© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin İnsan Haklarına Destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
BÜYÜK DAİRE
LAMBERT VE DİĞERLERİ / FRANSA
(Başvuru no 46043/14)
KARAR
[Alıntılar]
Kararın bu versiyonu Mahkeme İç tüzüğünün 81. maddesine uygun olarak 25 Haziran 2015 tarihinde değiştirilmiştir.
STRAZBURG
5 Haziran 2015
İş bu karar kesindir. Şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Lambert ve diğerleri / Fransa davasında,
7 Ocak ve 23 Nisan 2015 tarihlerinde,
Başkan Dean Spielmann,
Yargıçlar Guido Raimondi,
Mark Villiger,
Isabelle Berro,
Khanlar Hajiyev,
Ján Šikuta,
George Nicolaou,
Nona Tsotsoria,
Vincent A. De Gaetano,
Angelika Nußberger,
Linos-Alexandre Sicilianos,
Erik Møse,
André Potocki,
Helena Jäderblom,
Aleš Pejchal,
Valeriu Griţco,
Egidijus Kūris,
ve Büyük Daire Yazı İşleri Müdürü Erik Fribergh’den müteşekkil Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Büyük Daire) yapılan müzakereler sonucunda, 23 Nisan 2015 tarihinde kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Bu davanın temelinde Fransız Cumhuriyeti aleyhine bu devletin dört vatandaşı, Bayan Viviane et Bay Pierre Lambert, Bay David Philippon et Bayan Anne Tuarze (« başvuranlar »), tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 23 Haziran 2014 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (« Sözleşme ») 34. maddesi uyarınca yapılmış başvuru (no 46043/14) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Paris barosuna kayıtlı avukat J. Triomphe tarafından temsil edilmişlerdir. Fransız hükümeti (« hükümet ») kendi görevlisi, dış işleri bakanlığı hukuk işleri müdürü M. F. Alabrune tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, Vincent Lambert’in yapay olarak beslenmesinin ve su ihtiyacının giderilmesinin durdurulmasının devletin Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan yükümlülüklerine aykırı olacağını, bunun 3. madde çerçevesinde belirtilen ve işkencenin bir parçası sayılan kötü muamele olarak nitelendirilebileceğini ve Sözleşme’nin 8. maddesine göre kişinin vücut bütünlüğüne zarar vereceğini iddia etmişlerdir.
4. Başvuru Mahkeme’nin beşinci Dairesine (iç tüzüğün 52 § 1 maddesi) gönderilmiştir. 24 Haziran 2014 tarihinde, yetkili olan Daire iç tüzüğün 39. maddesini uygulamaya, başvuruyu hükümete tebliğ etmeye ve bu başvuruyu öncelikli olarak incelemeye karar vermiştir.
5. 4 Kasım 2014 tarihinde, başkan Mark Villiger ve yargıçlar Angelika Nußberger, Boštjan M. Zupančič, Vincent A. De Gaetano, André Potocki, Helena Jäderblom, Aleš Pejchal ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stephen Phillips’den oluşan beşinci Daire heyeti davadan, bunun Büyük Daire’de görüşülmesi için çekilmiştir. Bu karara davanın hiçbir tarafı itiraz etmemiştir (Sözleşme’nin 30. ve iç tüzüğün 72. maddeleri).
6. Büyük Daire Sözleşme’nin 26 §§ 4 ve 5 maddesi ile iç tüzüğün 24. maddesine uygun olacak şekilde oluşturulmuştur.
7. Başvuranlar gibi hükümet de başvurunun kabul edilebilirliği ve içeriğiyle ilgili yazılı görüşlerini sunmuştur.
8. Mahkeme başkanının yazılı usule müdahale etmelerine izin verdiği (Sözleşme’nin 36 § 2 maddesi ve iç tüzüğün 44 § 3 a maddesi) Vincent Lambert’in eşi Rachel Lambert, yeğeni François Lambert, üvey kız kardeşi Marie-Geneviève Lambert, Kafatası travması geçirenlerin ve beyni hasar görmüş olanların aileleri ulusal birliği (UNAFTC), Amréso‑Bethel derneği ve Uluslararası insan hakları enstitüsünün insan hakları kliniği de görüşlerini sunmuşlardır. Rachel Lambert, François Lambert ve Marie‑Geneviève Lambert ayrıca sözlü usule de katılmaya davet edilmişlerdir.
9. 7 Ocak 2015 tarihinde Strazburg’da, İnsan hakları sarayında kamuya açık bir duruşma düzenlenmiştir (İç tüzüğün 59 § 3 maddesi).
Bu duruşmada şu kişiler bulunmuştur :
– Hükümet adına
F. Alabrune, Dış İşleri ve Uluslararası Kalkınma Bakanlığı hukuk işleri müdürü, görevli,
E. Jung, Dış İşleri ve Uluslararası Kalkınma Bakanlığı insan hakları müdürlüğü redaktörü,
R. Féral, Dış İşleri ve Uluslararası Kalkınma Bakanlığı insan hakları müdürlüğü redaktörü,
S. Rideau, Kadın Hakları ve Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı hukuk işleri müdürlüğü proje sorumlusu,
I. Erny, Kullanıcı Hakları Birimi, Kadın Hakları ve Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı hukuk ve etik işleri müdürlüğü hukuk danışmanı,
P. Rouault-Chalier, Adalet Bakanlığı genel hukuku işleri ve uyuşmazlık müdür yardımcısı,
M. Lambling, Adalet Bakanlığı kişi ve aile hukuku bürosu redaktörü, danışmanlar ;
– başvuranlar adına
J. Paillot, avukat,
J. Triomphe, avukat,temsilci,
M. G. Puppinck,
Pr X. Ducrocq,
Dr B. Jeanblanc, danışmanlar ;
– Rachel Lambert, müdahil üçüncü şahıs adına
L. Pettiti, avukat,temsilci,
Dr Oportus,
Dr Simon,danışmanlar ;
– François ve Marie-Geneviève Lambert, müdahil üçüncü şahıslar adına
M. Munier-Apaire, Danıştayda ve Yargıtayda avukat,
B. Lorit, avukat, temsilci.
Başvuranlar (birinci başvuran dışında) gibi üçüncü müdahil şahıslar da, Rachel Lambert, François Lambert ve Marie-Geneviève Lambert, duruşma yer almışlardır.
Mahkeme, Bay Alabrune’nün, avukatlar Bay Paillot, Bay Triomphe, Bay Munier-Apaire ve Bay Pettiti’nin bildirilerini dinlediği gibi Bay Alabrune et avukat Bay Paillot’nun bir hakim tarafından sorulan sorulara verdikleri cevapları dinlemiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
10. Başvuranların hepsi fransız vatandaşıdırlar. Başvuranlardan Bay Pierre Lambert 1929, eşi Bayan Viviane Lambert 1945 doğumlu olup, Reims’de ikamet etmektedirler. Diğer başvuranlar, Bay David Philippon 1971 doğumlu olup Mourmelon’da ikamet etmektedir. Bayan Anne Tuarze ise 1978 doğumlu olup Milizac’ta ikamet etmektedir. Başvuranlar 20 Eylül 1976 tarihinde dünyaya gelmiş olan Vincent Lambert’in sırasıyla ebevenyleri, üvey kardeşi ve kız kardeşidir.
11. Vincent Lambert 28 Eylül 2008 tarihinde geçirdiği trafik kazasında ağır bir beyin travması geçirmiştir. Bu travma nedeniyle hiçbir uzvunu kullanamayacak şekilde (tetrapleji) tamamiyle bağımlı hale gelmiştir. 14 Şubat 2014 tarihinde Danıştay tarafından istenen tıbbi bilirkişi raporu Vincent Lambert’in kronik bitkisel hayatta bulunduğunu belirtilmiştir (aşağıdaki 40. paragraf).
12. Vincent Lambert, Eylül 2008’den Mart 2009’a kadar hastanenin yoğun bakım ünitesinde tutulduktan sonra Châlons‑en‑Champagne nöroloji merkezine gönderilmiştir. Mart’tan Haziran 2009’a kadar Berck‑sur‑Mer deniz ve güneş ile tedavi merkezinde (centre héliomarin), 23 Haziran 2009’dan itibaren ise, tüm vücudu felçli ve bilinci çok az açık olan hastaların (pauci relationnel) takip ve bakımının yapıldığı Reims üniversite hastanesinin ilgili merkezinde tedavisine devam edilmiştir. Bu ünite bitkisel hayatta olan veya bilinci çok az açık olan yedi hastayı kabul etmektedir. Burada Vincent Lambert sindirim sistemine yerleştirilen bir sonda vasıtasıyla yapay yoldan beslenmekte ve su ihtiyacı karşılanmaktadır.
13. Temmuz 2011 tarihinde, Liège üniversitesinin özel servisine bağlı olan koma bilim grubunun yaptığı değerlendirmeye göre Vincent Lambert nörolojik açıdan kronik bir bitkisel hayatta bulunmakta olup, bilinci çok az da olsa açıktır. Bu grubun tavsiyelerine uygun olarak hasta Eylül 2011 ile Ekim 2012 arası hergün kineziterapi seansından, Mart ve Eylül 2012 arası iletişim kurabilmesini sağlayacak bir yöntem bulunabilmesi için 87 konuşma terapisinden faydalanmıştır. Ancak, kendisinden hiçbir sinyal alınamamıştır. Ayrıca, koltuğa oturtma denemeleri de gerçekleştirilmiştir.
A. 22 Nisan 2005 tarihli yasa çerçevesinde alınan ilk karar
14. Vincet Lambert’in hasta bakıcıları 2012 yılında kendisine uygulanan tedaviye ve yapılan bakıma karşı koymaya çalıştığına dair gittikçe artan işaretleri algıladıklarını düşünmüşlerdir. Sağlık ekibi, 2013 yılının ilk aylarında Vincent Lambert’in eşi Rachel Lambert’i de dahil ederek 22 Nisan 2005 tarihli hasta hakları ve yaşamın sona ermesi hakkındaki yasa (aşağıdaki 54. paragraf) çerçevesinde kurul prosedürünü başlatmıştır.
15. Bu prosedür, Vincent Lambert’den sorumlu olan ve onun bulunduğu birimin başı olan doktor Kariger’in hastanın beslenemesinin ve su ihtiyacının karşılanmasının durdurulması kararını alması ile sonuçlanmıştır. Bu karar 10 Nisan 2013 tarihinde uygulamaya konulmuştur.
B. 11 Mayıs 2013 tarihli ara karar
16. 9 Mayıs 2013 tarihinde başvuranlar, gecikme halinde para cezasına çarptırılması şartıyla, hastanenin Vincent Lambert’in beslenmesine ve su ihtiyacının giderilmesine tekrar başlaması ve ona durumun gerektirdiği muhtemel tüm bakımın yapılmasını buyurması için Châlons‑en‑Champagne idare mahkemesinde ara karar veren hakimine idare kanunun L. 521-2. maddesi (temel hak ihlali nedeniyle acil arar karar) çerçevesinde başvuruda bulunmuşlardır.
17. 11 Mayıs 2003 tarihli ara kararında hakim yapılan başvuruyu kabul etmiştir. Vincent Lambert’in önceden verdiği herhangi bir talimat ve kamu sağlığı kanununun uygun hükümleri uyarınca hastanın isteklerini belirttiği güvenilir bir kişinin olmamasından dolayı kurul prosedürünün hastanın ailesi ile birlikte, her ne kadar aile üyeleri arasında hastanın geleceği konusunda fikir ayrılıkları olsa da, yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir. Elindeki bilgilerden hakim, hastanın eşinin bu prosedüre katılmış olmasına rağmen ebeveynelerinin alınan kararın uygulanmasından haberdar edilmediklerini, beslenmenin ve su ihtiyacının karşılanmasının durdurulması kararının gerekçelerini bilmedikleri gibi bu kararın onların isteklerine uygun olmadığını da tespit etmiştir.
18. Hakim sonuç olarak usuli bu eksikliklerin hayat hakkına saygı gibi bir temel hak ve özgürlüğe karşı ağır ve açık bir ihlal oluşturduğunu varsaymış ve hastaneye Vincent Lambert’in normal koşullarda beslenmesinin ve su ihtiyacının giderilmesinin tekrar başlatılmasını ve sağlık durumuna uygun olacak şekilde tüm bakımının yapılmasını buyurmuştur.
C. 22 Nisan 2005 yasası çerçevesinde alınan ikinci karar
19. Eylül 2013 tarihinden itibaren yeni bir kurul prosedürü başlatılmıştır. Doktor Kariger, sırasıyla hastanın ebeveynleri, eşi ve sağlık ekibi tarafından seçilmiş üçü (bir nörolog, bir kardiolog ve palyatif bakım uzmanı bir anestezist) ilgili hastanenin dışından olacak şekilde altı doktora danışmıştır. Ayrıca, bir sağlık merkezinde uzmanlaşmış yaşam biriminin sorumlu doktorunun yazılı görüşlerini de dikkate almıştır.
20. Bununla birlikte, 27 Eylül ve 16 Kasım 2013 tarihlerinde iki defa hastanın eşi, ebeveynleri ve altı erkek ve kız kardeşinden oluşan aile konseyini oluşturmuştur. Vincent Lambert’in eşi Rachel Lambert ve sekiz kardeşin altısı beslenmenin ve su ihtiyacının karşılanmasının durdurulmasını isterken, başvuranlar bu kararı reddetmişlerdir.
21. 9 Aralık 2013 tarihinde Doktor Kariger bütün doktorları ve hemen hemen tüm sağlık ekibini toplamıştır. Yapılan toplantı sonunda, Doktor Karıger ve danıştığı altı doktordan beşi tedavinin durdurulmasını onaylamıştır.
22. Bu görüşmelerin sonunda, 11 Nisan 2014 tarihinde Doktor Kariger, 13 Ocak’tan itibaren idare mahkemesi tarafından bir müdahale olmaması durumunda hastanın beslenmesine ve su ihtiyacının giderilmesine son vereceğini belirtmiştir. Bu karara ilişkin on üç sayfalık gerekçeli rapor Vincent Lambert’in geri dönüşü olmayacak şekilde ağır beyin hasarına uğramış olduğunu, yapılan tedavinin sonuç vermediğini, orantısız olduğunu, hastayı hayatta tutmaktan başka bir etkisi olmadığını ve Vincent Lambert’in kazadan evvel yaşamak istemediği şartlarda olduğunu ortaya koymuştur. Bu raporun yedi sayfalık özet bölümü hastanın ailesine okunmuştur. Doktor Kariger, hastanın hayatının yapay olarak beslenerek ve su ihtiyacı giderilerek uzatılmasının onu hayatta tutmak adına gerçekleştirilen mantıksız bir ısrar olduğu sonucuna varmıştır.
D. 16 Ocak 2014 tarihli idare mahkemesi kararı
23. 13 Ocak 2014 tarihinde, başvuranlar Châlons-en-Champagne idare mahkemesine idare kanunun L. 521-2. maddesi uyarınca temel hakların ihlal edilmesinden dolayı acilen ara karar verilmesi amacıyla başvuruda bulunmuşlardır. Bu başvuruda, Vincent Lambert’in beslenmesinin ve su ihtiyacının karşılanmasının durdurulmasının yasaklanması ve hastanın derhal Oberhausbergen’de Amréso‑Bethel derneği tarafından yönetilen uzman yaşam ünitesine (Yukarıdaki 8. paragraf) aktarılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir. Rachel Lambert ve François Lambert, Vincent Lambert’in yeğeni, bu davaya üçüncü müdahil kişi olarak katılmışlardır.
24. İlk duruşma 15 Ocak 2014 tarihinde idare mahkemesinde dokuz hakimin hep birlikte katılımı ile gerçekleşmiştir. 16 Ocak 2014 tarihli kararında mahkeme, Doktor Kariger’in 11 Ocak 2014 tarihli kararının yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
25. Mahkeme öncelikle, devletin, gerekli garantileri sağladıktan sonra, bir kişinin veya isteğini dile getiremeyecek durumda olan hastanın doktorunun yaşam süresini uzatacak bir tedaviye, bu tedavinin mantıksız bir ısrar olarak değerlendirilmesi halinde, karşı gelmesi ve doktorlar birliği konseyinin, sağlık merkezleri etik komitesinin ve gerektiği durumlarda idare ve ceza hakiminin kontrolü altında bu tedavinin durdurulmasını ihtimalini düzenlemesinin Sözleşme’nin 2. maddesine aykırı olmadığını açıklamıştır.
26. Mahkeme daha sonra, kamu sağlığı kanununun, 22 Nisan 2005 tarihli yasadan doğan ve meclis çalışmaları sayesinde daha açıklayıcı hale gelen ilgili hükümlerinden fonksiyonları azalmış olan hastalara özel besinlerin verilmesi ve bunların hasta tarafından alınabilmesi için vücudun içine girecek tekniklere başvurulması şeklinde gerçekleşecek olan bir hastayı yapay yollarla beslenmenin ve su ihtiyacının giderilmesinin tedavi olarak nitelendirileceğini varsaymıştır.
27. Mahkeme, Doktor Kariger’in kararında Vincent Lambert’in ağır bağımlı bir halde uzun süre hayatta tutulmak istemeyeceğine dayanadığını ancak ilgili kişinin daha evvel bu konuda ne yazılı talimat verdiğini ne de isteklerini bilen güvenilir bir kişi tayin ettiğini gözlemlemiştir. Ayrıca, mahkeme, eşine ve erkek kardeşlerinden birine anlattığı durumun sağlıklı ve bu temennisinin derhal sonuçları ile karşılaşacak bir konumda olmayan birinin ifadeleri olup, her ne kadar bu durumda olan hastalarla ilgili mesleki bilgiye sahip olsa da sözlerinin acil bir isteğin şeklen göstergesi olarak ifade edilmediğini tespit etmiştir. Mahkeme, Vincent Lambert’in ebeveynlerinin ahlaki değerlerini ve dini inanışlarını paylaşmadığı için onlar ile ihtilaflı bir ilişkisi yaşıyor olmasının bir tedaviyi kesin olarak reddetmek isteyeceğini açıkça oraya koyduğu sonucuna varılamayacağını ve kendisine yapılan bakıma karşı koymasından hayatta kalmak veya kalmamak ile ilgili arzusuna ilişkin tek bir anlama gelecek bir sonuç çıkarılamayacağını belirtmiştir. Bu durumda, Mahkeme, Doktor Kariger’in Vincent Lambert’in isteğini yanlış yorumladığına karar vermiştir.
28. Ayrıca, 2011 yılında Liège üniversite hastanesinin hazırladığı rapora göre (yukarıdaki 13. paragraf), Vincent Lambert, duygusal algısını ve çevresine karşı göstereceği muhtemelen tepkileri de içerecek şekilde bilinci çok az açık ve tümüyle felçli bir haldedir. Bu durumda, yapay olarak beslenmesi ve su ihtiyacının giderilmesi onu hayatta tutmak amacını taşımamaktadır. Son olarak mahkeme, tedavinin zorlayıcı olmamasından ve acı çektirmemesinden dolayı bunun gereksiz ve orantısız olmadığını varsaymıştır. Mahkeme bütün bu tespitlerin sonunda, Doktor Kariger’in kararının Vincent Lambert’in hayat hakkını açık ve ağır bir şekilde ihlal ettiğine ve bu kararın yürütmesinin durdulmasına karar vermiştir. Ancak, Oberhausbergen’deki özel yaşam ünitesine aktarılması talebini reddetmiştir.
E. 14 Şubat 2014 tarihli Danıştay kararı
29. 31 Ocak 2014 tarihinde, Rachel Lambert, François Lambert ve ilgili sağlık merkezi karara karşı Danıştay nezdinde görevli ara karar hakimine itirazda bulunmuşlardır. Başvuranlar da aynı şekilde Vincent Lambert’in acilen özel yaşam ünitesine transfer edilmesi için itirazda bulunmuşlardır. Kafatası travması geçirenlerin ve beyni hasar görmüş olanların aileleri ulusal birliği (UNAFTC, yukarıdaki 8. paragraf) davaya müdahil üçüncü kişi olarak katılmak için talepte bulunmuşlardır.
30. 6 Şubat 2014 tarihli ara karar duruşmasında, Danıştay uyuşmazlık dairesi başkanı, davayı on yedi üyeden oluşan uyuşmazlık kuruluna göndermeye karar vermiştir.
31. Duruşma 13 Şubat 2014’de gerçekleşmiştir. Raportör Danıştaya sunduğu görüşlerinde Leonetti yasa tasarısının incelenmesi sırasında sağlık bakanının senatörlere yaptığı konuşmaya atıfta bulunmuştur :
« Bir tedavinin durdurulması (...) hastanın ölümüne neden oluyor ise, bu eylemin amacı [öldürmek değildir : bu amaç] ölümün doğal olarak gerçekleşmesi ve hastayı huzura kavuşturmaktır. Hasta ile ilgilenenlerin görevlerinin hastayı öldürmek olmaması son derece önemlidir.»
32. 14 Şubat 2014 tarihinde, Danıştay kararını vermiştir. Yapılan başvuruları birleştirip, UNAFTC’yi müdahil üçüncü kişi olarak kabul ettikten sonra aşağıdaki ifadelerle idare kanunun L. 521-2. maddesine dayanarak dava hakkında karar vermesi için başvurulan hakimin görevini belirtmiştir :
« [L. 521-2. maddesi] uyarınca, idare ara karar hakimi özel bir aciliyet gerektiren bir başvurunun yapılması halinde, idari yetkilinin açık ve ağır bir şekilde yasadışı olarak bir temel hakkı ihlal ettiği durumlarda bu hakkı korumak için gerekli olan tüm tedbirlerin alınmasına karar verebilir; genel olarak tek başına davayı inceleyen ve geçici olan tedbirlere karar veren ara karar hakimine idare kanununun L. 511-1 uyarınca en kısa zamanda, kuşkuya yer vermeyecek durum kriterlerine riayet edecek şekilde, temel özgürlükleri korumak için gerekli olan tedbirleri alma yetkisi tanınmıştır;
Ancak, L. 521-2 maddesine (...) dayanılarak, kamu sağlığı kanunu kapsamında bir doktor tarafından alınan hastanın hayatta tutulmaya çalışılmasının mantıksız bir ısrar olması gerekçesiyle tedavisinin yapılmamasına veya yapılan tedavinin durdurulmasına ilişkin bir karar nedeniyle ve bu kararın uygulanmasının hastanın hayat hakkını telafi edilmez bir şekilde ihlal edeceği gerekçesiyle kendisine başvurulmuş ise yetkilerini özel bir şekilde kullanmak durumdadır ; gerekli olduğu durumlarda kurul şeklinde toplanarak yasaca öngörülmüş hipotezlere dayanmayan bu kararın uygulanmasını durdurmak için gerekli olan tüm tedbirleri almak zorundadır. Bunu yaparken, davada hayat hakkı ile hastanın tıbbi bir tedaviyi onaylama hakkı ve mantıksız bir ısrar olarak nitelendirilecek bir tedaviye katlanmama hakkı gibi temel hakları uzlaştırmayı amaçlar. Bu durumda, ara karar hakimi veya davanın incelenmek üzere gönderildiği kurul, gerektiği takdirde ilgili tedbirin yürütmesini geçici olarak durdurduktan sonra, esas hakkında karar vermeden önce idare kanunun R. 625-3 maddesi uyarınca yetki ve deneyimlerinin mahkemeyi aydınlatabilecek nitelikte olan kişilerin görüşlerini almak için tıbbi bilirkişi raporuna başvurur. »
33. Danıştay, kamu sağlığı kanununun ilgili maddelerinden (L. 1110‑5, L. 1111‑4 ve R. 4127‑37) ve meclis hazırlık çalışmalarından bu hükümlerin içeriklerinin genel olduğu ve sağlık sisteminden faydalanların tümüne olduğu gibi Vincent Lambert’e de uygulanacağını belirtmiştir :
« Bu hükümler bir yandan, herkese önleme, araştırma ve bakım işlemlerinin kendilerinden beklenen faydaya kıyasla orantısız şekilde kişiyi tehlikeye sokmadan, sağlık durumuna en uygun bakımın uygulanması; bu işlemlerin mantıksız bir ısrar oluşturmaması ve faydasız ve orantısız oldukları veya hastayı sadece hayatta tutmaya yaradıklarının tespit edildiği takdirde durdurulmaları veya bu işlemlere hiç başlanılmaması ; hayatının son aşamasında olsun veya olmasın hastanın isteğini dile getirebilecek durumda olmaması halinde tedavisini bunun mantıksız bir ısrar olduğu gerekçesi ile sınırlama veya durdurma konusunda doktor tarafından alınacak kararın kamu sağlığı kanunu tarafından belirlenmiş konsültasyon kuralları ve tıp etik kanunun belirlediği kurul prosedürü çerçervesinde alınması ; bu kararı alacak doktorun hastanın haysiyetini koruması ve kendisine palyatif bakım sağlaması gerektiği anlaşılmaktadır;
Diğer yandan, 22 Nisan 2005 tarihli yasanın kabül edilmesinden önce yapılan meclis tartışmalarının açıklağa kavuşturduğu kamu sağlığı kanunun L. 1110-5 ve L. 1110-4 maddelerinden yasa koyucunun sınırlandırılabilecek veya durdurulabilecek tedavilere, mantıksız bir ısrar olarak nitelendirilmesi koşuluyla, hastanın yapay olarak hayati fonksiyonlarının devamını sağlayan tedavilerin bütününü dahil etmeyi amaçlamıştır. Yapay olarak besleme ve su ihtiyacının karşılanması bu tarz işlemlerden sayılmakta ve sürdürülmelerinin mantıksız bir ısrar olarak nitelendirilmesi halinde durdurulabileceklerdir. »
34. Danıştay olayın koşullarını göz önünde bulundurarak, hastaya uygulanan tedavinin mantıksız bir ısrar olarak değerlendirilmesi nedeniyle durdurulması için alınan kararın yasa ile konulmuş koşullara riayet edip etmediğini tespit etmesi ve bunu gerçekleştirmek için, özellikle Vincent Lambert’in sağlık durumu ile ilgili olmak üzere daha detaylı bilgiye sahip olması gerektiğini vurgulamıştır. Sonuç olarak, davada karar vermeden evvel hastayı inceleyip, kendisi ile ilgilenen tıbbi ekip ve hasta bakıcılarla görüşüp, Vincent Lambert’in güncel durumunu ve gelişimi hakkında Danıştaya bilgi verecek, bağımsız veya kurul halinde tespitlerini ifade edecek nörobilim alanında tanınmış doktorlardan oluşacak tıbbi bir bilirkişi grubu görevlendirmenin gerekli olduğuna karar vermiştir.
35. Danıştay, bilirkişi raporunun, ulusal tıp akademisi, ulusal etik inceleme komitesi ve doktorlar birliği ulusal konseyi başkanlarının teklifi üzerine uyuşmazlık dairesinin belirlediği üç doktordan oluşan kurula verilmesine karar vermiştir. Atanan bu bilirkişiler, grubun oluşturulma tarihinden itibaren iki ay içerisinde şu görevleri yerine getirmek zorundadırlar :
« - Bay Lambert’in mevcut durumu ve Temmuz 2011 tarihinde Liège üniversite hastanesi koma bilim grubu tarafından düzenlenen bilançodan bugüne durumundaki gelişmenin belirtilmesi ;
- Bay Lambert’in beyninde meydana gelen telafi edilemeyecek hasarlar ve klinik bulgular hakkında görüş bildirmek ;
- hastanın ne şekilde olursa olsun çevresiyle iletişim kurabilecek durumda olup olmadığını tespit etmek ;
- Bay Lambert’in kendisine yapılan bakıma tepki gösterdiğine dair işaretlerin olup olmadığı ve var ise, bu tepkilerin yapılan bakımı reddetmek isteği, acı çektiği, kendisine yapılan tedavinin durdurulması isteği veya bunun tam tersi, bunun devamını arzu etmesi şeklinde yorumlanıp yorumlanamayacağını değerlendirmek. »
36. Ayrıca, Danıştay, olayın incelenmesi sırasında ortaya çıkan bilimsel, etik ve deontolojik soruların zorluğu ve önemi karşısında, idare kanununun R. 625-3. maddesi uyarınca, Ulusal Tıp Akademisiden, Ulusal Etik Danışma Komitesiden, Ulusal Doktorlar Birliği Konseyinden olduğu gibi 22 Nisan 2005 tarihli yasanın rapotörü Jean Leonetti’den Nisan 2014 tarihinden evvel kendisine özellikle Vincent Lambert gibi bilinci çok az açık ve ağır felçli bir durumda olan (pauci-relationnel) hastalar bakımından daha evvel bahsi geçen L. 1110-5 maddesi çerçevesinde yapay olarak hayatta tutma ve mantıksız ısrar kavramlarının uygulanması konusunda aydınlatıcı yazılı görüşlerini bildirmelerini taleğ etmiştir.
