AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KOÇ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 35211/08)
KARAR
STRAZBURG
13 Temmuz 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir
Koç ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Üç Türk vatandaşı Aziz Mahmut Koç, İhsan Koç ve Barış Yiğit’in (“başvuranlar”), ekteki listede gösterilen çeşitli tarihlerde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış oldukları başvuruyu göz önünde bulundurarak (no. 35211/08);
(i) Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, başvuran Barış Yiğit’in (“üçüncü başvuran”) gözaltı süresine ilişkin şikâyetin, (ii) Sözleşme’nin 5 § 3. maddesi kapsamında başvuranların tutukluluk süresine ilişkin şikâyetin, (iii) Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında, Cumhuriyet savcısının yazılı görüşünün başvuranlara bildirilmemesine ve soruşturma dosyasına erişimlerinin kısıtlanmasına ilişkin şikâyetin, (iv) Sözleşme’nin 5 § 5. maddesi kapsamında, icra edilebilir tazminat hakkı bulunmamasına ilişkin şikâyetin ve (v) Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddeleri kapsamında, ceza yargılamalarının uzunluğuna ve bu bağlamda şikâyet dile getirmek için etkili bir hukuk yolunun bulunmamasına ilişkin şikâyetin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını ve tarafların görüşlerini dikkate alarak 22 Haziran 2021 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı müzakerelerin ardından aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, temel olarak, başvuranların terör örgütü üyeliği şüphesiyle yakalanmaları ve tutuklanmaları ve bu bağlamda haklarında yürütülen ceza yargılamalarının uzunluğu ile ilgilidir.
OLAYLAR VE OLGULAR
2. Başvuranlar, sırasıyla 1978, 1982 ve 1992 doğumludurlar ve hepsi, mevcut başvurunun yapıldığı tarihte Türkiye’de farklı hapishanelerde tutuklu bulunmaktadırlar. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmişlerdir.
3. Hükümet, Avrupa Konseyi nezdinde Türkiye Daimi Temsilci Yardımcısı Çağla Pınar Tansu Seçkin ve Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
4. Davanın konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
5. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, belirtilmeyen bir tarihte, başvuranların bombalı saldırı düzenleme planları olduğuna dair bir istihbarata dayanarak, PKK/KONGRA-GEL (Kürdistan İşçi Partisi/Kürdistan Halk Kongresi) adında bir terör örgütüne üye oldukları şüphesiyle başvuranlar hakkında ceza soruşturması başlatmıştır.
6. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Mart 2008 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 153 § 2 maddesi uyarınca, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Mart 2008 tarihinde, Aziz Mahmut Koç’un (“birinci başvuran”) cep telefonunun dinlenmesi yönünde karar ya da izin vermiştir. Dava dosyasındaki bilgilere göre, birinci başvuranın telefon görüşmelerinin takip edilmesi, 11 Mart 2008 tarihinde İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde gerçekleştirilecek bombalı saldırı planlarını açığa çıkarmıştır.
8. Olayların meydana geldiği dönemde reşit olmayan üçüncü başvuran, 11 Mart 2008 tarihinde saat 20:45’de Bahçelievler’de halka açık bir parkta yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Üçüncü başvuran, yakalama tutanağına göre, yakalanma sırasında içinde bomba düzeneği bulunan bir poşete sahiptir.
9. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 13 Mart 2008 tarihinde, üçüncü başvuranın gözaltı süresinin yirmi dört saat uzatılmasına karar vermiştir. Bu uzatma kararı ve karara itiraz etme hakları üçüncü başvuran ve babasına bildirilmiştir. Üçüncü başvuran ve babası bu haklarını kullanmamışlardır.
10. Üçüncü başvuranın gözaltı süresi, 14 Mart 2008 tarihinde bir kez daha yirmi dört saat boyunca uzatılmış ve aynı şekilde bu karar da üçüncü başvuran ve babasına bildirilmiştir. Bir kez daha, bu karara karşı itirazda bulunulduğunu gösteren hiçbir belirti yoktur.
11. Bu sırada, sırasıyla 12 ve 14 Mart 2008 tarihlerinde, birinci başvuran ve İhsan Koç (“ikinci başvuran”) yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır. Başvuranlar, 14 Mart 2008 tarihinde, avukatları nezaretinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde sorguya çekilmiş ve bu sorgulama sırasında, özellikle 11 Mart 2008 tarihinde yapılması planlanan bombalı saldırı ile ilişkileri hakkında detaylı sorular sorulmuştur.
12. Başvuranlar, 15 Mart 2008 tarihinde, avukatları nezaretinde, temel olarak üçüncü başvuranda bulunan bomba ve planlanan eylemin hazırlanmasına katılımları hakkında Cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmışlardır. Hem başvuranlar hem de avukatları tarafından imzalanan sorgu zaptlarına göre, birinci başvuranın telefonunun dinlenmesi ile elde edilen kayıtlar, ikinci ve üçüncü başvuranlara sesli olarak okunmuş ve ikinci ve üçüncü başvuranlar bu kayıtların içeriğini kabul etmişlerdir. Dahası sorgu zaptları, üçüncü başvuranın saldırıyı planladığını kabul ettiğini ancak gerçekleştirmeyi düşünmediğini iddia ettiğini belirtmektedir.
13. Başvuranlar, aynı tarihte daha sonra, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmış ve burada daha önce Cumhuriyet savcısına verdikleri ifadeleri tekrarlamışlardır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir. Başvuranlar, 21 Mart 2008 tarihinde, söz konusu karara itiraz etmiş ve tahliyelerini talep etmişlerdir.
14. İstanbul Cumhuriyet savcısı, belirtilmeyen bir tarihte, başvuranların itirazına karşı yazılı görüşünü İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Mart 2008 tarihinde, başvuranlara bildirilmeyen Cumhuriyet savcısının yazılı görüşüne dayanarak, itirazlarını reddetmiştir.
15. Bu sırada başvuranlar, 21 Mart 2008 tarihinde, dava dosyasına erişimlerini kısıtlayan 1 Mart 2008 tarihli karara itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, kendilerinin aksine Cumhuriyet savcısının dava dosyasının içeriğini inceleme ve hazırlanma ve dosyaya dayanarak tahliye taleplerine karşı yazılı görüş sunma imkânı olduğunu vurgulamışlardır. Başvuranların itirazı, 25 Mart 2008 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
16. İstanbul Cumhuriyet savcısı, 13 Mayıs 2008 tarihinde, başvuranlar aleyhinde bir iddianame hazırlamış ve başvuranları, diğerlerinin yanı sıra (inter alia), terör örgütüne üyelikle ve yasa dışı patlayıcı madde bulundurmak ve üretmekle suçlamıştır.
17. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi,18 Kasım 2009 tarihinde, özellikle olayların meydana geldiği dönemdeki yaşını göz önüne alarak üçüncü başvuranın tahliyesine karar vermiştir.
18. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Nisan 2010 tarihinde, hâlihazırda tutuklu olarak geçirdiği süreyi göz önüne alarak ikinci başvuranın tahliyesine karar vermiştir.
19. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Ekim 2012 tarihinde, birinci başvuranı suçlu bulmuş ancak ikinci başvuranın beraatına karar vermiştir.
20. Yargıtay, 26 Mart 2014 tarihinde, ikinci başvurana ilişkin beraat kararını onamış ancak İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin birinci başvurana ilişkin kararını kısmen bozmuş ve davayı ilk derece mahkemesine geri göndermiştir.
21. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Eylül 2014 tarihinde, birinci başvuranın beraatına karar vermiştir. Söz konusu karar 3 Ekim 2014 tarihinde kesinleşmiştir.
22. Bakırköy Çocuk Mahkemesi, 8 Haziran 2016 tarihinde, üçüncü başvuranı, diğerlerinin yanı sıra (inter alia), terör örgütüne üyelikten ve yasa dışı patlayıcı madde bulundurmaktan suçlu bulmuştur. Dava dosyasındaki en son bilgilere göre, üçüncü başvuran hakkındaki ceza yargılaması halen Yargıtay önünde derdesttir.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
23. İlgili iç hukuk ve uygulamasına ilişkin açıklamalar Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011, Demir/Türkiye (k.k.), no. 51770/07, §§ 13, 16 Ekim 2012, Turgut ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013 ve Mustafa Avcı/Türkiye, no. 39322/12, § 34, 23 Mayıs 2017 kararlarında bulunabilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI24. Hükümet, başvuru formundaki olaylar ve başvuranların şikâyetleri bölümlerinin, kısa ve öz biçimde ibraz edilmemeleri ve toplamda yirmi iki sayfadan oluşmaları nedeniyle Mahkeme İç Tüzüğü’ne uygun olmadıklarını belirtmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranların, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47. maddesi ve Uygulama Yönergelerinin 11. fıkrasının gerektirdiği üzere, dava konusu olaylar ve şikâyetleriyle ilgili olarak kısa bir özet sunmadıklarını kaydetmiştir. Bu nedenle Hükümet, Mahkemeden, 1 Ocak 2014 tarihine kadar yürürlükte olan şekliyle Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47. maddesinin gereklerinin karşılanmaması nedeniyle başvuruyu reddetmesini talep etmiştir.
25. Mahkeme, daha önce diğer davalarda davalı Hükümet tarafından yapılan söz konusu itirazı incelediğini ve reddettiğini tekrarlamaktadır (bk. örneğin, Işıkırık/Türkiye, no. 41226/09, § 38 ve 39, 14 Kasım 2017 ve burada anılan davalar). Mahkeme, somut olayda, söz konusu davadaki sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir neden görmemektedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu konudaki iddiası reddedilmelidir.
SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA26. Üçüncü başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında gözaltı süresi hakkında şikâyette bulunmuştur. Başvuranlar ayrıca, aynı hüküm kapsamında, tutukluluk sürelerinin aşırı olduğu hakkında şikâyet etmişlerdir.
Üçüncü Başvuranın Gözaltı Süresine İlişkin Şikâyet27. Hükümet, söz konusu şikâyetin, üçüncü başvuran bu hak kendisine hatırlatılmasına rağmen gözaltı süresinin uzatılmasına karşı itirazda bulunmadığı ve tahliyesini talep etmediği için (bk. yukarıdaki 9 ve 10. paragraflar) iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.
28. Üçüncü başvuran, gözaltında tutulmasının Sözleşme’nin 5 § 3 maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüş ancak, Hükümetin söz konusu şikâyet bağlamında iç hukuk yollarını tüketmediğine yönelik iddiasına yanıt vermemiştir.
29. Mahkeme, üçüncü başvuranın, CMK’nın 91 § 5 maddesi uyarınca gözaltı süresinin uzatılmasına karşı itirazda bulunabileceğini ve tahliyesini talep edebileceğini ancak bunları yapmadığını gözlemlemektedir (bk. örneğin, Mustafa Avcı/Türkiye, no. 39322/12, §§ 34 ve 63, 23 Mayıs 2017 ve Mehmet Hasan Altan/Türkiye, no. 13237/17, § 70, 20 Mart 2018). Üçüncü başvuran aynı zamanda, iç hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden neden muaf sayılması gerektiğine dair bir açıklamada bulunmamıştır. Mahkeme, bu koşullar altında, Hükümetin itirazını kabul etmekte ve üçüncü başvuranın bu başlık altındaki şikâyetini, iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddetmektedir (bk. yukarıda anılan Mustafa Avcı kararı, §§ 63-65 ve § 67).
Başvuranların Tutukluluk Süresine İlişkin Şikâyet30. Hükümet, Mahkemeden, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyeti reddetmesini talep etmiştir. Hükümet, bu bağlamda, başvuranların CMK’nın 141. maddesinde öngörülen tazminat hukuk yolundan faydalanmış olmaları gerektiğini belirtmiştir.
31. Başvuranlar, Hükümetin ilgili yolun tüketilmemesi itirazına yanıt vermeyerek şikâyetlerini sürdürmüşlerdir.
32. Mahkeme, başlangıçta, başvuranların Mahkeme önündeki şikâyetlerinin yalnızca tutukluluk sürelerine ilişkin olduğunu ve tutukluluk kararını haklı göstermek için verilen gerekçelerin yetersizliğine yönelik bir iddia oluşturmadığını kaydetmektedir (aksi yönde bir karar için (a contrario) bk. Selahattin Demirtaş/Türkiye (no. 2) [BD], no. 14305/17, §§ 213-214, 22 Aralık 2020). Mahkeme ayrıca, daha önce, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle benzer şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verildiğini kaydetmektedir (bk. örneğin, Demir/Türkiye (k.k.), no. 51770/07, §§ 22-26, 16 Ekim 2012, A.Ş./Türkiye, no. 58271/10, §§ 92-95, 13 Eylül 2016, Yıldız/Türkiye (k.k.), no. 42745/09, § 27, 11 Ekim 2016, Özel/Türkiye (k.k.) [Komite], no. 29028/09, §§ 14-21, 22 Ocak 2019 ve Kartal/Türkiye (k.k.) [Komite], no. 679/08, §§ 15-21, 7 Temmuz 2020).
