AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİİKİNCİ BÖLÜM
KORKUT / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 3344/21)
KARAR
STRAZBURG
24 Eylül 2024
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Korkut / Türkiye davasında,
Başkan
Jovan Ilievski
Hâkimler
Diana Sârcu,
Gediminas Sagatys
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1996 doğumlu ve Batman’da ikamet eden, Mahkeme önünde Batman Barosuna kayıtlı Avukat M. S. Özer tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Süleyman Korkut (“başvuran”) tarafından 4 Ocak 2021 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 3344/21),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 6, 10 ve 11. maddeleri kapsamındaki şikâyetin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısımlarının kabul edilemez olduğuna dair kararı,
Tarafların beyanlarını,
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak;
3 Eylül 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU Başvuru, başvuranın mahkûmiyeti ve hakkında verilen hapis cezası ile birlikte hükmün açıklanmasının geri bırakılması tedbirine ilişkindir. Başvuran, Sözleşme’nin 6, 10 ve 11. maddeleri kapsamındaki haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir. Batman Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan 28 Mayıs 2018 tarihli iddianamede, başvuran, bir PKK üyesinin cenazesine katıldığı ve burada bir grubun parçası olarak “Katil Erdoğan; Kürdistan faşistlere mezar olacak”, “Şehitler ölmez”, “PKK halktır, halk PKK’dır”, “Yaşasın Cizre direnişi” gibi sloganlar attığı gerekçesiyle terör örgütü lehine propaganda yapmakla suçlanmıştır. 12 Mart 2019 tarihinde Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı, bir terör örgütü (PKK) üyesinin cenazesine katıldığı sırada bir grubun parçası olarak şiddete, silahlı direnişe ve nefrete teşvik eden sloganlar attığı için 3713 sayılı Kanunun 7(2) maddesi uyarınca terör örgütü lehine propaganda yapmaktan suçlu bulmuş ve on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanununun 231 § 5 (bu hükmün metni için bk. Durukan ve Birol/Türkiye, no. 14879/20 ve 13440/21, § 23, 3 Ekim 2023) maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve başvuranın beş yıllık bir denetim süresine tabi tutulmasına karar vermiştir. Başvuran, söz konusu karara itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hem usul hem de maddi hukuka uygun olduğunu tespit ederek itirazı reddetmiştir. Başvuran, Anayasa’nın 6, 10 ve 11. maddelerine dayanarak Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Özellikle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, aleyhinde yürütülen ve mahkûm edilmesiyle sonuçlanan yargılamaların adil olmamasına yol açtığını iddia etmiştir. Anayasa Mahkemesi başvuranın iddialarının Sözleşme’nin 6 ve 10. maddeleri kapsamında kabul edilemez ve açıkça dayanaktan yoksun olduklarına karar vermiştir. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamında, bir cenaze törenine katılırken bir grubun parçası olarak slogan attığı için mahkûm edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, delillerin değerlendirilmesi ve 3. Ağır Ceza Mahkemesinin kararındaki gerekçelerin yetersiz olduğundan şikâyetçi olmuştur.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Mahkeme, davanın koşullarıyla ilgili olarak hukuken yapılacak nitelendirme konusunda uzman olarak, başvuranın bir grubun parçası olarak slogan attığı için mahkûm edildiğine dair Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerini yalnızca 10. madde kapsamında inceleyecektir (ayrıca karşılaştırınız Belge/Türkiye, no. 50171/09, § 21, 6 Aralık 2016; ve Sarıgül/Türkiye, no. 28691/05, § 33, 23 Mayıs 2017).A. Kabul edilebilirlik hakkında Hükümet, birkaç ilk itirazda bulunmuştur. Öncelikle başvuranın dava konusu eylemlerinin şiddete teşvik ettiğini ve terör faaliyetlerini desteklediğini iddia etmiştir. Dolayısıyla Hükümet, söz konusu eylemin 17. maddenin amaçları bakımından Sözleşme’nin metni ve ruhuna aykırı olduğunu ve bu nedenle başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında güvence altına alınan korumadan mahrum bıraktığını değerlendirmiştir. Bu gerekçeyle, başvuruların konu bakımından Sözleşme hükümleriyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca önemli bir zararın söz konusu olmadığını belirtmiş, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla herhangi bir yükümlülük veya kısıtlama getirilmediğini vurgulamıştır. Denetim süresi sona erdikten sonra mahkûmiyet ve ilgili tüm sonuçların ortadan kalkacağını iddia etmiştir. Bununla birlikte Hükümet, başvuranın şikâyetlerini ulusal düzeyde yapma imkânına sahip olduğunu belirtmiştir; sunduğu görüşlerde yerel mahkemelerin başvuranın şikâyetlerini usulüne uygun şekilde, usuli kurallar ve ikincillik ilkesine uygun olarak incelediğini ifade etmiştir. Hükümet, başvuranın şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu vurgulayarak Mahkemeyi başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir. Mahkeme, Mahkemenin konu bakımından yetkisine ilişkin ilk itirazı reddeder. Mahkeme, başvuranın cenaze törenine katılmasının ve grupla birlikte sloganlar atmasının (sloganların içeriği için bk. yukarıdaki 2. paragraf), yani başvuranın itiraz ettiği olayların, Sözleşme kapsamındaki hakları zedeleme amaçlı olmadığını değerlendirmektedir. Bu eylemlerin tartışma yaratabilecek nitelikte olmasına rağmen Mahkeme, Sözleşme kapsamındaki hakları ortadan kaldırmaya teşvik etmedikleri görüşündedir (bk. Durukan ve Birol/Türkiye, no. 14879/20 ve 13440/21, §§ 46-47, 3 Ekim 2023). Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 17. maddesi kapsamındaki hakların suiistimalini teşkil etmediği ve başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunma hakkına sahip olduğu sonucuna varmıştır. Dolayısıyla ilk itiraz reddedilmiştir. Önemli bir zararın söz konusu olmadığına dair itiraz hususunda ise Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin genel olarak önemli bir ilke meselesini, yani bir cenaze törenine katılan ve grup ile birlikte slogan atan bir kişin cezalandırılmasının, hükmün açıklanması geri bırakılsa bile, Sözleşme’nin ruhuna uygun olup olmadığını gündeme getirdiği kanaatindedir. Ayrıca Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, ceza yargılamaları nedeniyle ifade özgürlüklerinin ihlalinden dolayı ilgili kişilerin doğrudan maruz kaldığı zararı ve bu yargılamaların sonuçlarını önlemediğini veya tazmin etmediğini kaydetmektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Durukan ve Birol, § 44). Dolayısıyla Mahkeme bu itirazı reddeder. Başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna dair şikayet hususunda Mahkeme, Hükümetin bu bağlamda öne sürdüğü argümanların, başvurunun Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikayetin kabul edilirlik bakımından değil esas bakımından incelenmesini gerektiren sorunları gündeme getirdiği kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Durukan ve Birol, § 45, ve Vedat Şorli/Türkiye, no. 42048/19, § 30, 19 Ekim 2021). Mahkeme, bu başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.B. Esas hakkında Tarafların beyanları Başvuran, cenaze törenine katıldığı sırada diğer kişilerle birlikte slogan atmasının suç unsuru içermediğini, yani şiddete çağrı yapılmadığını ve cenaze törenine katılımının Sözleşme kapsamındaki hakları kapsamında olduğunu iddia etmiştir. Başvuran ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının, adil yargılanmasını engellediğinden şikâyet etmiştir. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne müdahale edilmediğini öne sürmüş, hükmün açıklanması geri bırakıldığı için sabıka kaydına bir hüküm eklenmediğini vurgulamıştır. Dolayısıyla Hükümet, ceza yargılamaları ve başvurana verilen hükmün hiçbir olumsuz yasal sonuca veya caydırıcı etkiye neden olmadığını iddia etmiştir. Mahkemenin müdahale olduğunu tespit etmesi halinde, Hükümet, söz konusu müdahalenin açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik kriterlerine uygun bir şekilde, 3713 sayılı Kanunun 7(2) maddesinde öngörüldüğünü belirtmiştir.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
Mahkeme, başvuranın beş yıllık bir denetim sürecine tabi tutulmasına neden olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının neden olabileceği caydırıcı etkisi göz önüne alındığında, bu kararın başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Durukan ve Birol, § 56; yukarıda anılan Vedat Şorli,§ 41; ve Üçdağ/Türkiye, no. 23314/19, § 75, 31 Ağustos 2021). Somut davada Mahkeme, öncelikle, başvuranın mahkûmiyetinin yasal bir dayanağı olduğunu, bu dayanağın 3713 sayılı Kanunun 7(2) maddesi olduğunun taraflar arasında tartışmasız bir gerçek olduğunu kaydetmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuran aleyhinde verilen ve somut davada müdahale teşkil eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yasal dayanağının Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıdaki 3. paragraf). Yukarıda anılan Durukan ve Birol kararında Mahkeme, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını öngören Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesinin, kamu makamları tarafından Sözleşme kapsamında güvence altına alınan haklara yönelik keyfi müdahaleleri önlemeye dair gerekli korumayı sağlamadığına hâlihazırda karar vermiştir (bk. yukarıda anılan Durukan ve Birol, §§ 63-69). Mahkeme, mevcut davada, söz konusu tespitten ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep bulunmadığını belirtir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahale, bu nedenle Sözleşme’nin 10 § 2 maddesinin amaçları doğrultusunda “kanunda öngörülmüş” değildir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir. DİĞER ŞİKÂYETLER Başvuran Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında da şikâyette bulunmuş, 3. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının gerekçesinin yetersiz olduğunu iddia etmiş ve bu mahkeme tarafından yapılan, söz konusu olayda bulunduğunu gösteren delil değerlendirmesine itiraz etmiştir. Davaya konu olaylar, tarafların beyanları ve yukarıdaki tespitleri hususunda, Mahkeme, davada gündeme getirilen esas yasal soruları ele aldığı ve şikâyetlerin geri kalan kısmını incelemeye gerek olmadığı kanısındadır (bk. Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi/Romanya [BD], no. 47848/08, § 156, AİHM 2014).SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI Başvuran manevi tazminat olarak 10.000 avro (EUR) ve yerel mahkemeler ve Mahkeme önündeki masraf ve giderler için 4.171 avro talep etmiştir. Başvuran, Anayasa Mahkemesi ve bu Mahkeme önündeki avukatlık masraflarına dair, avukatı tarafından hazırlanan, toplam 4.171 avro tutarındaki bir fatura sunmuştur. Hükümet bu tazminat taleplerini dayanaksız ve aşırı bularak itiraz etmiştir. Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 2.600 avro ödenmesine hükmetmiştir (bk. yukarıda anılan Durukan ve Birol/Türkiye, § 73). Bununla birlikte masraf ve giderler için, yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 1.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine; Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki diğer şikâyetin kabul edilebilirliği ve esası hakkında inceleme yapılmasına gerek olmadığına;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Yansıtılabilecek tüm vergiler hariç, manevi tazminat olarak 2.600 avro (iki bin altı yüz avro);
(ii) Yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderler bakımından, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 24 Eylül 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan