Kuppinger / Almanya – 62198/11 - 15.1.2015 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar ve Olgular – Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda diğer hususların yanı sıra, çocuğuyla irtibat kurma haklarının kendisine verildiği bir mahkeme kararının icrasına yönelik olarak başlattığı yerel yargılamaların uzunluğundan ve söz konusu kararın uygulanmasını hızlandırmak üzere etkin bir hukuk yolu bulunmadığından şikâyetçi olmuştur (Sözleşme’nin 8. maddesi ile birlikte 13. maddesi). Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, çocuğun annesinin başvurana irtibat hakkının tanındığı karara defalarca uymaması üzerine anneye yerel mahkemeler tarafından verilen 300 avro para cezasının son derece yetersiz olduğundan ve hiçbir zorlayıcı etkisinin bulunmadığından şikâyet etmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – Madde 8: Geçici karar uyarınca ayarlanan altı irtibat ziyaretinin hiçbirinin planlandığı şekilde gerçekleşmemesi üzerine yerel mahkemeler çocuğun annesine idari para ceza verilmesine hükmetmiştir. Mahkeme’nin annenin mali durumu konusunda herhangi bir bilgisi bulunmamasına rağmen, uygulanabilir kanunda karara uymama vakalarının her biri için 25.000 avroya kadar para cezası verilmesine imkân sağladığı göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme toplam 300 avro miktarındaki para cezasının nispeten az olduğunu gözlemlemiştir. Dolayısıyla, yaptırımın başvuranla çocuğun irtibat kurmasını sürekli engelleyen anne üzerinde zorlayıcı bir etkisi olmasının makul bir şekilde beklenebileceği olgusu kuşku barındırmaktaydı. İlaveten, icra yargılamaları başvuranın para cezası verilmesine yönelik ilk talepte bulunduğu tarihten, para cezasının ödendiği tarihte kadar on aydan uzun bir süre boyunca devam etmiştir. Gecikmelerin bir kısmı yerel mahkemelere atfedilebilirdi. Dolayısıyla yetkililer Mayıs 2010’da irtibatla ilgili olarak verilen geçici kararının icrasını sağlamak üzere etkili adımlar atmamışlardır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Mahkeme oy birliğiyle, gözetim altında irtibata ilişkin ek yargılamaların veya irtibat düzenlemelerinin yeniden gözden geçirilmesinin uzunluğuna ilişkin olarak Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Madde 8 ile birlikte Madde 13: Hükümet, başvuranın Uzun Süren Yargılamalar ve Ceza Soruşturmalarına ilişkin 2011 tarihli Kanun ‘Çözüm Yasası’ uyarınca makul olmayan şekilde uzun sürdüğünü iddia ettiği yargılamalar için tazminat talebiyle dava açabileceğini ileri sürmüştür.
Mahkeme, bir hukuk yolunun normalde, davayı gören mahkemelerin karar verme sürecini hızlandırmasını veya halihazırda meydana gelmiş olan gecikmeler için davacıya yeterli tazmin sağlamak üzere kullanılabilmesi halinde Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında “etkin” bir hukuk yolu olacağını vurgulamıştır. Ancak, yargılamaların uzunluğunun başvuranın aile hayatında açık bir etkisinin bulunduğu yargılamalarda, Devletleri aynı zamanda önleyici ve tazminat sağlayıcı bir hukuk yolu tesis etme yükümlülüğü altına sokan daha katı bir yaklaşım gerekmektedir. Devletin aile hayatına saygı gösterilmesini sağlamak üzere uygun adımları atma konusundaki pozitif yükümlülüğü, mevcut olan tek hukuk yolunun sadece sonradan (a posteriori) parasal tazminat ödenmesine hükmedilmesiyle sonuçlanan bir hukuk yolu olması halinde, anlamsız olma riski altına girebilecektir.
Başvuranın davası, başvuranın küçük çocuğuyla irtibat kurma hakkına ilişkin olup, uzunluğu dolayısıyla önceden belirlenmiş olma riski barındıran davalar kategorisi içerisinde yer almaktaydı. Dolayısıyla belirlenmesi gereken, Alman hukukunun aile mahkemeleri önündeki yargılamaları hızlandıran ve sadece parasal telafi sağlaması değil, aynı zamanda etkin bir hukuk yolu sunup sunmadığı olmuştur.
‘Çözüm Yasası’ irtibat yargılamaları başladıktan ancak bir buçuk yıl sonra yürürlüğe girmiştir. İlaveten Mahkeme, söz konusu Kanunun sunduğu potansiyel tazminat sağlayıcı hukuk yolunun bir ebeveynin küçük çocuklarıyla irtibatına ilişkin davalardaki derdest yargılamalar üzerinde yeterince hızlandırıcı bir etkisi bulunduğunun değerlendirilebileceği konusunda ikna olmamıştır. Dolayısıyla söz konusu Kanun, bu tür yargılamalarda Devlet’in Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini karşılamak üzere tasarlanmış bir yasal hukuk yolunun belirli koşullarını karşılamamıştır. Hükümet tarafından önerilen diğer iki hukuk yolunun hiçbirinin etkin olduğu değerlendirilmemiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak yaptığı yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyeti, başvuranın Çözüm Yasasının yürürlüğe girmesinin ardından adil tazmin talep edebilecek olması nedeniyle, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunmuştur. Mahkeme önceden, söz konusu Kanunun ilke olarak makul süre içerisinde yargılanma hakkının ihlali için uygun tazmin sağlayabilecek nitelikte olduğuna hükmetmiştir.
Madde 41: Manevi tazminat olarak 15.000 avro ödenmesine hükmedilmiştir.
(Ayrıca bk. Macready / Çek Cumhuriyeti, 4824/06 ve 15512/08, 22 Nisan 2010, 129 sayılı Bilgi Notu; Bergmann / Çek Cumhuriyeti, 8857/08, 27 Ekim 2011; daha genel anlamda bk. Velayet Hakları hakkında Tematik Bilgi Notu).
Full & Egal Universal Law Academy