AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KORKMAZ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 35935/10)
KARAR
STRAZBURG
13 Ekim 2020
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Korkmaz / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Ayvaz Korkmaz (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 20 Nisan 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuruyu (no. 35935/10);
Türk Hükümetine (“Hükümet”) başvurunun tebliğ edilmesine dair kararı;
Tarafların beyanlarını dikkate alarak;
22 Eylül 2020 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran, 1966 doğumlu olup; İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı olarak görev yapan avukatlar N. Selçuk ve H.B. Selçuk tarafından temsil edilmiştir.
2. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmemiştir.
4. Dava konusu olaylar taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
5. Başvuran 12 Ocak 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı yetkisine giren çeşitli suçlar işlediği şüphesiyle yakalanmıştır. Başvuran polis memurları, Cumhuriyet savcısı ve sorgu hakimi önünde özellikle A.N.N.’nin öldürülmesi olayına karıştığı konusunda avukat yokluğunda ikrara dayalı ifadeler vermiştir.
6. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Temmuz 2008 tarihinde başvuranın F.D.’yi A.N.N.’yi öldürmeye teşvik ettiğini tespit ederek başvuranı müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkumiyet kararında, başvuranın avukat yokluğunda verdiği ifadelere de dayanmıştır. Yargıtay, 20 Ekim 2009 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE
7. Avukata erişim hakkı hususundaki ilgili iç hukuk kurallarına ilişkin açıklamalar, Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27‑31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEI. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (C) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
8. Başvuran polise verdiği ifade sırasında avukat olmaması ve yargılamayı yürüten mahkemenin, polise verdiği ifadeleri mahkumiyet kararında kullanması nedeniyle adil şekilde yargılanmadığı hususunda şikayette bulunmuştur. Mahkeme, söz konusu şikâyeti, ilgili kısımları aşağıda verilen Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) ve maddesi kapsamında inceleyecektir:
“1. Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından ... kamuya açık olarak makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, re’sen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;Kabul Edilebilirlik Hakkında
9. Mahkeme söz konusu başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesi kapsamında belirtilen başka herhangi bir gerekçeyle açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olmadığını kaydeder. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.Esas Hakkında
10. Başvuran iddialarını tekrarlamıştır.
11. Hükümet, hazırlık soruşturması aşamasında başvuranın ifadelerinin avukat yokluğunda alınmasının, yargılamaların bütününün adilliği üzerinde herhangi bir etkisi bulunmadığını belirtmiştir.
12. Mahkeme Beuze / Belçika([BD], no. 71409/10, 9 Kasım 2018) kararında, İbrahim ve Diğerleri davasında belirtilen kriterin, başvuranın avukata erişim hakkı üzerindeki kısıtlamanın yasal hükümlerden kaynaklandığı ve bu nedenle sistematik olduğu davalar bakımından da uygulanması gerektiğini doğrulamıştır. Bu nedenle Mahkeme, bu tür şikayetlerle karşılaştığında aşağıdaki etkenleri incelemelidir; (i) Avukat hakkına kısıtlama getirilip getirilmediği; (ii) kısıtlama için zorlayıcı sebepler bulunup bulunmadığı; ve (iii) yargılamaların bütünüyle adil olup olmadığı.
13. Mahkeme, yukarıda anılan İbrahim ve Diğerleri kararından önce ve sonra Türkiye aleyhindeki davalarda aynı hukuki sorunu incelemiş ve Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir (İbrahim ve Diğerleri kararından önce Mahkemenin benimsediği yaklaşım için, bk. Salduz / Türkiye [BD], no. 36391/02, AİHM 2008; no. 20564/10, 12 Ocak 2016; Galip Doğru / Türkiye no. 36001/06, 28 Nisan 2015; Eraslan ve Diğerleri / Türkiye, no. 59653/00, 6 Ekim 2009; Halil Kaya / Türkiye, no. 22922/03, 22 Eylül 2009; Ditaban / Türkiye, no. 69006/01, 14 Nisan 2009; ve İbrahim Öztürk / Türkiye, no. 16500/04, 17 Şubat 2009; ve İbrahim ve Diğerleri kararından sonra Mahkemenin benimsediği yaklaşım için, bk. Mehmet Duman / Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner / Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Canşad ve Diğerleri / Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; Girişen / Türkiye no. 53567/07, 13 Mart 2018; İzzet Çelik / Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018; ve Bayram Koç / Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
14. Ayrıca, Mahkeme usuli bir eksikliğin tespiti halinde, söz konusu usuli eksikliğin devam eden yargılamalar sırasında giderilip giderilmediğine ilişkin değerlendirmenin ilk etapta yerel mahkemelere düştüğü; söz konusu değerlendirmenin yapılmayışının kendi içinde ilk bakışta (prima facie) Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının gereklerine aykırı olduğu görüşündedir. Öte yandan, söz konusu değerlendirmenin yokluğunda, Mahkeme kendi değerlendirmesini yapmalıdır.Bu değerlendirmeyi yaparken de, temel olarak yerel mahkemelerin yetki alanına giren bir konu olan belirli bir usuli eksikliğin yargılamaların genel adilliğine telafi edilemez bir şekilde halel getirip getirmediğinin tespit edilmesi amacıyla delillerin değerlendirilmesi Mahkemenin görevi değildir.
15. Somut davanın koşulları incelendiğinde; Mahkeme, başvuranın avukata erişim hakkının 3842 sayılı Kanun gereğince kısıtlandığını; bunun da başvuranın yakalandığı sırada uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu kaydeder (Salduz, yukarıda anılan, § 56).
16. Mahkeme, yargılama öncesi aşamada “zorunlu sebeplerden” dolayı avukata erişime getirilen kısıtlamalara sadece istisnai durumlarda izin verildiğini, bu kısıtlamaların geçici nitelikte olması ve her davanın kendine özgü koşullarının ayrı ayrı değerlendirmesine dayanması gerektiğini yinelemektedir. Zorlayıcı sebeplere ilişkin temel gerekliliğini yerine getiren istisnai koşulların varlığının şüphelilerin avukata erişim hakkının sınırlandırılması için yeterli gerekçeyi otomatik olarak sağlamadığını hatırlatan Mahkeme, münferit inceleme yapılmayan yukarıda belirtilen türdeki yasal kısıtlamanın “zorlayıcı sebepler” kavramına dair usuli gerekliliklerle bağlantılı olarak inceleme yapılmasına engel olamayacağını kaydeder (bk. yukarıda anılan Beuze, § 138).Sonuç olarak Mahkeme, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada başvuranın avukata erişim hakkının kısıtlanması için zorlayıcı herhangi bir sebep olmadığı görüşündedir.
17. Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin başvuranın avukat yokluğunda verdiği ifadelerin kabul edilebilirliğini ve bu ifadelerin alındığı koşulları başvuranın mahkumiyetine esas almadan önce incelemediğini kaydeder (bk. yukarıda anılan Beuze, §§ 171-74, bu kararda Mahkeme, söz konusu incelemenin Salduz ve Ibrahim ve Diğerleri kararlarında belirtilen kriterin ikinci inceleme aşamasının temelinde olduğuna hükmetmiştir; yukarıda anılan Mehmet Duman, § 41; yukarıda anılan Ömer Güner, § 36; yukarıda anılan Canşad ve Diğerleri, § 44; yukarıda anılan Girişen, § 60; yukarıda anılan İzzet Çelik, § 38; ve yukarıda anılan Bayram Koç, § 23).Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyi şeklî olarak ele almış ve bu eksikliğin giderilmesinin sağlayamamıştır.
18. Başvuranın avukata erişim hakkına yönelik olarak yapılan sistematik kısıtlama ve ulusal mahkemelerin bu eksiklik karşısında Sözleşmeye uygun bir inceleme gerçekleştirmemesi ve yukarıda bahsedilen önemli güvenceleri uygulamaması, Sözleşme’nin 6. maddesine uygun olmayacak şekilde, ceza yargılamalarının adilliğine zarar vermeye yeterlidir.
19. Belirli bir usuli eksikliğin yargılamaların genel olarak adilliğine telafi edilemez bir şekilde zarar verip vermediğinin tespit edilmesi amacıyla delillerin değerlendirilmesinin, Mahkemenin görevi olmadığını dikkate alan Mahkeme; Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
20. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”Tazminat, masraf ve giderler
21. Başvuran manevi tazminata ilişkin olarak 30.000 avro, avukatlık ücretlerine ilişkin olarak 5000 avro ve tercümeyle bağlantılı masraflara ilişkin olarak 1000 avro talep etmiştir. Başvuran bu iddiaları desteklemek amacıyla, 5000 avro tutarında avukatlık ücreti anlaşması ve Mahkeme önündeki davası için avukatına 1587 avro ödediğine dair iki fatura sunmuştur.
22. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
23. Mahkeme, manevi tazminat bakımından, somut davada, Sözleşme’nin 6 §§1 ve 3 (c) maddelerinin ihlal edildiği yönündeki tespitin, yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir. Mahkeme, en uygun tazmin şeklinin başvuranın, eğer dilerse, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı görüşündedir. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi kapsamında, Mahkeme tarafından Sözleşme’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesi halinde iç hukuk yargılamalarının yenilenmesi imkânının sunulduğunu dikkate alarak, bu başlık altında herhangi bir miktar ödenmesine hükmetmemiştir.
24. Masraf ve giderler hususunda Mahkeme, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olmasının gerektiğini yineler. Elindeki belgeler ve benzer davalarda hükmettiği tazminatlar (bk. yukarıda anılan Salduz, § 79; İzzet Çelik / Türkiye, no. 15185/05, § 52, 23 Ocak 2018), dikkate alındığında; Mahkeme somut davada bu başlık altında 1000 avro ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.Gecikme Faizi
25. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;İşbu ihlal tespitinin, başlı başına, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
(a) Kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, davalı Devlet tarafından başvuranlara, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 13 Ekim 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Gritco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy