AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KOÇ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 46043/10)
KARAR
STRAZBURG
3 Aralık 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Koç / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),12 Kasım 2019 tarihinde Komite olarak toplanarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Kadriye Koç’un (“başvuran”) 28 Mayıs 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 46043/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat Ö. Kılıç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 21 Şubat 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAY VE OLGULAR DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1978 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte Özgür Kadının Sesi Dergisinin Yazı İşleri Müdürüdür.
A. Derginin Haziran 2002 sayısına ilişkin olarak başvuran hakkında açılan ceza davası
6. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde görevli Cumhuriyet savcısı (“Cumhuriyet savcısı”), 1 Temmuz 2002 tarihli iddianameyle, yukarıda belirtilen derginin Haziran 2002 sayısında yayımlanan üç makale sebebiyle başvuran hakkında ceza davası başlatmıştır.
7. İddianamede ileri sürülen birinci makale “KADEK [yasa dışı silahlı terör örgütü PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) bir kolu] Ortadoğu Halklarının Özgürlük Kimliğidir” başlığını taşımaktadır ve bu makalede, PKK sayesinde yürütülen mücadele sayesinde Kürt sorununa bir çözüm arandığı halde, PKK’nın terör örgütleri listesinde yer almasının, sadece Kürtlere karşı değil aynı zamanda Türkiye’ye de karşı bir komplo olduğu ileri sürülmüştür. “Her Şahadet Önderliğe Yoldaş Olmanın Eylemidir” başlığını taşıyan ikinci makalede, şehitlerin yeri ve PKK bünyesinde eylemlerinin anlamı incelenmiş ve PKK için ölen iki kadın övgü dolu ve romantik bir şekilde anılarak, örgüt için şehitlerin önemi ve değeri açıklanmıştır. “Zilan Özgürlüğün Zirvesidir” başlıklı makalede, PKK için ölen bir militanın örgüte bağlılığı yansıtılmış ve PKK bünyesindeki Kürt kadınların rolünün ve mücadelesinin önemi belirtilmiştir.
8. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 28 Şubat 2007 tarihinde, başvuranı terör örgütü lehine propaganda yapma fiilinden suçlu bulmuş ve 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, başvuranı, 1.666 Türk lirası (TRY) (söz konusu tarihte yaklaşık 905 avro) adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianameye konu olan makalelerin içeriğinin, yasa dışı bir örgüt lehinde propaganda yaparak ve hatta bu yolla şiddete başvurulması ve diğer terörist yöntemleri teşvik ederek, PKK yasa dışı örgütünü ve eylemlerini övdüğü ve meşrulaştırdığı kanaatine varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, kararına ilişkin olarak temyiz yolunun açık olduğunu belirtmiştir.
9. Yargıtay, 1 Aralık 2009 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir. Yargıtay, hükmedilen adli para cezasının miktarını dikkate alarak, Ağır Ceza Mahkemesinin kararının eski Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak kesinleştiğine hükmetmiştir. Bu karar, 6 Ocak 2010 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne sunulmuştur.
B. Derginin Haziran 2003 sayısına ilişkin olarak başvuran hakkında açılan ceza davası
10. Cumhuriyet savcısı, 12 Aralık 2003 tarihli iddianameyle, yukarıda belirtilen derginin Haziran 2003 sayısında yayımlanan birkaç makale sebebiyle başvuran hakkında ceza davası başlatmıştır.
11. İddianameye konu olan bu makalelerin içeriği, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
- Kapak sayfasında “Çiçeğimizi İstiyoruz ve Alacağız” başlığını taşıyan makale ile birlikte tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın bir fotoğrafı yayımlanmıştır.
- “Kadının Sesinden” başlıklı makale, tutuklu PKK liderinin sağlık sorunlarına ve halkın ve gerillaların maruz kaldığı baskı ve saldırılara tepki olarak düzenlenen gösterilerle ilgilidir.
- “Her Eylem Çiçekle Güneşin Özgürlük Buluşması Olacaktır” başlıklı makalede, Türk Devletinin Kürt hareketiyle ilgili politikaları, eleştirel bir incelemeye tabi tutulmuş ve özellikle Ortadoğu halklarının tek kuvvetinin KADEK ve PKK lideri olduğu belirtilmiştir.
- “Yeşil Bir Sonbahar” başlıklı makale, PJA (PKK’nın kadın kolu) tarafından düzenlenen bir konferans ve bu vesileyle ortaya çıkan ideolojik tartışmalarla ilgilidir.
- “Çiçeğimizi İstiyoruz ve Alacağız” başlıklı makalede, yukarıda belirtilen konferansı düzenleyen kadınlardan biri ile gerçekleştirilen ve bu konferansta ele alınan tartışmaların içeriğini ve PJA’nın dünya sorunlarına kadınsı bakış açısını ele alan bir röportaj yer almaktadır.
- “Konferanstan İzlenimler ve Görüşler” başlıklı makalede, söz konusu konferans hakkında birçok katılımcı tarafından yapılan olumlu yorumlar aktarılmıştır.
- “Sabrımızın Son Sınırındayız” başlıklı makalede, barış sürecinin önünü açmayı ve Abdullah Öcalan’ın tecridine son verilmesini amaçlayan protesto gösterilerini destekleyen birçok kadının sözleri aktarılmıştır.
- “İmralı’nın Kendine Özgü Bir Yüzü Vardır” başlıklı makalede, yakalanma ve tutukluluk koşulları dikkate alındığında Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir komploya maruz kaldığını ve Hükümet politikalarına karşı protesto olarak avukatlarıyla görüşmeyi reddetmesinin, önemli olduğu ileri sürülmüştür.
- “Yüreğinizin Sesini Dinleyin” başlıklı makale, PKK tarafından başlatılan “Barış İçin Demokratik Çözüm Kampanyası” ile ilgilidir ve okuyucuları, bu kampanya kapsamında yürütülen eylemlere katılmaya teşvik etmektedir.
- “Ben Güllerimi Yitirdim, Başkaları Yitirmesin” başlıklı makalede, PKK ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle yakalanan ve hakkında kovuşturma başlatılan, ayrıca tutukluluğu ve serbest bırakıldığı süre boyunca kendisi ve aile üyeleri kötü muameleye maruz bırakılan bir kadının yaşadığı süreç yansıtılmış ve düşmanlıklara son verilmesi çağrısında bulunulmuştur.
- “27 Kasım Kadının Miladıdır” başlıklı makale, ideolojik bir bakış açısına göre PKK’nın mücadelesinde kadınların oynadığı role ilişkindir.
- “Güneşin Kadınları Serhildanda” başlıklı yazı dizisinde aşağıda başlıkları belirtilen makaleler yer almıştır: “Bağlılık ne ölmektir, ne kendini yaşamaktır”, “Kadınlarımızla gerçekleştirilen önderlik sözleşmesi geçerlidir”, “Demokratik başkaldırıda kadın ve gençlik”, “Barış arayışçısı olmak”, “Yeni uygarlığın toplumsal zemini kadın özgürlüğüdür”, “Aşk, arkadaşlık, yoldaşlık”. Bazıları Abdullah Öcalan tarafından yazılan bu makalelerde, esasen PKK’nın ideolojik yapısında kadınların yeri hakkında incelemelere yer verilmiştir.
12. Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Ekim 2007 tarihinde, başvuranı suçu ve suçluyu övmekten suçlu bulmuş ve Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 215 ve 218. maddelerine dayanarak, başvuranı, 900 Türk lirası (TRY) (söz konusu tarihte yaklaşık 527 avro) adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianamede belirtilen makalelerin, birçok silahlı eylem, cinayet ve kaçırma olayı ile terör örgütünün eylemlerini gerçekleştirmiş olan PKK’nın cezaya mahkûm edilmiş tutuklu liderini övdüğü kanaatine varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, kararına ilişkin olarak temyiz yolunun açık olduğunu belirtmiştir.
13. Yargıtay, 10 Ekim 2009 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir. Yargıtay, hükmedilen adli para cezasının miktarını dikkate alarak, Ağır Ceza Mahkemesinin kararının, eski Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak kesinleştiğine hükmetmiştir. Bu karar, 21 Aralık 2009 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne sunulmuştur. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALARI
A. 3713 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin 2. Fıkrası
14. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“[Yukarıdaki fıkrada] belirtilen örgütlere yardım edenler ve örgütle ilgili propaganda yapanlar hakkında (...) bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. ”
15. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 Sayılı Kanun ile değiştirilen 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“ Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (...) ”
16. Bu hüküm, 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren, 6459 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ”
B. Türk Ceza Kanunu’nun 215 ve 218. Maddeleri
17. TCK’nın (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 26 Eylül 2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun) 215. maddesi, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, aşağıdaki gibidir:
“ İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ”
18. TCK’nın 218. maddesi aşağıdaki gibidir:
“ Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştirme amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. ”
C. Eski Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 305. Maddesinin 2. Fıkrası
19. Eski Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (4 Nisan 1929 tarihli ve 1412 sayılı) 14 Temmuz 2004 tarihinde 5219 sayılı Kanun ile değiştirilen 305. maddesinin 2. fıkrasına göre, suçluları 2.000 TRY’den (yani 2 milyar eski Türk lirası (TRL)) az adli para cezasına mahkûm eden yargı kararlarında, temyiz yolu açık değildir. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesine ve uygulanmasına ilişkin 23 Mart 2005 tarihli ve 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca, eski Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrası, 20 Temmuz 2016 tarihinde kurulan bölge adliye mahkemelerinin kurulmasından önce verilen yargı kararlarında uygulanabilir kalmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
20. Başvuran, kendisine verilen para cezasının miktarı sebebiyle, Ağır Ceza Mahkemesinin kararlarına karşı temyiz başvurusunda bulunma imkânından yoksun bırakılmasından şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 13. maddesi ile birlikte Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesini ileri sürmektedir.
21. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda yetkili merci olan Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, sadece Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
22. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
23. Başvuran, ilk derece mahkemesinin kararlarına karşı başvuruda bulunamamasına ilişkin olarak içerisinde bulunduğu imkânsızlığın, adil yargılanma hakkını ihlal ettiği kanaatindedir.
24. Hükümet, başvuru yolu konusunda, belirli bir miktarı aşmayan adli para cezalarına mahkûm etme kararlarının bertaraf edilmesinin, davaların ivedilikle görülmesini ve temyiz başvurularının etkililiğini güvence altına almayı amaçladığını ileri sürmektedir.
25. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin bir kararına karşı temyiz başvurusunda bulunma imkânsızlığına ilişkin olarak somut olayda ileri sürülen konulara benzer konular içeren birçok davada, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Bayar ve Gürbüz/Türkiye, No. 37569/06, §§ 40-49, 27 Kasım 2012).
26. Mahkeme, somut olayda, başvuranın mahkemeye erişim hakkına getirilen orantısız bir engele maruz kaldığı, bu sebeple mahkemeye erişim hakkını güvence altına alan Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının esasen ihlal edildiği kanaatindedir. Sonuç olarak, Mahkeme, yukarıda anılan Bayar ve Gürbüz davasında varılan sonucun bertaraf edilmesi için sebep görmemektedir.
27. Dolayısıyla, bu bağlamda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuran, Yazı İşleri Müdürü olduğu derginin iki sayısında bazı makaleler yayınlamış olması sebebiyle, cezaya mahkûm edilmiş olmasının, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalini teşkil ettiğini ileri sürmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
29. Hükümet, iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, bir taraftan, yayımlanması başvuranın cezaya mahkûm edilmesine mâl olan makalelerin, şiddete teşvik ettiğini, terör faaliyetlerini desteklediğini ve dolayısıyla, Sözleşme metnine ve ruhuna aykırı olduklarını ileri sürmektedir. Hükümet, bu bağlamda Sözleşme’nin 17. maddesine dayanarak, bu makalelerin yayımlanmasının, Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunmadığı ve bu şikâyetin Sözleşme hükümlerine konu yönünden (ratione materiae) uygun olmadığı kanaatindedir.
30. Hükümet diğer taraftan, olayların meydana geldiği dönemde uygulanabilir iç hukuk bakımından, Ağır Ceza Mahkemesinin 28 Şubat ve 18 Ekim 2007 tarihli kararlarında, temyiz yolunun açık olmadığını açıklamakta ve sonuç olarak altı aylık sürenin bu kararlardan itibaren işlemeye başladığı kanaatine varmaktadır. Bu bağlamda Hükümet, kararlarda temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiş olsaydı bile, ceza davaları süresince bir avukat tarafından temsil edilen başvuranın, bu kararlara karşı itirazda bulunamayacağını ileri sürmektedir. Dolayısıyla Hükümet, Mahkemeyi, altı aylık süre kuralına uyulmadığı gerekçesiyle bu şikâyetin kabul edilebilir olmadığına karar vermeye davet etmektedir.
31. Başvuran, bu itirazlar hakkında görüş bildirmemiştir.
32. Mahkeme, ilk itirazla ilgili olarak, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik yönünden değil, esas yönünden incelenmesini gerektiren hususlar içerdiği kanaatindedir.
33. Mahkeme, ikinci itirazla ilgili olarak, eski Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrasına rağmen (yukarıdaki 19. paragraf), temyiz yolunun açık olduğunun belirtildiği (yukarıdaki 8 ve 12. paragraflar) 28 Şubat ve 18 Ekim 2007 tarihli kararlarla, başvuranın, adli para cezaları ödemeye mahkûm edildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, dolayısıyla ilgilinin meşru olarak, temyiz başvurusunda bulunma hakkına sahip olduğu kanaatine vardığını ve bunu yaptığını kaydetmektedir. Mahkeme bununla birlikte, Yargıtay’ın, 20 Ekim ve 1 Aralık 2009 tarihli kararlarla, bu temyiz başvurularını, eski Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrası uyarınca reddettiğini (yukarıdaki 9 ve 13. paragraflar) tespit etmektedir. Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında iç hukukta verilen nihai kararların, 21 Aralık 2009 ve 6 Ocak 2010 tarihlerinde Ağır Ceza Mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne sunulan, yukarıda belirtilen Yargıtay kararları olduğu sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla 28 Mayıs 2010 tarihinde yapılan başvuru, vaktinden geç sunulmamıştır (yukarıda anılan Bayar ve Gürbüz, § 27). Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazı, bu gerekçeyle reddetmektedir.
34. Mahkeme, diğer taraftan, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
35. Başvuran, gazeteci ve medya mensubu olarak, güncel konular hakkındaki eleştiri ve görüşleri yayımlama yükümlülüğünü yerine getirdiğini ve kendisiyle ilgili olarak Sözleşme’den doğan haklarını kullandığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla başvuran, mevcut başvuruya konu olan cezaya mahkûm edilmesine ilişkin kararlar, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalini teşkil ettiği kanaatindedir.
36. Hükümet, ilgilinin yakalanmamış veya gözaltına alınmamış ya da tutuklanmamış olması sebebiyle, başvuranın ifade özgürlüğü hakkının kullanımına müdahalede bulunulmadığı kanaatindedir. Hükümet, Mahkeme tarafından bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumunda, bu müdahalenin, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası ve TCK’nın 215 ve 218. maddeleri ile öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunması, kamu emniyetinin sağlanması, kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, yayımlanmaları sebebiyle başvuranın cezaya mahkûm edilmesine sebep olan makalelerin, kendisi tarafından açıkça şiddete ve Devlet makamlarına karşı ayaklanmaya teşvik, PKK tarafından sürdürülen silahlı çatışmanın meşrulaştırılması ve bu terör örgütünün üyelerinin ve eylemlerinin övülmesi olarak değerlendirilen içeriği dikkate alındığında, ihtilaf konusu müdahalenin, demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.
37. Mahkeme, olayların meydana geldiği dönemde başvuranın yazı işleri müdürü olduğu derginin iki sayısında yayımlanan bazı makaleler sebebiyle, başvuranın adli para cezasına mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğünün başvuran tarafından kullanımına bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (bk. Dilipak/Türkiye, No. 29680/05, § 50, 15 Eylül 2015 ve gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis), Çamyar/Türkiye (No. 2) [Komite], No. 16899/07, § 59, 10 Ekim 2017).
38. Mahkeme, bu müdahalenin kanunla, yani 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası ile TCK’nın 215 ve 218. maddeleri ile öngörüldüğü ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından ulusal güvenliğin korunması, kamu emniyetinin sağlanması, kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını izlediği hususlarına taraflarca itiraz edilmediğini gözlemlemektedir.
39. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, ifade özgürlüğü konusundaki içtihatlarından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016), Faruk Temel/Türkiye (No. 16853/05, §§ 53-57, 1 Şubat 2011) ve Bülent Kaya/Türkiye (No. 52056/08, §§ 36-40, 22 Ekim 2013) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır. Mahkeme, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yönelik yapılan müdahalenin “gerekliliğinin” somut olayda ikna edici bir şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için, içtihadı uyarınca, ilgilinin mahkûmiyetine dayanak olarak, özellikle Türk mahkemeleri tarafından kabul edilen gerekçe ışığında karar vermesi gerektiğini belirtmektedir (Gözel ve Özer, No. 43453/04 ve 31098/05, § 51, 6 Temmuz 2010).
40. Mahkeme, ihtilaf konusu makaleleri inceleyerek, öncelikle söz konusu derginin Haziran 2002 sayısında yayımlanan ve başvuranın, bir terör örgütü lehinde propaganda yaptığı gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesine sebep olan makalelerde, PKK’nın mücadelesinin, Kürt sorununa bir çözüm getirilmesiyle ilgili olduğunun savunulduğunu, PKK için şehit olma eyleminin övüldüğünü ve bu eylemlerin teşvik edildiğini ve bu örgütün, güvenlik güçleri ile yaşanan silahlı çatışmalarda öldürülen üyelerinin övüldüğünü gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda, metinlerde kullanılan ifadeler, ilgili makalelerin yayımlandığı bağlam ve davanın koşulları dikkate alındığında, bu makalelerin, şiddete teşvik olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği (Sürek /Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999) ve bu makalelerle ilgili olarak başvuran hakkında yürütülen ceza davasının ve bu dava sonucunda adli para cezası ödemeye mahkûm edilmiş olmasının, izlenen meşru amaçlarla orantılı olup olmadığı konularının incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Bununla birlikte Mahkeme, ikinci ceza davasına konu olan diğer makalelerin geri kalan kısmıyla ilgili olarak varacağı sonuç bakımından (aşağıdaki 41. paragraf), bu konuların incelenmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmaktadır.
41. Başvuranın, suçu ve suçluyu övdüğü gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesine neden olan, Kasım 2003 sayısında yayımlanan makalelerle ilgili olarak, Mahkeme, bunların PKK’nın eylemleri, ideolojisi ve üyeleriyle ilgili olduğunu ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde bu yasa dışı örgütle ilgili olumlu düşünceler, söz konusu örgütün bakış açısıyla yapılan incelemeler ve Devlet makamlarına karşı sert eleştiriler içerdiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, ihtilaf konusu makalelerin, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya başkaldırıya çağrı olarak ya da nefret söylemi teşkil ettiği şeklinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini söylemek ulusal mahkemelerin görevidir ve Mahkeme nazarında dikkate alınması gereken temel unsur budur (yukarıda anılan Sürek, § 58 ve Belek ve Velioğlu/Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015). Bu konuyla ilgili olarak, Mahkeme bununla birlikte, ihtilaf konusu makalelerin PKK liderini ve bu örgütün eylemlerini övdüğü gerekçesiyle, başvuranın cezaya mahkûm edildiği Ağır Ceza Mahkemesinin kararının (yukarıdaki 12. paragraf), bu makalelerin ve derginin bu sayısının tamamının, içerikleri, yazıldıkları bağlam ve zarar verme kapasiteleri bakımından, şiddet kullanımına, silahlı direnişe veya başkaldırıya teşvik içerdiği ya da nefret söylemi teşkil ettiği şeklinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda yeterli açıklamalar içermediğini tespit etmektedir (Mart ve diğerleri/Türkiye, No. 57031/10, § 32, 19 Mart 2019).
42. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, ihtilaf konusu tedbirin, zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamadığı, her hâlükârda, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
43. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
44. Başvuran, iddia edilen ihlallerin, sosyal ve mesleki hayatında kendisini maruz bıraktığı olumsuzluklar sebebiyle, maddi zararı için 3.000 avro (EUR) ve manevi zararı için 5.000 avro talep etmektedir. Başvuran ayrıca, masraf ve giderleri için 2.000 avro talep etmekte, ancak bu bağlamda kanıtlayıcı belge sunmamaktadır.
45. Hükümet, iddia edilen ihlal ile maddi zarar bağlamında sunulan talep arasında illiyet bağı bulunmadığı kanaatindedir ve bu talebin desteklenmediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, maddi ve manevi zararlar için sunulan taleplerin, aşırı olduğu ve Mahkeme içtihatlarında hükmedilen miktarlara uygun olmadığı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, başvuranın, masraf ve giderler için sunduğu talebine dayanak olarak herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadığını açıklamaktadır.
46. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatine varmakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, başvurana manevi zarar bağlamında 3.250 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Mahkeme, masraf ve giderlere ilişkin talebin, bu bağlamda gerekli kanıtlayıcı belgelerin sunulmamış olması sebebiyle, reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve bu miktar üzerinden ödenecek her türlü vergiden muaf olmak üzere, manevi tazminat olarak 3.250 EUR (üçbinikiyüzelli avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin talebinin reddedilmesine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 3 Aralık 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy