AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KOCAMAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 77043/12)
KARAR
STRAZBURG
24 Kasım 2020
İşbu karar nihaidir; fakat bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kocaman/Türkiye davasında,
Başkan,
Aleš Pejchal,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine bir Türk vatandaşı olan Kemal Kocaman’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 5 Ekim 2012 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu (no. 77043/12),
Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını ve
Tarafların beyanlarını göz önüne alarak,
3 Kasım 2020 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
Dava, ulusal mahkemelerin başvuranın davasında karşı taraflardan biri aleyhine karar vermemesi nedeniyle başvuranın mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgilidir.
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran, 1959 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İzmir Barosuna kayıtlı Avukat G. Yolyapan tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava konusu olaylar; taraflarca belirtildiği üzere ve taraflarca ibraz edilen belgelerden anlaşılacağı şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.İzmir Tüketici Mahkemesi ve Yargıtay nezdindeki yargılamalar
4. Başvuran, bir inşaat şirketi olan P. İnşaat ve Gıda Sanayi Tic. Ltd. Şti. (bundan sonra “Şirket” olarak anılacaktır) ve Şirket temsilcisi U.P. aleyhine İzmir Tüketici Mahkemesi (bundan sonra “Tüketici Mahkemesi” olarak anılacaktır) nezdinde iki ayrı tazminat davası açmıştır. Başvuran dilekçesinde Şirketten ve U.P.’den bir ev satın aldığını, ancak Şirketin ve U.P.’nin inşaat işini sözleşme şartlarına uygun olarak tamamlayamadıklarını belirtmiştir. Başvuran ayrıca, inşaat projesinde girişimci sıfatıyla sözleşmeyi imzalayanlardan biri olduğu için U.P.’nin şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu belirtmiştir.
5. Tüketici Mahkemesi 31 Mart 2010 tarihinde, aralarında hukuken veya fiilen bağlantılar olduğunu düşünerek iki davayı birleştirmiştir.
6. Tüketici Mahkemesi 30 Haziran 2011 tarihinde başvuran lehine karar vermiş ve Şirketin tazminat ödemesine hükmetmiştir. Ancak Tüketici Mahkemesi, U.P. ile ilgili herhangi bir karar vermemiştir.
7. Şirket 2 Ağustos 2011 tarihinde Tüketici Mahkemesinin kararına itiraz etmiştir. Şirketin itirazı 8 Ağustos 2011 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
8. Başvuran, 5 Eylül 2011 tarihinde, U.P.’ye ilişkin bir karar vermediği için Tüketici Mahkemesinin kararının reddedilmesi gerektiğini ileri sürerek katılma yoluyla temyiz başvurusunda bulunmuştur. Bu bağlamda, sözleşmeyi U.P. ile imzaladığını ve tazminattan onun da sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürmüştür.
9. Yargıtay 22 Aralık 2011 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
10. Başvuran, 19 Mart 2012 tarihinde, Yargıtayın kararının düzeltilmesi için dilekçe sunarak, ilk derece mahkemesinin U.P. hususunda bir karar vermeyi ihmal ettiğini bir kez daha ileri sürmüştür.
11. Yargıtay, 20 Haziran 2012 tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.
12. Dava dosyasındaki belgelerden, başvuranın ulusal mahkemeler tarafından hükmedilen tazminat miktarını, söz konusu tarihte şirketin tasfiye edilmiş olması nedeniyle almadığı anlaşılmaktadır.Başvurunun yapılmasından sonra meydana gelen gelişmeler
13. Hükümet görüşlerinde Mahkemeye aşağıdaki hususları bildirmiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 Mayıs 2018 tarihinde, Hükümetin başvuran tarafından yapılan başvuru bağlamında görüşlerini Mahkemeye sunabilmesi adına Tüketici Mahkemesinden dava dosyasının bir örneğini Adalet Bakanlığına iletmek üzere talep etmiştir.
14. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda belirtilen talebi üzerine Tüketici Mahkemesi kendi inisiyatifiyle davayı yeniden incelemeye karar vermiştir. Tüketici Mahkemesi, önce U.P. aleyhine açılan davayı ayırmış ve ardından duruşma tarihini taraflara bildirmiştir.
15. Tüketici Mahkemesi 28 Haziran 2018 tarihinde, başvuranın U.P.’ye karşı açtığı davayı şahıs yönünden (“ratione personae”) uygun olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Tüketici Mahkemesi gerekçeli kararında yanlışlıkla U.P.’ye ilişkin bir karar vermediğini vurgulamıştır. Çoğunlukla Yargıtay içtihatlarına atıfta bulunan mahkeme, hakkında herhangi bir karar verilmeyen bir tarafla ilgili bir davayı yeniden incelemenin mümkün olduğunu kaydetmiştir (bk. aşağıda 20. paragraf).
16. Başvuran, 3 Temmuz 2018 tarihinde bu kararı temyiz etmiştir. Dosya halen Yargıtay önünde derdesttir.
İLGİLİ İÇ HUKUK
17. İlgili zamanda yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesinin 2. paragrafında, hukuk mahkemelerinin hüküm sonucu kısmında, her bir iddia hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen sorumluluk ve tanınan hakların, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu öngörülmüştür. 1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinin 2. paragrafı 1086 sayılı Kanun’dakine benzer bir hüküm içermektedir.
18. 1086 sayılı Kanun’un 426/G ve 426/H maddelerinin hükümleri gereğince, bir tarafın, karşı tarafın temyiz dilekçesinin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde verilen cevap dilekçesi aracılığıyla bir karara karşı katılma yoluyla temyiz başvurusunda bulunması mümkündür. .
19. 1086 sayılı Kanun’un 175. maddesi mahkemelerin işleyişinin 1 Ağustos - 5 Eylül tarihleri arasında durdurulmasını öngörüyordu.
1086 sayılı Kanun’un 177. maddesinde, 1086 sayılı Kanun’da öngörülen süre limitinin tatil süresine denk gelmesi halinde, ayrıca bir karara ihtiyaç duyulmaksızın, tatilin bittiği günden itibaren yedi günlük bir sürenin eklenmesi gerektiği belirtilmiştir.
20. Hükümet, yargılamanın taraflarından biri hakkında herhangi bir karar verilmemesi durumunda, ilk derece mahkemelerinin davayı yeniden inceleyebileceğini ve hakkında karar verilmeyen taraf hakkında bir karar verebileceğini ileri sürmüştür. Hükümet, bir mahkemenin bir iddiaya ilişkin veya davanın bir tarafı hususunda karar vermemesi halinde bir davanın nihai olarak çözüldüğünün kabul edilemeyeceğinin vurgulandığı Yargıtay içtihadından örnekler sunmuştur (özellikle bk. Yargıtay Hukuk Dairesinin 29 Nisan 2010 tarihli 2010/3736 E. 2010/7646 K. sayılı kararı) .
HUKUKSÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran, ulusal mahkemelerin davaya taraflardan biri hakkında bir karar vermeyi ihmal etmeleri nedeniyle, ihtilafın “hükme bağlanması” hakkından mahrum bırakıldığından şikâyetçi olmuştur.
22. Mahkeme, şikâyetin, başvuranların Sözleşme’nin 6 § 1 maddesince güvence altına alındığı üzere mahkemeye erişim haklarıyla ilgili olduğu kanaatindedir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”Kabul edilebilirlik hakkındaBaşvuranın mağdur sıfatı ve bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması
23. Hükümet, başvuranın mağdur statüsüne itiraz etmiştir. Tüketici Mahkemesinin başvuran ile U.P. arasındaki davayı kendi inisiyatifiyle yeniden incelemesi nedeniyle, başvuranın iddia edilen ihlalin mağduru olduğunu iddia edemeyeceğini öne sürmüştür. Hükümet ayrıca, Tüketici Mahkemesinin hukuka aykırılığın mümkün olan en kısa sürede giderilmesi için davayı bir ay içinde yeniden incelediğini ileri sürmüştür. Son olarak Hükümet, başvuranın bu yeni gelişmelerden Mahkemeyi bilgilendirmeyerek bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığını değerlendirmiştir (bk. yukarıda 13-16. paragraflar).
24. Başvuran iddialarını sürdürmüştür.
25. Mahkeme, ulusal makamlar Sözleşme’nin ihlal edildiğini açıkça veya esasen kabul etmedikçe, ve sonrasında telafi etmedikçe, başvuranın lehine bir karar veya tedbirin, ilke olarak, başvuranı “mağdur” sıfatından mahrum bırakmaya yeterli olmadığını yinelemektedir (bk. örneğin Eckle/Almanya, 15 Temmuz 1982, § 69 ve sonraki paragraflar, Seri A no. 51; Amuur/Fransa, 25 Haziran 1996, § 36, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1996-III; Dalban/Romanya [BD], no. 28114/95, § 44, AİHM 1999‑VI; ve Jensen/Danimarka (k.k.), no. 48470/99, AİHM 2001‑X).
26. Mahkeme, U.P. ile ilgili bir kararın verilmemesinin hukuka aykırı bir durum yarattığını kabul ederek, ulusal makamların, en azından esas itibarıyla Sözleşme’nin ihlalini kabul ettiklerini kabul etmeye hazırdır (bk. yukarıda 15. paragraf).
27. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin U.P. ile ilgili olarak davayı yeniden incelemesinin Sözleşme’nin ihlali için yeterli tazmin olarak kabul edilip edilemeyeceğini değerlendirmelidir.
28. Mahkeme, başvuranın ilk derece düzeyinde ihtilafın karara bağlanmasının neredeyse sekiz yıl sürdüğünü gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, yargılamanın halen devam etmekte olduğunu ve ulusal mahkemelerin başvuranın davasında nihai bir karar vermediğini not etmektedir. Mahkeme ayrıca, yerel mahkemeler tarafından herhangi bir olası tazminata atıfta bulunulmadığını ve Sözleşme’nin ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak başvurana tazminat teklif edilmediğini kaydetmektedir. Bu koşullar altında Mahkeme, davanın yeniden incelenmesi ve ilk derece düzeyinde bir kararın verilmesinin -mevcut başvurunun Mahkeme tarafından incelendiği sırada- başvuranı mağdur statüsünden mahrum bırakabilecek yeterli tazmin olarak kabul edilebileceğine ikna olmamıştır. Hükümetin bu konudaki iddiası bu nedenle reddedilmelidir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Yusifova/Azerbaycan, no. 25315/08, 18 Aralık 2012).
29. Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca, bir başvurunun, diğer sebepler arasında, kasıtlı olarak yalan bilgilere dayandırılması halinde bireysel başvuru hakkının kötüye kullanıldığı gerekçesi ile reddedileceğini yinelemektedir. Eksik ya da yanıltıcı bilgilerin beyan edilmesi, özellikle söz konusu bilgiler davanın özü ile alakalı ve bu bilgileri sağlayamama gerekçesi olarak yeterli açıklama sunulmuyor ise bireysel başvuru hakkının suiistimalini teşkil edebilir. Aynı durum, Mahkeme önündeki yargılamalar sırasında yeni, önemli gelişmelerin meydana geldiği ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47 § 7 maddesi tarafından açıkça şart koşulduğu halde başvuranın bu bilgileri Mahkemeye açıklamadığı ve dolayısıyla Mahkemenin olayları tam olarak bilerek dava hususunda bir hükme varmasının engellediği durumlarda geçerlidir. Ancak, bu tür durumlarda, başvuranın Mahkemeyi yanıltma niyeti her zaman yeterli ve kesin bir şekilde tespit edilmelidir (bk. Gross/İsviçre [BD], no. 67810/10, § 28, AİHM 2014 ve buradaki diğer atıflar ile birlikte).
30. Mevcut davanın koşullarına bakıldığında, Mahkeme, başvuranın davasındaki yeni gelişmeler hakkında bilgi vermeyerek Mahkemeyi yanıltma niyetinde olduğunu yeteri kesinlikle sabit bulmamaktadır.
31. Mahkeme, yukarıdaki hususları göz önünde bulundurarak, Hükümetin başvurunun kötüye kullanım amaçlı olduğu gerekçesiyle reddedilmesi ve başvuranın mağdur statüsünü kaybettiği yönündeki iddiasını reddetmektedir.İç hukuk yollarının tüketilmemesi
32. Son olarak, Hükümet, ilk dava süreci sırasında, başvuranın cevaplarında belirtilen süre içinde katılma yoluyla temyiz başvurusunda bulunmadığını ileri sürerek iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair bir itirazda bulunmuştur. Hükümet, 1086 sayılı Kanun’la, Yargıtaya başvurmak için belirlenen sürelerin tatil süresi boyunca değişmediğini ileri sürmüştür.
33. Mahkeme, söz konusu tarihte yürürlükte olan 1086 sayılı Kanun uyarınca, bir davanın taraflarının tatil süresi boyunca temyiz dilekçeleri vermeleri ve cevap vermelerinin mümkün olduğunu kaydetmektedir. Ancak, 1086 sayılı Kanun’un 177. maddesi, kanunla öngörülen sınırların tatil süresinin bitimini takiben yedi gün daha uzatıldığını belirtmektedir (bk. yukarıda 19. paragraf). Mahkeme, bu bağlamda, başvuranın katılma yoluyla temyiz başvurusunu 1086 sayılı Kanun’da belirtilen sürelere uygun olarak sunduğunu gözlemlemektedir. Daha da önemlisi, Yargıtay, başvuranın katılım yoluyla temyiz başvurusunda bulunmak için belirtilen süre sınırını kaçırdığına karar vermemiştir. Dolayısıyla, Hükümetin bu konudaki iddiası da reddedilmelidir.Esas hakkında
34. Başvuran, açtığı davada Tüketici Mahkemesinin karşı taraflardan biri aleyhine karar vermemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkından mahrum bırakıldığını iddia etmiştir.
35. Hükümet, Tüketici Mahkemesinin davayı incelemesi ve 30 Haziran 2011 tarihli kararını verdiğinde U.P. hakkında karar vermediğini tespit ettiği anda bu hususta bir karar verdiği için başvuranın mahkemeye erişiminin olduğunu ileri sürmüştür (bk. yukarıda 6. paragraf). Hükümet ayrıca, Tüketici Mahkemesinin hukuka aykırılığın hızlı bir şekilde giderilmesi için kararını çok kısa sürede verdiğini ileri sürmüştür.
36. Mahkeme, mahkemeye erişim hakkının 6. maddede yer alan güvencelerin özünü teşkil ettiğini yinelemektedir. Herkesin medeni hakları ve yükümlülükleri ile ilgili olarak mahkemeye başvurma hakkını güvence altına almaktadır (bk. Cudak/Litvanya [BD], no. 15869/02, § 54, AİHM 2010). Dahası, sadece dava açma hakkını değil, aynı zamanda bir mahkeme tarafından ihtilafın karara bağlanması hakkını da içermektedir (bk. örneğin, Lupeni Greek Catholic Parish ve Diğerleri/Romanya [BD], no. 76943/11, § 86, 29 Kasım 2016).
37. Mahkeme, mahkemeye erişim hakkının, hukukun üstünlüğünü kabul eden Devletlerde bir tarafın aleyhine etkisiz kalamayacak nihai, bağlayıcı yargı kararlarının uygulanmasını da koruduğuna dikkat çekmektedir (bk. Hornsby/Yunanistan, 19 Mart 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-II, s. 510-11, § 40). Mahkeme, taraflara medeni hukuk uyuşmazlıklarının nihai olarak kararlaştırılacağını güvence altına almadan 6 § 1 maddesinde davacılara tanınan usule ilişkin güvenceleri -adil, kamuya açık ve ivedi yargılamalar- ayrıntılı olarak açıklanmasının düşünülemeyeceğini vurgulamaktadır (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Sukhorubchenko/Rusya, no. 69315/01, § 43, 10 Şubat 2005, ve Baškienė/Litvanya, no. 11529/04, § 79, 24 Temmuz 2007).
38. Mahkeme, incelemesine başlamadan önce ilk olarak davanın olaylarına ilişkin birkaç unsura işaret etmenin yararlı olduğunu düşünmektedir. Başvuranın sırasıyla 1 Şubat 2010 ve 29 Mart 2010 tarihlerinde Şirket ve U.P. aleyhine açtığı tazminat davaları hukuken ve fiilen bağlantılı oldukları dikkate alınarak Tüketici Mahkemesi tarafından birleştirilmiştir. Ancak, yargısal bir hata sonucunda Tüketici Mahkemesi, U.P.’ye ilişkin bir karar vermemiştir. Başvuran, bu konuyla ilgili olarak Yargıtaya şikâyette bulunmuş ancak sonuç alamamıştır. Mahkeme, Tüketici Mahkemesinin, başvuranın Mahkemeye yaptığı başvurudan haberdar olduktan sonra, bu konudaki ihmalinin farkına vardığını ve U.P.’ye ilişkin kararını verdiğini kaydetmektedir.
39. Mahkeme, Yargıtayın içtihadına göre, yetkili mahkeme tüm iddialar ve yargılamanın tarafları ile ilgili bir karar vermedikçe bir davanın sonuçlandığının kabul edilemeyeceğini not etmektedir (bk. yukarıda 20. paragraf). Buna göre Mahkeme, başvuranın U.P. aleyhine açtığı davanın altı yıldan fazla bir süre incelenmediğini ve ulusal mahkemeler tarafından nihai bir kararın henüz alınmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, bu bağlamda, başvuranın tazminat taleplerinin yerel mahkemeler önünde sunulmasının üzerinden on yıldan fazla zaman geçtiğini kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, ulusal makamlara atfedilebiliyorsa, eylemsizlik süresinin uzunluğunun, 6. madde uyarınca Devlet sorumluluğunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken bir unsur olduğunu not etmektedir. Mahkeme, yargı makamlarının başvurana hukuk davasını bir ceza davası bağlamında incelememeye karar verdiklerini söylemek için yedi yıldan uzun bir süre beklemeleri ile ilgili olduğu ölçüde, Baškienė/Litvanya davasında (yukarıda anılan, §§ 78-82) Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca başvuranın mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir. Kutić/Hırvatistan davasında (no. 48778/99, §§ 28-32, 1 Mart 2002) Mahkeme, ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın uzun yıllar kanun gereği durdurulmuş olması nedeniyle, başvuranın iddialarının karara bağlanması hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
40. Mevcut davaya dönüldüğünde, Mahkeme, Tüketici Mahkemesinin 28 Haziran 2018 tarihli gerekçeli kararında da kabul ettiği üzere, başvuranın U.P. aleyhindeki iddialarının incelenmeden kaldığı uzun süreden yalnızca ulusal makamların sorumlu olduğuna ikna olmuştur (bk. yukarıda 15. paragraf). Mahkeme ayrıca, ulusal mahkemelerin şimdiye kadar U.P. aleyhine açılan davaya ilişkin nihai bir karar vermediğini not etmektedir. Bu koşullar altında Mahkeme, Hükümetin Tüketici Mahkemesinin sehven U.P. ile ilgili bir karar vermediğini fark ettikten sonra davayı hızlı bir şekilde yeniden incelediği yönündeki iddiasına katılamamaktadır.
41. Mahkeme, bu nedenle, başvuranın hukuk davasının yargısal bir hata nedeniyle yerel mahkemeler tarafından karara bağlanmasının engellendiği uzun süre nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, yukarıda anılan Baškienė, ve Kutić).SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
42. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlâl edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlâlin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
43. Başvuran, yerel mahkemeler önündeki yargılamalar sonucunda maruz kaldığı zarar iddiasına dayanarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran, masraf ve giderleri için 21.331 avro (EUR) ve manevi tazminat olarak 50.000 avro talep etmiştir.
44. Hükümet söz konusu meblağların aşırı ve temelsiz olduğunu belirtmiştir.
45. Mahkeme, şikâyet edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı bulmamaktadır. Mahkeme, yargılamalar 6. maddeye uygun bir şekilde yapılmış olsaydı, sonuçlarının ne olacağı hakkında tahminde bulunamaz.
Bununla birlikte, ihlalin, başvurana, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek manevi zarara neden olduğunu kabul etmektedir. Adil bir temelde değerlendirmesini yapan ve davanın koşullarını dikkate alan Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 1.500 avro ödenmesine karar vermiştir.
46. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, davalı Devlet tarafından başvurana, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç 1.500 avro (bin beş yüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 24 Kasım 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy