AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KURTAY/TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 25422/04)
KARAR
STRAZBURG
29 Eylül 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Kurtay/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite olarak toplanarak,
8 Eylül 2020 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
GİRİŞ
1. Dava, esas olarak başvuranlara kamulaştırma bedeli ödenmemiş olması ve kadastro davasına ilişkin yargılamanın aşırı uzun sürmesiyle ilgilidir.
OLAY VE OLGULAR
Davanın Koşulları
2. Başvuranlar sırasıyla 1942, 1929, 1941, 1949 ve 1938 doğumludurlar ve Mardin’de ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde Mardin Barosuna bağlı Avukat A. Aydemir ve Avukat M.B. Tek tarafından temsil edilmişlerdir.
3. Mahkeme, Yazı İşleri Müdürlüğüne gelen 11 Aralık 2014 tarihli bir yazıyla, Musto Kurtay’ın 29 Kasım 2005 tarihinde vefat ettiği ve varislerinin ilgili adına başvuruyu devam ettirme talepleri Mahkeme’ye bildirilmiştir (varislerin isimleri, doğum tarihleri, ikamet adresleri ve uyrukları karar ekinde belirtilmiştir).
4. Pratik nedenlerden dolayı, mevcut kararda, bugün başvuran sıfatının başvuranın varislerine atfedilmesi gerektiği halde, Musto Kurtay, “başvuran” olarak anılmaya devam edilecektir (örneğin bkz. Dalban/Romanya [BD], No. 28114/95, AİHM 1999‑VI).
5. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Kadastro Mahkemesi Önünde Görülen Dava
6. Başvuranların babası Bahri Kurtay, 53 no.lu parsel olarak kaydedilmiş bir arazinin, kadastro çalışmaları sonucunda Hazine adına tescil edilmesine itiraz etmek amacıyla, 28 Şubat 1965 tarihinde, Kızıltepe Kadastro Mahkemesi’ne başvurmuştur. Kurtay, bu arazinin, kendi mülkü olarak tescil edilmiş 79 no.lu parsele dâhil olduğunu iddia etmiştir.
7. Elektrik İdaresi, 14 Temmuz 1973 tarihinde 53 no.lu parselin iki kısmının kamulaştırılmasına karar vermiştir. İdare, 49 m²’lik ilk arazinin kısmının değerini, 49 eski Türk lirası (TRL) ve 2.151 m²’lik ikinci kısmının değerini ise 322,65 TRL olarak belirlemiştir. İdare, kadastro mahkemesi önünde açılan dava sebebiyle, kamulaştırılacak arazilerin sahibinin belirsiz olduğunu dikkate alarak, söz konusu miktarları, kadastro davası sonucunda mülklerin sahibi olarak tayin edilecek kişiye vakti geldiğinde ödenmek üzere, kamu bankası olan Ziraat Bankası’nda bloke edilmiş bir hesaba yatırmıştır.
8. Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesi, 19 Temmuz 1973 tarihinde, 53 no.lu parselin bu iki kısmının mülkiyetinin devrine karar vermiştir. Arazinin söz konusu kısımları, yeni kadastro numaraları altında kaydedilmiştir.
9. Mardin Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü, 10 Aralık 1976 tarihinde, 53 no.lu parselin 13.000 m²’sinin kamulaştırılmasına karar vermiştir.
10. Kamulaştırma işlemini yapan makam, belirlenemeyen bir tarihte, Bahri Kurtay’a, noter yoluyla, arazinin kamulaştırılacağını, kamulaştırma bedelinin 26.000 TRL olarak belirlendiğini ve bu miktara itiraz etmek için on beş gün içerisinde mahkemeye başvurma hakkı bulunduğunu bildirmiştir.
11. İlgili tarafından herhangi bir başvuruda bulunulmamıştır.
12. Kamulaştırma işlemini yapan idare, 28 Aralık 1985 tarihinde, tapu kütüğünde, artık kendisinin kamulaştırılan parselin sahibi olarak tescil edilecek şekilde bir değişiklik yapılması amacıyla, Mardin Asliye Hukuk Mahkemesi’ne (“AHM”) başvurmuştur. Dava, kadastro mahkemesi önünde görülen çekişmeli yargılamanın tarafları, yani Bahri Kurtay ve Hazine’ye karşı açılmıştır.
13. Asliye Hukuk Mahkemesi, 11 Haziran 1987 tarihinde bu talebi haklı bulmuştur. AHM, kamulaştırma kararına karşı hiçbir başvuruda bulunulmadığını ve kamulaştırma işlemine ilişkin miktarın, kadastro mahkemesi önünde görülen davada haklı bulunan tarafa, vakti geldiğinde ödenmek üzere bloke edilmiş bir banka hesabına yatırıldığını tespit etmiştir. AHM ayrıca, davalı taraflardan hiçbirinin, kendilerine tebliğ edilmiş olmasına rağmen duruşmaya katılmadığını tespit etmiştir.
14. Başvuranlar, babalarının 1993 yılında vefat etmesinin ardından, belirtilmeyen bir tarihte kadastro mahkemesi önünde görülen davaya katılmışlardır.
15. Kadastro mahkemesi, 14 Haziran 2004 tarihinde, 53 no.lu parselin 79 no.lu parsele dâhil olduğu kanaatine vararak, başvuranları haklı bulmuştur. Kadastro mahkemesi, arazinin, Hazine adına tesciline ilişkin kadastro kararını iptal etmiş ve geriye dönük şekilde Bahri Kurtay’ın on bir varisinin ortak mülkü olarak tesciline karar vermiştir.
16. Yargıtay, 11 Kasım 2004 tarihinde, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusunu reddetmiş; karar düzeltme talebinde bulunulmaması sebebiyle, söz konusu karar 25 Aralık 2004 tarihinde kesinleşmiştir.Asliye Hukuk Mahkemesi Önünde Görülen Dava
17. Başvuranlar, 5 Ocak 2005 tarihinde, 53 no.lu parselin idare tarafından fiilen kamulaştırılması ve yasa dışı olarak işgal edilmesi sebebiyle, Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesi önünde tazminat davası açmışlardır.
18. AHM, 17 Ekim 2006 tarihli bir kararla başvuranların talebini haklı bulmuş ve başvuranlara, idare tarafından itiraz edilmemiş bir bilirkişi incelemesiyle belirlenen 105.698 Türk lirası (TRY) tazminat ödenmesine karar vermiştir. Bu miktara, başvuru tarihinden itibaren işleyen yasal faiz de eklenmiştir.
19. Bu karar, 15 Mayıs 2008 tarihinde, tazminatın hesaplanma yönteminin yanlış olduğu gerekçesiyle Yargıtay tarafından bozulmuştur.
20. AHM, 4 Aralık 2008 tarihli bir kararla, ihtilaf konusu parselin davalı idare tarafından kamulaştırıldığı ve kamulaştırma bedelinin, kadastro davasının kazanan tarafına ödenmek üzere, bir banka hesabına yatırıldığı gerekçesiyle, başvuranların davasını reddetmiştir.
21. Bu karar, 2 Haziran 2009 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır.Diğer Bilgiler
22. Taraflar, yukarıda belirtilen bankalarda bulunan hesaplara yatırılan miktarlara ilişkin olarak yazılmış bazı yazılar ibraz etmektedirler.
23. Kızıltepe Ziraat Bankası Şubesi tarafından 3 Şubat 2009 tarihinde Kızıltepe Mal Müdürlüğü’ne gönderilen bir yazıda, yapılan araştırmalara rağmen, zaman aşımı süresinin dolması sebebiyle, konuyla ilgili herhangi bir belge bulunamadığı, arşivlerin bu sürenin sona ermesinin ardından artık saklanmadığı belirtilmiştir.
24. Maliye Bakanlığı’nın yerel birimi tarafından 28 Mayıs 2009 tarihinde Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü’ne gönderilen bir yazıda, Kızıltepe AHM’nin 19 Temmuz 1973 tarihli kararı, kamulaştırma bedellerinin 14 Temmuz 1973 tarihinde Ziraat Bankası hesaplarına yatırıldığını doğrulasa da, bu işleme ilişkin herhangi bir belge bulunamadığı açıklanmıştır.
25. Maliye Bakanlığı’nın 10 Haziran 2009 tarihli yazısında, belgelerin bulunamamasının, söz konusu miktarların banka hesaplarına yatırılmadığı anlamına gelmediği belirtilmiştir.
26. Halk Bankası’nın 18 Nisan 2019 tarihinde Dışişleri Bakanlığı’na göndermiş olduğu yazıda, belge arşivlerinin saklanma süresinin 10 yıl olduğu ve bu sürenin uzun zaman önce sona ermiş olması sebebiyle, herhangi bir bilginin bulunamadığı açıklanmıştır.
27. Aynı bankalardan başvuranların birine gönderilmiş olan başka iki yazıda da, kayıtlarında Bahri Kurtay’a tazminat ödenmesine ilişkin hiçbir belge bulunamadığı belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuranlar, kadastro mahkemesi önünde görülen davanın aşırı uzun sürmesinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürmektedir, bu maddenin somut olaya ilişkin kısımları aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar (...) konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde (...) yargılanmasını isteme hakkına sahiptir. .”
29. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, 28 Ocak 1987 tarihinden önce meydana gelmiş olaylara ilişkin bütün şikâyetlerin, zaman yönünden Sözleşme hükümlerine uygun olmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini yinelemektedir.
30. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye davasında (no. 24240/07, 20 Mart 2012) pilot karar uygulamasının ardından Türkiye’de yeni bir tazminat yolu oluşturulduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme bu davada, özellikle daha önceden Mahkeme’ye bildirilmiş olan bu tipte başvuruların normal usulde incelemeye devam edebileceğini belirtmiştir. Mahkeme, somut olayda Hükümetin bu yeni başvuru yoluna bağlı olarak itiraz ileri sürmediğini kaydetmektedir. Bu sebeple, Mahkeme mevcut başvuruyu incelemeye devam etmeye karar vermektedir (Ergezen/Türkiye, no. 73359/10, § 63, 8 Nisan 2014, Basa/Türkiye, no. 18740/05 ve 19507/05, § 110, 15 Ocak 2019).
31. Diğer taraftan Mahkeme, Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını tanıdığına dair bildirimin 28 Ocak 1987 tarihinde yürürlüğe girdiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme Türkiye bakımından bu tarihten itibaren zaman yönünden (ratione temporis) yetkilidir (bk. Paçacı ve diğerleri/Türkiye, no. 3064/07, § 61, 8 Kasım 2011 ve bu kararda atıfta bulunulan davalar).
32. Mahkeme, şikâyetin, kendisinin re’sen ileri sürebileceği herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini ve açıkça dayanaktan yoksun yoksun olmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, şikâyetin, 28 Ocak 1987 tarihinden sonra meydana gelen olaylarla ilgili olması sebebiyle, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
33. Mahkeme, davanın esası hakkında, davanın 28 Şubat 1965 tarihinde görülmeye başlandığını ve 11 Kasım 2004 tarihinde sonuçlandırıldığını tespit etmektedir. Dava 28 Ocak 1987 tarihinden itibaren, 17 yıl, 9 aydan daha uzun sürmüştür.
34. Mahkeme, somut olayın koşullarını ve konu hakkındaki içtihatlarını dikkate alarak (örneğin bk. Frydlender/Fransa [BD], no. 30979/96, § 43, AİHM 2000-VII ve yukarıda anılan Ümmühan Kaplan, §§ 45 - 50), ihtilaf konusu davanın süresinin aşırı uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karşılamadığı kanaatine varmaktadır.
35. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. Başvuranlar, 53 no.lu parsele idare tarafından işgal edilmesi ve bu durumun 1965 yılından beri sürmesi sebebiyle, maruz kaldıkları mülkiyetten yoksun bırakmadan şikâyetçidirler. Başvuranlar, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedir, bu hüküm aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. ”
37. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
38. Mahkeme, başvuranların şikâyetinin iki kısımda ileri sürüldüğünü gözlemlemektedir. Şikâyetin ilk kısmı, iddia edilen müdahalenin uzunluğuyla ve ikinci kısmı, müdahalenin orantılılığıyla, özellikle hiçbir tazminat ödenmemiş olmasıyla ilgilidir.Şikâyetin Birinci Kısmı Hakkında
39. Mahkeme müdahalenin süresinin, davanın süresiyle yakından ilgili olduğunu gözlemlemektedir.
40. Hâlbuki Mahkeme, mülkiyet hakkına ilişkin davanın süresinin, mülkiyete saygı hakkı bakımından, makul bir süre içinde yargılanma hakkına ilişkin süreden ayrı bir konu olmadığını hatırlatmaktadır (bk. Ezer ve diğerleri/Türkiye, no. 55882/07, 56471/07 ve 1780/08, §§ 43 - 54, 30 Nisan 2019 ve bu kararda yapılan atıflar).
41. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi alanında yargılama süresinin incelendiği dikkate alındığında, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından şikâyetin kabul edilebilirliğinin veya esasının incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.Şikâyetin İkinci Kısmı Hakkında
42. Hükümet, birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
43. Hükümet, öncelikle 28 Ocak 1987 tarihinde önce meydana gelen olaylara ilişkin bütün şikâyetlerin, zaman yönünden Sözleşme hükümlerine uygun olmadığı gerekçesiyle, kabul edilemez (ratione temporis) olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirtmektedir.
44. Diğer taraftan Hükümet, 53 no.lu parselin kamulaştırılmasının ardından 11 Haziran 1987 tarihinde idarenin mülkü olarak tescil edildiğini hatırlatmaktadır. Hükümete göre, kadastro mahkemesi önünde görülen davanın, artık başvuranların mülkiyet haklarıyla ilgili olmaması sebebiyle, başvuranların, bu tarihten itibaren mağdur olduklarını iddia etmeleri mümkün değildir.
45. Hükümet ayrıca, ilgililerin 11 Haziran 1987 tarihinden sonra altı ay içerisinde Mahkeme’ye başvurmuş olmaları gerektiğini ve bunu yapmamış olmaları sebebiyle, şikâyetin, Mahkeme’ye başvurma süresine ilişkin kurala uygun olmadığını belirtmektedir.
46. Mahkeme, Kızıltepe AHM’nin 53 no.lu parselin 1987 yılında kamulaştırma işlemini yapan idare adına tescil edilmesine karar verdiğini ve kamulaştırma bedelinin, kadastro mahkemesi önünde görülen dava sonucunda kazanan tarafa ödenmek üzere emanet hesabına yatırıldığını gözlemlemektedir. Hâlbuki söz konusu mahkeme, başvuranları ancak 28 Aralık 2004 tarihinde ihtilaf konusu parselin malikleri olarak tanımıştır. Dolayısıyla başvuranlar ancak bu tarihten sonra mülkiyetten yoksun bırakılmaları sebebiyle mağdur olduklarını iddia edebilirlerdi ve hak edebilecekleri bir tazminat talebinde bulunabilirlerdi ki zaten Kızıltepe AHM önünde bu talebi ileri sürmüşlerdir.
47. Dolayısıyla altı aylık süre kuralı, ancak bu yeni davanın sonlanmasından sonra işlemeye başlayabilirdi. Oysa başvuranlar, Mahkeme’ye bu sürenin başlamasından önce başvurmuşlar, yani bu süreye riayet etmişlerdir.
48. Mahkeme, başvuranların 11 Kasım 2004 tarihli karara karşı karar düzeltme talebinde de bulunmaları gerektiği iddiasıyla ilgili olarak, bu başvuru yolunun tüketilmesi gerekenler arasında yer almadığını daha önce birçok defa belirttiğini hatırlatmaktadır (diğer kararlar arasında bk. Gök ve diğerleri/Türkiye, no. 71867/01 ve diğer 3 başvuru, §§ 47 ve 48, 27 Temmuz 2006; Tarman/Türkiye, no. 63903/10, § 27, 21 Kasım 2017)
49. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
50. Mahkeme, bu şikâyetin, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
51. Başvuranlar, idarenin 53 no.lu parsele el koymuş olduğu kanaatinde olmaları sebebiyle, mülkiyetlerinden yoksun bırakıldıklarından şikâyet etmektedirler.
52. Hükümet, mülkün usulüne uygun şekilde kamulaştırıldığını ve kamulaştırma bedeline ilişkin miktarların, bir banka hesabına yatırıldığını ileri sürmektedir.
53. Başvuranlar, söz konusu miktarların kendilerine hiçbir zaman ödenmediğini ve artık söz konusu banka hesabında bulunmadıklarını yinelemektedirler. Başvuranlar bu bağlamda, ilgili banka kuruluşlarından kendilerine gönderilen yazıları sunmaktadırlar (yukarıdaki 27. paragraf).
54. Hükümet, başvuranların kadastro mahkemesi tarafından malik olarak tanınmadan önce kamulaştırma bedellerini alamamış olabileceklerini kabul etmektedir. Hükümet, bu miktarların artık söz konusu bankaların elinde bulunmadığını doğrulamakta ve yapılan araştırmalara rağmen, bu miktarların başına ne geldiğinin belirlenemediğini belirtmektedir.
55. Mahkeme, başvuranların mülkünün kamulaştırıldığını gözlemlemekte ve mülkün değerine uygun makul bir miktarın ödenmemesi durumunda, mülkiyetten yoksun bırakmanın, normal olarak aşırı bir müdahale teşkil edeceğini hatırlatmaktadır (Papachelas/Yunanistan [BD], no. 31423/96, § 48, AİHM 1999‑II).
56. Mahkeme, incelenen şikâyetin, kadastro mahkemesinin başvuranları 53 no.lu parselin malikleri olarak tanıdığı 14 Haziran 2004 tarihli kararı gereğince başvuranlara ödenmesi gereken tazminat bedellerinin kendilerine ödenmemesiyle ilgili olduğunu kaydetmektedir.
57. Bu türden bir eksiklik, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci normuyla ilgili bir mülkiyetten yoksun bırakma teşkil etmektedir (diğer kararlar arasında bk. Sud Parisienne de Construction/Fransa, no. 33704/04, §§ 31-32, 11 Şubat 2010; yukarıda belirtilen hükmün üç normu için diğerleri arasında bk. Iatridis/Yunanistan [BD], no. 31107/96, § 55, AİHM 1999-II ve G.I.E.M. S.R.L. ve diğerleri/İtalya [BD], no. 1828/06 ve diğer 2 başvuru, § 289, 28 Haziran 2018)
58. Mahkeme, kamulaştırma bedellerinin kadastro mahkemesi önünde görülen dava sonucunda malik olarak tanınacak kişilere ödenmek üzere, bir emanet hesabına yatırıldığını gözlemlemektedir.
59. Mahkeme tarafından karara bağlanması gereken husus, başvuranların kendilerine ödenmesi gereken tazminat bedelini alıp almadıkları ya da elde edebilecek durumda olup olmadıklarıdır.
60. Mahkeme, bu durumda, başvuranların , kadastro mahkemesinin 14 Haziran 2004 tarihli kararının Yargıtay tarafından onanmasından ve bu kararın 25 Aralık 2004 tarihinde kesinleşmesinden öncesi için kamulaştırma bedeliyle ilgili yasal olarak herhangi bir hak ileri süremeyeceklerini kaydetmektedir. Bu nokta, taraflar arasında bir tartışma konusu olmamıştır (yukarıdaki 54. paragraf).
61. Mahkeme’ye göre, mülkiyet hakkında görülen davanın kesin olarak sonuçlanmamış olması sebebiyle kamulaştırma bedelinin elde edilememesi tamamen anlaşılabilir bir durumdur, zira bu davanın amacı, açıkça kamulaştırma tarihinde mülklerin meşru malikleri olan ve dolayısıyla idare tarafından banka hesaplarında bloke edilen kamulaştırma bedellerinden faydalanma hakkı olan kişilerin belirlenmesidir.
62. Hâlbuki somut olayda, kadastro davasının sonucunda, başvuranların kamulaştırılan mülkün malikleri olarak tanınmalarına ve kamulaştırma bedellerinin bir kısmından faydalanma hakları olmasına rağmen, başvuranların ödemeyi alamayacakları şekilde söz konusu miktarların artık bu hesaplarda bulunmadığı görülmektedir.
63. Mahkeme bu bağlamda, Hükümet tarafından ibraz edilen, makamların bu tazminat miktarlarının izini bankalarda bulamadıkları ve bu paraya ne olduğunu belirleyemediği bilgisini kaydetmektedir.
64. Mahkeme ayrıca, başvuranlar tarafından Kızıltepe AHM önünde açılan davanın, ilgililere, mülkün kaybına bağlı zararı telafi etmeye yönelik kamulaştırma bedellerini elde etme imkânı vermediğini tespit etmektedir.
65. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak, başvuranların kamulaştırma tazminatından kendi paylarını hiç almadıklarını ve söz konusu miktarların kaybolmasından önce de bu tazminatı elde edebilecek durumda olmadıklarını ve bu durumun kendilerinin veya murislerinin (de jucus) herhangi bir ihmalinin sonucu olmadığını tespit etmektedir. .
66. Bu sebeple, ihtilaf konusu müdahale, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi’nin gerektirdiği adil dengeyi bozmuştur.
67. Sonuç olarak, yukarıda belirtilen madde ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
68. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”Tazminat
69. Başvuranlar, maddi tazminat olarak, 53 no.lu parselin değerine tekabül eden miktarı, yani 500.000 avro (EUR) ve kazanç kaybının karşılığında 390.000 Türk lirası (TRY) talep etmektedirler.
70. Diğer taraftan başvuranların her biri, maruz kaldıklarını düşündükleri manevi zarar bağlamında 8.000 EUR talep etmektedir.
71. Hükümet, bu taleplerin haksız olduğu kanaatine vararak, bu miktarlara itiraz etmektedir.
72. Mahkeme, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği tespitine bağlı maddi zararla ilgili olarak, söz konusu ihlalin, başvuranlara ödenmesi gereken kamulaştırma tazminatından kendi paylarının ödenmemiş olmasından kaynaklandığını gözlemlemektedir. Mahkeme, bloke edilen banka hesaplarına yatırılan kamulaştırma bedellerinin, 26.000 TRL (yukarıdaki 10. paragraf) ve 371,65 TRL (yukarıdaki 7. paragraf) miktarları olduğunu ve bu miktarların yalnızca bir kısmının başvuranlara ödenmesi gerektiğini, zira ilgililerin, Bahri Kurtay’ın tek varisleri olmadıklarını, Kurtay’ın ölümünden sonra davayı devam ettiren on bir çocuğu olduğunu (yukarıdaki 15. paragraf) gözlemlemektedir.
73. Mahkeme ayrıca, başvuranların murisinin kamulaştırma bedeline itiraz etmediğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 11. paragraf).
74. Mahkeme, öte yandan, tazminat ödenirken, aradan kayda değer bir zaman geçmiş olması gibi değer kaybına neden olabilecek unsurların dikkate alınmaması halinde, tazminat bedelinin yeterli olma niteliği, azalma riskiyle karşı karşıya kalabileceğinden (Raffineries grecques Stran ve Stratis Andreadis/Yunanistan, 9 Aralık 1994, § 82, A Serisi no. 301-B ve gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis) Motais de Narbonne/Fransa (adil tazmin),no. 48161/99, §§ 20-21, 27 Mayıs 2003), başvuranlara ödenecek kamulaştırma bedeli belirlendiğinde, bu tutarın, enflasyonun etkilerini telafi edecek şekilde güncelleştirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
75. Mahkeme, hesaplamanın yapılmasının ardından, maddi zarar bağlamında başvuranlara 1.800 avro (EUR) ödenmesine hükmetmektedir.
76. Mahkeme, manevi zararla ilgili olarak, başvuranlara 16.900 avro (EUR) ödenmesi gerektiği kanaatindedir ve bu miktarın ilgililere müştereken ödenmesine hükmetmektedir.Masraf ve Giderler
77. Başvuranlar, ulusal mahkemeler önünde görülen ikinci dava ve Mahkeme önünde görülen dava kapsamında yapmış oldukları masraf ve giderler bağlamında 15.000 avro talep etmektedirler. Başvuranlar, çeşitli makbuzlar ile birlikte ödemeleri gereken masraflarla ilgili olarak icra dairesi tarafından kendilerine gönderilen bir ödeme emrini Mahkeme’ye sunmaktadırlar. Bununla birlikte başvuranlar, bu davalara ilişkin avukatlık hizmetleriyle ilgili hiçbir belge sunmamışlardır.
78. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
79. Mahkeme, kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını dikkate alarak, başvuranlara, tüm masraf ve giderleri karşılığında 3.811 avro (EUR) ödenmesine hükmetmektedir.Gecikme faizi
80. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Yargılamanın süresine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;Kamulaştırma bedellerinin elde edilememesi sebebiyle Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;Yargılamanın aşırı uzun sürmesi sebebiyle Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;Kamulaştırma bedellerinin elde edilememesi sebebiyle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;Müdahalenin uzunluğuna ilişkin olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi alanında ileri sürülen şikâyetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, işbu kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere aşağıda belirtilen miktarın ödenmesine:Maddi zarar için, bu miktar üzerinden ödenmesi gereken her türlü tutar hariç olmak üzere 1.800 EUR (bin sekiz yüz avro);Manevi zarar için, bu miktar üzerinden ödenmesi gereken her türlü tutar hariç olmak üzere 16.900 EUR (on altı bin dokuz yüz avro);Masraf ve giderler için, bu miktar üzerinden başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü tutar hariç olmak üzere 3.811 EUR (üç bin sekiz yüz on bir avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Geri kalan adil tazmin taleplerinin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 29 Eylül 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy