlemek suretiyle kendisini ve ailesini, haberleşme hakkı, özel yaşamın dokunulmazlığı, şahsi ve ailevi mahremiyeti üzerindeki sınırlamalara mahkum ettiğinin tümüyle bilincinde olduğunun söylenebileceğini belirtmiştir.
102. Hükümet ayrıca, mevzu bahis olan kısıtlamaların bir sınırlandırma tedbiri olan özgürlükten yoksun bırakmanın doğasından kaynaklandığını ileri sürmüştür.
(c) Müdahiller (Üçüncü Taraflar)
103. Müdahiller, özel rejime tabi ceza infaz kurumlarındaki sıkı infaz rejiminin ilk on yıllık dönemini, keyfi ve aşırı derecede katı olduğu ve hiç bir sosyolojik, demografik veriyle ya da uluslararası hukuk standartlarıyla uyuşmadığı gerekçesiyle eleştirmişlerdir. Aynı zamanda uzun süreli ziyaret yasağını ve her tür fiziksel temas yasağı ile izin verilen ziyaretçi sayısındaki kısıtlamalar gibi, kısa süreli ziyaretler üzerindeki sınırlayıcı tedbirleri kınamışlardır.
104. Müdahillere göre bu kuralın tek amacı, ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş hükümlülere, onların aileleriyle kuracakları iletişimin, rehabilite olmaları ve özgür toplumla yeniden bütünleşmeleri için kritik olduğu bu süre zarfında, ek bir cezalandırma getirmektir. Kendileri bu tedbirin, ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş kişileri gerçek anlamda umut etme hakkından yoksun bıraktığı ve mahpusların aile yaşamları üzerinde son derece zararlı bir etki yarattığı görüşündedir.
105. Buna ilaveten müdahiller, Azerbaycan, Ermenistan, Litvanya, Letonya ve Ukrayna gibi ülkelerde yakın zamanda gerçekleştirilen yasal değişikliklere işaret ederek, itiraz konusu mevzuatın, Avrupa’da halihazırda iyice yerleşik hale gelen, mahpusların rehabilitasyonunu daha güçlü vurgulayan ve uzun süreli mahpuslar üzerindeki sınırlamaları hafifletmeyi amaçlayan eğilimle çeliştiği hususunda ısrar etmişlerdir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
(a) Başvurucunun 8. madde kapsamındaki haklarına bir müdahale olup olmadığı hakkında
106. Bir kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakan diğer tüm tedbirler gibi, hapsetme de, doğası gereği kişinin özel ve aile yaşamı üzerinde sınırlamalara sebep olur. Bununla birlikte, yetkililerin mahpusun yakın ailesiyle iletişimini sürdürmesini sağlaması ya da, ihtiyaç halinde, mahpusa bu yönde destek olması, mahpusun aile yaşamına saygı hakkının asli bir unsurudur. (bkz. diğer pek çok kararın yanı sıra, Messina - İtalya (no. 2), no. 25498/94, §§ 61-62, ECHR 2000‑X; Lavents - Litvanya, no. 58442/00, § 139, 28 Kasım 2002; Estrikh - Litvanya, no. 73819/01, § 166, 18 Ocak 2007; Nazarenko - Litvanya, no. 76843/01, § 25, 1 Şubat 2007; Trosin - Ukrayna, no. 39758/05, § 39, 23 Şubat 2012; ve Epners-Gefners - Litvanya, no. 37862/02, §§ 60-66, 29 Mayıs 2012).
107. Mevcut başvurunun koşullarına bakıldığında Mahkeme, başvurucunun, mahkumiyeti sonrasında, özel rejime tabi ceza infaz kurumunda geçirdiği hapis cezasının ilk on yılı boyunca sıkı infaz rejimine tabi tutulduğunu; bu cezaevi rejiminin, başkaca hususların yanı sıra, cezaevi ziyaretlerinin sıklığı ve süresi ile ziyaretçi sayısı üzerinde sınırlamalar getirdiğini; ayrıca ziyaretlerin denetimine yönelik çeşitli tedbirler içerdiğini kaydeder. Başvurucu bu süre boyunca dış dünyayla yazılı olarak iletişim kurabilmiş, fakat acil durumlar dışında, kendisinin telefon görüşmesi yapması tümüyle yasaklanmıştır. Mahkeme ayrıca başvurucunun bu süre zarfında, yakınlarıyla anne-babası, kardeşi ve oğluyla iletişimini sürdürmeye çalıştığını da kaydeder. Şüphesiz başvurucunun oğlunun cezaevinde başvurucuyu ziyaret etmek için maddi imkanlarının kısıtlı olduğu da açıktır.
108. Hükümet, yukarıda bahsedilen cezaevi rejiminin başvurucunun koşullarına uygulanmasının, Sözleşme’nin 8. maddesiyle korunan özel ve aile yaşamına saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğuna itiraz etmemiştir.
109. Mahkeme’nin içtihadı ve başvurunun yukarıda işaret edilen koşulları dikkate alındığında, Mahkeme, söz konusu tedbirlerin Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında başvurucunun “özel yaşamına” ve “aile yaşamına” yönelik bir müdahale oluşturduğu kanaatindedir. Şu halde bu müdahalenin, aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca meşru bir müdahale olup olmadığını incelemek gerekecektir.
(b) Müdahalenin meşru olup olmadığı hakkında
i. “Yasaya uygun”
110. Mahkeme’nin içtihadına göre, 8 § 2 maddesinde yer alan “yasaya uygun olarak” ifadesi, başkaca unsurların yanı sıra, ilgili tedbirin ya da tedbirlerin iç hukukta bir temelinin bulunmasını gerektirir (bkz., örneğin, Aleksandra Dmitriyeva - Rusya, no. 9390/05, §§ 104-07, 3 Kasım 2011); fakat bu ifade aynı zamanda söz konusu yasanın niteliğine de işaret eder; bu anlamda yasanın ilgili kişi için erişilebilir ve etkilerinin öngörülebilir olması da gerekir (bkz. Rotaru - Romanya [BD], no. 28341/95, § 52, ECHR 2000-V). Öngörülebilirlik kriterini karşılaması için yasanın, bir tedbirin uygulanabileceği koşulları, ilgili kişilerin -ihtiyaç olursa uygun tavsiyeyle- davranışlarını düzenlemesine imkan verecek şekilde, yeterli belirlilikte ortaya koyması gerekir.
111. Mahkeme, başvurucu üzerinde uygulanan itiraza konu sınırlamaların Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 125 § 3, 126 ve 127 § 3 maddelerine uygun olduğunu kaydeder (bkz. yukarıda 50 ve 52. paragraf). Bu hükümlere göre, ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş tüm hükümlülerin, özel rejime tabi ceza infaz kurumuna getirildikleri andan itibaren katı infaz rejimine yerleştirilmeleri gerekir. Söz konusu hükümler, ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş mahpusların, yakınları tarafından cezaevinde ziyaret edilme imkanları üzerinde çeşitli sınırlamalar öngörmüş ve ayrıca bu mahpusların sonraki on yıl boyunca dış dünyayla kuracakları teması düzenlemiştir.
112. Mahkeme’nin tespitine göre -bu husus taraflar arasında da ihtilaf konusu değildir-, başvurucunun özel rejime tabi ceza infaz kurumunda, sıkı infaz rejimi koşulları altında tutulmasının Rus hukukunda yasal bir temeli bulunmaktadır ve yasanın kendisi, açık, erişilebilir nitelikte ve yeterli kesinliktedir.
ii. Meşru amaç
113. Hükümet, başvurucunun yakınları tarafından cezaevinde ziyaret edilme imkanı üzerindeki sınırlamaların meşru olduğunu ortaya koymak için Anayasa Mahkemesi’nin içtihadına atıfta bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, 24 Mayıs 2005 tarihli, 257-O sayılı kararında (bkz. yukarıda 29. paragraf), “yasanın adaletin yeniden tesisi, suçlunun ıslahı ve yeni suçların işlenmesinin önlenmesi” amaçlarını izlediğini belirtmiştir. Hükümet yetkilileri Büyük Daire önündeki sözlü ifadelerinde, ilgili yasanın hiç bir biçimde başvurucunun veya diğer mahpusların toplumla yeniden bütünleştirilmesini amaçlamadığını; tersine yasanın bu tür insanları toplumdan tecrit etmeyi hedeflediğini belirtmişlerdir. (bkz. yukarıda 99. paragraf).
114. Tarafların görüşleri ve bilhassa Hükümet’in duruşma sırasındaki açıklamaları dikkate alındığında, başvurucunun cezaevinde ziyaret edilme hakkı üzerindeki sınırlamaların Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi anlamında meşru bir amacı izleyip izlemediği tartışmaya açık olabilir.
115. Bununla birlikte Mahkeme, aşağıda yaptığı tespitler ışığında, bu hususu karara bağlamaya lüzum olmadığı görüşündedir. (bkz. aşağıda 127 ila 149. paragraflar).
(c) Demokratik bir toplumda gereklilik hakkında
i. Genel ilkeler
116. Mahkeme’nin yerleşik içtihadında açıkça yer aldığı üzere, hapis cezaları infaz edilirken mahpuslar, özgürlük hakkı hariç olmak üzere, diğer tüm hak ve özgürlüklerinden yararlanmaya devam ederler. (bkz., örneğin, Dickson - Birleşik Krallık [BD], no. 44362/04, § 67, ECHR 2007‑V, alıntı Hirst - Birleşik Krallık (no. 2) [BD], no. 74025/01, § 69, ECHR 2005‑IX; ve Boulois - Lüksemburg [BD], no. 37575/04, § 82, ECHR 2012).
117. Buna bağlı olarak bir kişi, hapsedilmesinin ardından, aile yaşamına saygı hakkı da dahil olmak üzere, Sözleşme’de düzenlenen hak(lar)ını kaybetmez. (Płoski - Polonya, no. 26761/95, §§ 32 ve 35, 12 Kasım 2002); dolayısıyla söz konusu haklar üzerinde uygulanan tüm sınırlamaların, her bireysel vakada meşru bir temelinin olması gerekir. (bkz. yukarıda belirtilen Dickson [BD], § 68).
118. Mahkeme, “demokratik bir toplumda gerekli” olma koşuluna ilişkin olarak, “gereklilik” kavramının, müdahalenin zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmesini ve müdahalenin bilhassa izlenen meşru amaçla orantılı olmasını gerektirdiğini belirtmiştir. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına karar verirken Mahkeme, Sözleşmeci Taraflara belirli bir takdir payının bırakıldığını dikkate alacaktır; bununla birlikte, müdahalenin ardında yatan zorlayıcı toplumsal ihtiyacın varlığını kanıtlama görevi davalı Devlete aittir. (bkz. Kučera - Slovakya, no. 48666/99, § 127, 17 Temmuz 2007, ve Klamecki - Polonya (no. 2), no. 31583/96, § 144, 3 Nisan 2003). Ayrıca Mahkeme kendisini sadece şikayete konu olayları ele almakla sınırlı tutamaz zira objektif bir standardı uygulaması ve söz konusu olaylara yapılan başvuru ışığında, bir bütün olarak bakması gerekir. (bkz. Nowicka - Polonya, no. 30218/96, §§ 69-70, 3 Aralık 2002).
119. Mahkeme’nin nihai değerlendirmesinden önce, bir başvuruda adil dengenin nasıl kurulacağına ilişkin ilk incelemenin ulusal mahkemelerce yapılması sebebiyle, Mahkeme tarafından kural olarak bu yetkililere, söz konusu inceleme bakımından belirli bir takdir payı tanınır. Bu takdir payının kapsamı, sınırlanan faaliyetlerin niteliği ve söz konusu sınırlamalarla izlenen amaçlar da dahil olmak üzere bir dizi etkene bağlı olarak değişir ve tayin edilir. (bkz. yukarıda belirtilen Dickson [BD], , § 77).
120. Buna bağlı olarak, bir bireyin varoluşu ve kimliğinin bilhassa önemli bir yönü söz konusu olduğunda Devlete tanınan takdir payı genelde sınırlı olacaktır. Ancak Avrupa Konseyi’ne üye Devletler arasında mevzu bahis olan menfaatin önemi ya da bu menfaatin en iyi nasıl korunacağına dair bir mutabakat olmadığı durumlarda ise takdir payının daha geniş olması mümkündür. Bu durum, davanın özellikle karmaşık meseleler açığa çıkardığı ve toplumsal strateji tercihlerini gündeme getirdiği hallerde geçerlidir: Yetkililer, kendi toplumları ve o toplumun ihtiyaçları hakkında sahip oldukları dolaysız bilgi nedeniyle, kural olarak neyin kamu menfaatine olduğunu tayin etme hususunda uluslararası yargıca göre daha elverişli bir konumdadırlar. Böyle bir başvuruda Mahkeme, “açıkça makul bir temelden yoksun olduğu” haller dışında, genel olarak yasama organının politik tercihine saygı duyacaktır. Ayrıca Devletin, yarışan özel menfaatler ile kamu menfaati arasında ya da Sözleşme’de güvenceye alınan farklı haklar arasında bir denge kurması gerektiği hallerde, tanınacak takdir payı daha geniş olacaktır. (bkz. yukarıda belirtilen Dickson [BD], § 78).
121. Ayrıca Devletlerin “cezalandırıcı amaçlar” doğrultusunda aldıkları tedbirler üzerindeki orantılılık değerlendirmesi yaklaşımı yakın zaman içinde gelişmiş; cezalandırma ile mahpusların iyileşmesi arasında uygun bir denge kurulması ihtiyacına daha güçlü vurgu yapılmaya başlamıştır. (bkz. Mastromatteo - İtalya [BD], no. 37703/97, § 72, ECHR 2002-VIII; Schemkamper - Fransa, no. 75833/01, § 31, 18 Ekim 2005; ve Maiorano ve Diğerleri - İtalya, no. 28634/06, § 108, 15 Aralık 2009). Bununla bağlantılı biçimde, ilk olarak Dickson [BD] kararında (bkz. yukarıda, § 75) Mahkeme, Avrupa ceza politikası içinde, özellikle uzun süreli hapis cezasının sonuna doğru cezalandırmanın iyileştirici amacına daha fazla önem verme yönünde genel bir gelişme kaydedildiğini belirtir; ikinci olarak da Vinter ve Diğerleri - Birleşik Krallık [BD], nos. 66069/09, 130/10 ve 3896/10, § 111‑116, ECHR 2013 (extracts) ve Harakchiev ve Tolumov - Bulgaristan (nos. 15018/11 ve 61199/12, §§ 243-246, ECHR 2014 (extracts)) kararlarında, iyileşme ve toplumla yeniden bütünleşme vurgusunun, üye Devletlerin ceza politikalarını şekillendirirken dikkate almaları gereken zorunlu bir unsur haline geldiğini ısrarla vurguladığını hatırlatır.
122. Ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş bir mahpusun hapsedilme rejiminin ve koşullarının bu bağlamla alakasız olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu rejim ve koşullar, mahpusun kendisini, günün birinde cezasının yeniden uyarlanmasını mümkün kılacak şekilde ıslah etmeye gayret göstermesine imkan vermelidir. (bkz. yukarıda belirtilen Harakchiev ve Tolumov, § 265).
ii. Mahkeme’nin daha önceki benzer başvurularda ziyaret haklarına ilişkin yaklaşımı
123. Ziyaret hakları bakımından, cezaevi yöneticilerinin mahpusun yakın ailesiyle iletişimini sürdürmesini sağlamaları ya da ihtiyaç halinde, mahpusa bu yönde destek olmaları, mahpusun aile yaşamına saygı hakkının asli bir unsurudur. (bkz. yukarıda belirtilen Messina, § 61; ve Öcalan - Türkiye (no. 2), nos. 24069/03, 197/04, 6201/06 ve 10464/07, §§ 108-149 ve §§ 154-164, 18 Mart 2014). Bununla birlikte, mahpusların dış dünyayla iletişimlerinin denetlenmesine yönelik bazı tedbirlerin gerekli olduğunu ve bunların kendiliğinden Sözleşme’ye aykırı olmadığını kabul etmek gerekir. (bkz. Aliev - Ukrayna, no. 41220/98, § 187, 29 Nisan 2003 ve Kalashnikov - Rusya (k.), no. 47095/99, § 7, ECHR 2001‑XI (extracts)). Bu tedbirler, aile ziyaretlerinin sayısının sınırlanması, bu ziyaretlerin gözetim altında tutulması ve suçun niteliğinin ve tutuklunun kişisel özelliklerinin gerektirmesi halinde, kişinin özel bir cezaevi rejimine veya özel ziyaret düzenlemelerine tabi kılınması gibi kısıtlamaları içerebilir. (bkz. Hagyó - Macaristan, no. 52624/10, § 84, 23 Nisan 2013).
124. Bu bağlamda yine de, söz konusu tedbirlerin izlenen meşru amacı gerçekleştirmek için gerekli olduğunun makul kabul edilebileceği özel bir cezaevi rejimi uygulaması ya da soruşturmalar sırasında uygulanacak özel ziyaret düzenlemeleri ile bu rejimin uzun bir süreye yayılarak uygulanması arasında ayrım yapmak gerekir (bkz. yukarıda belirtilen Messina, § 67). Bu amaçla, özel rejim uygulamasını uzatma ihtiyacının, konuyla ilgili yetkililer tarafından büyük bir dikkatle değerlendirilmesi gerekir. (bkz. Bastone - İtalya (k.), no. 59638/00, § 2, ECHR 2005‑II (kısımlar); Indelicato - İtalya (k.), no. 31143/96, § 2, 6 Temmuz 2000; Ospina Vargas - İtalya, no. 40750/98, § 3, 14 Ekim 2004; ve Enea - İtalya [BD], no. 74912/01, §§ 125-131, ECHR 2009).
125. Benzer şekilde, yüksek güvenlikli cezaevlerinde fiziksel ayrıştırma gibi tedbirlerin uygulanması, cezaevinin güvenlik ihtiyacı ya da bir tutuklunun ailesi vasıtasıyla suç örgütleriyle iletişim kurması tehlikesi nedeniyle haklı bir sebebe dayanabilir. (bkz. Lorsé ve Diğerleri - Hollanda, no. 52750/99, §§ 83-86, 4 Şubat 2003, ve Van der Ven - Hollanda, no. 50901/99, §§ 69-72, ECHR 2003‑II). Ancak doğrudan iletişim yasağının bu yönde genişletilerek uygulanması sadece bu türden gerçek ve devam eden bir tehlikenin varlığı halinde haklı sebebe dayanabilir. (bkz. Horych - Polonya, no. 13621/08, §§ 117-132, 17 Nisan 2012, ve Piechowicz - Polonya, no. 20071/07, §§ 205-222, 17 Nisan 2012).
126. Diğer bir deyişle Devlet, belirli durumlarda uygun ve gerekli olup olmadığını belirlemek için, özellikle hüküm giymiş mahpuslar bakımından (bkz. yukarıda belirtilen Harakchiev ve Tolumov, § 204) hiç bir esneklik payı bırakmaksızın genel olarak sınırlamaya gitmekte özgür değildir. (bkz., mutatis mutandis, Moiseyev - Rusya, no. 62936/00, §§ 254-255, 9 Ekim 2008), Mahkeme bu konu hakkında, Trosin davasında (yukarıda belirtilen, §§ 42-44) verdiği kararı hatırlatır. Bu davada iç hukuk, ömür boyu hapse mahkum edilmiş tüm mahpuslar için, on yıllık bir süre boyunca aile ziyaretlerinin sıklığı, süresi ve usulleri üzerinde otomatik sınırlamalar getirmiştir:
“42. Mahkeme, geçici bir özel rejim uygulaması boyunca bir mahpusun ziyaret hakkının ayda iki aile ziyareti ile sınırlanmış olmasının Sözleşme bakımından bir sorun teşkil etmediğini kaydeder. Ancak, bu başvuruda ulusal merciiler ve Mahkeme, söz konusu sınırlamaların temelinde yatan özgün ve hususi gerekçeleri dikkate almışlardır. (bkz. Messina - İtalya (no. 2), no. 25498/94, §§ 62-74, ECHR 2000‑X). ... Mevcut başvuruda ise iç hukukun ilgili hükümleri, ömür boyu hapse mahkum edilmiş tüm mahpusların ziyaret sıklığı ve süresi üzerinde otomatik sınırlamalar getirmiş ve bu katı sınırlamaların, her ne kadar ceza yasasına göre en ağır cezaya çarptırılmış mahpuslara uygulansalar dahi, her bireysel vakada uygun ve gerekli olup olmadığını tayin etmeye yönelik hiç bir esneklik payı bırakmamıştır. Mahkeme bu tür meselelere yönelik düzenlemelerin katı sınırlamalar şeklinde olamayacağı kanaatini belirtmiş ve Devletlerin yetkililerce yarışan bireysel menfaatler ile kamu menfaatinin dengelenmesine ve her bir bireysel vakanın özelliklerinin dikkate alınmasına imkan veren bir orantılılık incelemesi geliştirmeleri gerektiğini vurgulamıştır. (bkz., mutatis mutandis, Dickson - Birleşik Krallık [BD], no. 44362/04, §§ 82-85, ECHR 2007‑V).
43. Mahkeme, önündeki bireysel durumu değerlendirerek, başvurucunun ailesiyle bir araya gelme hakkını dört yıldan uzun bir süre boyunca, altı ayda bir kez ile sınırlama ihtiyacına işaret eden herhangi özel ve belirgin koşulların var olmadığı kanaatine ulaşmıştır. Yaptığı niceliksel inceleme sonucunda Mahkeme, bu seyrek ziyaretlerin kısa ziyaret süresi itibarıyla ayrıca sınırlamaya tabi tutulduğunu kaydeder.
44. Mahkeme ayrıca 21 Ocak 2010 tarihli yasada yapılan değişikliğin ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpusların aile ziyaretlerinin sıklığı üzerinde iyileştirmeler yaptığını kaydeder. Ancak aile ziyaretlerinin sıklığına ilişkin yeni düzenleme de, bu tür bir sınırlamanın her bir mahpusun özel koşulları ışığında gerekli olup olmadığı değerlendirilmeksizin, yine tüm ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpuslara otomatik olarak uygulanmaktadır....”
iii. Yukarıda belirtilen ilkelerin uygulanması
127. Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 126. maddesi uyarınca, ömür boyu hapse mahkum edilmiş bir mahpus olarak başvurucunun hapis cezasının ilk on yılı, 8 Ekim 1999 tarihinden itibaren özel rejime tabi ceza infaz kurumunda, sıkı infaz rejimi koşullarında infaz edilmiştir. (bkz. yukarıda 16. paragraf). Başvurucu, Kanun’un 127 § 3 maddesi uyarınca, 11 Ekim 2009 tarihinde olağan rejime geçirilmiştir. (bkz. yukarıda 18. paragraf).
128. 8 Ekim 1999 ile 11 Ekim 2009 tarihleri arasında başvurucu, dış dünyayla yazılı haberleşme yoluyla iletişim kurabilmiş, fakat diğer tüm iletişim araçları sınırlanmıştır (bkz. yukarıda 23-25. paragraf). Acil durumlar dışında başvurucu telefon araması yapamamış ve yakınları başvurucuyu altı ayda bir ziyaret edebilmişlerdir. Ziyaretler dört saatten fazla sürmemiş; yetişkin ziyaretçi sayısı da iki kişiyle sınırlanmıştır. Ziyaretler sırasında başvurucu ziyaretçilerden cam bir bölmeyle ayrı tutulmuş ve bu sırada duyma mesafesinde bir gardiyan her zaman hazır bulunmuştur.
129. İtiraz konusu sınırlamalara doğrudan yasa yoluyla hükmedilmiş ve bu sınırlamalar başvurucuya, başka hiç bir etkene bağlı olmaksızın sadece ömür boyu hapse mahkum edilmiş olması nedeniyle uygulanmıştır. (bkz. aşağıda 50 ve 52. paragraf). On yıllık belirli bir süre için uygulanan bu infaz rejiminin, cezanın infazı sırasında uygunsuz davranış nedeniyle uzatılması mümkünken kısaltılması mümkün değildir. (bkz. yukarıda 52. paragraf).
130. Yukarıda belirtilen sınırlamaların tamamının belirli bir rejim dahilinde, belirli bir süre için uygulanması ve bu sınırlamalar üzerinde değişiklik yapılamaması dikkate değerdir. Yazılı haberleşme dışında, yakınları ve aile fertleriyle ve genel olarak dış dünyayla iletişimini etkili bir biçimde sürdürmesi için tek yolu cezaevi ziyaretleri olan başvurucu için, on yıllık bir süre boyunca önemli olan dikkate alındığında Mahkeme, söz konusu infaz rejiminin dikkatli ve özenli bir inceleme gerektirdiği kanaatindedir (bkz. yukarıda 23-25. paragraf).
131. Mahkeme, Rusya’da ömür boyu hapis cezasına sadece son derece menfur ve tehlikeli nitelikteki sınırlı sayıda bir grup suç için hükmedilebileceğinin (bkz. yukarıda 34 ve 35. paragraf) ve önündeki davada yetkililerin, başkaca hususların yanı sıra, kişisel menfaatler ile kamu menfaati arasında hassas bir denge kurmak zorunda kaldıklarının farkındadır.
132. Sözleşmeci Devletler, ceza politikasına ilişkin meselelerde geniş bir takdir payından yararlanırlar. (bkz. Laduna - Slovakya, no. 31827/02, § 59, ECHR 2011). Bu sebeple, kural olarak bir cezanın ağırlığının, en azından belirli ölçüde, belirli bir cezaevi rejimi türüne bağlanmış olabileceği göz ardı edilemez. (bkz. yukarıda belirtilen Horych, § 129).
133. Suça karşı mücadelenin önemini kabul etmekle birlikte yine de Mahkeme, başvurucunun davasında yasayla getirilen sınırlamaların Hükümetin Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi kapsamında ileri sürdüğü amaçları yerine getirmek için gerekli olup olmadığını belirlemek zorundadır. Mahkeme meseleyi, Avrupa Konseyi’nin konuyla ilgili araçlarını (bkz. yukarıda 58 ila 68. paragraf) ve diğer Sözleşmeci Devletlerin yasa ve uygulamalarını dikkate alarak değerlendirecektir. (bkz. yukarıda 81 ila 84. paragraf).
134. Ömür boyu hapse mahkum edilenler de dahil olmak üzere, mahpusların ziyaret hakları Avrupa düzeyinde düzenlenirken esas alınan başlangıç noktası, yerel yetkililerin aile bağlarının kopmasını önleme ve ziyaretleri olabildiğince sık ve olağan şekilde düzenlemek suretiyle, ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpusların aileleriyle makul düzeyde iyi bir iletişim kurmalarını sağlama yükümlülüğü altında olmalarıdır. (bkz. 58. paragrafta belirtilen Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 24.1, 24.2, 24.4 ve 24.5 maddeleri ve 59 ila 62. paragrafta belirtilen Bakanlar Komitesi’nin üye Devletlere yönelik Avrupa Cezaevi Kuralları hakkındaki Rec(2006)2 sayılı Tavsiye Kararı). Bu ilkelerin, Bakanlar Komitesi’nin (bkz. yukarıda 63 ve 64. paragraf) ve İşkencenin Önlenmesi için Komite’nin (bkz. yukarıda 65 ila 67. paragraf) tavsiye kararlarına uyarak, Sözleşmeci Devletler tarafından tutarlı bir biçimde uygulandığı görülmektedir.
135. Cezaevi ziyaretlerinin düzenlenmesine ilişkin uygulamalarda ciddi bir farklılık bulunmaktadır. (bkz. yukarıda 81 ila 84. paragraf). Bununla birlikte Sözleşmeci Devletlerin hukukunda, cezaevi ziyaretlerinin ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpuslar bakımından asgari sıklığının iki ayda birden daha az olmadığı görülmektedir. (bkz. yukarıda 84. paragraf). Sözleşmeci Devletlerin çoğunluğunun bu alanda ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpuslar ile diğer mahpuslar arasında ayrım yapmadığını (bkz. yukarıda 82. paragraf) ve bu ülkelerde ziyaretlerin sıklığına dair genel olarak kabul edilen asgari kuralın ayda birden az olmadığını kaydetmek gerekir. (bkz. yukarıda 84. paragraf). Bu genel tablo içinde Rusya Avrupa Konseyi içinde, ayrı bir grup olarak tüm ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmiş mahpuslar için cezaevi ziyaretlerini son derece düşük bir sıklıkla düzenleyen ve bu rejimin de süre bakımından en uzun olduğu yargı alanıdır.
136. Mahkeme’ye göre yukarıdaki durum, özel ve aile yaşamına bu alandaki müdahalenin kabul edilebilir sınırlarını tayin etmede davalı Devlete bırakılan takdir payının daraldığının bir göstergesidir. Bu değerlendirmeler ışığında Mahkeme şimdi, başvurucunun tabi olduğu infaz rejiminin ilgili ve yeterli gerekçelere dayanıp dayanmadığını inceleyecektir.
137. Rus Anayasa Mahkemesi, 9 Haziran 2005 tarihli 248-O sayılı kaarında belirli gerekçelere değinmiştir. Mahkeme “adaletin yeniden tesisi, suçlunun ıslahı ve yeni suçların işlenmesinin önlenmesi”ne işaret etmiş ve “başvurucunun itirazına konu olan hükümlerin, Anayasa’nın 55 § 3 maddesi uyarınca, hapsetme gibi bir yaptırımın doğasından kaynaklanan sınırlamaların ötesinde ve üstünde kendiliğinden başkaca sınırlamalar getirmediğine” karar vermiştir.
138. Mahkeme bahsi geçen bu gerekçeyle ikna olmamıştır zira uygulanan infaz rejimi, başvurucunun durumunu, uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş ortalama bir Rus mahpusun durumuna nazaran ciddi ölçüde kötüleştiren bir dizi sınırlama içermektedir. Bu sınırlamaların kaçınılmaz olduğunu veya hapis cezasının bizatihi doğasından kaynaklandığı kabul etmek de mümkün değildir. (bkz. Boyle ve Rice - Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988, § 34, A Serisi no. 131).
139. Hükümet, sınırlamaların “adaletin yeniden tesisi, suçlunun ıslahı ve yeni suçların işlenmesinin önlenmesini” amaçladığını ileri sürmüştür. Sınırlamaların 8 § 2 maddesi anlamında meşru bir amacı gerçekleştirmeye yönelik olduğu varsayılsa bile, infaz rejiminin orantılı olup olmadığını ve yarışan özel menfaatler ve kamu menfaati arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını incelemek gerekir.
140. Mahkeme bu açıdan, daha önce verdiği kararlarında, gerekli fiziksel ve ruhsal uyarlama olmaksızın uygulanan tüm tecrit biçimlerinin uzun vadede zarar verici etkilerinin olacağını; mahpusların akli yetilerinin ve sosyal yeteneklerinin bozulmasına sebep olacağını vurgulamıştır. (bkz. Iorgov - Bulgaristan, no. 40653/98, §§ 83-84, 11 Mart 2004; ve yukarıda belirtilen Harakchiev ve Tolumov, § 204). Mevcut başvuruya bakıldığında, başvurucunun ilgili dönem boyunca sadece bir hücre arkadaşı olmasına izin verilmiştir ve başvurucu, cezaları diğer mahpuslardan ayrı olarak infaz edilmekte olan ömür boyu hapse mahkum edilmiş hükümlülerden oluşan bir gruba dahil edilmiştir. (bkz. yukarıda 52. paragraf). Başvurucunun durumunda uygulanan sınırlamaların katılığı ve süresi, bilhassa da on yıl süren infaz rejimi sırasında yılda sadece iki kez verilen kısa süreli ziyaret hakkı Mahkeme’yi şaşkınlığa uğratmıştır.
141. Yukarıda belirtildiği üzere (bkz. 116. paragraf), Mahkeme’nin içtihadında tutarlı bir şekilde vurgulandığı gibi, hukuka uygun olarak verilen bir tutma kararının açık bir biçimde Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamına girdiği hallerde, mahpusların kişi özgürlüğü dışında, Sözleşme’yle güvenceye alınan hak ve özgürlüklerin tamamından yararlanmaya devam edecekleri ve bir mahpusun, salt mahkumiyet sonrası alıkonulan kişi statüsüne geçmesi nedeniyle Sözleşme’yle korunan haklarını kaybetmiş olmayacağı açıktır (bkz. yukarıda belirtilen Hirst, §§ 69-70). Buradan yola çıkarak genel olarak şu sonuca ulaşılır: Sözleşme’de düzenlenen hakları sınırlayan katı tedbirlere kolaylıkla başvurulmamalıdır; özellikle orantılılık ilkesi uyarınca, bu tür tedbirlerin hayata geçirilmesi ile ilgili kişinin davranışı ve kişinin içinde bulunduğu koşullar arasında görünür ve yeterli bir ilişki bulunmasını gerekir. (bkz. yukarıda belirtilen Trosin, §§ 41- 44).
142. Hükümetin, başvurucunun durumunda müdahalenin orantılılığına ilişkin incelemenin yürürlükteki yasada yer aldığı ve cezaya hükmeden yargıcın muhakemesi sırasında uyguladığı karar alma usulü içinde bu incelemenin yapıldığı yönündeki gerekçe bakımından ise Mahkeme, aile ziyaretleri meselesinde Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca Devletlerin, mahpusun ve onun yakınlarının ve ailesinin menfaatlerini dikkate almaları gerektiğini kaydeder. Mahkeme’nin kanaatine göre, konuyla ilgili mevzuat bu menfaatleri gerektiği gibi dikkate almamıştır.
143. Mahkeme burada uluslararası hukukun araçlarına ve uluslararası mahkemelerin ve yargı yerlerinin uygulamasına atıfta bulunur (bkz. yukarıda 69 ila 80. paragraf). Bu mercilerin kararlarında, ömür boyu hapis cezasına mahkum edilmişler ile diğer mahpuslar arasında hiç bir ayrım yapmaksızın, tüm mahpuslar için asgari bir standart olarak, aileleriyle “kabul edilebilir” ve “makul ölçüde iyi düzeyde” ilişki kurma hakkı aynı şekilde tanınmıştır. (bkz. 73. paragrafta belirtilen, BM Mahpuslara Yönelik Muameleye İlişkin Asgari Standart Kuralların 37. ve 57. maddeleri, 74. paragrafta belirtilen, BM Herhangi Bir Biçimde Tutulan ya da Hapsedilen Tüm Kişilerin Korunmasına Dair İlkeler Bütünü’nün 19. ilkesi, Mahkeme Önünde Yargılanmayı veya Temyizi Bekleyen ya da Başka bir Biçimde Mahkeme Kararıyla Alıkonulan Kişilerin Tutulması Hakkındaki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi Kuralları’nın 61 (A) maddesi (bkz. yukarıda 77. paragraf) ve yukarıda 78 ila 80. paragrafta belirtilen Amerikalılararası İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Amerikalılararası İnsan Hakları Komisyonu’nun içtihadı).
144. Hükümet, sunduğu yazılı görüşlerde Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına atıfta bulunarak, sınırlamaların suçluyu ıslah etme amacı taşıdığını ileri sürmüştür. Büyük Daire önündeki duruşma sırasında Hükümet yetkilileri, başvurucunun tabi tutulduğu ceza infaz rejiminin toplumla yeniden bütünleştirme amacı taşımadığını; daha ziyade başvurucuyu tecrit etmeye yönelik olduğunu açıkça kabul etmiştir. (bkz. yukarıda 99. paragraf). Mahkeme bu hususa, Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun’un 79. maddesine göre, ömür boyu hapse mahkum edilmiş bir mahpusun cezasının yirmi beş yılının infazı tamamlandıktan sonra şartlı salıverilme talebinde bulunma imkanına sahip olduğunu ekler. Mahkeme, başvurucunun tabi tutulduğu infaz rejiminin aşırı katı olmasının, ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpusların aileleriyle ilişkilerini sürdürmelerini engellediğini ve dolayısıyla onların toplumla yeniden bütünleşmelerini teşvik etmek ve kolaylaştırmak yerine bunu ciddi anlamda zorlaştırdığını tespit eder. (bkz. yukarıda belirtilen Vinter ve Diğerleri, §§ 111-116). Bununla bağlantılı olarak Mahkeme ayrıca, CPT’nin, uzun süreli cezaevi infaz rejimlerinin, “hapsetmenin sosyalleşmeyi imkansızlaştıran etkilerini olumlu ve geliştirici bir şekilde telafi etmeyi amaçlaması gerektiğini” kaydeden tavsiye kararlarına ciddi önem atfeder. (bkz. yukarıda 67. paragraf).
145. Bu amaç, Rusya bakımından 1973’te yürürlüğe giren Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 10 § 3 maddesiyle de uyum içindedir. Sözü geçen maddeye göre, mahpuslara yönelik muamelenin temel amacı onların ıslahı ve sosyal rehabilitasyonudur (bkz. yukarıda 69. paragraf). Aynı amaç ayrıca, ömür boyu hapis cezası çekenler de dahil olmak üzere, tüm mahpusların toplumla yeniden bütünleşmeleri ve rehabilite olmaları için cezaevi yetkilileri tarafından çaba gösterilmesi gerektiğini vurgulayan diğer çeşitli uluslararası belgelerde de mevcuttur. (2006 tarihli Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 6, 102.1 ve 102.2 maddeleri, Bakanlar Komitesi’nin 76 (2) sayılı İlke Kararı’nın 6 ve 11. maddeleri ve cezaevi yönetimi tarafından ömür boyu ve uzun süreli hapis cezasına mahkum edilmiş mahpusların idaresine ilişkin 2003 (23) sayılı Tavsiye Kararı’nın in fine 2, 5, 22 ve 33. paragrafları, bkz. yukarıda 58 ila 64. paragraf).
146. Mahkeme başvurucunun özel ve aile yaşamı üzerindeki, sadece mahpusun cezasının ağırlığı temelinde ziyaret sıklığının bu denli sınırlanmasından kaynaklanan müdahalenin, bu şekliyle Hükümet’in öne sürdüğü amaçlar bakımından orantısız olduğu sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme ayrıca, tedbirin çok uzun süre uygulanması, doğrudan fiziksel temasın engellenmesi, cam bölme ya da metal parmaklıkla ayırma, ziyaretler sırasında sürekli bir gardiyan bulundurma ve azami yetişkin ziyaretçi sayısını sınırlama gibi usuller nedeniyle tedbirin etkisinin daha da arttığını kaydeder (bkz. yukarıda belirtilen Trosin, §§ 43-46).
147. Başvurucunun durumunda, yukarıda bahsi geçen ilave sınırlamalar, başvurucunun ailesiyle ilişkisini sürdürmesinin bu ilişkinin tüm tarafları için elzem olduğu bir dönemde, kendisinin, çocuğu ve yaşlı anne-babasıyla iletişimini korumasını özellikle zorlaştırmıştır. (bkz. yukarıda 23 ila 25. ve 97. paragraf). Başvurucuyla fiziksel temasın tümüyle yasaklanması ve bu süre boyunca duyma mesafesinde bir gardiyanın her zaman hazır bulunması, başvurucunun oğluyla, çocukluğunun önemli dönemlerinde yakın bağlar kurmasını engellemiş ve ayrıca başvurucunun, onu hala ziyaret edebildiği dönemde yaşlı babasıyla ilişkisi üzerinde de olumsuz bir etki yaratmıştır. Bunun yanı sıra yetişkin ziyaretçi sayısı üzerindeki sınırlama ve izin verilen ziyaretlerin sayıca azlığı dikkate alındığında, başvurucunun yakınlarından bazıları ve büyük ailesinin fertleri bu dönem boyunca başvurucuyu ziyaret edememişlerdir.
148. Başvurucunun ziyaret edilme hakkı üzerinde uygulanan bir dizi çeşitli uzun süreli ve katı sınırlama dikkate alındığında; cezaevi ziyaretlerini düzenleyen şikayet konusu rejimin, orantılılık ilkesine, ömür boyu hapse mahkum edilmiş mahpusların rehabilitasyonuna ve toplumla yeniden bütünleşmelerine gereken önemi atfetmediğini göz önünde tutan Mahkeme, söz konusu tedbirin, bir yanda başvurucunun özel ve aile yaşamının korunması hakkı ile öte yanda davalı Hükümetin ileri sürdüğü amaçlar arasında adil bir denge kurmadığı ve davalı Devletin bu açıdan sahip olduğu takdir payını aştığı kanaatindedir.
149. Bu sebeple, özel rejime tabi ceza infaz kurumunda uygulanan sıkı infaz rejiminin bir sonucu olarak, başvurucunun Sözleşme’nin 8. maddesiyle güvenceye alınan özel ve aile yaşamına saygı hakkı ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
150. Başvurucu, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında ileri sürdüğü şikayetlerinin yanı sıra, ayrıca cezaevinde, hüküm sonrası aldığı hapis cezasının infazı sırasında aile fertlerinin kendisini ziyaret etme hakkı üzerinde uygulanan çeşitli sınırlamaların Sözleşme’nin 14. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
151. Mevcut davanın özel koşulları ve Mahkeme’nin 8. maddenin ihlal edildiği yönündeki tespiti dikkate alındığında Mahkeme, aynı olayların 14. madde temelinde ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir. (bkz. yukarıda belirtilen Dickson, § 86).
III. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ YÖNÜNDEKİ DİĞER İDDİALAR
152. Mahkeme başvurucu tarafından ileri sürülen diğer şikayetleri incelemiş; ancak önündeki tüm dosya içeriğini dikkate alarak, Mahkeme’nin yetki alanına giren bu şikayetlerin Sözleşme ve Protokollerinde düzenlenen hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğini ortaya koymadığını tespit etmiştir. Bu sebeple başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu için reddedilmelidir.
I - SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
153. Sözleşme’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku, bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Zarar
154. Başvurucu uğradığı manevi zarar nedeniyle 40,000 Euro talep etmiştir. Başvurucu, on yıl boyunca ailesini görme hakkı üzerinde uygulanan sınırlamaların bir sonucu olarak ciddi ıstırap yaşadığını ileri sürmüştür.
155. Hükümet başvurucunun durumunda, ihlalin tespitinin yeterli bir adil tatmin olacağını belirtmiştir.
156. Mahkeme, tespit ettiği ihlaller nedeniyle başvurucunun stres ve hüsrana katlanmak zorunda kaldığı kanaatindedir. Mahkeme bu sebeple, adil bir temelde yaptığı değerlendirme sonucunda başvurucuya, uğradığı manevi zarar karşılığında 6,000 Euro manevi tazminatın, ayrıca bu meblağa yüklenebilecek verginin de ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve giderler
157. Başvurucu ayrıca Mahkeme’den masraf ve giderleri için 12,525 Euro talep etmiştir. Başvurucunun sunduğu masraf ve giderleri belgeleyen faturalara göre, yapılan araştırma ve belgelerin hazırlanması dahil olmak üzere Bayan O. Preobrazhenska’ya saatlik 100 Euro vekalet ücreti üzerinden yüz yirmi saat mesai ücreti ödenmiştir. Ayrıca 525 Euro çeviri hizmeti harcaması mevcuttur.
158. Hükümet, bu meblağın çok yüksek olmasının yanı sıra, avukatlar için talep edilen ücretin gerçekte ödenmediği ya da borçlanılmadığı kanaatindedir.
159. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurucunun yapmış olduğu masraf ve giderler, ancak bunların gerçekte ve gerekli yerlere yapıldığının ve miktar olarak makul olduğunun gösterilmesi halinde iade edilir. Mahkeme, önündeki belgeleri ve yukarıdaki kriteri dikkate alarak başvurucuya, talep ettiği miktardan avukatına adli yardım olarak ödenmiş olan 850 Euro tenkis edilerek toplam 11,675 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
160. Mahkeme gecikme faizi için Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenmesiyle bulunacak miktarın uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. 8 Ekim 1999 ile 11 Ekim 2009 tarihleri arasında başvurucunun cezaevinde ziyaret edilme hakkı üzerinde uygulanan çeşitli sınırlamalara ilişkin şikayetinin kabul edilebilir; başvurunun diğer kısımlarının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. 8. madde açısından daha önce yaptığı tespitler ışığında, şikayetlerin Sözleşme’nin 14. maddesi kapsamında ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4.
(a) Davalı devletin başvurucuya aşağıdaki meblağları, ödeme günündeki kur üzerinden davalı devletin para birimine çevirerek ödemesine:
(i) uğranılan manevi zarar nedeniyle 6,000 Euro (altı bin euro), ayrıca başvurucuya yüklenebilecek her tür vergi;
(ii) masraf ve giderler için 11,675 Euro (on bir bin altı yüz yetmiş beş euro), ayrıca başvurucuya yüklenebilecek her tür vergi;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine kadar işleyecek olan gecikme faizi için, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenmesiyle bulunacak miktarın ödenmesine;
5. Adil tazmine ilişkin başvurucunun diğer taleplerinin reddedilmesine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce ve Fransızca olarak kaleme alınan bu karar 30 Haziran 2015 tarihinde, Strazburg’taki İnsan Hakları Binası’nda yapılan kamuya açık duruşmada tefhim edilmiştir.
Lawrence EarlyDean Spielmann
Hukuk DanışmanıBaşkan
Sözleşme’nin 45 § 2 ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 74 § 2 maddesi uyarınca, Yargıç Pinto de Albuquerque ve Yargıç Turković’in birleşik mutabık görüşleri bu karara eklenmiştir.
D.S.
T.L.E.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy