AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KOÇHAN / TÜRKİYE
(Başvuru no. 3512/11)
KARAR
STRAZBURG
30 Ocak 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Koçhan/Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 9 Ocak 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Kemal Koçhan (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 23 Kasım 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 3512/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat S. Türkdoğru tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın, tutukluluğunun uzunluğuna ve tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği usulün, etkililiğine ilişkin olan şikâyetler, 11 Eylül 2012 tarihinde Hükümete iletilmiş ve başvurunun geri kalanı kabul edilmez olarak beyan edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVALARIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1964 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran 20 Ocak 2009 tarihinde yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
6. Edirne Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranı 6136 sayılı Kanun’un 13 § 1 maddesini kapsamında yasa dışı silahı mülkiyetinde bulundurma ve suç işlemek amacıyla organize örgüt kurma şüphesiyle 22 Ocak 2009 tarihinde tutuklamıştır.
7. Edirne Cumhuriyet Savcısı, başvuran hakkında, organize suç örgütü üyesi olma, dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarından düzenlemiş olduğu iddianameyi 3 Temmuz 2009 tarihinde Edirne Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur.
8. Edirne Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Temmuz 2009 tarihinde yargı yetkisi bakımından yetkili olmadığına hükmetmiş ve dava dosyasını İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. Mahkeme, ayrıca, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
9. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Ağustos 2009 tarihinde tensip duruşması düzenlemiş ve başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
10. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi 29 Aralık 2009 tarihinde ilk duruşmayı düzenlemiştir.
11. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirilen başka bir duruşma sırasında başvuranın tutukluluk süresini uzatmıştır. Başvuran, söz konusu duruşmada mahkeme huzuruna çıkmıştır.
12. Akabinde başvuran, söz konusu karara itiraz etmiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Mayıs 2010 tarihinde duruşma gerçekleştirmeden başvuranın itirazını reddetmiştir.
13. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın serbest bırakılma taleplerini duruşma gerçekleştirmeden sırasıyla 30 Haziran 2010 ve 8 Temmuz 2010 tarihli kararlarıyla reddetmiştir.
14. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Eylül 2010 tarihinde üçüncü bir duruşma düzenlemiş ve başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Başvuran, söz konusu duruşmada mahkeme huzuruna çıkmıştır.
15. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi yargılamalar sırasında 11 Ekim 2011 tarihinde görülen yedinci duruşmada başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
16. Başvuran hakkında yürütülen yargılama, somut başvurunun Mahkemeye yapıldığı zaman halen yerel mahkeme önünde derdest bulunmaktaydı. Taraflar, bu yargılamaların sonucu hakkında Mahkemeye ek bir bilgi ibraz etmemişlerdir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
17. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 29-33, 16 Ekim 2012) ve A.Ş/Türkiye ((k.k), no. 58271/10, §§ 34-35, 13 Eylül 2016) davalarında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMET’İN İLK İTİRAZI
18. Hükümet, başvuranın şikâyetlerini başvuru formunda kısa ve öz bir şekilde aktarmadığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla, Hükümet, Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. maddesindeki gereklilikler sağlanmadığından, Mahkemenin başvuruyu reddetmesini talep etmiştir.
19. Mahkeme, söz konusu zamanda yürürlükte olduğu şekliyle Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. maddesinin, Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında yapılan bir başvurunun, Mahkeme aksine karar vermedikçe Yazı İşleri tarafından sağlanan başvuru formu ile yapılması gerektiğini öngördüğüne dikkat çekmektedir (bk. Knick/Türkiye, no. 53138/09, § 36, 7 Haziran 2016, ve Tomašević/Karadağ, no. 7096/08, § 12, 13 Haziran 2017). Başvuru formu, Mahkemenin herhangi başka bir belgeye bakmadan başvurunun kapsamını ve niteliğini değerlendirebilmesine olanak sağlamak amacıyla formun ilgili kısımlarında talep edilen tüm bilgileri içermelidir. Mahkeme, başvuranın başvuru formunda açıkça olguları tasvir ettiğini ve Sözleşme’nin ihlallerini ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Hükümetin ilk itirazı, başvurunun, Mahkemenin usule ilişkin kurallarına uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir (bk. yukarıda anılan Knick ve Tomašević).
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
20. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak, tutukluluk süresinin uzunluğundan şikâyet etmiştir.
21. Bu iddiaya itiraz eden Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmiştir. Hükümet, bu kapsamda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141 § 1 (d) maddesi uyarınca, hukuka aykırı tutukluluk nedeniyle tazminat talep etme imkânına atıfta bulunmuştur.
22. Başvuran, Mahkeme tarafından belirlenen süre zarfında Hükümetin itirazı hakkında bir yorum yapmamıştır.
23. Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğu bakımından CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinin uygulanmasına ilişkin iç hukuk yolunun Demir/Türkiye, ((k.k.) no. 51770/07, §§ 17‑-35, 16 Ekim 2012) ve A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 85‑-95, 13 Eylül, 2016) davalarında incelendiğini gözlemlemektedir.
24. Mahkeme, yukarıda anılan Demir davasında, söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyetleri kesinleşmiş olan başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bununla beraber, Mahkeme, A.Ş. kararında (yukarıda anılan, § 92), Haziran 2015 tarihi itibariyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun, yargılamaların kesinleşmesinden önce dahi başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
25. Mahkeme, somut davada, başvuranın tutukluluğunun 11 Ekim 2011 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Mahkeme, her ne kadar taraflar başvuran aleyhinde açılan ceza yargılamalarının halen derdest olup olmadığı hususunda herhangi bir bilgi sağlamasalar da başvuranın her iki durumda da CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi kapsamında tazminat talep hakkına sahip olduğu kanaatindedir. Ancak, başvuran tazminat talebinde bulunmamıştır.
26. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme geçmişte, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
27. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvurunun Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
III. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluğunun hukuka uygunluğu inceleyen mahkeme önüne uzun bir süre boyunca çıkamadığından şikâyetçi olmuştur.
29. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
30. Mahkeme, daha önce Erişen ve Diğerleri/Türkiye (no. 7067/06, 3 Nisan 2012) ve Karaosmanoğlu ve Özden/Türkiye (no. 4807/08, 17 Haziran 2014) davalarında benzer şikâyetleri incelediğini ve tutukluluğun incelemesi sırasında mahkeme önüne çıkarılmama sebebiyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlalini tespit ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme kararlarında, tutukluluğun hukuka uygunluğunu inceleyen mahkeme önüne iki aydan fazla bir süre, yani yetmiş dört gün boyunca, (bk., Erişen ve Diğerleri/Türkiye, yukarıda anılan, § 53) ve beş aydan fazla bir süre boyunca çıkarılmamasının (bk., Karaosmanoğlu ve Özden/Türkiye, yukarıda anılan, § 76) Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinde öngörülen düzenli aralıklarla duruşma yapma gerekliliğini ihlal ettiğine karar vermiştir.
31. Somut davaya ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranın 4 Mayıs 2010 tarihinde yapılan duruşmada bulunduğunu ve daha sonra 30 Eylül 2010 tarihinde yapılan bir sonraki duruşmaya kadar beş aydan fazla bir süre boyunca mahkeme önüne çıkarılmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın, bu süre zarfında tutukluluğuna birçok kez itirazda bulunmuş olmasına rağmen, söz konusu şikâyetlerin ulusal mahkeme tarafından duruşma yapılmadan incelendiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda 13. paragraf). Dolayısıyla Mahkeme, yukarıda belirtilen kararlarda yer alan tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir ve başvuranın serbest bırakılma taleplerini inceleyen mahkemeler önüne beş aydan fazla bir süre boyunca çıkarılmamasının, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi öngörülen düzenli aralıklarla duruşma yapma gerekliliği ile bağdaşmadığı kanaatindedir.
32. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlal edilmiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
33. Başvuran, manevi tazminat olarak 5.000 avro ve ulusal mahkemeler ile Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderlerin de dâhil olduğu maddi tazminat olarak 11.000 avro talep etmiştir.
34. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
35. Mahkeme tespit edilen ihlal ile ilgili ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Ancak Mahkeme, somut davada bulunan Sözleşme ihlali nedeniyle başvuranın manevi zarara uğramış olduğu kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, manevi tazminat olarak başvurana 750 avro verilmesini uygun görmektedir.
36. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın tutukluluğun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği bir mahkeme önüne çıkmamasına ilişkin olan şikâyeti kabul edilebilir ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez beyan edilmesine;
2. Tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz etmek için yargılamalarda mahkeme önüne çıkmaması nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 750 avro (yediyüzelli) ödenmesine:
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 30 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy