Konstantin Stefanov / Bulgaristan – 35399/05 - 27.10.2015 [IV. Bölüm]
Olaylar – 2005 yılında, avukat olarak görev yapmakta olan başvuran, bölge mahkemesi tarafından cezai yargılamalarda sanığın hukuk danışmanı olarak görevlendirilmiştir. İlk duruşmada, başvuran, sanığı yalnızca yerel mahkemenin alacağı ücreti yasal asgari ücretlendirme veya bu ücretlendirmenin üzerinde ödeme belirlemesi halinde temsil edeceğini belirtmiştir. Duruşma hâkimi bu talebi reddettiğinden, başvuran, sanığı temsil etmeyi reddetmiş ve duruşma salonundan ayrılmıştır. Sonuç olarak, başvurana 260 avroya denk gelen bir para cezası verilmiştir. Başvuranın itirazı kesin olarak reddedilmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi: Söz konusu para cezası, başvuranın mülkiyetini çekişmesiz kullanma hakkına müdahale teşkil etmektedir. Müdahalenin hukuka uygunluğuna ilişkin olarak, ilgili yerel hükümler, avukatlık ücretlerinin yerel mahkemelerce ne zaman belirlenmesi gerektiğine ve miktarlarına ilişkin olarak çelişmektedir. Ancak, Mahkeme, yerel mahkemenin başvurana Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bir hükmüne dayanarak para cezası verdiğini belirtmektedir. Söz konusu kanun, yerel hukuki kaynaklar hiyerarşisinde, başvuranın atıfta bulunduğu hükümlerin üstündedir. Başvuranın, avukat olduğu göz önüne alındığında, bu temel ilkenin ve Kanunun söz konusu hükmünün içeriği ve anlamı açık olmalıdır ve bu hükmün uygulanmasının sonuçları başvuran açısından öngörülebilir olmalıdır. Mahkeme, bu nedenle, başvuranın erişilebilir, açık ve öngörülebilir hukuki bir hükme dayanılarak cezalandırıldığına ve söz konusu hükmün adalet sisteminin gereğince işlemesinin yerine getirilmesine ilişkin meşru amacı izlediğine hükmetmiştir.
Genel çıkarlar ve başvuranın haklarının korunması arasında “adil bir denge” sağlanıp sağlanmadığına ilişkin olarak, Mahkeme, ilk olarak, geçerli bir neden olmaksızın duruşmanın ertelenmesine neden olmanın, adalet sisteminin gereğince işlemesine engel oluşturduğunu belirtmiştir. Davalı Devlet, söz konusu davranışın ne şekilde cezalandırılması gerektiği konusunda verdiği kararda geniş bir takdir yetkisi kullanmıştır. Sonunda para cezasına hükmedilen karar alma mekanizmasının adil olmadığını veya keyfi olduğunu gösteren hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Son olarak, para cezası miktarının, ilgili yasal hüküm uyarınca verilebilecek en üst miktarda olmasına rağmen, yasaklayıcı, baskıcı veya orantısız değildir. Son olarak, mevcut durum, avukatların sanık danışmanı olarak kendilerini özgürce ifade etme haklarına ilişkin olan ve ifade özgürlüğü[1] kapsamında ele alınan davalardan ayrılmalıdır.
Bu koşullar altında, genel çıkarlar ve başvuranın mülkiyet hakkına saygı arasında adil bir denge kurulmalıdır. Söz konusu müdahale, bu nedenle, başvurana aşırı bir yük yüklememektedir.
Sonuç: ihlal yok (oy birliğiyle).
[1] Bkz., örneğin, Nikula / Finlandiya, 31611/96, 21 Mart 2002, 40 sayılı Bilgi Notu; ve Morice / Fransa [BD], 9369/10, 23 Nisan 2015, 184 sayılı Bilgi Notu.
Full & Egal Universal Law Academy