Labassee / Fransa – 65941/11 - Mennesson / Fransa – 65192/11 - 26.6.2014 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar ve Olgular – Birinci davadaki başvuranlar, Fransız vatandaşı olan Bay ve Bayan Mennesson ve 2000 doğumlu ikizler olup Amerikan vatandaşları olan Mennesson kızlarıdır. İkinci davadaki başvuranlar, Fransız vatandaşı olan Bay ve Bayan Labassee ve 2001 doğumlu bir Amerikan vatandaşı olan Juliette Labassee’dir.
Bayan Mennesson ve Bayan Labassee’nin kısır olmaları nedeniyle, başvuran çiftler Amerika’da taşıyıcı annelik uygulamasına başvurmuşlardır. Bay Mennesson ve Bay Labassee’den alınan spermler kullanılarak üretilen embriyolar, her iki davada başka bir kadının rahmine yerleştirilmiştir. Sonuç olarak, Mennesson ikizleri ve Juliette Labassee (başvuran çocuklar) dünyaya gelmiştir. İlk davada Kaliforniya’da ve ikinci davada Minnesota’da verilen kararlarda, Bay ve Bayan Mennesson’un ikizlerinin ebeveynleri ve Bay ve Bayan Labassee’nin Juliette’nin ebeveynleri olduklarına hükmedilmiştir.
Davaların taşıyıcı annelik uygulamasıyla ilgili olduğundan şüphelenen Fransız yetkilileri, doğum belgelerini Fransız Nüfus Müdürlüğü’ne kaydetmeyi reddetmişlerdir. Ancak, Mennesson davasında doğum belgeleri Cumhuriyet savcısının talimatıyla kaydedilmiştir. Daha sonra Cumhuriyet savcısı söz konusu kayıtların iptal edilmesi amacıyla çiftin aleyhinde yargılama işlemleri başlatmıştır. Labassee davasında, doğumların kaydedilmesinin reddedilmesine itiraz etmemişler, ancak fiilen sahip oldukları konuma dayanarak yasal ilişkilerinin tanınmasını talep etmişlerdir. Fiilen ebeveyn-çocuk ilişkisinin varlığını, yani kız veya erkek evlat konumunu doğrulayan bir hâkimin hazırladığı yeminli ve yazılı bir beyan (acte de notoriéte) almışlardır. Ancak, Cumhuriyet savcısı bu durumun kayıtlara girmesini reddetmiştir. Böylece, çift konuyu mahkemeye taşımıştır.
Başvuranların talepleri, Nüfus Müdürlüğünde bu tür kayıtların yapılması Fransız Medeni Kanunu uyarınca kamu politikası temellerinde hükümsüz ve geçersiz olan taşıyıcı annelik uygulamasını yürürlüğe koyacağından dolayı, 6 Nisan 2011 tarihinde üst derece Temyiz Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Mahkeme, kayıtların iptal edilmesinin Kaliforniya ve Minnesota yasaları tarafından tanınan yasal annelik ve babalık ilişkisinden çocukları mahrum etmediği ve çocukların Fransa’da Bay ve Bayan Mennesson ile Bay ve Bayan Labassee ile yaşamalarına engel olmadığı için, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – Madde 8: 8. maddenin güvence altına aldığı “aile hayatına” ve “özel hayata” saygı hakkına müdahalede bulunulmuştur. Şikâyet edilen tedbirlerin dayanakları iç hukuktadır ve söz konusu hukuk, ilgili kişiler için ulaşılabilir ve öngörülebilirdir.
Fransa’nın, taşıyıcı annelik uygulaması sonucunda yurtdışında doğan çocuklar ile ebeveynler arasındaki yasal ilişkiyi tanımayı reddetmeleri, Fransız vatandaşlarını, çocukları ve taşıyıcı annelik yapan anneyi korumak amacıyla yasaklanan bir üreme tekniğini Fransa’nın dışında uygulamaktan caydırma isteklerinden kaynaklanmaktadır. Buna göre, söz konusu müdahale meşru iki amaç taşımaktadır: “sağlığın korunması” ve “başkalarının haklarını ve özgürlüklerini korumak”.
Avrupa’da, ne taşıyıcı annelik uygulamasının yasalara uygunluğu konusuna ne de bu uygulama neticesinde yurtdışında yasalara uygun olarak dünyaya gelen bir çocuk ve ebeveynler arasındaki ilişkinin yasal olarak tanınması konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Söz konusu görüş ayrılığı, taşıyıcı anneliğin güç etik sorunları ortaya çıkarttığını göstermektedir. Buna göre, Devletlere taşıyıcı annelik uygulamasıyla ilgili karar verirken geniş bir takdir yetkisi tanınmak zorundadır. Ancak, söz konusu takdir yetkisi, kişinin kimliğinin kilit unsurunu oluşturan ebeveynlik konusunda sınırlandırılmalıdır. Mahkeme, ayrıca, Devletlerin ve doğrudan ilgili kişilerin arasında, özellikle çocuklar söz konusu olduğunda onların yüksek çıkarlarının korunması gerektiğine ilişkin temel ilkeye atıfta bulunarak, adil bir dengenin kurulup kurulmadığını belirlemek zorundadır.
(a) Başvuranların aile hayatına saygı hakkı – Fransız hukukunda başvuranlar arasındaki ebeveyn-çocuk ilişkisinin tanınmaması, başvuranların aile hayatını birçok yönden etkilemiştir. Başvuranlar, nüfus kayıtlarına geçirilmeyen Amerikan medeni durum belgelerini, ebeveynlik kanıtı gerektiren bir hakka veya hizmete erişim gerektiğinde yeminli bir tercümesiyle birlikte sunmak zorundadırlar. Ayrıca, başvuran çocuklar şimdiye kadar Fransız vatandaşlığı almamışlardır, bu durum aile seyahatlerini etkilemiş ve yetişkin olduklarında Fransa’da ikamet etme haklarıyla ve aile birliğinin istikrarıyla ilgili endişe doğmasına neden olmuştur. Ayrıca, biyolojik babalarından birinin ölümü veya çiftlerden birinin ayrılması halinde aile hayatına devam etmeye ilişkin olarak da endişeler ortaya çıkmıştır.
Buna karşın, başvuranların aile hayatına ilişkin olası risklerin kapsamı göz önüne alınmaksızın Mahkeme, kararının, biyolojik babalar ve çocuklar arasındaki ebeveyn-çocuk ilişkisinin Fransız hukukunda tanınmamasının sonucu olarak yaşadıkları gerçek zorluklara dayanması gerektiği görüşündedir. Başvuranlar, atıfta bulundukları sorunların üstesinden gelinemez olduğunu iddia etmemiş veya yasal ebeveyn-çocuk ilişkisinin Fransa’da tanınmasını sağlama güçlerinin olmamasının kendilerini Fransa’da aile hayatına saygı haklarını kullanmaktan yoksun bırakacağını da kanıtlamamışlardır. Çocuklar doğduktan kısa bir süre sonra Fransa’ya yerleşebilmişler ve orada diğer ailelerin koşullarıyla genel olarak karşılaştırılabilecek koşullarda yaşayabilmişlerdir. Fransız hukukuna göre, içinde bulundukları durum nedeniyle yetkililer tarafından ayrılma riski taşıdıklarına işaret eden hiçbir gösterge bulunmamaktadır.
Ek olarak, hâkimlerin açıkça ve ister istemez, başvuranların Fransız hukukunun aralarında yurtdışında yasal olarak kurulan ebeveyn-çocuk ilişkisini tanımamasından dolayı karşılaştıkları pratik zorlukların Sözleşme’nin 8. maddesinin öngördüğü sınırı aşmayacağına hükmettiklerinden dolayı, başvuranların Sözleşme’ye dayalı iddialarını reddederken, Temyiz Mahkemesi, başvuranların özel durumlarını incelemeyi göz ardı etmemiştir.
Bu nedenle, başvuranın aile hayatında Fransız hukukunda ebeveyn-çocuk ilişkisinin tanınmamasından kaynaklanan pratik zorluklar ve davalı Devletin takdir yetkisi dikkate alındığında, mevcut davada Temyiz Mahkemesi’nin bulgularından kaynaklanan durum, başvuranların aile hayatına saygı hakları kapsamında, başvuranların ve Devletin çıkarları arasında adil bir denge kurmuştur.
Sonuç: ihlal yok (oy birliğiyle)
(b) Başvuran çocukların özel hayata saygı hakkı – Başvuran çocukların başka bir yerde söz konusu ebeveynlerin çocukları olarak tanındıklarının farkında olmalarına rağmen, Fransız yetkililer, Fransız yasal sisteminde söz konusu statüyü kabul etmemişlerdir. Bu çelişki, Fransız toplumu içinde başvuranların çocuklarının kimlik gelişimlerini olumsuz bir şekilde etkilemiştir. Ayrıca, Sözleşme’nin 8. maddesi belirli bir uyruk edinme hakkını güvence altına almasına rağmen, uyruğun kişisel kimliğin bir parçası olduğu doğrudur. Biyolojik babalarının Fransız olmasına rağmen, başvuran çocuklar Fransız vatandaşlığı elde edememe olasılığına ilişkin endişe verici bir belirsizlikle karşı karşıya gelmişlerdir. Bu durumun, kendi kimliklerinin tanımlanmasında olumsuz etkisi olabilir. Ayrıca, başvuran çocukların Fransız hukukunda söz konusu ebeveynlerin çocukları olarak tanınmamaları, başvuran çocukları miras hakları kapsamında olumsuz etkilemiştir.
Fransa, makul olarak, vatandaşlarını ülke içinde yasaklanan bir üreme tekniğini yurtdışında kullanmaktan caydırmayı istemiş olabilir. Ancak, yukarıdaki değerlendirmelerden, bu yolla dünyaya gelen bir çocuk ile ebeveynleri arasındaki ebeveyn-çocuk ilişkisinin Fransız hukukunda tanınmamasının yol açtığı etkiler, Fransız yetkililerin şikâyet ettiği üreme tekniğini seçen başvuranların durumuyla sınırlı değildir. Söz konusu etkiler, aynı zamanda, herkesin, ebeveynlik dâhil olmak üzere, kendi kimliğini oluşturabilmesi gerektiğine işaret eden özel hayata saygı hakları önemli ölçüde etkilenen çocukların durumlarını da kapsamaktadır. Bu nedenle, söz konusu durumun, çocukların haklarında verilecek karara yol göstermesi gereken yüksek çıkarlarıyla uygunluğu konusunda ciddi bir sorun ortaya çıkmıştır.
Mevcut davada olduğu gibi, ebeveynlerden birisinin aynı zamanda çocuğun biyolojik babası olduğu durumda bu inceleme büyük önem kazanmıştır. Biyolojik ebeveynliğin her bir kişinin kimliğinin bir parçası olarak taşıdığı önem göz önüne alındığında, söz konusu bağın biyolojik gerçekliği tespit edildiğinde ve ilgili çocuk ve ebeveyn bunun tamamen tanınmasını istediğinde, ebeveynleriyle olması gereken yasal bağdan yoksun bırakmanın çocuğun üstün çıkarlarına uygun olduğu söylenemez. Nüfus kaydına doğum belgelerinin kaydedilmesi talep edildiğinde çocuk ve biyolojik babası arasındaki bağ tanınmamıştır; ek olarak, babalık veya evlat edinme beyanıyla veya fiilen sahip olunan konuma dayanarak oluştuğu düşünülen söz konusu bağın tanınması, bu kapsamda Temyiz Mahkemesi’nin içtihadında belirtilen yasağa ters düşmektedir. Başvuran çocukların kimliği ve özel hayata saygı hakkına ilişkin olarak söz konusu ciddi kısıtlama göz önüne alındığında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çocukların biyolojik babalarıyla ilişkisinin iç hukukta tanınmasının ve kurulmasının engelleyerek davalı Devletin takdir yetkisinin kendisine izin verilen sınırlarını aştığına hükmetmiştir. Çarpışan çıkarları tartarken, çocuğun yüksek çıkarlarına atfedilen önem dikkate alındığında, başvuran çocukların özel hayata saygı hakkı ihlal edilmiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Madde 41: Manevi tazminat olarak her bir başvuran çocuğa 5.000 avro ödenmesine karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy