AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KUTLU VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
(Başvuru No. 51861/11)
KARAR
STRAZBURG
13 Aralık 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kutlu ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 15 Kasım 2016 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, beş Türk vatandaşının (“başvuranlar”) 6 Temmuz 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru (No. 51861/11) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Şanlıurfa barosuna bağlı Avukat F.Çapan tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler.
4. Başvuru, 4 Kasım 2014 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranların isim listesi ekli listede yer almaktadır.
6. Başvuranlar, Halfeti ilçesi, Çekem Mahallesinde bulunan “84 ada 72 parsel sayılı” (“84/72 sayılı taşınmaz”), “84 ada 76 parsel sayılı” (“84/76 sayılı taşınmaz”) ve “81 ada 44 parsel sayılı” (“81/44 sayılı taşınmaz”) taşınmazların malikidirler.
7. Bölgenin bir yandan elektrik üretimini, öte yandan su ihtiyacını sağlayan hidrolik baraj inşası sonrasında, bahse konu bölgede bulunan taşınmazların bir kısmı kamulaştırılmıştır.
8. Telefon ve elektrik ağlarının yanı sıra bölgede kullanılan tek yolun sular altında kalarak kullanılamaz hale gelmesi ve ulaşımın ancak motorsuz teknelerle yapılabilmesi nedeniyle, sakinlerin tamamı bölgeyi terk etmişlerdir.
9. Su rezervuarının etrafında, biri, 84/72 sayılı taşınmazın 300 metre çevresini kapsayan “mutlak koruma” alanı; diğeri 700 metre çevresini kapsayan “kısa mesafeli koruma” alanı olmak üzere iki koruma alanı oluşturulmuştur.
10. Mutlak koruma alanında, her türlü inşaat ve tarımsal faaliyet yasaklanmıştır.
11. Kısa mesafeli koruma alanında ise, her türlü inşaat yasak olmakla birlikte, suni gübre veya kimyasal ürünler kullanmamak şartıyla ve yetkili Bakanlığın izniyle tarımsal faaliyet yapılabilmektedir.
12. Başvuranların 84/72 ve 84/76 sayılı taşınmazları mutlak koruma alanında; 81/44 sayılı taşınmazı ise kısa mesafeli koruma alanında bulunmaktadır.
A. Başvuranlar tarafından açılan birinci dava
13. Başvuranlar 7 Eylül 2006 tarihinde Enerji Bakanlığından, kullanılamaz hale geldiğini iddia ettikleri taşınmazların kamulaştırılmasını talep etmişlerdir.
14. Taleplerine yanıt verilmemesi nedeniyle, başvuranlar, kamulaştırma tazminatı almak amacıyla Halfeti Asliye Hukuk Mahkemesinde (“AHM”) dava açmışlardır. Başvuranlar taleplerini, fazlaya ilişkin tazminat haklarını saklı tutmak sureti ile her bir taşınmaz için 1.000 Türk lirası olmak üzere toplamda 3.000 Türk lirası ile sınırlandırmışlardır.
15. AHM 24 Ocak 2008 tarihli kararla, başvuranlara tazminat ödenmesine karar vererek ilgililerin talebini kısmen kabul etmiştir.
16. AHM, başvuranların, taşınmazların kullanılamaz hale gelmemesi ve dolayısıyla kamulaştırmaya karar verecek düzeyde mülkiyet mahrumiyetinin söz konusu olmaması nedenleriyle, ihtilaf konusu taşınmazları fıstık yetiştiriciliği için kullanmaya devam etme imkânına halen sahip oldukları kanaatine varmıştır. Nitekim AHM’ye göre, bir mülkün kamulaştırılabilmesi için, söz konusu mülkten yararlanma olanağının tamamen ortadan kalkması gerekmekteydi.
17. Ancak, söz konusu taşınmazlara ulaşımın ve fıstık yetiştiriciliği yapmanın eskisinden daha zor olduğunu ve bu durumun, ihtilaf konusu mülklerde değer düşüklüğüne neden olduğunu ve tazmin edilmesi gereken bir zarar teşkil ettiğini kabul etmiştir.
18. AHM, ödenecek tazminat miktarını bilirkişi raporlarına dayanarak belirlemiştir. Söz konusu raporlarda, taşınmazların tarım arazisi olduğu ve değer kayıplarının, ilgili taşınmaza uygun olarak %10 ila %25 arasında olduğu belirtilmekteydi.
19. Başvuranların temyiz başvurusunda bulunmaları üzerine, Yargıtay, ihtilaf konusu taşınmazların tarım arazisi olarak değil arsa olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle AHM’nin bu kararını bozmuştur.
20. Dosyanın geri gönderilmesinin ardından, mahkeme, bilirkişi heyeti oluşturulmasını ve taşınmazların arsa olarak kabul edildiğindeki değerinin yanı sıra barajın mevcudiyetine bağlı kısıtlamalar nedeniyle meydana gelen değer düşüklüğünün tespit edilmesini talep etmiştir. Üzerinde tarih bulunmayan bilirkişi raporunda, bilirkişiler, mülklerin toplam değerini 1.272.380 Türk lirası olarak belirlemişlerdir. Değer düşüklüğünün ise % 40 oranında olduğu kanaatine varmışlardır.
21. AHM 9 Temmuz 2009 tarihli kararla, bilirkişi raporunda belirtilen meblağlarda hesap hatası yapıldığı kanaatine vararak yeniden başvuranlara tazminat ödenmesine karar vermiştir. Yapılan düzeltme neticesinde, metre kare fiyatı 26,87 Türk lirası üzerinden hesaplanmıştır.
22. AHM, değer düşüklüğünün, “taşınmazların yüzölçümleri, baraja göre konumları ve kullanım biçimleri” dikkate alındığında, 84/76 sayılı taşınmazda %15; diğer iki taşınmazda ise %25 oranında olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Mahkeme, başkaca gerekçe göstermeden, yalnızca yukarıdaki kriterleri belirtmekle yetinmiştir.
23. Bu durumda, maruz kalınan zararlara ilişkin meblağlar şu şekildedir:
84⁄72 sayılı taşınmaz: 90.954 Türk lirası
81⁄44 sayılı taşınmaz: 86.857 Türk lirası
84⁄76 sayılı taşınmaz: 78.584 Türk lirası
24. Ancak, başvuranlar, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak sureti ile taleplerini 1.000 Türk lirası ile sınırladıklarından, her bir taşınmaz için ilgililere 1.000 Türk lirası ödenmesine karar verilmiştir.
25. Başvuranlar tarafından bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu 5 Ekim 2010; daha sonra yapmış olduğu karar düzeltme talebi ise 18 Mayıs 2011 tarihinde reddedilmiştir.
B. Başvuranlar tarafından yapılan ikinci seri başvurular
26. Başvuranlar, 7 Eylül 2006 tarihinde açılan dava kapsamında fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak sureti ile her bir taşınmaz için yalnızca 1.000 Türk lirası talep ettiklerinden, 9 Temmuz 2009 tarihli karar gereğince talep edebilecekleri tazminatın kalanını almak amacıyla üç yeni dava açmışlardır.
27. Başvuranlar, 84/72 sayılı taşınmaz için 89.954 Türk lirası; 81/ 44 sayılı taşınmaz için 85.857 Türk lirası; 84/76 sayılı taşınmaz için 77.584 Türk lirası talep etmişlerdir.
28. Halfeti AHM 25 Temmuz 2011 tarihinde verdiği üç kararla, 7 Eylül 2006 tarihinden itibaren gecikme faiziyle birlikte talep edilen meblağların ödenmesine karar vermiştir. Söz konusu kararlar, 8 Şubat 2012 tarihli üç kararla Yargıtay tarafından onanmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Kamulaştırma Kanunu
29. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca, bir taşınmazın kısmen kamulaştırıldığı durumlarda, taşınmazın geri kalan kısmında değer düşüklüğü olması halinde, bu, idare tarafından tazmin edilmelidir.
30. Aynı maddenin 9. fıkrası uyarınca, baraj inşası nedeniyle kamulaştırılan bir alanın mücavirinde bulunan taşınmazların, bu inşaat nedeniyle düzenin bozulmasından ötürü sosyal veya ekonomik yönden “artık kullanılamaz” olması halinde, bu taşınmazlar da kamulaştırılır. Öte yandan, bu kuralın uygulanmasına ilişkin özel koşullar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının bir yönetmeliğinde belirlenmelidir.
B. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği
31. Su Kirliliği Yönetmeliği’nin 17. maddesi uyarınca, içme suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 300 metre genişlikteki şerit mutlak koruma alanıdır.
32. Bu maddeyle, söz konusu alanda her türlü inşaat yasaklanmış olmakla birlikte, burada bulunan taşınmazların, “barajın suyunu kullanan idare ya da idareler tarafından kamulaştırılması” öngörülmektedir.
33. Yönetmeliğin 18. maddesi uyarınca, mutlak koruma sınırından itibaren 700 metrelik şerit ise kısa mesafeli koruma alanıdır. Kısa mesafeli koruma alanında, suni gübre veya kimyasal ürünler kullanmamak şartıyla ve yetkili Bakanlığın izniyle tarımsal faaliyet yapılabilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuranlar, kullanımlarına getirilen kısıtlamalara rağmen, makamların, taşınmazlarını kamulaştırmayı reddetmeleri nedeniyle Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle öngörüldüğü üzere mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. İşbu madde aşağıdaki şekildedir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
35. Hükümet, başvuranların iddiasına karşı çıkmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
1. İç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında
36. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı bağlamında kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği gereğince, taşınmazların kamulaştırılmasını amaçlayan davanın, barajın suyunu kullanan idare ya da idarelere karşı açılması gerektiğini belirtmektedir. Hükümete göre, somut olayda, su rezervuarı, Şanlıurfa ve Gaziantep Belediyelerinin dağıtım ağını beslediğinden, başvuranların, Enerji Bakanlığı aleyhine değil, bu belediyeler aleyhine dava açmaları gerekirdi.
37. Başvuranlar, dava açtıkları dönemde, barajın, Enerji Bakanlığının yetki alanına girdiğini ve bu idareye karşı dava açmış olmalarının yasal olduğunu ileri sürmektedirler.
38. Başvuranlar, başvurularını inceleyen AHM’nin, başvurularını, davalı idareyi belirleme hususunda yanlışlık yapılmış olması nedeniyle reddetmediğini eklemektedirler. Bunun yanı sıra, Yargıtay, aynı alanda bulunan taşınmazlarla ilgili benzer durumlarda, davanın Enerji Bakanlığı aleyhine açılması gerektiğini kabul etmişti.
39. Mahkeme, AHM’nin, başvuranların taleplerini esastan incelediğini ve başvuranların, başka bir idare aleyhine dava açmış olmaları gerektiği kanaatine varmadığını tespit etmektedir.
40. Mahkeme, bu nedenle, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
2. Açıkça dayanaktan yoksun olma hakkında
41. Hükümet ayrıca, başvuranların, mülklerinin değerinin düşmesi nedeniyle maruz kaldıkları zarardan ötürü tazminat aldıklarından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedirler.
42. Mahkeme, söz konusu şikâyetin, esastan bir inceleme yapılmadan çözülemeyecek olan usul ve hukuk sorunlarına yol açtığı kanaatindedir. Mahkeme bu nedenle, bu kabul edilemezlik itirazını da reddetmektedir.
3. Sonuç
43. Mahkeme, başka hiçbir kabul edilemezlik engeli bulunmayan işbu başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
44. Başvuranlar, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin 17. maddesi gereğince mülklerinin kullanımına getirilen kısıtlamaların, söz konusu mülklerin kullanımını uygulamada imkânsız kılacak nitelikte olduğunu ve bu nedenle mülkiyet haklarının özüne zarar verdiğini ileri sürmektedirler. Bu nedenle, başvuranlar, ulusal hukuk ve Yargıtay’ın içtihadı gereğince, makamların, söz konusu mülkleri kamulaştırmaları gerektiği kanısındadırlar. Başvuranlar, ulusal yargı organlarını, taşınmazların kamulaştırmasına karar vermek yerine, herhangi bir gerekçe göstermeden miktarı düşürülmüş olarak tazminat ödenmesine karar vermekle suçlamaktadırlar.
45. Hükümet, söz konusu barajın kamu yararı amacıyla, bilhassa bölgenin su ihtiyacını karşılamak için inşa edildiğini hatırlatmaktadır. Hükümet, su rezervuarının yakınında bulunan taşınmazların kullanıma yönelik kısıtlamaların yönetmelikle öngörüldüğünü ve bu kısıtlamalarla suyun kirlenmesinin önlenmesinin amaçlandığını; bunun da kamu yararına katkıda bulunduğunu belirtmektedir.
46. Hükümet ayrıca, başvuranların halen mülkiyet haklarına sahip olduklarını ve bunu kullanabileceklerini belirtmektedir. Hükümet bunun yanı sıra, mülkiyet haklarının, mülklerin kullanımını daha zor kılan bir takım kısıtlamalardan etkilendiğini kabul etmektedir. Örneğin, taşınmazlara ulaşım artık yalnızca kayıklarla sağlanmaktadır. Hükümet yine de, bu zararın, ulusal mahkemeler tarafından, ilgililere 256.396 Türk lirası (Görüşlerin sunulduğu tarihte, 119.254 avroya tekabül etmekteydi.) ödenmesine karar verilerek tazmin edildiğini belirtmektedir.
47. Hükümet son olarak, Kamulaştırma Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca, başvuranların taşınmazlarının, ilgililerin bahse konu taşınmazları halen kullanmaya devam ettikleri gerekçesiyle, kamulaştırma konusu olamayacaklarını ifade etmektedir.
48. Hükümet, ileri sürülen maddenin ihlal edilmediği kanaatindedir.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
49. 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk bölümündeki “mal ve mülk” kavramı, maddi malların mülkiyetiyle sınırlı olmayan ve iç hukukun şekli nitelendirmelerine kıyasla bağımsız olan özerk bir anlama sahiptir: Mal varlığı teşkil eden diğer bazı hak ve menfaatler de “mülkiyet hakkı” ve dolayısıyla bu hüküm doğrultusunda “mal ve mülk” olarak kabul edilebilir. Nitekim her olayda, davanın koşullarının, bir bütün olarak ele alındığında, başvurana 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle korunan bir maddi menfaat sağlayıp sağlamadığının incelenmesi önem arz etmektedir (Iatridis/Yunanistan [BD], No. 31107/96, § 54, AİHM 1999-II, Beyeler/İtalya [BD], No. 33202/96, § 100, AİHM 2000‑I, Broniowski/Polonya [BD], No. 31443/96, § 129, AİHM 2004-V, Anheuser-Busch Inc./Portekiz [GC], No. 73049/01, § 63, AİHM 2007-I).
50. Ayrıca, “mal ve mülk” kavramı, “mevcut mal ve mülkler” gibi, başvuranın, malvarlığına ilişkin bir hakkı etkili şekilde kullanmak için en azından “meşru bir beklenti”ye sahip olduğunu ileri sürebileceği, alacaklar da dâhil olmak üzere, malvarlığına ilişkin değerleri de kapsayabilir (bk. bu anlamda, Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, § 35 c), AİHM 2004-IX ve Maltzan ve diğerleri/Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 71916/01, 71917/01 ve 10260/02, § 74 c), AİHM 2005-V).
51. Öte yandan, söz konusu malvarlığına ilişkin menfaat, bir alacak niteliğinde olduğunda, iç hukukta yeterli bir temeli bulunması halinde “malvarlığına ilişkin bir değer” olarak görülebilir (yukarıda anılan Kopecký/Slovakya kararı, § 52 ve Draon/Fransa [BD], No. 1513/03, § 68, 6 Ekim 2005.
52. Öte yandan, mülkiyete saygı hakkının kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesinin 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle uyumlu olması için, yasal olması ve keyfi olması gerekmektedir. Aynı zamanda, toplumun genel menfaatinin gereklilikleri ile bireyin temel haklarının korunmasının zorunlulukları arasında “adil bir denge” sağlamalıdır (Perdigão/Portekiz [BD], No. 24768/06, § 63, 16 Kasım 2010).
a) 84⁄72 ve 84⁄76 sayılı taşınmazlar ile ilgili olarak
53. Mahkeme, 84/72 ve 84/76 sayılı taşınmazların kullanımının, fiziki ve hukuki kısıtlamalardan etkilendiğini gözlemlemektedir: Taşınmazlara ulaşmak için motorsuz tekne kullanmak gerekmekte ve inşaat yapılması mümkün olmamakla birlikte tarım da yasaklanmaktadır.
54. Başvuranlar, kendi nazarlarında, ulusal hukuk gereğince, söz konusu taşınmazların tamamının değerine denk olacak bir tazminat almaları ve kamulaştırılmaları gerektiği halde maruz kaldıkları zarar oranında ödeme yapıldığını belirtmektedirler.
55. Mahkeme’nin somut olayda karara bağlayacağı sorun, başvuranlara ödenen tazminat miktarının, mülklerinin kullanımına getirilen kısıtlamalardan ileri gelen zararı telafi etmeye yeterli olup olmadığı ya da 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin genel bir şekilde bir başvuranın taşınmazın kamulaştırılması hakkını güvence altına alıp almadığını da tespit etmek değildir. Mahkeme’nin görevi daha ziyade, ulusal mevzuatın, başvuranların yararına, Sözleşme ile korunan malvarlığına ilişkin bir menfaat oluşturabilmek için yeterli bir kesinlikle taşınmazdan vazgeçme hakkı tanıyıp tanımadığını belirlemektir.
56. Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesinin 9. fıkrasının, yalnızca bir barajın mücavirinde bulunan taşınmaz “artık kullanılamaz” olması halinde kamulaştırmayı zorunlu kıldığını gözlemlemektedir. Madde metninin kendisi, bu ifadelerden ne anlamak gerektiğini belirtmese de, yine de bir yönetmeliğe atıfta bulunmaktadır.
57. Söz konusu Yönetmeliğin 17. maddesinde muğlâk olmayan bir şekilde belirtildiği üzere, içme suyu rezervuarını çevreleyen mutlak koruma alanında bulunan taşınmazlar “kamulaştırılır”. Burada “kamulaştırılabilir” fiili değil de “kamulaştırılır” fiilinin kullanılması göz önüne alındığında, bu madde, kamulaştırma ve daha az bir tazminat ödenmesi arasında seçim yapma özgürlüğüne sahip olmayan İdareye herhangi bir sınırsız takdir yetkisi vermemektedir. Aksine, Yönetmelik, makamları, mülkleri elde etmeyi zorunlu kılarak sınırlanmış bir yetkinin gözetimi altına koymakta ve mutlak koruma alanında bulunan taşınmazların sahiplerine gerçek bir vazgeçme hakkı yani taşınmazın “kamulaştırılması hakkı” vermektedir.
58. Mahkeme’nin nazarında, ulusal mevzuatla öngörülen vazgeçme hakkı, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “malvarlığına ilişkin bir menfaati” teşkil etmektedir. Başka bir ifadeyle, taşınmazın kamulaştırılması hakkı ve taşınmazların değerine uygun düşen tazminat ödenmesi hakkı, yukarıda anılan madde doğrultusunda bir “mal veya mülk” teşkil etmektedir (karşılaştırınız, ulusal hukukla tanınan -alacaklandırma hakkı olarak nitelendirilen- telafi edici tedbir hakkını yerine getirmeyi reddetmekle ilgili olan Broniowski/Polonya [BD], No. 31443/96, §§ 122 ila 125 ve 129 ila 133, AİHM 2004‑V).
59. Makamlar, söz konusu taşınmazları kamulaştırmayı kabul etmeyerek ve mülklerin kullanımına getirilen kısıtlamalara bağlı olan zararın telafi edilmesini tercih ederek, iç hukukla verilen ve Sözleşme ile korunan bu malvarlığına ilişkin menfaate zarar vermektedir.
60. Böyle bir zarar, yalnızca herhangi yasal bir dayanağı olmaması nedeniyle değil, aynı zamanda herhangi bir ciddi kanıtlayıcı belgeden yararlanmadığından 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gerekliliklere uygun olarak değerlendirilemez. Nitekim yargı makamları kamulaştırmaya ve mülklerin değerine uygun düşen bir tazminat ödenmesine karar vererek, başvuranların vazgeçme hakkını uygulamaktan ziyade mülkün değer düşüklüğüne uygun düşen bir tazminat ödenmesine karar verme yönünde bir tercihte bulunmalarını yeterli şekilde gerekçelendirmemişlerdir. Bu bağlamda, ulusal mahkemelerin, yukarıda anılan Yönetmeliğin 17. maddesi üzerinden karar vermedikleri tespit edilmektedir. Hükümet de, bu müdahaleyi haklı gösteren herhangi bir ciddi kanıtlayıcı belge sunmamıştır.
61. Bu nedenle, tapu siciline “84 ada 72 parsel sayılı” ve “84 ada 76 parsel sayılı” olarak kaydedilen taşınmazlarla ilgili olarak bu madde ihlal edilmiştir.
b) 81⁄44 sayılı taşınmaz ile ilgili olarak
62. Mahkeme, kısa mesafeli koruma alanında bulunan 81/44 sayılı taşınmazın da, baraj suyunun kalitesinin korunmasına yönelik bir dizi kısıtlamaya konu olduğunu gözlemlemektedir. Böylelikle, söz konusu taşınmaz üzerinde her türlü inşaat yasaklanmıştır. Öte yandan, ancak suni gübre veya kimyasal ürünler kullanmamak şartıyla ve yetkili Bakanlığın izninde tarımsal faaliyet yapılabilmektedir.
63. Makamlar, ilgililere, söz konusu kısıtlamalardan kaynaklanan zararı karşılamak amacıyla tazminat ödemişlerdir.
64. Başvuranlar, diğer iki taşınmazda olduğu gibi, kamulaştırmak yerine meydana gelen zarar oranında tazminat ödenmesine yönelik karara itiraz etmektedirler.
65. Mahkeme, kısa mesafeli koruma alanında bulunan bu mülkün durumunun, diğer iki taşınmazdan farklı olduğunu tespit etmektedir.
66. Nitekim ulusal mevzuatta, bu taşınmazla ilgili olarak “kamulaştırılma hakkı” düzenlenmemiştir.
67. 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesi, bir barajın mücavirinde bulunan mülkleri kamulaştırma yükümlülüğünü, söz konusu mülklerin “artık kullanılamaz” durumda olması koşuluna bağlamaktadır. Ancak ulusal mahkemeler, hiçbir zaman, ihtilaf konusu mülkün bu madde anlamında kullanılamaz duruma geldiği değerlendirmesinde bulunmamıştır. Bu nedenle somut olayda, başvuranların bu madde bağlamında taşınmazlarının kamulaştırılması hakkına sahip oldukları söylenemez.
68. Yönetmelikte, kısa mesafeli koruma alanında bulunan mülkleri etkileyen kısıtlamaların, ilke olarak bu mülkleri kullanılamaz kıldığı belirtilmemekte ve farklı bir şekilde kamulaştırma yükümlülüğü öngörülmemektedir.
69. Bu nedenle, iç hukukla tanınan ve Sözleşme ile korunan malvarlığı ile ilgili menfaati ve dolayısıyla bir “mal veya mülk” teşkil edebilecek taşınmazın “kamulaştırılması hakkı” bulunmaması nedeniyle, yönetmelikle ilgili kısıtlamalardan kaynaklanan zarara uygun düşen bir tazminat ödenmesi, başvuranların hakları ile toplumun hakları arasında adil bir denge kuracak nitelikteydi.
70. Tazminat ödenmesi, ancak tazminat miktarı ile telafi edilmesi amaçlanan zarar arasında makul bir orantılılık ilişkisi var olması halinde böyle bir denge barındırabilir.
71. Bu bağlamda, Mahkeme, AHM tarafından görevlendirilen bilirkişinin, taşınmazın kullanımını etkileyen kısıtlamaların % 40 oranında değer düşüklüğüne neden olduğu kanaatine vardığını gözlemlemektedir.
72. Bilirkişi raporunun, bilirkişi tarafından belirlenen meblağın altında bir tazminat ödenmesine karar verebilecek olan AHM’yi bağlamadığı doğrudur. Yine de bunu 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesine riayet ederek yapmak için, AHM’nin, bilirkişi raporu sonuçlarını bertaraf etme nedenlerini ve değer düşüklüğü oranını azaltmak kabul ettiği kesin gerekçeleri açıklaması gerekmekteydi. Bu bağlamda, Mahkeme, göz önünde bulundurulacak kriterlerin basit bir anlatımının, hâkimin değer düşüklüğünü % 25 oranıyla sınırlandırmasına neden olan kriterleri neden ve nasıl dikkate aldığını belirtmediği için yeterli bir gerekçe gibi kabul edilemeyeceği kanaatindedir.
73. Ulusal mahkemeler tarafından işlendiği iddia edilen fiilî veya hukuki hataları değerlendirmek için sahip olduğu sınırlı yetkiye rağmen, Mahkeme, tazminat miktarlarının belirlenme şeklinin, söz konusu miktarın maruz kalınan zarar ile makul bir şekilde uygun olduğunu ifade etmesine imkân vermediği kanaatindedir.
74. Bu hususla ilgili olarak, Mahkeme, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin usuli güvencelerinin, mahkemelerin, kararlarının dayandığı gerekçeleri yeterli şekilde açıklama yükümlülüğü bulunmamasının, Sözleşme ile güvence altına alınan hakları teorik ve yanıltıcı kılacağı anlamına geldiğini hatırlatmaktadır. Davacının her argümanına ayrıntılı şekilde cevap verilmesini gerektirmemekle birlikte, bu zorunluluk, yine de, mağdur tarafın, davacının temel iddiaları için dikkatli ve özenli bir muamele bekleyebilmesini öngörmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, No. 34764/05, 34786/05, 34800/05 ve 34811/05, § 54, 1 Şubat 2011 ve yapılan atıflar).
75. Bu nedenle, hiçbir unsur, başvuranların haklarının korunması ile genel menfaatin gereklilikleri arasında var olması gereken adil dengenin kurulduğu sonucuna varmaya imkân vermemektedir.
76. Bu nedenle, tapu siciline “81 ada 44 parsel sayılı” olarak kaydedilen taşınmazla ilgili olarak Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
77. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
1. Tarafların İddiaları
78. Başvuranlar, maddi zarar nedeniyle 1.600.000 avro talep etmektedirler.
79. Başvuranlar, ilk dereceye dosyanın geri gönderilmesinin ardından düzenlenen bilirkişi raporuna göre, mülklerin toplam değerinin 1.651.786 Türk lirası olduğunu belirtmektedirler. Başvuranlar, maddi zararı hesaplamak için, bu meblağdan –tazminat olarak aldıkları- 253.396 Türk lirasının çıkarılması ve farka 7 Eylül 2006 tarihinden itibaren %16,80 oranında faiz uygulanması gerektiğini ifade etmektedirler. Başvuranlar böylelikle 1.400.000 avroya denk olacak bir meblağa ulaşmaktadırlar; başvuranlara göre, bu meblağa, gelir kaybına tekabül eden 200.000 avronun da eklenmesi gerekmektedir.
80. Başvuranlar ayrıca, manevi zarar nedeniyle 20.000 avro; yargılama giderleri için 3.000 avro ve avukat çalışma ücreti için 30.000 avro talep etmektedirler.
81. Hükümet bu iddiaların tamamına karşı çıkmaktadır. Hükümet, iddia edilen maddi zarar ile ileri sürülen ihlal arasında nedensellik bağı bulunmadığını ve manevi zarar bağlamında talep edilen meblağın aşırı olduğunu ve masraf ve giderler bağlamındaki taleplerin yeterince belgelendirilmediğini değerlendirmektedir.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
82. Mahkeme, tespit ettiği ihlallerin niteliğini göz önünde bulundurarak, başvuranların farklı mülkleri arasında bir ayrım gözetilmesinin gerekli olduğu kanaatine varmaktadır.
83. 84/72 ve 84/76 sayılı taşınmazlarla ilgili olarak, Mahkeme, 9 Temmuz 2009 tarihli kararda bunların değerinin 887.717 Türk lirası olarak değerlendirildiğini gözlemlemektedir. Bu meblağdan 169.538 Türk lirasının çıkarılması uygun olacaktır; bu durumda ortaya çıkacak fark 718.179 Türk lirası olacaktır. Bu meblağın güncellenmesi neticesinde 1.504.000 Türk lirası yani yaklaşık 455.000 avro sonucu ortaya çıkmaktadır. Mahkeme, maddi zarar bağlamında bu meblağın ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir. Başvuranların buna karşılık söz konusu taşınmazların mülkiyetini İdareye devretmeleri gerektiği açıktır.
84. 81/44 sayılı taşınmazla ilgili olarak, Mahkeme, ihlal tespitinin, AHM’nin gerekçesinin yetersiz oluşuna dayandığını gözlemlemektedir. Mahkeme, bu usuli eksikliğin bulunmadığı durumda başvuranlar tarafından yapılan başvuruların akıbetinin nasıl olacağı konusunda yorum yapma gereği duymamaktadır (bk. yukarıda anılan Gereksar ve diğerleri kararı, § 75, Paulet/Birleşik Krallık, No. 6219/08, § 73, 13 Mayıs 2014, Džinić/Hırvatistan, No. 38359/13, § 86, 17 Mayıs 2016). Mahkeme, tespit edilen ihlalin niteliği göz önüne alındığında, ilke olarak bu ihlali telafi etmek için en uygun yöntemin yargılamanın yenilenmesi olacağı kanaatindedir. Bu bağlamda, Mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375. maddesinin 1. fıkrasının i) bendi gereğince, Sözleşme’nin ya da Protokollerinin bir maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılan bir Mahkeme kararının, yargılamanın yenilenmesi için spesifik bir gerekçe teşkil ettiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, bu taşınmaza ilişkin maddi zararın telafi edilmesine yönelik talepleri reddetmektedir.
85. Manevi zarar ile ilgili olarak, Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, başvuranların her birine 1.500 avro ödenmesine karar vermektedir.
86. Masraf ve giderlere ilişkin taleplerle ilgili olarak ise, Mahkeme, bunların belgelere dayandırılmadığını tespit etmekte ve bu nedenle taleplerin reddine karar vermektedir.
87. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
1. Oybirliğiyle başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Bire karşı altı oyla, 84/72 ve 84/76 sayılı taşınmazlarla ilgili olarak Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Oybirliğiyle, 81/44 sayılı taşınmazla ilgili olarak Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Bire karşı altı oyla,
a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere:
i. Maddi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranların tamamına müştereken 455.000 (dört yüz elli beş bin) avro ödenmesine;
ii. Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranların her birine 1.500 (bin beş yüz) avro ödenmesine karar vermiştir.
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 13 Aralık 2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
İşbu karar ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İçtüzüğünün 74. maddesinin 2. fıkrasına uyarınca yazılan, Yargıç Lemmens’in ayrık oy görüşü yer almaktadır.
J.L.
S.H.N.
EK
Başvuranların Listesi Hadice KUTLU, 1925 doğumlu, Şanlıurfa’da ikamet etmekte Ayşe CANBEG, 1950 doğumlu, Şanlıurfa’da ikamet etmekte Fatma KARAOĞLU, 1965 doğumlu, Şanlıurfa’da ikamet etmekte Mehmet KUTLU, 1957 doğumlu, Şanlıurfa’da ikamet etmekte Türkan UNURLU, 1971 doğumlu, Şanlıurfa’da ikamet etmekte
YARGIÇ LEMMENS’İN KISMİ AYRIK OY GÖRÜŞÜ
1. Meslektaşlarımın, 84/72 ve 84/76 sayılı taşınmazlarla ilgili olarak Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine dair vardıkları sonuca katılamadığımı üzüntüyle belirtmek isterim.
2. Başvuranlar, barajın etrafındaki 300 metrelik alanda (“mutlak koruma” alanı) bulunan 84/72 ve 84/76 sayılı taşınmazlar ile barajın etrafındaki 700 metrelik ek alanda (“genişletilmiş ya da kısa mesafeli koruma” alanı) bulunan 81/44 sayılı taşınmaz olmak üzere bahse konu üç taşınmaz için kamulaştırma tazminatı almak amacıyla Halfeti Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmışlardır (kararın 14. paragrafı). Dosyada, iki tür taşınmazla ilgili iddiaların farklı nedenlere sahip olduğuna dair kayıt bulunmamaktadır.
Halfeti Asliye Hukuk Mahkemesi 24 Ocak 2008 tarihli kararıyla başvuranların davasını, yalnızca, kısmen kabul etmiştir. Halfeti Asliye Hukuk Mahkemesi, kamulaştırma nedeniyle tazminat talebini reddetmiş; ancak söz konusu parsellere ulaşımda ve fıstık yetiştiriciliğinde karşılaşılan yeni sorunlara bağlı olarak taşınmazların değer kaybı bağlamında tazminat ödenmesine karar vermiştir. Kamulaştırma nedeniyle tazminat talebinin reddedilme gerekçesi, bahse konu üç taşınmaz için de görünüşe göre aynıydı: Başvuranlar, taşınmazların kullanılamaz hale gelmemesi ve dolayısıyla kamulaştırmaya karar verecek düzeyde mülkiyet mahrumiyetinin söz konusu olmaması nedenleriyle, söz konusu taşınmazları fıstık yetiştiriciliği için kullanma imkânına halen sahiplerdi (kararın 15-18. paragrafları). Söz konusu karar Yargıtay tarafından şüphesiz bozulmuştur; ancak bozma sonrası verilen ret kararının, özü itibarıyla, aynı muhakemeyi izlemiş olduğu görülmektedir (kararın 21-24. paragrafları).
3. Halfeti Asliye Hukuk Mahkemesinin dayandığı gerekçeler, açık bir şekilde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 12. maddesinden alınmıştır.
Nitekim söz konusu hüküm, kamulaştırılan diğer taşınmazlarda daha geniş bir alanı oluşturan kamulaştırılmayan taşınmazların akıbeti ile ilgilidir. Genel olarak, 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, mal sahibi, kamulaştırılmayan taşınmazların değerinin düşmesi –diğer taşınmazların kamulaştırılmasından kaynaklanan değer düşüklüğü- nedeniyle tazminat alabilir (kararın 29. paragrafı).
Ancak, kamulaştırılmayan taşınmazlar, Kanun’un 12. maddesinin 9. fıkrasıyla öngörülen koşulları – karşılanması gereken koşulların, taşınmazların, baraj inşası için kamulaştırılan bir alanın mücavirinde bulunması ve bu inşaattaki birbirini izleyen karışıklıklar nedeniyle söz konusu taşınmazların artık kullanılamaz olması nedeniyle – karşılaması halinde, bu taşınmazların sahibi, taşınmazlarının kamulaştırmaya tabi tutulmasını talep etme ve doğal olarak kamulaştırma tazminatı alma imkânına sahiptir (kararın 30. paragrafı). Kanun metninde, davanın kime karşı açılması gerektiği belirtilmese de, davalı taraf olarak kamulaştırmayı yapan makamın gösterilmesi gerektiği apaçık görülmektedir. Başvuranların bu nedenle, Enerji Bakanlığı aleyhine dava açmış olmaları anlaşılmaktadır.
4. Hiçbir unsur, başvuranların, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin 17 ve 18. maddelerine dayandıklarını (da) göstermemektedir. Bu Yönetmelik, suyun kalitesinin korunmasını amaçlayan hükümler içermektedir. Bu nedenle, baraj suyunun korunmasıyla ilgili olarak, söz konusu barajın etrafındaki 300 metrelik alanda bulunan bütün taşınmazların, barajın suyunu kullanan idare ya da idareler tarafından kamulaştırılması gerektiği ve her türlü inşa işleminin yasak olduğu (17. madde) ve 700 metrelik ek alanda çok sayıda faaliyetin yasak olduğu ya da izne tabi olduğu (kararın 31-33. paragrafları) belirtilmektedir.
5. Hükümet, başvurunun, 300 metrelik alanda bulunan 84/72 ve 84/76 sayılı taşınmazlarla ilgili kısmı için iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, başvuranların, Enerji Bakanlığına karşı tazminat davası açtıklarının farkında olmakla birlikte, dikkatleri Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin 17. maddesine ve bu maddeyle düzenlenen kamulaştırma yükümlülüğünün, barajı inşa eden idare bakımından geçerli olmadığı hususuna çekmektedir. Ancak, Hükümete göre, başvuranlar, baraj suyunun kullanıcısı olan idarelerden, yani Şanlıurfa ve Gaziantep Belediyelerinden, söz konusu taşınmazların kamulaştırılmasını talep etmeyi ihmal etmişlerdir (kararın 36. paragrafı).
Çoğunluk, “[mahkemenin], başvuranların taleplerini esastan incelediği ve başvuranların, başka bir idare aleyhine dava açmış olmaları gerektiği kanaatine varmadığı” gerekçesiyle bu itirazı reddetmiştir (kararın 39. paragrafı).
Bu gerekçeye katılamayacağımı üzülerek belirtmek isterim. Çünkü Enerji Bakanlığına karşı açılan tazminat davasında yerel mahkeme, kamulaştırma tazminatı talebinin dayanağı 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 12. maddesi olduğu için, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin 17. maddesine dayalı bir kamulaştırma talebinde bulunulmasının ve diğer iki idareye dava açılmasının artık gerek olmadığı bir tazminat davasını incelemiştir. İki tür talebin dolayısıyla farklı sebepleri vardır: 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesinin 9. fıkrasına dayalı taleple ilgili olarak, davacının, taşınmazın kullanılamaz olduğuna dair delil sunması gerekirken, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin 17. maddesine dayalı taleple ilgili olarak ise, taşınmazın, barajın etrafındaki 300 metrelik alanda bulunduğunu ispat etmesi yeterlidir. Başvuranlar, Bakanlığa karşı açtıkları davayı kazanmalarına imkân veren deliller ibraz etmemiş olmalarına rağmen, her şey, başvuranların, Şanlıurfa ve Gaziantep Belediyelerine karşı bir dava açmış olmaları halinde lehte bir karar elde edebileceklerini düşündürmektedir.
“Olağan” yol olan başvuru yolu kullanılmadığından, başvuranlar, kanaatime göre, iç hukuk yollarını tüketmemişlerdir. Bu nedenle, 84/72 ve 84/76 sayılı taşınmazlarla ilgili olarak, başvurunun kabul edilemez olarak açıklanmış olması gerektiği kanısındayım.
6. Ziyadesiyle, başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olarak açıklanmış olması gerektiği kabul edilse bile, bahse konu iki taşınmazla ilgili olarak 1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varamıyorum.
Çoğunluk, ulusal mahkemeleri, herhangi bir yasal dayanağı olmayan ve üstelik ciddi herhangi bir kanıtlayıcı belgeden yararlanılmayan bir karar almakla suçlamaktadır (kararın 60. paragrafı). Gerekçe, bütünüyle, başvuranların, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin 17. maddesi uyarınca taşınmazın kamulaştırılması hakkına sahip oldukları ve mahkemelerin, haksız olarak, başvuranlara bu hakkı tanımayı reddettikleri görüşüne dayanmaktadır.
Ancak yukarıda açıklandığı üzere, 2942 sayılı Kanun’un 12. maddesine dayalı bir kamulaştırma nedeniyle tazminat talebi ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin 17. maddesine dayalı bir kamulaştırma talebi arasında fark bulunmaktadır. Bu talepler, konularının yanı sıra nedenleri ve yöneltildikleri taraflar itibariyle de birbirlerinden farklıdırlar. Bu nedenle, mahkemeler, önlerine gelen davada talebin dayanağı olmayan bir yönetmelik hükmünü resen uygulamamakla nasıl suçlanır?
Kanaatimce, mahkemeler talebi incelemiş ve kararlarını haklı gösterebilen ve yasal bir neden teşkil eden gerekçelere dayanarak reddetmişlerdir.
7. Son olarak, 84/72 ve 84/76 sayılı taşınmazlarla ilgili olarak başvuranların haklarının ihlal edildiği tespitiyle ilgili olarak çoğunluğa katılamadığımdan, başvuranların, tespit edilen ihlal nedeniyle maruz kalmış olabilecekleri maddi zarar nedeniyle adil tazmin ödenmesi yönünde de oy kullanamayacağım kanısındayım (kararın 83. paragrafı).
8. 700 metrelik ek alanda bulunan 81/44 sayılı taşınmazla ilgili olarak sorunların başka türlü olduğu görüldüğünden, meslektaşlarımın, şikâyetin değerlendirilmesi ve adil tazmin talebiyle ilgili olarak vardıkları sonuçlara katılıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy