AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KOCAMAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 24484/15)
KARAR
STRAZBURG
22 Ekim 2024
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kocaman/Türkiye davasında,
Başkan
Lorraine Schembri Orland,
Hâkimler
Frédéric Krenc,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1956 doğumlu olan ve Gaziantep’te ikamet eden, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat M. Feyzioğlu tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Abdullah Sabri Kocaman (“başvuran”) tarafından 7 Mayıs 2015 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 24484/15);
gerekçeli karar hakkına ilişkin olarak Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında dile getirilen şikâyetin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair kararı;
tarafların beyanlarını;
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı yaptığı itirazın reddine dair kararı göz önünde bulundurarak,
1 Ekim 2024 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, yerel mahkemeler tarafından gerekçeli bir karar verilmemesi nedeniyle, başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasına ilişkindir.
2. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Mayıs 2012 tarihinde, başvuranın sahte para üretme suçundan mahkûmiyetine ve sekiz yıl dört ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 18 Şubat 2013 tarihinde, başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararını onamıştır. Başvuran, ceza yargılaması sürecinde, ilk olarak 9-10 Şubat 2012 tarihleri arasında gözaltında, daha sonra 13 Şubat-23 Mart 2012 tarihleri arasında tutuklulukta kalarak özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi, 16 Ekim 2014 tarihinde, başvuranın yaptığı bireysel başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Başvuranın avukatının beyanına göre, söz konusu karar, 26 Ocak 2015 tarihinde kendisine tebliğ edilmiştir.
3. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 11 Şubat 2016 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 308. maddesinde (madde metni için bk. Kerimoğlu/Türkiye, no. 58829/10, § 31, 6 Aralık 2022) öngörülen olağanüstü kanun yollarından biri olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı üzerine önceki kararını bozmuş ve dosyayı yargılamayı yürüten mahkemeye iade etmiştir. Yargıtay, başvuranın sahte para üretiminde yer aldığını kanıtlayan somut, kesin ve inandırıcı delillerin Ağır Ceza Mahkemesi kararında bulunmaması nedeniyle, başvuran hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini tespit etmiştir. Yargıtay, başvuranın sanıklardan sadece bir tanesiyle irtibatı olduğunu, ancak bu kişiyle sahte parayla doğrudan ilgili herhangi bir açık telefon görüşmesi yapmadığını belirtmiştir. Yargıtay, başvuranın evinde ve ofisinde yapılan aramalar sonucunda üzerine atılı suça ilişkin herhangi bir delilin bulunmadığı göz önüne alındığında, her halükarda, söz konusu telefon görüşmelerinin hiçbir maddi bulguyla desteklenmediğini ve bu nedenle farklı şekilde yorumlanabileceğini ifade etmiştir.
4. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Nisan 2016 tarihinde, Yargıtay ile aynı gerekçeleri öne sürerek başvuran hakkında beraat kararı vermiştir. Bu karar, temyiz edilmeksizin, 27 Nisan 2016 tarihinde kesinleşmiştir.
5. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi, 29 Kasım 2018 tarihinde, başvuranın, yukarıda anılan ceza yargılaması kapsamında gözaltına alınması ve tutuklanması nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararla ilgili olarak CMK’nın 141. maddesi kapsamında yaptığı tazminat istemini kısmen kabul etmiş ve kendisine 15.000 Türk lirası manevi ve 794,62 Türk lirası maddi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Yargıtay’ın internet sitesinde yer alan bilgilere göre, bu karar 23 Ocak 2023 tarihinde onanmıştır (15.794,62 Türk lirası, kararın kesinleştiği tarihte, yaklaşık 772 avroya karşılık gelmektedir).
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Kabul Edilebilirlik Hakkında6. Hükümet, başvuranın, aşağıda belirtilen iki gerekçeyle, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir ihlalin mağduru olduğunu ileri süremeyeceğini savunmuştur. Birincisi, başvuran, olağanüstü kanun yollarından birinin kullanılmasının ardından beraat etmiştir. Bu bağlamda, başvuran hakkındaki kesinleşmiş mahkûmiyet kararı yönünden, CMK’nın 308. maddesinde öngörülen olağanüstü kanun yolu çerçevesinde Yargıtay tarafından verilen bozma kararı ve ardından Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı kapsamında, sadece hukuka aykırılıklar kabul edilmekle kalmamış, aynı zamanda başvuranın maruz kaldığı olumsuz etkiler de kendiliğinden ortadan kaldırılmıştır. İkincisi, Hükümet, mahkûmiyet kararının olağanüstü bir kanun yoluna başvurulması üzerine bozulması ve yeniden başlatılan yargılamanın beraatla sonuçlanması kaydıyla, Türk hukukunda, önceki cezanın kısmen veya tamamen infaz edilmesi nedeniyle maruz kalınan zarar için erişilebilir ve etkili bir hukuk yolunun, yani CMK’nın 323/3 maddesi (aynı Kanun’un 141. maddesiyle birlikte) kapsamında tazminat yolunun öngörüldüğünü savunmuştur. Ayrıca, başvuranın cezasının infazına hiç başlanmamış olması nedeniyle, CMK’nın 141/1 (e) maddesinin başvurana uygulanabileceğini belirtmiştir. Nitekim başvuran, CMK’nın 141 ve devamı maddeleri uyarınca yaptığı başvuru sonucunda tazminat almıştır. Bu nedenle, başvuran için yeterli telafi sağlanmıştır. Hükümet, aynı gerekçelerle, ilgili meselenin Sözleşme’nin 37/1 (b) maddesi anlamında “çözüldüğünü” ileri sürerek Mahkemeden mevcut başvurunun kayıttan düşürülmesini talep etmiştir.
7. Başvuran ise başvurunun kabul edilebilirliği konusunda herhangi bir görüş sunmamıştır.
Başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir ihlalin mağduru olduğunu halen ileri sürüp süremeyeceği hakkında8. Mağduriyet statüsünün kazanılması ve kaybedilmesine ilişkin genel ilkeler, Sakhnovskiy/Rusya ([BD], no. 21272/03, §§ 66-71, 2 Kasım 2010) kararında yer almaktadır (ayrıca bk. Tuleya/Polonya, no. 21181/19 ve 51751/20, §§ 252-54, 6 Temmuz 2023). Bir başvuran, iki şartın oluşması hâlinde mağdur sıfatını kaybedebilir: İlk olarak ulusal makamların ya açıkça ya da özü itibarıyla bir Sözleşme ihlali olduğunu kabul etmiş ve ikinci olarak ise bu ihlali telafi etmiş olması gerekir (bk., diğer birçok karar arasında, Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 2) [BD], no. 14305/17, § 218, 22 Aralık 2020). Ayrıca, başvuranın yaşadığı durumdan artık etkilenmiyor olması ve dezavantajlı durumunun tüm etkilerinden kurtulması kaydıyla, tam anlamıyla beraat etmesi veya hakkındaki davanın düşmesi, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında ceza hukuku yönünden sağlanan güvenceler açısından uygun bir telafi teşkil edebilir (bk. Kerimoğlu/Türkiye, no. 58829/10, § 46, 6 Aralık 2022 ve bu kapsamda yapılan diğer alıntılar).
9. Mahkeme, ilk şartla ilgili olarak, başvuranın Mahkemeye sunduğu şikâyetin temelini oluşturan ihlal iddiası da dâhil olmak üzere, Yargıtayın ve Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesinin herhangi bir usul ihlalini kabul etmediğini gözlemler. Aslında, Yargıtay, Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesinin başvuran hakkında verdiği mahkûmiyet kararını, tam anlamıyla bir usul ihlali nedeniyle değil, başvuran aleyhinde somut, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle bozmuştur. Dolayısıyla, Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararının ve ardından verilen beraat kararının, başvuran hakkındaki ilk mahkumiyet kararı nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine dair bir kabul anlamına geldiği sonucuna varamamaktadır (ayrıca karşılaştırınız, yukarıda anılan Kerimoğlu, § 50, ve bu kapsamda yapılan diğer alıntılar). Bu gerekçeyle, Hükümetin, başvuranın mağdur statüsünün bulunmadığı yönündeki itirazı reddedilmiştir.
İlgili meselenin Sözleşme’nin 37/1 (b) maddesi kapsamında çözüme kavuşturulup kavuşturulmadığı hakkında10. İlgili meselenin Sözleşme’nin 37/1 (b) maddesi çerçevesinde çözülmüş sayılıp sayılamayacağı hususuyla ilgili olarak, Mahkeme, öncelikle, başvuran tarafından doğrudan şikayet edilen durumların hala mevcut olup olmadığı ve ikinci olarak, bu durumlar nedeniyle Sözleşme’nin olası ihlali sonucu ortaya çıkan etkilerin giderilip giderilmediği konusunda bir inceleme yapmalıdır (bk. Pisano v. İtalya (kayıttan düşme) [BD], no. 36732/97, § 42, 24 Ekim 2002; Hasanov ve Diğerleri/Azerbaycan (k.k.), no. 2059/16 ve 3 diğer başvuru numarası, 12 Eylül 2023; ve yukarıda anılan Kerimoğlu, § 58).
11. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararının bozulduğunu, verilen cezanın infazının ertelendiğini ve başvuranın, başka bir dava kapsamında gözaltına alınması ve tutuklanması nedeniyle uğradığı zarar nedeniyle, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat aldığını belirtir. Ayrıca, olağanüstü kanun yoluna başvurulması üzerine bozulan 30 Mayıs 2012 tarihli mahkûmiyet kararı sonucunda başvuranın hapis cezası çekmediği doğru olsa da, başvuran, ilk davasının dört yıl iki ay boyunca hayatını “mahvettiğini” ve adil yargılanma hakkına aykırı olarak verilen mahkûmiyet kararı ve ardından 21 Mayıs 2013 tarihinde çıkarılan yakalama emri nedeniyle kaçmak zorunda kaldığını vurgulamıştır. Benzer şekilde, işini ve gelirini kaybettiğini, savunmasını hazırlamak için çok fazla masraf yaptığını belirtmiştir. Bu bakımdan, Mahkeme, “telafi” kavramının bazı somut tazminatlar gerektirebileceğinin soyut olarak göz ardı edilemeyeceği görüşündedir. Hükümet, başvuranın bu konudaki beyanlarını çürütmemiş, ancak başvuranın, hakkında verilen önceki mahkûmiyet kararından kaynaklanan zararlar için, CMK’nın 141. maddesi ile birlikte 323. maddesi kapsamında maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabileceğini savunmuştur.
12. Mahkeme, yukarıda anılan Kerimoğlu (§§ 51-57) davasında, CMK’nın 141 ila 144. maddeleri ve 323. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen hukuk yollarından hiçbirinin, CMK’nın 308. maddesinde düzenlenen olağanüstü kanun yolu ile başlatılan bir prosedür sonucunda beraat eden bir kişinin, kesinleşmiş mahkumiyet kararı kapsamında infaz edilen süre nedeniyle tazminat almasına imkan tanımadığı yönünde yaptığı tespiti tekrarlar. Bu sonuçlar, bu davada da geçerlidir. Zira, başvuran hakkındaki beraat kararı da, CMK’nın 308. maddesinde öngörülen hukuk yoluna başvurulması üzerine verilmiştir. Bununla birlikte, Mahkeme, söz konusu hukuk yolunun başvuran açısından erişilebilir olduğu varsayıldığında dahi, başvuranın cezasının infazına başlanmadığını gözlemler. Bu koşullar altında, başvuranın mahkûmiyeti nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararlar için CMK’nın 323/3 maddesi uyarınca “önceki cezanın tamamen veya kısmen infaz edilmesi dolayısıyla kişinin uğradığı zararlar” bağlamında tazminat talep edip edemeyeceği net değildir. Hükümet de aksi yönde herhangi bir içtihat örneği sunmamıştır.
13. Başvurana 40 günlük tutukluluğu nedeniyle CMK’nın 141. maddesi uyarınca verilen maddi ve manevi tazminatın, özgürlüğünden yoksun bırakılması karşısında yeterli bir telafi niteliği taşıdığı kabul edilebilir. Ancak, bu tazminat, başvuran hakkında verilen ve “aleyhinde somut, kesin ve inandırıcı delillerin” bulunmaması nedeniyle sonradan yerel mahkemeler tarafından bozulan önceki mahkûmiyet kararından kaynaklanan ilk dava ve 21 Mayıs 2013 tarihli yakalama emri nedeniyle başvuranın uğradığını ileri sürdüğü zararları kapsamamaktadır. Dolayısıyla, başvuranın tutukluluğu nedeniyle aldığı tazminat, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamındaki şikâyetleri bakımından mağdur statüsünü ortadan kaldırmaz. Hükümet de, başvuranın önceki mahkûmiyet kararı nedeniyle maruz kaldığı olumsuz etkilerin telafi edilebileceği başka bir yolun bulunduğunu ileri sürmemiştir.
14. Son olarak, Hükümetin iddialarının aksine, Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran hakkında verdiği beraat kararında, başvuranın CMK’nın 323/3 maddesi uyarınca tazminat isteminde bulunabileceğini belirtmemiştir. Benzer şekilde, başvuranın CMK’nın 141. maddesi kapsamındaki tazminat isteminin CMK’nın 323/3 maddesine “istinaden” yapıldığını beyan eden Hükümetin bu iddiası da herhangi bir belge ile desteklenmemiştir. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında ve bu davada Sözleşme’nin 37/1(b) maddesi uyarınca yapılan değerlendirmede ilk şartın yerine getirildiği varsayıldığında dahi, başvuran için, meselenin Sözleşme’nin 37/1(b) maddesi kapsamında çözüldüğü sonucuna varılacak ölçüde yeterli telafi sağlandığı kanaatine varamamaktadır. Bu nedenle, Hükümetin bu noktaya dayanan ilk itirazı reddedilmiştir.
15. Ayrıca, başvuru açıkça dayanaktan yoksun değildir ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen diğer herhangi bir nedenle de kabul edilemez değildir. Bu nedenle, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
Esas Hakkında16. Başvuran, hakkındaki mahkûmiyet kararının yetersiz gerekçelere dayandığını ve sadece hiçbir delil değeri olmayan kurgusal telefon görüşmelerine dayanılarak verildiğini ileri sürerek, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur.
17. Hükümet ise, Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesinin başvuran hakkında verdiği mahkûmiyet kararında (30 Mayıs 2012 tarihli), mahkeme tarafından ilgili tüm hususlara dair değerlendirmelerin yapıldığını belirtmiştir. Hükümet, bu kararın sonradan bozulduğunu kabul etmekle birlikte, başvuran hakkında verilen kesin nitelikteki beraat kararının, başvuranın mağdur olmadan önceki mevcut duruma “getirildiği”: diğer bir deyişle önceki durumun yeniden tesis edildiği (status quo ante) anlamına geldiğini ileri sürmüştür.
18. Gerekçeli karar hakkına ilişkin genel ilkeler, Moreira Ferreira/ Portekiz (no. 2) ([BD], no. 19867/12, § 84, 11 Temmuz 2017) ve Ayetullah Ay/Türkiye (no. 29084/07 ve 1191/08, § 128, 27 Ekim 2020) kararlarında özetlenmiştir. Gerekçe gösterme yükümlülüğü, şikâyetçinin her iddiasına ayrıntılı bir yanıt verilmesini gerektirmemekle birlikte, yargılama sürecinin taraflarının, söz konusu yargılamanın sonucu açısından belirleyici olan iddialarla ilgili olarak belirli ve açık bir yanıt almayı bekleyebilecekleri anlamına gelir (aynı kararda).
19. Mevcut davada, başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararı, üzerine atılı suçu işlediğine dair makul şüphenin ötesinde somut, kesin ve inandırıcı delillerin bulunmaması nedeniyle bozulmuştur. Dahası (başvuranın Sözleşme’nin 6/1 maddesi kapsamındaki gerekçeli karar hakkına saygı gösterilip gösterilmediği konusunda Mahkemenin değerlendirmesi açısından daha da önemlisi), Mahkeme, Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesinin 30 Mayıs 2012 tarihli kararında, başvuranın sahte para üretme suçunun işlenmesine nasıl iştirak ettiğine dair kilit tespitlere ilişkin herhangi bir gerekçelendirmenin yapılmadığının ve bu hususta herhangi bir ayrıntının yer almadığının Yargıtay tarafından tespit edildiğini belirtir. Bu husus, başvuran hakkında yöneltilen suç isnatlarının gerek maddi gerekse hukuki açıdan özüne ilişkindir ve Mahkemeye göre, Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verilirken, bu hususun yanıtsız bırakılmaması gerekirdi (ayrıca karşılaştırınız, yukarıda anılan Kerimoğlu, § 68).
20. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, yerel mahkemeler tarafından ilk ceza davası kapsamında başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının gerekçelerinin belirtilmemiş olması nedeniyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
SÖZLEŞME’NİN DİĞER MADDELERİ KAPSAMINDAKİ İHLAL İDDİALARI HAKKINDA21. Başvuran, davanın kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin 24 Mayıs 2021 tarihli görüşlerinde, hakkında yürütülen yargılamanın aşırı uzun sürdüğü ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği hususlarında şikâyetçi olmuştur. Mahkemeye göre, dava Hükümete tebliğ edildikten sonra başvuran tarafından ileri sürülen bu yeni şikâyetler, başvuranın Mahkeme önünde ileri sürdüğü asıl şikâyetin detaylandırılması anlamına gelmemektedir. Buna göre, başvurunun bu kısmı süresinde yapılmamış olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
22. Başvuran, 150.000 avro maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
23. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
24. Mahkeme, başvuranın maddi tazminat talebini temellendiremediğini belirtir. Bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Mahkeme, diğer taraftan, başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 7.800 avro ödenmesine hükmetmiştir.
25. Başvuranın masraf ve giderlere ilişkin herhangi bir iddia ileri sürmemiş olması nedeniyle, bu kapsamda Mahkemenin herhangi bir miktara hükmetmesi yönünde bir talep mevcut değildir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 7.800 (yedi bir sekiz yüz) avro ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 22 Ekim 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Lorraine Schembri Orland
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan