AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KOP / TÜRKİYE
(Başvuru no. 47404/20)
KARAR
STRAZBURG
21 Mart 2023
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kop / Türkiye davasında,
Başkan,
Jovan Ilievski,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Diana Sârcu,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm);
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine 1970 yılında doğmuş ve İzmir’de tutulan Türk vatandaşı Ali Fuat Kop’un (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 15 Ekim 2020 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu (no. 47404/20);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilmez olduğunun beyan edilmesi kararını, tarafların beyanlarını ve Hükümetin başvurunun bir komite tarafından incelenmesine karşı itirazlarını reddeden kararı dikkate alarak, 28 Şubat 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Somut başvuru, başvuranın annesine posta yoluyla gönderilmek üzere teslim ettiği kısa hikâyelerden oluşan bir el yazısına ceza infaz kurumu idaresi tarafından el konulmasına ilişkindir.
2. Başvuran ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Başvuran, söz konusu tarihte cezasını İzmir’de infaz etmektedir.
3. Başvuran, annesine posta yoluyla gönderilmesi için ceza infaz kurumu yönetimine, içinde kendisinin yazdığı çeşitli kısa hikâyelerden oluşan 96 sayfalık bir el yazısını içeren bir zarf vermiştir. Ceza infaz kurumunun mektup okuma komisyonu, el yazısını inceledikten sonra daha fazla inceleme yapılması için ilgili el yazısını disiplin kuruluna sevk etmeye karar vermiştir.
4. İzmir ceza infaz kurumunun disiplin kurulu, 28 Şubat 2020 tarihinde, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (Kanun no. 5275) 68(3) maddesine dayanarak, başvuranın edebi eseri olarak nitelendirdiği el yazısının belirli bölümlerini (toplam otuz bir sayfa), söz konusu sayfaların PKK (silahlı bir terör örgütü olan Kürdistan İşçi Partisi) üyeliğinden hükümlü veya tutukluları cesaretlendirme veya bu örgüt içinde daha fazla iletişim kurma amacı taşıdığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve yetkililerine hakaret eden pasajlar içerdiği gerekçesiyle el koymaya karar vermiştir. Disiplin kurulu, el yazısının geri kalan sayfalarının asıl alıcısına gönderilmesine karar vermiştir.
5. Karşıyaka infaz hâkimi ve Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın disiplin kurulunun kararına yaptığı itirazları sırasıyla reddetmiş ve kararın yasaya ve usule, özellikle de hükümlülerin mektup, faks ve telgraf alma ve gönderme haklarına dair 5275 sayılı Kanun’un 68(3) maddesine uygun olduğunu belirtmiştir.
6. Anayasa Mahkemesi 18 Eylül 2020 tarihli bir kararla, başvuranın bireysel başvurusunu haberleşmeye saygı hakkı kapsamında incelemiş ve ilgili başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
7. Başvuran, ceza infaz kurumu yönetiminin, el yazısının bazı sayfalarını hedeflenen alıcısına göndermeyip bunlara el koyma kararının, Sözleşme’nin 8 ve 10. maddelerinin ihlalini teşkil etmiş olmasından şikâyetçi olmuştur.
8. Mahkeme, ceza infaz kurumu yönetimi tarafından el konulan belgelerin, başvuran tarafından yazılmış kısa öykülerden oluşan bir el yazısı olduğunu kaydetmektedir. Ele geçirilen belgelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasının bir sonucu olduğu tartışmasızdır. Bu nedenle, başvuranın şikâyeti, yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkından ziyade ifade özgürlüğü hakkıyla ilgilidir. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, dava konusu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması hususunda yetkili olması sebebiyle, bu şikâyetin yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir (ayrıca karşılaştırınız Sarıgül/Türkiye, no. 28691/05, §§ 32-33, 23 Mayıs 2017).
9. Hükümet kabul edilmezliğe gerekçe olarak üç itirazda bulunmuştur. Hükümet ilk olarak, başvuranın, el yazısının belirli bölümlerinin postayla gönderilmemesi kararının bir sonucu olarak önemli bir dezavantaja maruz kalmadığı için başvurunun kabul edilemez olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın yazışmalarının kısıtlanmadığını ve posta gönderip almaya devam ettiğini belirtmiştir. Başvuran, ceza infaz kurumu kütüphanesini kullanabilmiş ve gazetelere ve diğer yayınlara erişebilmiştir. Hükümet ikinci olarak, ikincillik ilkesine dikkat çekerek, ulusal mahkemelerin başvurunun esasını usulüne uygun olarak incelemiş ve kabul edilemez olduğunu beyan etmiş olması nedeniyle, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve bu sebeple kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hükümet son olarak, başvuranın herhangi bir disiplin cezasına maruz kalmadığı ve çeşitli yollarla bilgi alma hakkından yararlanmaya devam etmiş olması sebebiyle mağdur statüsü taşımadığını belirtmiştir.
10. Mahkeme, Hükümet’in başvuranın mağdur statüsüne ilişkin itirazıyla ilgili olarak, başvuranın herhangi bir disiplin cezasına maruz kalmamasının ve çeşitli yollarla bilgi almaya devam etmesinin herhangi bir telafi sunmadığı ve dolayısıyla el yazısına el konulmasıyla ilgili olarak mağdur statüsünün ortadan kalkması için yeterli olmadığı kanaatindedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Murat Türk/Türkiye [Komite], no. 20686/19, § 10, 5 Nisan 2022). Benzer şekilde, Mahkeme, başvuranın yayınlara ve ceza infaz kurumu kütüphanesine erişiminin, el yazısına el konulmasıyla ilgisi olmadığını ve bunun olumsuz etkilerini azaltmadığını düşünmektedir. Bu nedenle, başvuranın önemli bir dezavantaja maruz kalmadığı söylenemez. Dolayısıyla, Hükümet’in önemli bir dezavantajın bulunmadığı iddiasına ilişkin itirazı reddedilmelidir. Hükümet’in ikinci itirazına ilişkin olarak, Mahkeme, ileri sürülen argümanların, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca şikâyetin esasının incelenmesini gerektiren hususları gündeme getirdiği kanaatindedir.
11. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesini karşılamadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
12. Mahkeme, başvuranın kısa öykülerden oluşan el yazısının belirli bölümlerine el konulmasının ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Sarıgül, § 43 ve Günana ve Diğerleri/Türkiye, no. 70934/10 ve 4 diğer başvuru, §§ 60-61, 20 Kasım 2018).
13. Hükümet, şikâyet edilen müdahalenin yasal dayanağının 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68(3) maddesi ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün (“Tüzük”) 91. maddesi olduğunu ileri sürmüştür.
14. Mahkeme, Türk iç hukuk sisteminde bir tutuklunun el yazısının hiçbir koşulda el konulmasının yasal dayanağı olmadığını tespit ettiğini yinelemektedir (bk. yukarıda anılan Günana ve Diğerleri, § 67 ve ayrıca yukarıda anılan Murat Türk, § 14).
15. Somut davada Mahkeme, ceza infaz kurumu yetkililerinin ve ulusal mahkemelerin, başvuranın el yazısına el konulmasına karar verirken ve başvuranın bu karara yaptığı itirazları reddederken 5275 sayılı Kanun’un 68(3) fıkrasına dayandıklarını kaydetmektedir. Ancak Mahkeme, Hükümet tarafından ihtilaf konusu müdahalenin yasal dayanağı olarak dayanılan 5275 sayılı Kanun’un 68(3) fıkrası ile Tüzüğün 91. maddesinin, hüküm giymiş mahkûmların mektup gönderme ve alma hakkı ve bu hakkın kullanımına yönelik olası kısıtlamalarla ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Söz konusu hükümler, mahkûmların el yazılarının gözetimi veya bunlara el konulmasıyla ilgili değildir (ayrıca karşılaştırınız yukarıda anılan Günana ve Diğerleri, §§ 65-68). Dolayısıyla, Mahkeme somut davada yukarıda belirtilen davalardaki yaklaşımından ayrılmasını gerektirecek bir neden görmemektedir.
16. Mahkeme, bu nedenle, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 10 § 2 maddesi anlamında “kanunla öngörülmüş” olmadığını tespit etmiştir. Bu sonuç ışığında Mahkeme, Sözleşme’nin 10 § 2 maddesinin gerektirdiği diğer koşulların – yani meşru bir amacın varlığı ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliği – somut davada yerine getirilip getirilmediğini tespit etmeye gerek olmadığını kanaatindedir.
17. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlâl edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
18. Başvuran öykülerinin yayınlanmasından elde edeceği potansiyel geliri temsil eden maddi tazminat olarak 10.000 avro tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran, ayrıca, 5.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran, özel bir talepte bulunmaksızın, Mahkeme önünde yürütülen yargılamada meydana gelen çeviri ve posta masrafları ile ilgili olarak Mahkemeden masraf ve harcamalarının geri ödenmesini talep etmiştir. Toplam 108 Türk lirası (ilgili tarihte yaklaşık 20 avro) tutarında beş posta faturası sunmuştur.
19. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
20. Mahkeme, ihlal kararı ve talep edilen maddi tazminat talebi arasında nedensel bir bağlantı bulmadığı için bu talebi reddetmiştir. Manevi zarara ilişkin olarak, Mahkeme, somut koşullarda, ihlal tespitinin iddia edilen manevi zarar için kendi başına yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Murat Türk, § 19).
21. Mahkeme posta giderlerine ilişkin olarak, elinde bulunan belgeleri dikkate alarak, bu başlık altında gerçekleşen masraflar için başvurana, her türlü vergiden muaf tutulmak üzere 20 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine; İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;4. Davalı Devlet tarafından, başvurana, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm masraf ve giderler karşılığında 20 avro (yirmi avro) ödenmesine,
(a) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 21 Mart 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan