AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KONUK VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 26638/07)
KARAR
STRAZBURG
9 Şubat 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Konuk ve diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite olarak toplanarak,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan dava temelinde, ekli listede isimleri yer alan, Türk vatandaşı olan on kişinin (“başvuranlar”) 21 Haziran 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 26638/07),
Başvurunun, Türk Hükümetine 25 Eylül 2017 tarihinde bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların sundukları görüşleri dikkate alarak,
19 Ocak 2021 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, HADEP (“Halkın Demokrasi Partisi”) il ve ilçe teşkilatlarının başkanları ve yöneticileri olan başvuranların, 4 Şubat 2001 tarihinde Siirt’te bulunan parti binası önünde meydana gelen gösteri sırasında yakalanarak gözaltına alınmaları ve ilgililer hakkında 2911 sayılı ve 6 Ekim 1983 tarihli Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu ihlal etmekten açılan ceza davasıyla ilgilidir. Bu davanın sonucunda, başvuran Ahmet Destan 2911 Sayılı Kanun’un 32. maddesi anlamında güvenlik güçlerine direnmekten suçlu bulunmuş, hapis cezasına mahkûm edilmiş ve bu cezanın ertelenmesine karar verilmiştir. Diğer başvuranlar, aynı Kanun’un 28. maddesine dayanılarak, yasa dışı gösteri düzenlemekten bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir. Başvuranlar, özellikle Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri anlamında, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplantı özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
OLAY VE OLGULAR
2. İsimleri ekli listede belirtilen başvuranlar, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmişlerdir.
3. Hükümet kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Polis tarafından 4 Şubat 2001 tarihinde saat 12.30’da düzenlenen olay tutanağına göre, HADEP Siirt İl Başkanı Ahmet Konuk ve Siirt Merkez İlçe Başkanı Abdurrahman Taşçı’nın da aralarında bulunduğu kırk bir kişi, saat 11.45’ten itibaren HADEP’in Siirt’te bulunan parti binası önünde kaldırımı kapatacak şekilde toplanmaya başlamışlardır. Göstericiler, Silopi’de gözaltına alınan ve bir daha kendilerinden haber alamadıkları Ebubekir Deniz ve Serdar Tanış’ın[1] fotoğraflarının yer aldığı pankartlar açmışlardır. Göstericiler, kaldırımı işgal ederek, on beş dakika boyunca oturma eylemi yapmışlardır. Polis, göstericilere, birçok defa megafonla, bu eylemin yasa dışı olduğunu ve dağılmaları gerektiğini söylemiştir. Bütün bu uyarılara rağmen, göstericiler eylemlerine devam etmişlerdir. Göstericilere son bir defa daha megafonla, dağılmaları gerektiği, aksi takdirde gözaltına alınacakları yönünde uyarıda bulunulmuştur. Polisin uyarılarına uymayan HADEP parti yöneticileri ve diğer göstericiler, 2911 sayılı Kanun’u ihlal etmekten gözaltına alınmışlardır. Oturma eylemi, Emniyet Müdürlüğü’nün video kameraları ile kaydedilmiştir.
5. Siirt Cumhuriyet savcısı, 5 Şubat 2001 tarihinde, Mehmet Emin Köneş, Ahmet Destan ve Aysel Adar’ın ifadelerini almıştır. Bu kişiler, ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakılmışlardır.
6. Siirt Cumhuriyet savcısı, 6 Şubat 2001 tarihinde Siirt Sulh Ceza Hâkimliğinden dokuz göstericinin tutuklanmasını talep etmiştir.
7. Sulh Ceza Hâkimliği, aynı tarihte, Ahmet Konuk, Muhyettin Timurlenk, Bedrettin Polat, Abdullah Gök, T.Ö., H.Y., Süleyman Yaş, Abdurrahman Taşçı ve Emin Batur ile HADEP Partisi Siirt İl Başkanlığının tüm üyelerinin ifadelerini dinlemiştir. Ahmet Konuk, Bedrettin Polat, Abdullah Gök ve Abdurrahman Taşçı’nın tutuklanmalarına karar verilmiştir.
8. Ahmet Konuk, Sulh Ceza Hâkimliği huzurunda, HADEP Siirt İl Başkanı sıfatıyla, Siirt İl Başkanlığının diğer yönetim kurulu üyeleri ile birlikte, partisinin Genel Merkezi tarafından verilen karara uygun olarak bir oturma eylemi yapılması kararı verdiklerini beyan etmiştir. Bununla birlikte, vatandaşlardan bu eyleme katılmalarını talep etmemiştir. Kendilerini gören vatandaşlar, daha kalabalık bir grup oluşturarak kendilerine katılmışlardır. Polis dağılmalarını istemiştir. Konuk, basın açıklaması yapmak amacıyla, bulundukları yere basın mensuplarını da çağırdıklarını, ancak onların vaktinde gelmemiş olmaları sebebiyle, emniyet müdürlüğü tarafından kendilerine verilen sürenin aşıldığını belirtmiştir. HADEP Siirt İl Başkanlığı, Kanun çerçevesinde ve demokratik şekilde taleplerinin ileri sürülmesi amacıyla bir eylem yapılmasına karar vermiştir. Ahmet Konuk, daha önce gözaltı sırasında ve Cumhuriyet savcısı huzurunda vermiş olduğu ifadeyi onaylamıştır.
9. Aynı tarihte HADEP İl Başkanlığının diğer üyeleri de Ahmet Konuk’un Sulh Ceza Hâkimliğine vermiş olduğu ifadeyi tekrarlamışlardır.
10. Avukatlarının itirazı üzerine, 9 Şubat 2001 tarihinde Ahmet Konuk, Bedrettin Polat, Abdullah Gök ve Abdurrahman Taşçı serbest bırakılmışlardır.
11. 4 Şubat 2001 tarihinde yapılan eylem hakkında düzenlenen 11 Mayıs 2001 tarihli video kaydı tutanağında, ihtilaf konusu eyleme katılan kişilerin kaldırımda oturdukları belirtilmektedir. Bu kişilerden bazıları, kaybolan şahısların fotoğraflarını taşımaktadırlar. Siirt Emniyet Müdürü, megafonla, eylemin 2911 Sayılı Kanun’a aykırı olduğunu, son vermezlerse göstericileri dağıtmak zorunda olduğunu belirterek, göstericilere dört defa uyarıda bulunmuştur. Polis memurları, göstericileri dağıtmak için zor kullanmışlardır.
12. Siirt Cumhuriyet savcısı, 14 Mayıs 2001 tarihinde, başvuranlar da dâhil olmak üzere otuz dokuz kişi hakkında 4 Şubat 2001 tarihinde gerçekleştirilen 2911 sayılı Kanuna aykırı eyleme katıldıkları gerekçesiyle, ceza davası açmıştır. İlgililere, önceden izin almaksızın HADEP Siirt İl Başkanlığı binası önünde kaldırımda oturma eylemi yapma suçu isnat edilmiştir. Güvenlik güçlerinin dağılmaları yönünde uyarılarda bulunmuş olmasına rağmen, göstericiler bu eyleme devam etmişlerdir.
13. Siirt Asliye Ceza Mahkemesi, 26 Kasım 2002 tarihinde, 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, Ahmet Destan’ı, HADEP’in parti yöneticilerinden ve ihtilaf konusu eylemi düzenleyen kişilerden olmadığı gerekçesiyle, bir yıl, üç ay hapis cezasına ve adli para cezasına mahkûm etmiştir.
14. Asliye Ceza Mahkemesi, 2911 sayılı Kanun’un 28. Maddesinin 1. Fıkrasına dayanarak, sırasıyla Ahmet Konuk, Abdurrahman Taşçı, Abdullah Gök, Aysel Adar, Bedrettin Polat, Emin Batur, Mehmet Emin Köneş, Muhyettin Timurlenk ve Süleyman Yaş’ı, bir yıl, üç ay hapis cezasına ve para cezasına mahkûm etmiştir.
15. Asliye Ceza Mahkemesi, kararının gerekçesinde, özellikle HADEP Siirt İl Başkanlığı üyesi olan başvuranların savunmalarını, video kayıt dökümü tutanağını ve olayın meydana geldiği gün polisler tarafından düzenlenen olay tutanağını dikkate almıştır. Asliye Ceza Mahkemesi, suç tarihinde HADEP Silopi İlçe Başkanının ve bir yöneticisinin kaybolmasının ardından, başvuranların, 2911 sayılı Kanuna uygun şekilde izin almaksızın, HADEP Siirt İl Başkanlığı binası önünde kaldırıma oturma eylemi yapmaya karar verdiklerini tespit etmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, güvenlik güçlerinin göstericileri dağıtmak için megafonla uyarılarda bulunduğunu, zira bu türden bir eylemin 2911 sayılı Kanun’a aykırı olduğunu; başvuranların, uyarılara uymayı reddederek eyleme devam etmiş olmaları sebebiyle, güvenlik güçlerinin göstericileri dağıtmak ve gözaltına almak için müdahalede bulunduklarını kaydetmiştir. Bu gösteri, HADEP Partisi Genel Merkezi tarafından verilen bir karar uyarınca HADEP Siirt İl Başkanlığı tarafından düzenlenmiştir.
16. Yargıtay, 23 Kasım 2006 tarihli kararla, Siirt Asliye Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır, bu karar, 26 Aralık 2006 tarihinde Siirt Asliye Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğüne iletilmiştir. Yargıtay, kararda, sırasıyla başvuranların her biri için hükmedilen adli para cezası miktarını 117 yeni Türk lirası olarak düzeltmiştir.
İLGİLİ HUKUKÎ ÇERÇEVE VE İÇ HUKUK UYGULAMASI
17. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, Yılmaz Yıldız ve diğerleri/Türkiye, (no. 4524/06, §§ 17-22, 14 Ekim 2014), Gün ve diğerleri/Türkiye, (no. 8029/07, §§ 36-42, 18 Haziran 2013), ve Akarsubaşı/Türkiye (no. 70396/11, §§ 14-26, 21 Temmuz 2015) kararlarında açıklanmaktadır.
18. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 3. maddesinde, özellikle herkesin, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.
19. Bu Kanun’un 6. maddesinde, toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılanların toplanması gereken yer ve izlemesi gereken güzergâhın belirlenmesinde, vali veya kaymakamın yetkili olduğu açıklanmaktadır.
20. Bu Kanun’un 10. maddesinde, toplantının yapılmasından en az kırk sekiz saat önce ve çalışma saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa bilgi verilmesi gerektiği öngörülmektedir. Bu bilgilendirmede toplantının amacı, toplantının yapılacağı yer, gün, başlayış ve bitiş saatleri belirtilmelidir.
21. 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesinde, kamuya açık alanlar ve otoyollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde toplantı düzenlenmesinin yasaklandığı belirtilmektedir. Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde de toplantı yapılması yasaklanmıştır. Göstericilerin, valilik veya kaymakamlık tarafından verilen kararlara uygun şekilde hareket etmeleri ve halkın ve ulaşım araçlarının doğru geçişini engellememeleri zorunludur.
22. Bu Kanun’un 28. maddesinin 1. fıkrası, kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunların hareketlerine katılanların, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde bir yıl, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmalarını öngörmektedir.
23. 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesinin birinci fıkrasında, kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanların, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmektedir. Bu suçu, toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında artırılmasına hükmedilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuranlar, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, bu bağlamda Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedirler.
25. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin sunulma şekli ve davada olayların meydana geliş şekli bakımından, mevcut davada ortaya çıkan esas hukuki sorunun, Sözleşme’nin 11. maddesinin alanına girdiği kanaatindedir (Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], no. 37553/05, § 85, AİHM 2015). Bu madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. (...) ”Kabul Edilebilirlik Hakkında
26. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, başvuru formu üzerinde yer alan kaşenin 4 Ocak 2008 tarihli olduğunu, ancak başvurunun Hükümete bildirildiği yazıda, başvuru tarihi olarak 21 Haziran 2007 tarihinin belirtildiğini açıklamaktadır.
27. Başvuranlar, Hükümetin bu itirazına karşı çıkmaktadırlar. Başvuranlar, altı aylık süre kuralını durdurmak amacıyla Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğüne ilk önce 21 Haziran 2007 tarihinde faks yoluyla bir yazı gönderdiklerini belirtmektedirler. Daha sonra başvuranlar, 21 Haziran 2007 tarihli başvuru formunu posta kaşesiyle birlikte 22 Haziran 2007 tarihinde göndermişlerdir. Başvuranlar, taleplerine dayanak olarak, kanıtlayıcı belge niteliğinde posta barkodunu sunmuşlardır.
28. Başvuranlar, somut olayda, başvurularını, Mahkeme İç Tüzüğü’nün olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 47. maddesinin 5. fıkrasına uygun olarak, önce 21 Haziran 2007 tarihinde faks yoluyla, daha sonra posta yoluyla yapmışlardır. Hâlbuki 23 Kasım 2006 tarihli Yargıtay kararı, Siirt Asliye Hukuk Mahkemesinin Yazı İşleri Müdürlüğüne 26 Aralık 2006 tarihinde iletilmiştir. Mahkeme bununla birlikte, Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından başvuru formu üzerine basılan 4 Ocak 2008 tarihli kaşenin, başvurunun Yazı İşleri Müdürlüğünün yetkili birimi tarafından kabul edildiği tarihi gösterdiğini, ancak bu tarihin dikkate alınmasına gerek olmadığını belirtmek durumundadır (Wolf-Sorg/Türkiye, no. 6458/03, § 45, 8 Haziran 2010 ve Akvardar/Türkiye, no. 48171/10, § 58, 29 Ekim 2019). Bu sebeple Mahkeme, başvurunun, iç hukukta verilen nihai kararın ardından altı ay içerisinde yapıldığı sonucuna varmaktadır.
29. Dolayısıyla Hükümetin bu itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
30. Hükümet, başvuranların yetkili ulusal makamlar önünde Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin bir şikâyet ileri sürmediklerini iddia ederek, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
31. Başvuranlar bu itiraza karşı çıkmakta ve çeşitli ulusal makamlar önünde şikâyetlerini ileri sürdüklerini iddia etmektedirler.
32. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasının, “belirli bir esneklikle ve aşırı şekilcilikten uzak” bir şekilde uygulanması gerektiğini; ilgilinin, daha sonra Sözleşme organları önünde sunmak istediği şikâyetleri, “en azından özünde ve iç hukuk tarafından belirlenen koşullar ve süre içerisinde” sunmasının yeterli olduğunu hatırlatmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. Guzzardi/İtalya, 6 Kasım 1980, § 72, A Serisi no. 39, Cardot/Fransa, 19 Mart 1991, § 34, A Serisi no. 200, Fressoz ve Roire/Fransa [BD], no. 29183/95, § 37, AİHM 1999‑I ve Kemal Çetin/Türkiye, no. 3704/13, § 28, 26 Mayıs 2020).
33. Mahkeme, başvuranlar hakkında, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun hükümlerini ihlal ederek gösteri yaptıkları gerekçesiyle bir ceza davası açıldığını gözlemlemektedir. Başvuranlar tarafından yetkili Cumhuriyet savcısına verilen ifadelerden, başvuranlar hakkında açılan ve 2911 sayılı Kanun’un 28 ve 32. maddelerine dayandırılan ceza davasının niteliğinden ve başvuranlar hakkında verilen mahkûmiyet kararlarından ve bu kararların gerekçelerinden, başvuranların kamuya açık alanda oturma eylemine dayanan bir toplantı düzenlemeye karar verdiği anlaşılmaktadır. Başvuranlar özellikle, kamuoyunun dikkatini partilerinin iki sorumlusunun ortadan kaybolmasına çekmek için basın açıklaması yapmak amacıyla Siirt HADEP İl Başkanlığı binası önünde bulunan kaldırımda toplanmışlardır. Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranları, 2911 sayılı Kanun’un 28. maddesini ve 32. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettikleri gerekçesiyle cezalandırmıştır.
34. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, başvuranların dolayısıyla yetkili ulusal mahkemeler önünde Sözleşme’nin 11. maddesi ile ilgili bir şikâyet ileri sürdükleri kanaatindedir. Bu sebeple Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 11. maddesine dayanan şikâyeti “en azından özünde” yetkili ulusal mahkemeler önünde ileri sürdükleri kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazın reddedilmesi uygundur (benzer bir yaklaşım için bk. Özalp Ulusoy/Türkiye, no. 9049/06, § 61, 4 Haziran 2013).
35. Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen başka bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas HakkındaTarafların İddiaları
36. Hükümet öncelikle, Anayasa Mahkemesi’nin 13 Mart 2003 tarihinde, HADEP Partisinin, bir terör örgütü olan PKK ile arasında bir bağlantı bulunduğu ve PKK’yı desteklediği gerekçesiyle, kapatılmasına karar verdiğini belirtmektedir.
37. Hükümet, davanın olaylarına atıfta bulunarak, başvuranların toplanma özgürlüğü hakkını kullanabilmiş olmaları sebebiyle, söz konusu hakka müdahalede bulunulmadığı kanısındadır. Bununla birlikte Hükümet, başvuranların hakkına yapılan müdahalenin 2911 sayılı Kanun’un 28. maddesine ve 32. maddesinin 1. fıkrasına dayandırıldığını ileri sürmektedir. Hükümet, müdahalenin, ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin sağlanması, düzenin korunması, suçun önlenmesi ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması meşru amaçlarını taşıdığını ileri sürmektedir.
38. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusuyla ilgili olarak, Hükümet, başvuranların, olayların meydana geldiği sırada Siirt HADEP İl Başkanlığının yöneticileri ve üyeleri olduklarını açıklamaktadır. Başvuranlar, biri HADEP Silopi İlçe Başkanlığının yöneticisi, diğeri üyesi olan partilerinin iki üyesinin, ortadan kaybolmasını protesto etmek amacıyla kaldırımda bir oturma eylemi düzenlemişlerdir. Hükümet, Siirt Asliye Ceza Mahkemesi tarafından ileri sürülen gerekçelere atıfta bulunarak, güvenlik güçlerinin, gösterici grubunun eylemini sonlandırması için gerekli uyarılarda bulunduklarını açıklamaktadır. Gösterici grubu, dağılmamak için direnmiştir ve güvenlik güçleri gösteriyi dağıtmak için müdahale etmek durumunda kalmıştır. Hükümet, başvuranlar hakkında verilen mahkûmiyet kararlarına atıfta bulunarak, müdahalenin izlenen amaçla orantılı olduğu kanısındadır.
39. Başvuranlar, 2911 sayılı Kanuna ve Mahkeme’nin ilgili içtihatlarına uygun olarak, bir muhalefet partisi olan HADEP’in yöneticileri ve üyeleri sıfatıyla hareket etmiş olmaları sebebiyle, barışçıl bir gösteri düzenlemek için izin talep etmek zorunda olmadıklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, basın açıklaması yapmak amacıyla parti binaları önünde on beş dakikalık barışçıl bir toplantı düzenlemiş olmaları sebebiyle, bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir. Üstelik kamu düzeni için bir tehdit oluşturmamışlardır. Başvuranlar, gösteri düzenleme haklarını kullandıkları sırada herhangi bir şiddet eylemi işlememişlerdir. Başvuranlar ayrıca, gösteri sırasında veya sonunda şiddet kullanımına çağrıda da bulunmamışlardır.
40. Başvuranlar, HADEP Partisi’nin yönetici ve üyelerinin, partilerinin kurulmasından 13 Mart 2003 tarihinde kapatılmasına kadar, ceza kovuşturmalarına, gözaltı işlemlerine tabi tutulduklarını ve bu sırada, kötü muameleye uğradıklarını, ardından gözaltına alındıktan sonra ortadan kaybolduklarını açıklamaktadırlar. Türkiye’de bugüne kadar yirmi altı siyasi parti kapatılmıştır, HADEP kapatılan yirmi dördüncü siyasi parti olmuştur.Mahkemenin Değerlendirmesi
41. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesine, özellikle barışçıl toplanma özgürlüğü hakkına ilişkin içtihatlarından doğan temel ilkelerle ilgili olarak, Kudrevičius ve diğerleri (yukarıda anılan, §§ 91‑92, 100, 108-110 ve 142-160), Lashmankin ve diğerleri/Rusya (no. 57818/09 ve 14 diğer başvuru, § 412, 7 Şubat 2017), Navalnyy/Rusya ([BD], no. 29580/12 ve 4 diğer başvuru, § 128, 15 Kasım 2018), Gün ve diğerleri/Türkiye (no. 8029/07, §§ 69-76, 18 Haziran 2013), Akarsubaşı/Türkiye (no. 70396/11, §§ 38-41, 21 Temmuz 2015) ve Kemal Çetin (yukarıda anılan, §§ 37-38) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
42. Mahkeme, somut olayda HADEP (“Halkın Demokrasi Partisi”, Kürt yanlısı bir parti) Siirt İl Başkanlığı başkanları ve yöneticileri olan başvuranların, Siirt İl Başkanlığı binası önünde bir gösteri düzenlediğini kaydetmektedir. Başvuran Ahmet Destan 2911 Sayılı Kanun’un 32. maddesi anlamında güvenlik güçlerine direnmekten suçlu bulunmuş, hapis cezasına mahkûm edilmiş ve bu cezanın ertelenmesine karar verilmiştir. Diğer başvuranlar, aynı Kanun’un 28. maddesine dayanılarak, yasa dışı gösteri düzenlemekten bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir.
43. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranlarının cezaya mahkûm edilmiş olmasının, kamu makamlarının, gösteri yapma özgürlüğünü de kapsayan toplantı özgürlüğü hakkının kullanımına bir müdahale teşkil ettiği kanaatine varmaktadır.
44. Mahkeme, toplantı özgürlüğü hakkına yapılan bir müdahalenin, “yasa ile öngörülmediği”, bir veya daha çok meşru amaç izlemediği ve bu amaçlara ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sürece, Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal ettiğini hatırlatmaktadır.
45. Bu durumda, müdahalenin yasa ile yani 2911 sayılı ve 6 Ekim 1983 tarihli Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 28 ve 32. maddeleri ile öngörüldüğüne taraflarca itiraz edilmemiştir. Müdahale, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası anlamında, en azından meşru amaçlardan birini, düzenin korunması ve suçun önlenmesi amaçlarını izlemiştir.
46. Mahkeme, Hükümet ve başvuranlar tarafından sunulan, somut olayın meydana geldiği sırada gösterinin konusu olan HADEP Partisi’nin iki üyesinin Türkiye’nin Güneydoğusunda ortadan kaybolduğu iddiasına ilişkin bilgilerin tamamını kaydetmekte ve bu siyasi partinin Anayasa Mahkemesi tarafından 13 Mart 2003 tarihinde, yani mevcut başvurunun konusu olan gösterinin yapıldığı tarihten sonra kapatılmasına karar verdiğini dikkate almaktadır Bu bağlamda Mahkeme, Tanış ve diğerleri/Türkiye (no. 65899/01, AİHM 2005‑VIII) davasında, bir hâkim heyetinin HADEP Silopi İlçe Başkanlığının bu iki üyesinin kaybolmasına ilişkin olayların tespiti için Ankara’da bir araştırma başlattığını hatırlatmaktadır. Mahkeme bu davada diğer hususlar arasında, HADEP Silopi İlçe Başkanlığının iki yöneticisinin, jandarma komutanlığının çağrısı üzerine, jandarma komutanlığına gitmesinin ardından açıklanamayan bir şekilde ortadan kaybolmasıyla ilgili olarak, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme, bu iki şahsın son olarak jandarma komutanlığı binasına girerken görülmesi ve ardından açıklanamayan bir şekilde ortadan kaybolması sebebiyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme ayrıca, Hükümetin elinde bulunan delil unsurlarını Mahkemeye sunmaması ve Devletin iki temsilcisinin Mahkeme delegeleri huzuruna çıkmaması nedeniyle Sözleşme’nin 38. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
47. Mahkeme ardından, HADEP Partisi’nin kapatılmasıyla ilgili olarak, HADEP ve Demir/Türkiye (no. 28003/03, 14 Aralık 2010) davasında, bu partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması sebebiyle Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.
48. Mahkeme, yukarda belirtilen sonuçlar bakımından, mevcut davada, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusunu incelemelidir. Mahkeme, tarafların görüşlerinden ve taraflarca sunulan belgelerden, Silopi İlçe Başkanlığının iki üyesinin sözde, güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybolduğu iddiası üzerine düzenlenen bir gösterinin söz konusu olduğunun anlaşıldığını kaydetmektedir. Bu gösteri, bir oturma eylemi şeklinde düzenlenmiş ve göstericilerden bazıları kaybolan şahısların fotoğraflarını taşımışlardır.
49. Mahkeme, barışçıl ve anlık gösteriler düzenleme hakkının, yalnızca özel koşullarda bildirim yükümlülüğünü geçersiz kılabileceğini hatırlatmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. Bukta ve diğerleri/Macaristan, no. 25691/04, §§ 36-37, AİHM 2007‑III). Bununla birlikte, önceden bir bildirimde bulunulmaması, tek başına barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının kullanımına müdahalede bulunulmasını haklı göstermez. Somut olayda, bu gösteriye sebep gösterilen olayın niteliği ve gösterinin süresi, yani on beş dakika sürdüğü dikkate alındığında, söz konusu olay, ulusal ya da en azından yerel düzeyde medyada yer almıştır. Üstelik dosyaya eklenen belgelerden ve tarafların görüşlerinden, polisin bu gösterinin düzenleneceğinden haberdar edildiği ve gösterinin düzgün şekilde ilerlemesi için bütün güvenlik tedbirlerini aldığı anlaşılmaktadır.
50. Mahkeme, dosyada yer alan unsurları ve tarafların görüşlerini incelediğinde, bu on beş dakika süren gösterinin gerçekleştirildiği sırada, göstericilere katılan diğer vatandaşlarla göstericilerin sayısının arttığını tespit etmektedir. Basın açıklamasının okunmasının ardından gösterici grubu, şiddet eylemleri işlemeden hatta kamu düzeni açısından herhangi bir tehdit oluşturmadan dağılmıştır. Kamuya veya görevde olan polis memurlarına karşı şiddet eylemleri meydana gelmemiştir. Kamu malına herhangi bir zarar verilmemiş veya gösterici grubundan herhangi birileri tarafından ateşli silah ya da benzer nesneler kullanılmamıştır. Toplantı barışçıl bir şekilde gerçekleştirilmiştir. İç hukuka göre, özellikle 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre, bir gösteri, silahsız ve şiddet içermeksizin gerçekleştirilmesi koşuluyla önceden izin almaksızın düzenlenebilir. Bu durumda, HADEP Partisi’nin başkanları ve üyeleri olan başvuranlar, partilerinin iki üyesinin kaybolduğu iddiasıyla, bu durumu protesto etmek amacıyla söz konusu gösteriye katılarak, barışçıl toplanma özgürlüğü haklarını kullanmışlardır (Ezelin/Fransa, 26 Nisan 1991, § 41, A Serisi no. 202, Akarsubaşı ve Alçiçek/Türkiye, no. 19620/12, § 30, 23 Ocak 2018).
51. Mahkeme, Siirt Asliye Ceza Mahkemesinin, gösterinin 2911 sayılı Kanun’a uygun şekilde gerçekleştirilmediği, Valiliğe bildirilmediği ve güvenlik güçlerinin göstericilerin dağılmasına yönelik uyarılarına rağmen devam ettirildiği gerekçesiyle, başvuranları, bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm ettiğini gözlemlemektedir. Davanın esasına bakan hâkimler tarafından bu vesileyle yapılan denetimin kapsamı, oldukça sınırlıdır. Söz konusu denetim, polis tutanaklarında tespit edildiği şekliyle başvuranlara isnat edilen fiillerin doğrulanmasına dayanmıştır. Asliye Ceza Mahkemesi, 2911 sayılı Kanun ve Anayasa tarafından tanınan barışçıl gösteri düzenleme hakkının, Anayasa’nın 90. maddesi gereğince doğrudan uygulanabilirliği olan Sözleşme gibi uluslararası taahhütler bakımından Devletin yükümlülüklerine uygun şekilde yerine getirilip getirilmediğine ilişkin temel konuyu incelememiştir.
52. Olayların meydana geldiği dönemde yasal bir muhalefet partisinin yönetici ve üyeleri olan başvuranların, gösteri düzenleme özgürlüğü hakkı ile ilgili olarak başvurulan yetkili ulusal mahkeme, davada mevcut farklı menfaatler arasında, yani başvuranların, ulusal ve yerel düzeyde seçilmiş bir siyasi partinin üyeleri sıfatıyla, kamuoyunun ve yetkili ulusal makamların dikkatini, partilerinin iki üyesinin ortadan kaybolmasına ilişkin gündemde olan bir konu üzerine bir an önce çekmek amacıyla barışçıl bir gösteri yapma hakkını kullanması ile diğer taraftan, kamu düzeninin korunması ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması arasında bir denge gözetmemiştir. Ayrıca ulusal mahkeme, barışçıl bir gösteri ile ilgili olarak önceden izin alınmasına gerek olmadığına dair 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesinin içeriğinden de bahsetmemiştir. Ulusal mahkemenin başvuranların barışçıl gösteri yapma hakkına yapılan müdahalenin orantılılığı hakkında karar vermesi, dava taraflarının menfaatine olmuştur. Hâlbuki ulusal mahkeme, bu gösterinin açıkça barışçıl niteliğini kaydetmeksizin veya gösterinin gerçekleştirildiği koşulları dikkate almaksızın, başvuranları, hapis cezasına ve adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. Ulusal mahkeme, bu gösterinin, siyasi partilerinin iki üyesinin açıkça ortadan kaybolduğu bir muhalefet partisinin üyeleri sıfatıyla, başvuranlar için meşru bir menfaat teşkil edip etmediğini de anlamaya çalışmamıştır.
53. Barışçıl bir gösteri düzenleme veya bu türden bir gösteriye katılma özgürlüğü, siyasi bir partinin üyesi olan ve bu vesileyle kınanabilecek herhangi bir fiil işlemeyen bir kişi bakımından bu özgürlüğün herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmasının kabul edilemeyeceği türden bir önem taşımaktadır (yukarıda anılan Ezelin, § 53, Urcan ve diğerleri/Türkiye, no. 23018/04 ve diğer 10 başvuru, § 34, 17 Temmuz 2008, yukarıda anılan Gün ve diğerleri, § 83 ve bu kararda yer alan atıflar ve yukarıda anılan Akarsubaşı, § 45). Mahkeme bu koşullarda, gösteriyi düzenleyen kişilerin yetkili makamlara resmi olarak bilgi vermedikleri gerekçesiyle, başvuranların, hapis cezasına ve adli para cezası ödemeye mahkûm edilmesinin aşırı olduğu kanaatine varmaktadır. Başvuranlara verilen bu cezalar, başvuranların Sözleşme’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan gösteri yapma hakkının kullanımına ilişkin olarak “caydırıcı bir etkiye” sahip olabilecek niteliktedir (yukarıda anılan Kemal Çetin, § 54).
54. Dolayısıyla ulusal mahkemelerin, davada mevcut olan farklı menfaatler arasında herhangi bir denge gözetmemiş olması sebebiyle, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, kuralları, Sözleşme’nin 11. maddesiyle öngörülen ilkelere uygun şekilde uyguladıkları ve ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandıkları kanaatine varılamayacağı kanısındadır. Ulusal makamlar, bu türden bir denge gözetmemiş, ilgili ve yeterli gerekçeler sunmamışlardır ve dolayısıyla müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı tespit edilmemiştir (Öğrü ve diğerleri/Türkiye, no. 60087/10 ve diğer 2 başvuru, § 31, 19 Aralık 2017). Ayrıca, başvuranların hapis cezasına ve adli para cezası ödemeye mahkûm edilmiş olmasının, makul olarak, “zorunlu bir sosyal ihtiyacı” karşıladığı kanaatine varılamaz.
55. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
56. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
57. Başvuranlar, manevi zarar bağlamında her biri için 15.000 avro (EUR), ayrıca maddi zarara ilişkin tazminat bağlamında aşağıda belirtilen miktarları talep etmektedirler:
– hapis cezalarını çektikleri süre boyunca geliri bulunmayan sırasıyla Ahmet Konuk için 16.968,81 EUR; sırasıyla Ahmet Destan, Bedrettin Polat, Muhyettin Timurlenk, Aysel Adar, Abdurrahman Taşçı için 4.542,44 EUR; Emin Batur için 8.015,09 EUR; Abdullah Gök için 4.542,44 EUR ve Mehmet Emin Köneş ve Süleyman Yaş için 2.843,94 EUR.
58. Başvuranlar, masraf ve giderler bağlamında, avukatlarıyla ilk görüşmeleri için 9.020 Türk lirası (TL, yaklaşık olarak 1.673 EUR); başvurunun hazırlanması için 5.500 TL (yaklaşık olarak 1.020 EUR); Hükümet görüşlerine cevaben görüşlerinin hazırlanması ve Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamındaki görüşlerinin hazırlanması için 9.020 TL (yaklaşık olarak 1.673 EUR) talep etmektedirler. Başvuranlar ayrıca, görüşlerinin hazırlanması için 4.100 TL (yaklaşık olarak 760 EUR) talep etmektedirler. Başvuranların her biri, taleplerine dayanak olarak, avukatları ile yaptıkları 22 Mart 2018 tarihli sözleşmelerinin kopyalarını ibraz etmektedirler. Ayrıca başvuranlar, fotokopi masrafları için 330 TL (yaklaşık olarak 61 EUR), posta masrafları için 395,65 TL (yaklaşık olarak 73 EUR) ve tercüme masrafları için 1.350 TL (yaklaşık olarak 250 EUR) talep etmektedirler. Başvuranlar bu taleplerine dayanak olarak, posta gönderim makbuzunun bir kopyasını ve yeminli tercüman tarafından düzenlenen makbuzun bir kopyasını sunmaktadırlar.
59. Hükümet, talep edilen miktarların aşırı olduğu ve bu masrafların kanıtlanmamış olduğu gerekçesiyle, başvuranların bütün taleplerine itiraz etmektedir.
60. Mahkeme, sırasıyla başvuranların her birine, manevi tazminat olarak bu miktar üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere (yukarıda anılan Kemal Çetin, § 60) 1.500 EUR ödenmesine karar vermekte ve maddi zarar bağlamında sunulan tüm talepleri reddetmektedir.
61. Mahkeme, masraf ve giderlerle ilgili olarak, bir başvuranın yalnızca, masraf ve giderlerinin gerçekliğini, gerekliliğini ve miktarlarının makul niteliğini ispatlayabilmesi durumunda, bu masraf ve giderlerin kendisine ödenebildiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, somut olayda başvuranlar tarafından sunulan kanıtlayıcı nitelikteki belgeleri dikkate alarak, başvuranlara bu bağlamda müştereken 1.500 EUR ödenmesine karar vermenin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
62. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine, a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, aşağıda belirtilen miktarların ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, üç ay içerisinde ödenmesine:Manevi tazminat olarak, sırasıyla başvuranların her birine, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 1.500 EUR (bin beş yüz avro),Masraf ve giderler karşılığında, başvuranlara müştereken ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 1.500 EUR (bin beş yüz avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağa Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
4. Adil tazmine ilişkin talebin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 9 Şubat 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranların listesi:
Ahmet KONUK, Türk vatandaşı olup, 1968 doğumludur, Siirt’te ikamet etmektedir ve R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.Aysel ADAR, Türk vatandaşı olup, 1978 doğumludur, Siirt’te ikamet etmektedir ve R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.Emin BATUR, Türk vatandaşı olup, 1962 doğumludur, Siirt’te ikamet etmektedir ve R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.Ahmet DESTAN, Türk vatandaşı olup, 1973 doğumludur, Siirt’te ikamet etmektedir ve R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.Abdullah GÖK, Türk vatandaşı olup, 1975 doğumludur, Siirt’te ikamet etmektedir ve R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.Mehmet Emin KÖNEŞ, Türk vatandaşı olup, 1955 doğumludur, Siirt’te ikamet etmektedir ve R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.Bedrettin POLAT, Türk vatandaşı olup, 1970 doğumludur, Siirt’te ikamet etmektedir ve R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.Abdurrahman TAŞÇI, Türk vatandaşı olup, 1967 doğumludur, Siirt’te ikamet etmektedir ve R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.Muhyettin TİMURLENK, Türk vatandaşı olup, 1953 doğumludur, Siirt’te ikamet etmektedir ve R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.Süleyman YAŞ, Türk vatandaşı olup, 1950 doğumludur, Siirt’te ikamet etmektedir ve R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir.
[1] Bu kişiler hakkında ayrıntılı bilgiler için bk. Tanış ve diğerleri/Türkiye davası, no. 65899/01, AİHM 2005-VIII.
Full & Egal Universal Law Academy