AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM
KILINÇLI VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 27336/17 ve diğer 12 başvuru - ekteki listeye bakınız)
KARAR
STRAZBURG
11 Temmuz 2023
İşbu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kılınçlı ve Diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, ilgili detaylarına aşağıdaki listede yer verilen on üç Türk vatandaşı tarafından (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, çeşitli tarihlerde yapılmış başvuruları;
Tutukluluğun hukuka uygunluğu ve uzunluğu, suç işlendiğine dair makul şüphenin bulunmadığı iddiası, tutuklama kararı verilirken ve tutukluluk uzatılırken ilgili ve yeterli nedenlerin bulunmadığı iddiası, tutukluluğun hukukiliğine ilişkin yargı denetiminin etkisizliği ve tazminat elde edecek bir yol bulunmamasına ilişkin Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki ve yetkililer tarafından yapılan aramaların hukukiliğine ilişkin Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki şikâyetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) tebliğ edilmesine ve başvurularının geri kalanın kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine ilişkin kararı;
ve tarafların beyanlarını dikkate alarak;
20 Haziran 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Somut başvurular, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından başvuranların Türk makamları tarafından darbe girişiminin arkasında yer aldığı düşünülen ve Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (bundan böyle “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak adlandırılan örgüte üye olma şüphesiyle yakalanmaları ve tutuklanmalarına ilişkindir (davalı Hükümet tarafından ilan edilen olağanüstü hale ilişkin detaylar ve Avrupa Birliği Genel Sekreterine sunulan derogasyon bildirimi ile birlikte olağanüstü hal ilanının ardından gelen yasal gelişmeler dâhil olmak üzere darbe girişimi ardından gerçekleşen olaylarla ilgili daha fazla bilgi, Baş / Türkiye no. 66448/17, §§ 6‑14 ve §§ 109-10, 3 Mart 2020 davasında görülebilir). Başvuranlar, olay tarihinde farklı mahkeme türlerinde ve/veya seviyelerinde hâkim veya savcı olarak görev yapmaktaydı veya eski hâkim veya savcılardı.
2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 16 Temmuz 2016 tarihinde, diğerlerinin yanı sıra, yargı içinde FETÖ/PDY üyesi olduğundan şüphelenilen kişiler hakkında ceza soruşturması başlatmıştır. Daha sonra, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), çeşitli tarihlerde, aralarında başvuranların bir kısmının da bulunduğu binlerce hâkim ve savcıyı, darbe teşebbüsünü başlatan terör örgütünün üyeleri olduklarına dair kuvvetli şüphe bulunması nedeniyle görevlerinden uzaklaştırmaya karar vermiştir (ilgili HSYK kararına ilişkin daha fazla ayrıntı, Baş / Türkiye, aynı yerde, §§ 15-21 ve Turan ve Diğerleri / Türkiye, no.75805/16 ve diğer 426 başvuru, §§ 13-15, 23 Kasım 2021 davalarında yer almaktadır).
3. Başvuranlar, çeşitli tarihlerde, Türk Ceza Kanununun 314. maddesi uyarınca cezalandırılabilir bir suç olan FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle yakalanıp tutuklanmışlardır (bk., yukarıda anılan, Baş, § 58). Tutuklama kararlarında, esasen, başvuranların, darbe teşebbüsünü başlattığı düşünülen örgüte üye olmaları nedeniyle hâkim veya savcılık görevlerinden uzaklaştırılmış olmalarına dayanılmıştır. Ayrıca, 53830/19, 11789/20 ve 35603/20 no.lu başvurularda, başvuranlarla ilgili olarak, ByLock mesajlaşma sistemi kullanımı delil olarak kullanılmıştır. Başvuranların, bir suç işlemiş olduklarına dair makul şüphe bulunmadığı iddiası da dâhil olmak üzere, tutuklanmalarına karşı ileri sürdükleri itirazlar, Anayasa Mahkemesi tarafından da reddedilmiştir.
4. Tarafların sunduğu en son bilgilere göre, başvuranların çoğu ilk derece mahkemeleri tarafından terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilmiş, birkaçı beraat etmiştir. Birçoğu açısından temyiz sürecinin devam ettiği görülmektedir.
MAHKEME’NİN DEĞERLENDİRMESİBAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
5. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.63841/17 NOLU BAŞVURU HAKKINDA HÜKÜMETİN İLK İTİRAZLARI
6. Hükümet, 63841/17 no.lu başvurunun sahibinin, Sözleşme’nin 35 § 2 (b) anlamında şikâyetlerini başka bir uluslararası soruşturma veya çözüm prosedürü yani Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi şikâyet usulü (“İHK” şikâyet usulü) nezdinde dile getirdiğini ileri sürmüş ve Mahkeme’yi başvuruyu kabul edilemez bulmaya davet etmiştir.
7. Başvuran, Hükümetin görüşüne itiraz etmiştir. Başvuranın, İHK nezdinde yalnızca masumiyet karinesi ilkesi ve adil yargılanma hakkına yönelik ihlal iddiasına ilişkin şikâyetlerini dile getirirken, mevcut başvurunun hukuka uygun olmayan ve keyfi tutuklanması iddiasına ilişkin olması sebebiyle, mevcut başvurunun konusunun, İHK nezdinde yapılan başvurudan farklı olduğunu ileri sürmüştür.
8. Mahkeme öncelikle, Sözleşme’nin 35 § 2 (b) maddesinin, çeşitli uluslararası kuruluşların esas bakımından aynı olan başvuruları eş zamanlı olarak ele almasını önlemek amacında olduğunu yinelemek ister. Böyle bir durum, aynı davalara ilişkin birden çok uluslararası yargılama olmasından kaçınan Sözleşme’nin lafzı ve ruhu ile uyumlu olmazdı (bk., diğerleri arasında, Radomilja ve Diğerleri / Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 119, 20 Mart 2018). Yetki alanının söz konusu Sözleşme hükmü yoluyla hariç tutulup tutulmadığını değerlendirirken Mahkeme, önündeki davanın paralel bir dizi yargılamaya konu olan bir husus ile büyük ölçüde aynı olup olmadığına ve eğer öyleyse, eş zamanlı yargılamaların Sözleşme’nin 35 § 2 (b) maddesi anlamında "başka bir uluslararası soruşturma veya çözüm prosedürü" olarak görülüp görülemeyeceğine karar vermek durumundadır (bk., Hilal Mammadov / Azerbaycan, no. 81553/12, § 103, 4 Şubat 2016). Mahkeme bu bağlamda, olaylar, taraflar ve şikayetlerin aynı olması durumunda başvuruların “esas bakımından aynı” kabul edildiğini yineler (bk., Gürdeniz / Türkiye (k.k.), no. 59715/10, § 41, 18 Mart 2014).
9. Mahkeme, başvuran tarafından İnsan Hakları Konseyine ibraz edilen şikâyet usul formunda, tutuklanmasının hukuka uygun olmaması veya keyfiliğine ilişkin iddialarına dair herhangi bir şikâyette bulunulmadığını gözlemler. Mahkeme ayrıca, başvuranın şikâyetlerine ilişkin İHK şikâyet usulü sekretaryası tarafından gönderilen komünikasyona cevap olarak sunulan Hükümetin görüşlerinin, başvuranın suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılma hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarıyla sınırlı olduğunu ve başvuranın tutukluluğuna ilişkin herhangi bir beyanı içermediğini gözlemlemektedir.
10. Bu koşullar altında ve İHK nezdindeki yargılamaların “başka bir uluslararası soruşturma veya çözüm prosedürü” olarak kabul edilip edilmediğine bakılmaksızın, Mahkeme, başvuran tarafından İHK şikâyet usulü nezdinde dile getirilen şikâyetlerin, kendi nezdindeki şikâyetlerden farklı olduğunu ve dolayısıyla bu iki konunun Sözleşme’nin 35 § 2 (b) anlamında “esas bakımından aynı” olmadığını tespit etmiştir. Sonuç olarak, Mahkeme’nin mevcut şikâyeti bu gerekçeye dayanarak incelemesinin önünde bir engel bulunmamaktadır.
11. Yukarıda anılan hususlar dikkate alındığında, Hükümetin, Sözleşme’nin 35 § 2 (b) maddesi kapsamındaki itirazı reddedilmelidir.SÖZLEŞME’NİN 5 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi anlamında, tutukluluğu gerektiren bir suç işlediklerine dair makul şüpheye yol açan belirli bir delil bulunmadığından şikâyetçi olmuşlardır.
13. Hükümet, Mahkemeyi, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi uyarınca tazminat hukuk yolunu kullanmamış olan başvuranlar ile bir miktar tazminat almış ve tazminat talepleri halen derdest olan başvuranlar yönünden bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir. Hükümet, ayrıca, Mahkemeden, başvuranların Mahkemeyi başvuruların yapılmasının ardından davalarındaki gelişmeler hakkında bilgilendirmedikleri dikkate alındığında, başvuruların başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermesini talep etmiştir.
14. Mahkeme, benzer şikayetlerin daha önce Türkiye aleyhindeki diğer davalarda reddedilmiş olduğunu kaydeder (bk., örneğin, Baş / Türkiye, no. 66448/17, §§ 118‑121, ve Turan ve Diğerleri / Türkiye, no. 75805/16 ve diğer 426 başvuru, §§ 57-64) ve somut davada bu tespitlerden ayrılmayı gerektirecek bir neden bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve ayrıca, başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını kaydetmiştir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
15. Mahkeme, başvuranların ilk tutukluluklarının, HSYK tarafından görevlerinden uzaklaştırılmalarına dair verilen kararlara ve/veya ByLock mesajlaşma sistemini kullandıklarını gösteren bilgilere dayandığını kaydetmektedir. Mahkeme, halihazırda, yerel mahkemelerin başvuranların tutuklanmalarına karar verirken dayandıkları bu gerekçelerin hiçbirinin, başvuranlara isnat edilen suç ile ilgili olarak Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesi anlamında “makul şüphe” teşkil edecek nitelikte olmadığına karar vermiştir (bk., sırasıyla, yukarıda anılan, Baş, §§ 170‑95, ve Akgün / Türkiye, no. 19699/18, §§ 151-85, 20 Temmuz 2021). Mahkeme ayrıca, sulh ceza mahkemelerinin, başvuranlardan bazılarının ilk tutukluluklarına karar verirken, CMK 100. maddesine, muhtemel cezaya ve “dosyadaki delillere” genel bir atıfta bulunarak kararlarını gerekçelendirmeye çalıştıklarını kaydeder. Bununla birlikte, bu hususta, söz konusu delilin ne olduğunu ve hangi gerekçeyle başvuranın bahsi geçen suçu işlediğine dair makul bir şüphe teşkil ettiğini belirtmeksizin yalnızca söz konusu hükmün lafzına atıfta bulunmuştur. Mahkeme bu bağlamda, Baş (yukarıda anılan, §§ 190-95) kararındaki tespitlerine atıfta bulunmaktadır. Söz konusu karara göre, CMK’nın 100. maddesinin lafzına veya dosyadaki delillere yönelik olarak net olmayan bir şekilde ve genel bir şekilde yapılan atıfların ve dosyadaki delillerin herhangi birine ilişkin olarak yapılan belirli bir değerlendirmenin veya olay tarihinde dava dosyasında başvuranlar aleyhindeki şüpheyi haklı kılabilecek herhangi bir bilginin ya da kanıtlanabilir bir unsurun veya olguların bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, başvuranların tutukluluklarının dayanağını oluşturan şüphenin “makullüğünü” gerekçelendirecek kadar yeterli olduğu değerlendirilemez.
16. Hükümetin, başvuranların iddia edilen suçu işlediklerine dair, ilk tutuklandıkları sırada “makul bir şüphenin” olduğunu gösterebilecek başka bir açıklama, “olgu” ya da “bilgi” sunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde belirtilen bir tutukluluğun yapılabilmesi için söz konusu şüphenin “makul olması” kıstasının sağlanmadığını tespit etmektedir (karşılaştırın, yukarıda anılan, Baş, § 195). Ayrıca, başvuranlar, mevcut davada Sözleşme’nin 5. maddesinin yorumlanması ve uygulanmasında kesinlikle dikkate alınması gereken bağlamsal bir faktör olan darbe girişiminden -yani Türkiye’nin olağanüstü hal ilanına ve derogasyon bildirimine neden olan olaydan- kısa bir süre sonra gözaltına alınırken, söz konusu önlemin, durumun kesinlikle gerektirdiği bir önlem olduğunun söylenemeyeceği (karşılaştırın, yukarıda anılan, Baş, §§ 115-16 ve §§ 196‑201) kanısındadır. Bu sebeple Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.DİĞER ŞİKÂYETLER
17. Sözleşme’nin 5 §§ 1, 3, 4 ve 5 ve 8. maddesi kapsamında kalan şikâyetlere ilişkin olarak, Mahkeme, yukarıdaki 5 § 1 maddesi kapsamındaki bulguları ve Turan ve Diğerleri (yukarıda anılan, § 98) davasındaki mülahazaları ışığında, bu şikâyetleri incelememeye karar vermiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
18. 27336/17 ve 42704/19 no.lu başvurular hariç olmak üzere, başvuranlar tahsis edilmiş süre içerisinde manevi tazminat açısından değişen miktarlarda tazminat talep etmiştir. Bahsi geçen başvuranların çoğu ayrıca, esas olarak işten çıkarılmalarından kaynaklanan kazanç kayıplarının yanı sıra yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yapılan yasal masraf ve harcamalara tekabül eden maddi tazminat talep etmiştir.
19. Hükümet başvuranların taleplerini dayanaksız ve aşırı bularak itiraz etmiştir.
20. Mahkeme, Turan ve Diğerleri (yukarıda anılan §§ 102‑07) kararında ortaya konulan gerekçelerle, maddi tazminat taleplerini reddetmekle birlikte, 27336/17 ve 42704/19 no.lu başvurular hariç, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere manevi tazminat ve masraf ve giderler için her bir başvurana 5.000 avronun toplu olarak ödenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Başvuruların birleştirilmesine;Başvuranların ilk tutuklandıkları sırada bir suç işlediklerine dair makul şüphenin bulunmadığı iddiasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında ileri sürülen şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;Başvuranların ilk tutuklandıkları sırada bir suç işlediklerine dair makul şüphe bulunmaması nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;Başvuranların, Sözleşme’nin 5 ve 8. maddeleri kapsamındaki diğer şikâyetlerinin kabul edilebilirlik ve esas yönlerinden incelenmesine gerek bulunmadığına;-
(a) 27336/17 ve 42704/19 no.lu başvurular hariç olmak üzere, Davalı Devlet tarafından başvuranlara, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, bu miktara yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat ve masraf ve giderlere ilişkin olarak 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 11 Temmuz 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuruların listesi:
Sıra no.
Başvuru no.
Dava adı
Başvuru tarihi
Başvuran
Doğum tarihi
İkamet yeri
Uyruğu
Temsilcisi
1.
27336/17
Kılınçlı / Türkiye
24.02.2017
Oğuzhan KILINÇLI
1979
Konya
Türkiye
İbrahim ATAŞ
2.
49752/17
Özgür / Türkiye
6.06.2017
Mehmet ÖZGÜR
1970
ANKARA
Türkiye
Hilal YILMAZ PUSAT
3.
61592/17
Akarsu / Türkiye
15.06.2017
Serkan AKARSU
1983
İSTANBUL
Türkiye
Derya ÇELİK
4.
63841/17
Dağlı / Türkiye
31.07.2017
Hakkı DAĞLI
1980
Kastamonu
Türkiye
Kerimhan DAĞLI
5.
66693/17
Özdemir / Türkiye
5.06.2017
Selçuk ÖZDEMİR
1984
Bursa
Türkiye
Rukiye COŞGUN
6.
23650/18
Çelik / Türkiye
30.04.2018
Fırat ÇELİK
1986
Kahramanmaraş
Türkiye
Adem KAPLAN
7.
28078/18
Bozoğlu / Türkiye
9.05.2018
Erdal BOZOĞLU
1978
İstanbul
Türkiye
Fatma BABAYİĞİT
8.
42704/19
Akyüz / Türkiye
1.08.2019
Nadir AKYÜZ
1973
Gaziantep
Türkiye
Melek KOÇYİĞİT
9.
53830/19
Nacak / Türkiye
23.08.2019
Hidayet NACAK
1983
Ankara
Türkiye
Elif Nurbanu OR
10.
8335/20
Kondur / Türkiye
4.02.2020
Tarık KONDUR
1982
Antalya
Türkiye
Eda KONDUR
11.
11789/20
Kurt / Türkiye
6.12.2019
İsmail KURT
1969
İstanbul
Türkiye
Neslihan Çakır KAŞIKÇI
12.
19088/20
Önkal / Türkiye
22.04.2020
İlhan ÖNKAL
1970
Ankara
Türkiye
Enes Malik KILIÇ
13.
35603/20
Kuru / Türkiye
27.07.2020
Özgür KURU
1977
Edirne
Türkiye
Cebrail Eren KAYNAR
Full & Egal Universal Law Academy