33. Mahkeme, yukarıda bahsedilen davalardaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığı kanısındadır. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin ilk itirazını onamakta ve söz konusu şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA34. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 4. maddesi kapsamında, tutukluluklarının inceleyen yargılamaların gerçekten çekişmeli olmadıkları ve silahların eşitliği ilkesini ihlal ettikleri konusunda şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar bu bağlamda, (i) tutukluluklarına karşı bulundukları itirazın, kendilerine ya da avukatlarına bildirilmeyen Cumhuriyet savcısının yazılı görüşüne dayanarak İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiğini ve (ii) Cumhuriyet savcısının görüşünü hazırlarken soruşturma dosyasına danışma imkânı olduğunu, bununla birlikte iddianame hazırlanana kadar kendilerinin dosyaya erişimlerinin kısıtlı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Cumhuriyet Savcısının Görüşünün Bildirilmemesine İlişkin Şikâyet35. Hükümet, Sözleşme’nin 5 § 4. maddesi kapsamında Mahkemenin ilgili içtihatlarından haberdar olduğunu belirtmiş ve özellikle Altınok/Türkiye, no. 31610/08, 29 Kasım 2011 davasındaki kararına atıfta bulunmuştur.
36. Başvuranlar şikâyetlerini sürdürmüş ve Cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmemesinin, Mahkemenin bu konudaki yerleşik içtihatları ışığında, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlalini teşkil ettiğini iddia etmişlerdir.
37. Mahkeme, söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olarak ilan edilemeyeceğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
38. Dahası Mahkeme, Hükümetin de kabul ettiği üzere, mevcut şikâyetin, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlalinin tespit edildiği Altınok (yukarıda anılan, §§ 57- 61) davasına benzer sorunları gündeme getirdiğini kaydetmektedir. Mahkemeye göre, söz konusu davadaki tespitinden ayrılmayı gerektirecek bir neden bulunmamaktadır.
39. Buna göre Mahkeme, somut olayda, tutukluluklarına itirazın incelenmesi bakımından Cumhuriyet savcısının görüşünün başvuranlara ya da avukatlarına bildirilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlanmasına İlişkin Şikâyet40. Mahkeme, önceki paragrafta bahsedilen ihlal tespitini göz önüne alarak, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında başvuranların kalan şikâyetinin kabul edilebilirliği veya esası hakkında daha fazla inceleme yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir.
SÖZLEŞME’NİN 5 § 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA41. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamında, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki haklarının ihlali ile ilgili olarak iç hukukta herhangi bir tazminat hakları bulunmadığından şikâyet etmişlerdir.
42. Hükümet, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamında Mahkemenin yerleşik içtihatlarından haberdar olduğunu ve dolayısıyla, başvuranların şikâyetinin değerlendirmesini Mahkemenin takdirine bıraktığını belirtmiştir.
43. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe bulunmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
44. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesine ilişkin içtihatlarında bulunan genel ilkelere atıfta bulunmakta ve özellikle, bu hüküm kapsamındaki tazminat hakkının, Sözleşme’nin 5. maddesinin önceki fıkralarından birinin ihlal edildiğinin, yerel bir makam ya da Mahkeme tarafından tespit edilmesine bağlı olduğunu tekrarlamaktadır (bk. örneğin, Stanev/Bulgaristan [BD], no. 36760/06, § 182, AİHM 2012).
45. Mahkeme, yukarıda, başvuranların tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz etmek için etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkının, tahliye talepleri bağlamında hazırlanan Cumhuriyet savcısının yazılı görüşünün bildirilmemesi nedeniyle ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk. yukarıdaki 39. paragraf). Mahkeme aynı zamanda, benzer bir konuyu Altınok (yukarıda anılan, § 67) davasında incelemiş olduğunu ve Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, somu olayda, söz konusu davadaki tespitinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığı kanısındadır (ayrıca bk. Ceviz/Türkiye, no. 8140/08, §§ 58-60, 17 Temmuz 2012, Ruşen Bayar/Türkiye, no. 25253/08, § 82, 19 Şubat 2019 ve Okuyucu/Türkiye [Komite], no. 62657/12, §§ 24-29, 19 Ocak 2021).
46. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ile birlikte Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 VE 13 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA47. Başvuranlar, haklarında açılan ceza yargılamalarının uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde düzenlenen “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığı konusunda şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, iç hukukta, söz konusu ceza yargılamalarının uzunluğuna itiraz edebilecekleri etkili bir yol bulunmadığını belirtmişlerdir.
48. Hükümet, diğerlerinin yanı sıra (inter alia), yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetlerin incelenmesi için 6384 sayılı Kanun uyarınca yeni bir Tazminat Komisyonunun kurulduğunu ve başvuranların bu hukuk yolunu tüketmediklerini kaydetmiştir.
49. Mahkeme, daha önce benzer şikâyetleri incelediğini ve iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduklarına karar verdiğini hatırlatmaktadır (bk. örneğin, Turgut ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26 ve56, Bacak ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 18904/09 ve 44 diğer başvuru, §§ 14 ve 15, 11 Şubat 2014, Kılıçöz/Türkiye (k.k.), no. 26662/05, §§ 12-16, 15 Nisan 2014, İnan/Türkiye (k.k.), no. 14129/11, §§ 42-44, 4 Kasım 2014 ve Düz/Türkiye (k.k.) [Komite], no. 53388/11, §§ 27 ve 28, 29 Mayıs 2018). Mahkeme, somut olayda farklı bir sonuca varmasını gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığı kanısındadır.
50. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
51. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında ileri sürülen ilgili şikâyete ilişkin olarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında vardığı tespiti göz önünde bulundurarak, 6384 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonunun, yargılamaların uzunluğuna yönelik şikâyetler bağlamında Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında etkili bir hukuk yolu sağladığı kanaatindedir (bk. örneğin, Haçikoğlu/Türkiye (k.k.), no. 21786/04, 8 Nisan 2014 ve yukarıda anılan İnan kararı, §§ 45 ve 46).
52. Dolayısıyla, başvuranların Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında ileri sürdükleri şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 3 a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI53. Başvuranlar, müştereken, manevi tazminat olarak 95.000 avro (EUR) talep etmişlerdir.
54. Hükümet, aşırı ve dayanaksız bularak başvuranların taleplerine itiraz etmiştir.
55. Mahkeme, önündeki tüm unsurları ve benzer davalardaki uygulamasını dikkate alarak, somut olaydaki ihlal tespitinin, başvuranların maruz kaldığı tüm manevi zarar bakımından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. örneğin, yukarıda anılan Ceviz/Türkiye kararı, § 64 ve yukarıda anılan Okuyucu kararı, § 31).
56. Başvuranlar ayrıca, avukatlık ücreti için, Türkiye Barolar Birliği’nin 2012 ücret bareminde belirtildiği üzere uluslararası organlar önünde temsil masrafı için asgari miktara denk gelen 12.744 Türk lirası (TRY) (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 5.505 EUR) talep etmişlerdir. Dahası başvuranlar, taleplerini destekleme üzere fatura gibi herhangi bir belgeye dayalı kanıt sunmadan, Mahkeme önünde gerçekleşen harcamalar için 800 TRY (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 345 EUR) talep etmişlerdir.
57. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
58. Mahkeme içtihatların göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masrafların iade edilmektedir. Mahkeme, somut olayda, başvuranların, avukatlık ücreti talepleri bakımından yalnızca Türkiye Barolar Birliği’nin ücret baremini gösterdiklerini ve taleplerini doğrulamak üzere destekleyici belge sunmadıklarını kaydetmektedir. Mahkeme, bu koşullar altında, başvuranlar tarafından talep edilen masraf ve harcamalar bakımından herhangi bir miktarın ödenmemesine karar vermektedir (bk. örneğin, Parmak ve Bakır/Türkiye, no. 22429/07 ve 25195/07, § 108, 3 Aralık 2019).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Başvurunun, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında Cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmemesine ve Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi ile birlikte aynı maddenin 4. fıkrası kapsamında icra edilebilir tazminat hakkı olmadığı iddiasına yönelik olarak kabul edilebilir olduğuna;Başvuranların soruşturma dosyasına erişimlerinin kısıtlanması ile ilgili olarak Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilirliğine veya esasına ilişkin inceleme yapılmasına gerek olmadığına;Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;Cumhuriyet savcısının görüşünün bildirilmemesi gerekçesiyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşmenin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğine;İhlal tespitinin, başvuranların uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;Başvuranların adil tazmine ilişkin taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 13 Temmuz 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranların Listesi
Başvuru No. 35211/08
Başvuranların Listesi
Sıra No.
Başvuranın Adı
Doğum/Kayıt Yılı
Uyruğu
1.
Aziz Mahmut KOÇ
1978
Türk
2.
İhsan KOÇ
1982
Türk
3.
Barış YİĞİT
1992
Türk