37. Son olarak, Danıştay başvuranların hastanın özel bir yaşam ünitesine gönderilme konusunda yaptıkları talepleri reddetmiştir (yukarıdaki 29. paragraf).
F. Tıbbi bilirkişi ve genel görüşler
1. Tıbbi bilirkişi
38. Bilirkişiler Vincent Lambert’i dokuz defa incelemişlerdir. Liège koma bilim grubunun raporunu (yukarıdaki 13. paragraf), tedavi ve bakıma ilişkin dosyayı, idari dosyayı da kapsayan tıbbi dosyanın tamamını incelemiş ve MR (imagerie) sonuçlarına ulaşabilmişlerdir. İhtilaflı dosyada bulunan ve bilirkişi raporu için faydalı olacak tüm belgeleri gözden geçirmişlerdir. Ayrıca, 24 Mart ile 23 Nisan 2014 tarihleri arası konuyla ilgili tüm taraflarla (aile, sağlık ve bakım ekibi, danışman doktorlar ve sağlık merkezi ve UNAFTC temsilcileri) görüşmüşler ve Vincent Lambert üzerinde birçok kontrol gerçekleştirmişlerdir.
39. 5 Mayıs 2014 tarihinde bilirkişiler, ön raporlarını, taraflara görüşlerini almak için göndermişlerdir. 26 Mayıs 2014 tarihinde teslim ettikleri raporun son halinde Danıştay tarafından sorulan sorulara aşağıdaki cevapları sunmuşlardır.
a) Vincent Lambert’in klinik durumu ve gelişimi hakkında
40. Bilirkişiler Vincent Lambert’in klinik durumunun bitkisel hayat olduğunu, çok az da olsa bilincinin açık olduğuna dair herhangi bir ibare tespit edilmediğini belirtmişlerdir. Ayrıca, yutkunma zorlukları çektiği ve dört uzvunda tendonların kısalması ile birlikte motor sisteminde çok ağır hasarın gerçekleştiğini vurgulamışlardır. Bilinç durumunun 2011 tarihli Liège raporundan sonra gerilediğini belirtmişlerdir.
b) Telafi edilemez beyin hasarları ve klinik teşhis hakkında
41. Bilirkişiler beyin hasarlarının telafi edilip edilemeyeceği konusunda iki prensibi hatırlatmışlardır : bu hasarların meydana gelmesine neden olan kazadan itibaren geçen zaman ve hasarların yapısı. Olayda, hastanın durumuna sebep olan beyin travmasından sonra beş buçuk yıl geçtiğini ve MR sonuçlarının kesin nöron kaybına sebep olan ciddi bir beyin atrofisinin olduğunu, stratejik öneme sahip olan iki talamusun ve beyin kökünün üst kısmının hemen hemen tamamının zarar gördüğünü ve beyindeki iletişim yollarının ağır bir hasara uğradığını ortaya koyduklarını tespit etmişlerdir. Beyin hasarının telafi edilemez derecede olduğu sonucuna varmışlardır. Ayrıca, gelişim sürecinin süresi, 2011 yılından beri klinik olarak gerilemesi, mevcut olan bitkisel hayat durumu, beyin hasarının genişliği ve yıkıcı yapısı, dört uzvun motor hareketlerinin uğradığı zararın ciddiyetine eklenen fonksiyonel sonuçlar kötümser bir klinik değerlendirmenin unsurları olduğunu ortaya koymaktadır.
c) Vincent Lambert’in çevresi ile olan iletişimi hakkında
42. Gerçekleştirilen incelemelerin ışığında ve 2012 yılında takip edilen ortofonik eğitim protokolünün herhangi bir iletişim kodu oluşturamamış olmasını dikkate alan, bilirkişiler Vincent Lambert’in çevresiyle işlevsel bir iletişim kurabilecek durumda olmadığı sonucuna varmışlardır.
d) Vincent Lambert’in yapılan bakıma tepki verdiğini düşündürecek işaretler ve bunların yorumlanması hakkında
43. Bilirkişiler Vincent Lambert’in bakım ve acı uyandıran tetikleyici denemelere tepki verdiğini gözlemlemiş olsalar da bunların bilinçli olarak yapılmadığın sonucuna varmışlardır. Bu tepkileri bilinçli olarak acının hissedildiği veya tedavinin durdurulması veya devam ettirilmesi konusundaki bir istediğin dile getirilmesi şeklinde yorumlamanın mümkün olmadığını varsaymışlardır.
2. Genel gözlemler
44. 22 ve 29 Nisan ve 5 Mayıs 2014 tarihlerinde Danıştay, doktor birliği ulusal konseyini, 22 Nisan 2005 tarihli yasanın raportörü Bay Jean Leonetti’nin Ulusal Tıp Akademisinin ve Ulusal Etik İnceleme Komitesinin genel görüşlerini almıştır.
Doktorlar birliği ulusal konseyi kamu sağlığı kanunun L. 1110-5. maddesinde yer alan «hayatta sadece yapay olarak tutma » ifadesinden yasa koyucunun sadece en önemli hayati fonksiyonların yerini alacak teknik imkanlara başvurularak hayatta kalması sağlanan kişileri değil, ayrıca ve özellikle iletişim ve düşünsel işlevlerinin ciddi ve geri dönülemez şekilde hasar görmüş olanları da hedef aldığını açıkça belirtmiştir. Bir kişinin fiziksel olarak çöküşüne ve iletişime ilişkin ve düşünsel yeteneklerinin kaybına sebep olan patolojik bir durumun kronik hale gelmesi ve herhangi bir iyileşme ihtimalinin olmaması durumunda bir kişinin hayatta tutulmaya çalışılmasının mantıksız bir ısrar olacağını vurgulayarak zamansallık kavramını ortaya koymuştur.
Bay Leonetti yasanın beyinleri hasar görmüş « hayatlarının son aşamasında » olmasalar bile hastlalıklarının en son ve çaresi olmayan bir aşamasında bulunan ağır hastalara uygulanacağını ve bu durumun yasa koyucunun ilgili yasaya « hayatlarının son aşamasındaki hastaların hakları » başlığı yerine « hasta hakları ve hayatın sonu » başlığını vermesiyle açıklanacağını belirtmiştir. Bir kişiyi mantıksız bir şekilde hayatta tutma ısrarına ilişkin kriterleri ve bunun değerlendirilme unsurlarını ortaya koymuştur. «Yapay yoldan yaşam süresini uzatma » amacı taşıyan tedaviden daha katı bir şekilde ifade edilen bir kişiyi «yapay olarak sadece hayatta tutma » ifadesinin çok daha kısıtlayıcı ve « gerçek anlamda bir kişiyi biolojik olarak » hayatta tutma anlamına atıfta bulunduğunu ve hastanın bir yandan telafisi mümkün olmayacak ağır beyin hasarlarından muzdarip olduğu ve diğer yanda da, iletişim kurabilmesinin ve bilincinin açılmasının mümkün olmaması şeklinde çifte özellik gerektirdiğini vurgulamıştır. Yasanın tedavinin durdurulması kararının bu kararı alan kişinin belirlenmesi ve doğabilecek tüm suçluluk duygusunun engellenmesi için hastanın ailesi tarafından değil sadece doktor tarafından verilmesini öngördüğünü belirtmiştir.
Ulusal tıp akademisi doktor ile hasta arasındaki güven ilişkisinin bir gereği olarak bir doktorun bilerek başkasının hayatına son vermesinin yasaklandığını hatırlatmıştır. Akademi, 22 Nisan 2005 yasasının sadece « yaşamın sonu »‘na ilişkin durumlara değil, « yaşam mücadelesi veren » kronik bitkisel hayatta olan veya bilinci en düşük düzeyde açık olan hastaların « hayatlarının sona erdirilmesi »ne ilişkin çok ciddi bir etik sorunsalı ortaya koyan durumlara da uygulandığı konusunda uzun bir süre önce yapmış olduğu incelemeye atıfta bulunmuştur.
Etik inceleme ulusal komitesi, mantıksız ısrar, hayatı yapay olarak devam ettiren tedavi kavramlarının yarattığı zorlukları derinlemesine incelemiş ve bu durumlara ilişkin etik soruları ortaya koymuştur. Özellikle, kurul kararının alınması sürecinin gerçekten alınan ortak bir kararla sonuçlanması ve mutabakatın sağlanmaması halinde uzlaşma ihtimaline başvurulmasının mümkün olması konusunda ciddi olarak düşünülmesi gerektiğini salık vermiştir.
G. 24 Haziran 2014 tarihli Danıştay kararı
45. Danıştay nezdinde duruşma 20 Hazitan 2014 tarihinde gerçekleşmiştir. Savcı görüşlerinde şu hususları vurgulamıştır :
« (...) yasakoyucu, bir hastanın ölümünün engellenemeyeceği durumlarda, bu ölümün kendiliğinden gerçekleşmesi ile ölüme sebep olacak bir maddenin hastaya verilmesi ile ölümün gerçekleştirilmesinin sağlanması arasındaki uçurumun aşılmasını işi iyileştirmek olanlardan istememiştir. Bir tedaviyi durduran doktor öldürmüş sayılmaz. Bu durum yapacak şeyi kalmadığı için müdahaleden geri çekilmesi anlamına gelmektedir. »
24 Haziran 2014 tarihinde Danıştay kararını vermiştir. Vincent Lambert’in üvey kız kardeşi olan Marie‑Geneviève Lambert’in üçüncü kişi olarak davaya müdahil olmasını kabul ettiken ve kendisine ulaştırılan genel görüşlerde yapılan yorumlar ve açıklamalarda belirtilen iç hukukun olaya uygulanacak hükümlerini hatırlattıktan sonra Danıştay, başvuranların sırasıyla Sözleşme ve iç hukuk hakkındaki iddialarını incelemiştir.
46. İlk nokta ile ilgili olarak, Danıştay, bir doktorun kamu sağlığı kanununa dayanarak bir tedavinin devam ettirilmesinin mantıksız bir ısrar olarak nitelendirilecek olmasından dolayı bu tedavinin yapılmaması veya durdurulmasına ilişkin olarak aldığı karardan ve bu kararın hastanın hayatına geri dönülmez bir şekilde zarar vermesinden dolayı ara karar hakimine idare kanununun L. 521‑2. maddesine dayanarak başvurulması halinde (temel hakların ihlaline ilişkin ara karar) ilgili hükümlerin Sözleşme ile olan uyumsuzluğuna dayanan iddialarını incelemenin kendisine ait olduğunu hatırlatmıştır (yukarıdaki 32. paragraf).
47. Olayda Danıştay, Sözleşme’nin 2. ve 8. maddelerine dayanan iddialara aşağıdaki şekilde cevap vermiştir :
« Kamu sağlığı kanununun ihtilaflı maddelerinin herkesin en uygun tedaviyi görme, herhangi bir tedaviyi reddetme talebine riayet edilmesini sağlama, mantıksız bir ısrar olarak değerlendirilecek bir tedaviye katlanmak zorunda bırakılamam haklarını tasdik eden hukuksal bir çerçeve belirlediği ; bu hükümlerin, bir doktora, istediğini dile getirecek durumda olmayan bir kişi hakkında hayatını tehlikeye sokacak şekilde tedavinin sınırlandırılması veya durdurulması kararını sadece bazı kesin koşullarda almasına izin verdiği varsayılmaktadır : tedavinin devam ettirilmesinin mantıksız ısrar olarak nitelendirilecek olması, hasta tarafından muhtemel dileklerinin dikkate alınması, en az başka bir doktor, sağlık ekibi tarafından incelendiğine, güvenilir kişinin, ailesinin veya bir yakının görüşlerinin alınmasına ilişkin güvencelerin sağlanması. Bir doktorun bu yönde aldığı bir karara karşı kanunun öngördüğü koşuların yerine getirilip getirilmediğinin tespit edilmesi için bir mahkeme nezdinde itiraz edilebilir.
Konularına ve uygulandıkları koşullara göre bir bütün olarak ele alınan kamu sağlığı kanununun ihtiaf konusu hükümleri Sözleşme’nin ne 2. ne de 8. maddesine aykırı olarak değerlendirilebilirler (...) »
Danıştay, Sözleşme’nin 6. ve 7. maddelerine dayalı şikayetlerini reddetmiştir. Bunun sebebi, kamu sağlığı kanununun hükümlerinin doktora verdiği görevin Sözleşme’nin 6. maddesinden doğan tarafsızlık ilkesine uyumsuz olmadığı ve ceza mahkumiyetleri ile ilgili olan 7. maddenin olayda ileri sürülemeyeceğidir.
48. Kamu sağlığı kanununun uygun olan hükümlerine göre Danıştay şu şekilde karar vermiştir :
« Her ne kadar bir hastanın yapay olarak beslenmesi ve su ihtiyacının karşılanması bunlara devam edilmesinin mantıksız bir ısrar olarak nitelendirilmesi halinde durdurulabilecek tedavilerden sayılsalarda, bir hastanın geri dönülmeyecek şekilde bilinçsiz durumda olması veya daha çok bu tarz beslenme ve su ihtiyacını giderilmesi yoluna başvurulmasını gerektirecek şekilde bağımlı hale gelmesi tek başına bu tedaviye devam edilmesini mantıksız ısrar nedeniyle reddetme gerekçesiyle haksız olarak kabul edilmesini geektirmez;
İsteğini dile getiremeyecek durumda bilinci en düşük seviyede açık veya bitkisel hayatta bulunan ve hayatta kalması yapay bir sekilde beslenmesi ve su ihtiyacının giderilmesine bağlı olan sebebi ne olursa olsun ağır beyin hasarı geçirmiş olan bir hastanın beslenmesinin ve su ihtiyacının giderilmesinin durdurulması koşullarının değerlendirilmesi için bu konuyla görevli olan doktorun önem derecesi daha önceden belirlenemeyen ve her hastanın özel durumuna göre değişen tıbbi olan veya olmayan birçok unsura dayanmasını gerektirmektedir. Hastanın durumunu, kazanın meydana geldiği veya hastalığının başladığı zamandan beri süre gelen gelişimini, çektiği acıyı, klinik değerlendirmeyi ilgilendiren ve yeteri kadar uzun bir süreyi kapsaması ve bir kurul kapsamında incelenmesi gereken tıbbi unsurlardan başka, doktor, hastanın daha evvel, her ne şekilde ve içerikte olursa olsun ifade edilmiş isteğine büyük bir önem vermek zorundadır. Bu itibarla, bu isteğin bilinmemesi halinde, bu durum mevcut koşullarda hastanın hayatta kalmayı reddetiği anlamına gelmemektedir. Doktor, bir mutabakat yaratmak için, hasta tarafından daha evvel seçilmiş ise güvenlir kişinin, aile üyelerinin, bunların yokluğunda yakınlarından birinin ayrıca fikrini almak zorundadır. Hastasını incelerken herşeyden önce ona yardım etme endişesi ile çalışmalıdır (...) »
49. Danıştay daha sonra, olayın koşullarının ve başta tıbbi bilirkişi raporu olmak üzere nezdinde gerçekleştirilen çekişmeli dava sürecinde ortaya çıkan unsurların tamamını dikkate aldığında, devam etmesi halinde mantıksız bir ısrar şeklinde nitelendirilecek bir tedavinin durdurulmasına ilişkin bir karar verebilmek için Dr Kariger’in 11 Ocak 2004 tarihinde, yasada belirtilmiş olan tüm koşullara riayet ettiğinden emin olduğunu vurgulamıştır.
50. Bu durumda, Danıştay, şu açıklamada bulunmıştur :
« İlk olarak, 11 Ocak 2014 tarihli kararını almadan önce Dr Kariger’in (...) bir kurul oluşturarak yürüttüğü incelemenin kamu sağlığı kanunun R. 4127-37 maddesi hükmüne uygun olduğu ve bu maddenin aslında gerekli olduğu durumlarda ikinci bir doktorun görüşünün de alınması gerektiğini belirtmiş olmasına rağmen olayda altı doktor ile görüşüldüğünü tespit edilmiştir; Dr Kariger 9 Aralık 2013 tarihli toplantıya Bay Lambert’in ailesinin seçtiği ikinci doktoru, ilk doktorun da onlar tarafından belirlenmiş olmasından dolayı, yasal olarak çağırmak zorunda değildir; yapılan soruşturmadan sağlık personelinden bazı kişilerin bilerek bu toplantıya çağrılmadıkları sonucuna varılmamıştır; Dr Kariger hastanın yeğeni François Lambert ile görüşmeye hakkı vardır; Dr Kariger’in yapılan red prosedürüne ve Bay Lambert’in başka bir hastaneye gönderilmesine karşı gelip bunu kamu huzurunda dile getirmiş olması olayın genel koşullarına göre tarafsızlık ilkesinin gereklerini yerine getirmemiş olduğu şeklinde yorumlanamaz; böylelikle, Châlons-en-Champagne idare mahkemesi önünde iddia edildiği gibi 11 Ocak 2014 tarihli kararın alınmasından önce gerçekleştirilen prosedürde hiçbir usulsüzlük tespit edilmemiştir;
İkinci olarak, bilirkişi raporunun sonuç bölümünde bir yandan, Bay Lambert’in durumu « tek başına nefes alıp verebilen», « beyin sapının işlevlerini yerine getiremediği, dört uzvunda ağır motor hareket sorunları ve yutkunma zorluğu » olan bitkisel hayat şeklinde tanımlanmıştır ; 7-11 Nisan 2014 tarihlerinde gerçekleştirilen yapısal ve işlevsel beyne ilişkin bulgulardaki sonuçlar (...) böylesi bir bitkisel hayat durumuna uygun olup, Bay Lambert’in, Temmuz 2011 tarihinde Liège üniversite hastanesi koma bilim grubu tarafından hazırlanan bilançoda tespit edilmiş olan bilinç dalgalanmalarının yok olmasıyla ve bu bilançonun hazırlanışı sırasında sürdürülen terapisel denemelerin sonuçsuz kalması ile ortaya çıkan klinik gelişimi « bu tarihten beri bilinç durumunun bozulmuş olduğunu » ortaya koymuştur ;
Diğer yandan, bilirkişi raporunun sonuçlarında, raporda belirtilen beyinsel bulguların, « kognitif işleyiş için temel olan alt kortikal bölgelerin yapısının ve metabolizmasının ciddi zarara uğraması » ve « bilinç için gerekli olan beyin bölümleri arasındaki iletiş yollarının yapısal olarak ciddi olarak düzensiz olması » şeklinde tarif edilebiliecek ağır ve yayılmış olan beyin hasarını ortaya koyduğu tespit edilmiştir; ağır beyin atrofisi ve gözlemlenen hasarlara bakıldığında, kazanın gerçekleştiği tarihten bugüne geçen beş buçuk yıllık süre sonunda bunların düzeltilemeyeceği sonucuna varılmıştır ;
Ayrıca, « uzun süren gelişim süresi, 2011 yılından beri klinik gerileme, mevcut bitkisel hayat durumu, beyin hasarlarının yayılmış ve yıkıcı yapısı, işlevsel testlerin sonuçları ve dört uzvunun tamamiyle motor hareket kabiliyetini kaybetmiş olması « kötü bir klinik değerlendirmeyi » ortaya çıkarmaktadır;
Son olarak, bilirkişiler her ne kadar Bay Lambert’in kendisine yapılan bakıma veya bazı uyarmalara karşı tepkide bulunduğunu tespit etmişlerse de, bu tepkilerin yapısının bilinçsiz olduğunu ve bunların « acı çektiğinin bilinçli olarak ifadesi » veya kendisini hayatta tutan tedavinin devam ettirilmesine veya durdurlmasına ilişkin bir niyetin veya temenninin açıkça belirtilmesi şeklinde yorumlanamayacağını belirtmişlerdir;
Hastanın dokuz defa muayene edilmesi, derinlemesine yapılan beyin incelemeleri ve hasta ile ilgilenen sağlık personeli ile bakımını yapan personnel ile konuşulmasından ve dosyanın tamamının incelenmesinden sonra bilirkişilerin kurul halinde yürüttükleri inceleme sonunda oybirliği ile vardıkları bu sonuçlar, Dr Kariger’in klinik teşhis ve hasarların düzeltilemeyecek durumda olmaları konusunda varmış olduğu sonuçlarla uyumludur ; Bilirkişi raporunun teslim edilmesinden sonra Danıştay nezdinde gerçekleştirilen çekişmeli dava sürecinde yapılan tartışmalar bilirkişilerin vardığı bu sonuçların reddedilmesine yol açacak mahiyette değildir; raporda ve hatta biraz evvel belirtildiği gibi Bay Lambert’in yapılan bakıma gösterdiği tepkiler tedavinin durdurulmasına ilişkin bir talebin açık ifadesi şeklinde görülüp yorumlanacak olup, Dr Kariger, itiraz edilen kararında bu hareketlerin çeşitli yorumlara neden olduğunu ve bunlara mesafeli yaklaşılması gerektiğini belirtmiş ve kararında bunları bir gerekçe olarak kullanmadığını belirtmiştir ;
Üçüncü olarak, kamu sağlığı kanunu hükümlerinden bir hastanın önceden verilmiş talimatlardan farklı olarak ifade edilmiş isteklerinin de dikkate alınabileceği anlaşılmaktadır; Yapılan soruşturma ve özellikle Rachel Lambert’in tanıklığından, eşi Vincent Lambert gibi kendisi gibi hasta bakıcı olduğu ve yoğun bakımda olan ve hiçbir uzvunu kullanamayan ve zihinsel yetilerini kaybetmiş olan (polyhandicapées) hastalarla ilgili olarak yaşadıkları deneyimleri birbiriyle paylaştıkları ve bu sırada Bay Lambert’in birçok defa, çok büyük oranda başkasına bağımlı kalacak duruma düşmesi halinde yapay olarak hayatta tutulmak istemediğini açıkça ifade ettiği ortaya çıkmıştır ; Rachel Lambert’in tarihlendirilmiş ve kesin bir şekilde ifade edilmiş bu sözlerinin içeriği Vincent Lambert’in erkek kardeşlerinden biri tarafından da onaylanmıştır ; her ne kadar bu sözler Vincent Lambert’in ebevenyleri tarafından kabul edilmemiş ise de oğullarının bunun tersi isteklerde bulunduğunu veya kendilerden bunun aksini isteyebileceğini iddia etmemişlerdir ; Bay Lambert’in birçok kız ve erkek kardeşi bu ifadelerin onun karakterine, kişisel görüşlerine ve geçmişine uyduğunu belirtmişlerdir; aynı şekilde, Dr Kariger’in itiraz edilen kararındaki gerekçelerinde Bay Lambert’in kazadan evvel bu koşullarda yaşamak istemediği konusundaki inancı, bir hastanın kazadan önce açıkça ifade edilmiş isteklerinin hatalı bir şekilde yorumlanması olarak kabul edilemez ;
Dördüncü olarak, kamu sağlığı kanununa göre sorumlu olan doktor tedavinin durdurulmasına ilişkin bir karar almadan önce hastanın ailesinin fikrini alması gerekmektedir; Dr Kariger bu yükümlülüğü önceden bahsedilen iki toplantı sırasında Bay Lambert’in eşi, annesi, babası, erkek ve kız kardeşlerine danışmış olmakla yerine getirmiştir; her ne kadar Bay Lambert’in ebeveynleri ve bazı erkek ve kız kardeşleri tedavinin durdurulmasına karşı olduklarını ifade etmiş iseler de, Bay Lambert’in eşi ve diğer erkek ve kız kardeşleri tedavinin öngörüldüğü şekilde durdurulmasını kabul etmişlerdir; Dr Kariger bu farklı görüşleri dikkate almıştır; olayın koşullarında, aile üyelerinin tedavinin durdurulması konusunda hem fikir olmamalarının onun alacağı karara engel olmayacağını düşünmüştür;
Bu tespitlerden sorumlu doktorun hastayı sadece hayatta tutmaya yarayan ve devam edilmesi halinde mantıksız bir ısrar olarak nitelendirilebilecek bir tedaviye son vermeye ilişkin bir karar alabilmesi için yasa tarafından düzenlenmiş farklı koşulların Vincent Lambert’in durumunda ve Danıştayın çekişmeli olarak gerçekleştirdiği yargı süreci dikkate alındığı takdirde gerçekleşmiş sayılır; sonuç olarak, Dr Kariger’in Vincent Lambert’in yapay olarak beslnemesine ve su ihtiyacının karşılanmasına son verilmesine ilişkin 11 Ocak 2014 tarihinde almış olduğu karar yasaya aykırı sayılamaz. »
51. Sonuç olarak Danıştay, idare mahkemesi kararını düzelterek başvuranların taleplerini reddetmiştir.
II. UYGUN İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Kamu sağlığı kanunu
52. Kamu sağlığı kanununun (kanun olarak ifade edilecektir) L. 1110‑1. maddesine göre sağlığın korunması temel hakkı, herkesin yararına olacak şekilde bütün imkanlar kullanılarak uygulanmalıdır. Kanunun L. 1110‑2 maddesi hasta bir insanın haysiyetine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunu belirtmiş ve L. 1110‑9 maddesi durumu gerektirdiği takdirde herkesin acısını azaltmak, ruhsal ızdırabını hafifletmek, haysiyetini korumak ve yakınlarına destek sağlamak için L. 1110‑10 maddesinde etkin ve devamlı bakım şeklinde belirtilen palyatif bakımlardan faydalanmasını temin etmiştir.
53. Kendisini hazırlayan raportör Jean Leonetti’nin adını alarak, Leonetti yasası olarak bilinen 22 Nisan 2005 tarihli yaşamın sonu ve hasta hakları ile ilgili yasa (yukarıdaki 44. paragraf) kanunun bazı maddelerını değiştirmiştir. Bu yasa Bay Leonetti’nin başkanlık ettiği meclis araştırma komisyonu tarafından hayatın sonu konusunda ortaya çıkan soruların tamamı üzerinde düşünmek ve muhtemel yasa ve yönetmelik değişikliklerini öngörmek için yapılan çalışmalar sonunda kabul edilmiştir. Bu çalışmalar sırasında araştırma komisyonu birçok kişiyi dinlemiş ve 30 Haziran 2004 tarihinde raporunu teslimn etmiştir. Yasa oybirliğiyle, 30 Haziran 2004 tarihinde mecliste, 12 Nisan 2005 tarihinde de senatoda kabul edilmiştir.
Yasa ne ötenaziye ne de intihara yardıma izin vermektedir. Bir doktora tedaviyi durdurma iznini sadece bu tedavinin devam etmesinin mantıksız olarak nitelendirilmesi (başka bir değişle aşırı terapiden kaynaklanan) ve durdurma kararının düzenlenmiş olan prosedüre uygun olması şartıyla vermektedir.
Kanununun yasayla düzenlenmiş uygun olan maddeleri şunlardır:
Madde L. 1110-5
« Herkes, sağlık durumu ve bu durumun gerektirdiği müdahalenin aciliyeti göz önünde bulundurularak en uygun olan bakımı görmek ve etkililiği kabul edilmiş olan ve kesin tıbbi bilgilere göre en iyi sağlık güvenliğini sağlayan tedavilerden faydalanmak hakkına sahiptir. Önleme, araştırma ve bakım işlemlerinin tıbbi bilgiler ışığında, kendilerinden beklenen faydalara göre orantısız tehlikeler doğurmamaları gerekmektedir.
Bu işlemler mantıksız bir ısrar şeklinde gerçekleştirilmemelidirler. Bunlar orantısız ve gereksiz iseler veya sadece yapay olarak hayatta tutmayı sağlıyorlarsa askıya alınabilirler veya hiç bir şekilde gerçekleştirilmeyebilirler. Bu durumda doktor ölecek olan hastanın haysiyetini korur ve L. 1110-10. maddede öngörülen bakımları gerçekleştirerek hayat kalitesini teminat altına alır. (...)
Herkes acısını azaltacak bakımı görme hakkına sahiptir. Bu acı her koşulda öngörülmeli, değerlendirilmeli, dikkate alınmalı ve giderilmelidir.
Sağlık yetkilileri herkese ölüme kadar haysiyetli bir hayat sağlamak için sahip oldukları her imkanı kullanırlar (...) »
Madde L. 1111-4
« Herkes kendisine verilen tüm bilgiler ve tavsiyeler ışığında sağlık yetkilisi ile birlikte sağlığı ile ilgili kararlar alır.
Doktor hastanın isteğine, hastayı bunun sonuçları hakkında bilgilendirdikten sonra saygı göstemek zorundadır (...)
Ne tıbbi bir işlem ne de tedavi kişinin özgür ve bilgilendirilmiş rızası olmaksızın uygulanabilir. Bu rıza her durumda geri çekilebilir.
Kişinin isteğini dile getirecek durumda olmaması halinde, bu kişiye, acil bir durum veya olanaksızlık sözkonusu olmadığı takdirde, L. 1111-6. maddenin belirttiği güvenilir kişinin, ailenin veya ailenin olmadığı durumlarda bir yakının fikri alınmadan hiçbir müdahale gerçekleştirilemez veya bu kişi için bir araştırma yapılamaz.
Kişinin isteğini dile getirecek durumda olmaması halinde tıbbi etik kanununun belirttiği kurul prosedürüne saygı göstermeksizin ve L. 1111-6. maddede öngörülen güven duyulan kişinin veya aile veya ailenin olmaması halinde yakınlarından birinin görüşleri ve gerektiği durumlarda kişinin önceden ifade ettiği talimatları dikkate alınmadan hayatını tehlikeye sokacak tedavinin sınırlandırılması veya durdurulması mümkün olamaz (...) »
Madde L. 1111-6
« Yetişkin her kişi, bir ebeveyni, bir yakını veya aile hekimi olacak şekilde güvendiği bir kişiyi şeçebilir. Bu kişiye hasta kendini ifade edemeyecek ve bunun için gerekli olan bilgileri alamayacak durumda olması halinde danışılacaktır. Bu belirleme yazılı bir şekilde yapılmalıdır. Her an geri çekilebilir. Hasta dilerse güvenilir kişi onun karar almasına yardımcı olmak için ona tüm girişimlerinde eşlik eder ve tıbbi görüşmelere onunla katılır.
Hastaneye yatırılma durumunda bir hastaya, önceki fıkrada belirtilen koşullarda güvenilir bir kişiyi tayin etme konusunda teklifte bulunulur. Bu tayin hastanede kaldığı ve başka bir tayinde bulunmadığı sürece geçerlidir (...) »
Article L. 1111-11
« Her yetişkin kişi bir gün isteklerini dile getiremeyecek durumda olma ihtimaline karşı önceden talimatlarını yazabilir.Bu talimatlar kişinin hayatının son aşamasında tedavinin sınırlandırılması veya durdurulması ile ilgili dileklerini içermektedir. Bunlar her an geri çekilebilir.
Kişinin bilincinin kapanmasından en az üç ay evvel hazırlanmış olmaları koşuluyla, doktor bu talimatları her tür araştırmayı, müdahaleyi ve tedaviyi gerçekleştirirken dikkate alır (...) »
54. Kanunun L. 1111‑4. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen kurul prosedürü tıbbi etik kanunun bir bölümü olan R. 4127‑37. maddesinde açıklanmış ve şu şekilde düzenlenmiştir:
«I. Her koşulda doktor hastanın durumuna en uygun olan yöntemleri kullanarak onun acısını dindirmeye çabalamalı ve ona ruhsal olarak yardım etmelidir. Araştırma ve tedavi kapsamında tüm mantıksız ısrardan kaçınmalı ve faydasız, orantısız olan ve sadece yapay olarak hayatta tutmaya yarayan tedavilerin başlatılmasından veya devam ettirilmesinden vazgeçebilir.
II. L. 1111-4. maddenin beşinci fıkrasında ve L. 1111-13. maddenin birinci fıkrasında öngörülen durumlarda yapılacak tedavilerin sınırlandırılmasına veya durdurulmasına ilişkin karar önceden bir kurul prosedürü uygulanmadan alınamaz. Doktor, kendi inisiatifiyle kurul prosedürünü başlatabilir. Bunu, hastanın önceden belirttiği talimatları, bunları R. 1111-19. maddesine göre elinde bulunduranların dile getirmeleri veya güvenilir kişinin, ailenin veya ailenin yokluğundan bir yakının talep etmesi suretiyle gerçekleştirebilir. Hastanın talimatlarını bilenler, güvenilir kişi veya gerektiği durumda yakınlarından biri kurul prosedürüne ilişkin karar alınır alınmaz haberdar edilmelidirler.
Tedavinin sınırlandırılması veya durdurulması kararını hasta ile ilgilenen doktor bir bakım ekibinin mevcut olması halinde bu ekibin onayını ve danışman olarak atanan en az bir doktorun gerekçeli görüşünü dikkate almaktadır. Doktor ile danışman arasında hiyerarşik olan hiçbir bağ bulunmamalıdır. Bu doktorlardan birinin gerekli görmesi halinde ikinci bir danışmanın görüşü istenebilir.
Bir tedavinin sınırlandırılması veya durdurulması için alınacak bir karar hastanın yazılı olarak hazırlaması halinde dileklerinin, özellikle önceden verdiği talimatların, belirlediği güvenilir kişinin, ailesinin veya ailesinin olmaması halinde yakınlarından birinin görüşünün dikkate alınmasıyla verilir. (...)
Tedavinin sınırlandırılması veya durdurulmasına ilişkin karar gerekçeli olmalıdır. Alınan fikirler, bakım ekibinin içerisinde gerçekleşen tartışmaların doğası ve anlamı ve alınan kararın gerekçeleri hastanın dosyasına kaydedilmelidir. Tayin edilmiş olması halinde güvenilir kişi, aile veya ailenin olmaması halinde yakınlardan biri tedavinin sınırlandırılması veya durdurulması hakkında verilmiş olan karardan ve bu kararın gerekçelerinden haberdar edilir.
III. L. 1110-5. madde ve L. 1111-4. veya L. 1111-13. maddeler uyarınca bir tedavinin sınırlandırılmasına veya durdurulmasına ilişkin bir karar verildiğinde mevcut maddenin I. ve II. fıkralarındaki koşullarda doktor, her ne kadar hastanın acısı beyninin durumundan dolayı değişmeyecek olsa da, R. 4127-38. maddede belirtilen koşullarda ve prensiplere uygun olarak hastaya bu süreçte eşlik etmek için ağrı kesici (antaljik) ve sakinleştirici (sedatif) tedavilere başvurur. Ayrıca, hastanın çevresinin de durumdan haberdar edilmesini ve gerekli desteği görmelerini sağlar. »
55. Kanunun R. 4127‑38. maddesi şu şekilde düzenlenmiştir :
« Doktor ölüm eşiğinde olan hastasının son anlarına kadar ona eşlik etmelidir. Uygun olan bakım ve tedbirler ile sona ermekte olan hayatın kalitesini güvence altına almak, hastanın haysiyetini korumak ve çevresini teselli etmek zorundadır.
Hastanın kasten ölümüne sebep olma hakkına sahip değildir. »
(...)
III. AVRUPA KONSEYİ BELGELERİ
(...)
B. Hayatın son aşamasında uygulanan tedavilere ilişkin karar süreci hakkında el kitabı
60. Bu el kitabı, Avrupa Konseyi’nin Bioetik Komitesi tarafından hastaların hakları ile ilgili yapılan çalışmalar çerçevesinde ve Oviedo Sözleşmesi’nde belirtilen ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla oluşturulmuştur.
Bu el kitabı, hayatın son aşamasına ilişkin tedaviler ile ilgili karar sürecinin işlemesi için kriterler sunmayı, gerek mevzuat gerekse etik referansları ve bu karar süreci ile karşılaşmış olan uzmanlar için faydalı olacak doğru tıbbi pratiğe ilişkin unsurları bir araya getirmeyi ve de açıklayıcı bilgilerle konu hakkındaki genel tartışmaya katkı sağlamayı hedeflemektedir.
61. Bu el kitabı, karar sürecinin etik ve hukuksal çerçevesi olarak özerklik (hastanın önceki, aydınlanmış ve serbest iradesi), yardımseverlik ve kötülük etmekten kaçınma ve adalet (bakım görme konusunda hakkaniyet) ilkelerini saymaktadır. El kitabı doktorun, ortaya koyduğu güçlüğün ve tehlikelerin dikkate alınmasıyla faydasız veya orantısız kabul edilen bir tedaviye başvurmaması gerektiğini belirtmektedir. Doktor hastaya orantılı ve durumuna uygun tedavileri uygulamalıdır. Ayrıca, doktor hastasına özen gösterme, ızdırabını hafifletme ve ona bu süreçte eşlik etme yükümlülüğü altındadır.
Tedaviler bir hastanın hastalığının nedenleri üzerinde etki ederek sağlık durumunu iyileştirmeyi hedefleyen müdahaleleri kapsarlar. Aynı zamanda, hastalığın nedenleri (etioloji) üzerinde değil, belirtileri üzerinde etkili olan veya işlemsel bir yetersizliğe cevap veren müdahaleleri de kapsarlar. « Tartışmalı olan konu» başlığı altında el kitabı şu şekilde bir açıklamada bulunmuştur :
« Yapay olarak beslemenin ve su ihtiyacını karşılamanın sınırlandırılması, durdurulması veya hiç gerçekleştirilmemesi sorusu
Kendi kendine beslenme ve su içme yetisini kaybetmemiş olan hastaya yemek ve su vermek tatmin edilmesi gerekli olan fiziyolojik ihtiyaçlara bağlı dışarıdan yapılan katkılardır. Hastanın reddetmesi durumu hariç yapılması gereken bakımlardandır.
Bir hastanın, tıbbi bir talimat üzerine yapay olarak beslenmesi ve su ihtiyacının karşılaması tıbbi aletin (serum, enteral tüp) ve prosedürün seçilmesini öngörür. Bazı ülkelerde, yapay olarak beslenme ve su ihtiyacının karşılanması tedaviler arasında sayılıp, bir tedavinin sınırlandırılması ve durdurulması (hasta tarafından tedavinin reddedilmesi, mantıksız ısrarın reddi veya kurul prosedürü çerçevesinden kabul edilmiş hastanın bakımından sorumlu ekip tarafından orantısız tedavi olarak nitelendirilmiş olan tedavinin reddi) için öngörülmüş güvencelere uygun olacak ve koşullarda sınırlandırılabilirler veya durdurulabilirler. Bunlarla ilgili sorulan sorular hastanın isteği ve bu durumlarda uygulanan tedavinin uygunluğu ile ilgilidirler.
Ancak, diğer bazı ülkelerde, yapay olarak besleme ve su ihtiyacını karşılama sınırlandırma veya durdurma konusu yapılacak tedavilerden değil, hayatının son aşamasında olan hastanın isteğini açıkça ifade etmediği sürece kişinin temel ihtiyaçlarına cevap veren ve durdurulamayacak bakımlar şeklinde kabul edilmişlerdir.
Tıbbi bakımdan hayatın son aşamasında yapay olarak beslenmenin ve su ihtiyacının karşılanmasının kendilerine has özellikleri tartışma konusudur. Bazıları için, yapay olarak beslenme ve su ihtiyacının karşılanması veya buna devam edilmesi hayatının son aşamasında olan bir hastanın konforu için gerekli olarak görülmüştür. Diğerleri için ise, hayatın son aşamasında bir hastanın yapay olarak beslenmesinden ve su ihtiyacının giderilmesinden sağladığı yarar, acıyı azaltıcı (palyatif) bakımlar konusunda yapılan araştırmalar göz önünde bulundurulduğunda çok açık değildir. »
62. El kitabı, hayatın son aşaması durumunda tıbbi tedavilere ilişkin (bunların uygulanmasını, değiştirilmesini, uyarlanmasını, sınırlandırılmasını veya durdurulmasını) karar sürecini içermektedir. Her ne kadar bazı yasalar izin verseler de, bu el kitabı ne ötenaziye ne de intihar etmek isteyene yardım etmeye dair soruları ele almaktadır.
63. Her ne kadar sözkonusu karar sürecinde rol oynayan farklı kişiler de varsa, el kitabı hastanın kendisinin bu sürecin hem öznesi hem de asıl aktörü olduğunu belitmiştir. Hastanın karara katılamaması durumunda bu karar, yürürlükte olan ulusal yasanın öngördüğü koşullarda bir üçüncü kişi tarafından verilir. Ancak hasta daha evvel isteklerini bildirmiş olması halinde bu karar sürecine dahil edilmiştir. El kitabı, isteklerin daha evvelden bildirilmesine ilişkin farklı yöntemleri saymıştır : bunlar ailenin bir üyesine veya yakınlardan birine sözlü olarak veya belirlenen güvenilir bir kişiye sözlü olarak yapılabilir. Önceden verilen talimatlar, vasiyet veya üçüncü bir kişiye verilmiş olan ve bazen geleceğin korunması olarak isimlendirilen vekalet gibi resmi şekilde de yerine getirilebilir.
64. Karar sürecinde yer alan diğer aktörler arasında gerekli olduğu durumlarda, yasal temsilciler, aile üyeleri, yakınlar ve hasta bakıcılar yer almaktadırlar. El kitabı, hastanın durumunu tıbbi açıdan en iyi değerlendirecek kişi olmasından dolayı doktorun bu konuda önemli hatta temel bir rolü olduğunu belirtmektedir. Hastanın artık isteklerini dile getiremeyecek durumda olması halinde tüm sağlık çalışanlarının dahil olacağı birlikte karar verme süreci kapsamında, hastanın yüksek yararına göre, durumun unsurlarının tamamı (ailenin, yakınların, güvcenilir kişinin fikirlerinin alınması) değerlendirdikten ve mevcut ise, önceden ifade edilmiş istekleri dikkate aldıktan sonra klinik kararı alacak kişi doktordur. Bazı sistemlerde, karar bir üçüncü kişi tarafından alınır. Ancak, doktor her durumda bu karar sürecinin düzgün bir şekilde işlemesini teminat altına alır.
65. El kitabı hastanın her zaman karar sürecinin merkezi olduğunu hatırlatır. Bu süreç hastanın katılmak istememesi veya katılamaması halinde kollektif bir boyutta gerçekleştirilir. El kitabı bu süreci üç önemli bölüme ayırır: bireysel (her aktör toplanan bilgilerden kendi argümanlarını oluşturur), kolektif (farklı aktörler kendi aralarında fikir alışverişinde bulunurak tartışırlar) ve sonuç ( tam olarak kararın alınması).
66. El kitabı, ciddi fikir ayrılıklarının olması veya durumun çok karışık veya ortaya konan sorunun çok özel olması durumunda, gerek tartışmayı zenginleştirmek gerekse bir zorluğu aşarak ihtilafı çözüme kavuşturmak için üçüncü bir kişiye danışılmasının gerekli olduğunu öngörür. Mesela klinik etik bir komiteye başvurulması faydalı görünebilir. Kolektif tartışmalar sonunda bir anlaşmaya varılması, bundan bir sonucun ortaya çıkması, bunun topluca onaylanması ve sonunda resmi ve yazılı bir hale gelmesi gerekmektedir.
67. Doktorun aldığı kararın toplu tartışmalardan sonra varılan sonuca dayanması ve gerektiği durumda bunu hastaya, güvenilir kişiye ve/veya hastanın çevresine, sağlık ekibine ve bu karar sürecine katılmış olan üçüncü kişilere bildirmesi gerekmektedir. Karar resmi bir şekil alınmalıdır (gerekçeleri içerecek yazılı bir şekil) ve belirli bir yerde saklanmalıdır.
68. El kitabı, tartışma yaratan bir konu olarak, geri kalan hayat süresini azaltıcı etkisi olacak şekilde önemli ölçüde ağrı kesicinin kullanılmasını göstermiştir. El kitabı, karar sürecinin uygulanmasından sonra değerlendirilmesini önermiştir.
(...)
HUKUK
I. VINCENT LAMBERT ADINA VE HESABINA HAREKET ETME YETKİSİ
80. Başvuranlar Vincent Lambert’in yapay olarak beslenmesi ve su ihtiyacının giderilmesinin durdurulması kararının Sözleşme’nin 2. maddesinden devlet için doğan yükümlülüklere aykırı olacağını iddia etmektedirler. Vincent Lambert için beslenme ve su içme imkanından mahrum bırakılmanın Sözleşme’nin 3. maddesince yasaklanmış olan işkencenin bir parçası şeklinde tanımlanan kötü muamele olarak nitelendirileceğini ve ayrıca 2012 yılından beri kineziterapinin, yutkunmayı sağlayıcı çalışmaların da durdurulmuş olmasının aynı şekilde kötü muamele olarak değerlendirileceğini savunmuşlardır. Son olarak beslenmenin ve su ihtiyacının karşılanmasının durdurulmasının Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında Vincent Lambert’in vücut bütünlüğüe saldırı şeklinde yorumlanacağını ileri sürmüşlerdir.
81. Sözleşme’nin 2., 3. ve 8. maddeleri şu şekilde düzenlenmiştir :
Madde 2
« Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez (...)»
Madde 3
« Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. »
Madde 8
« 1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir. »
A. Vincent Lambert’in adına ve hesabına hareket etme yetkisi
1. Tarafların iddiaları
a) Hükümet
82. Hükümet başvuranların Vincent Lambert adına hareket etmek istediklerini belirtmediklerini tespit etmiştir. Ancak, hiçbir amacı olmadan başvuranların onun adına Mahkeme’ye başvurup başvuramayacakları sorusunu ortaya atmıştır.
b) Başvuranlar
83. Başvuranlar, kendisini temsil edecek birinin bulunmaması halinde bile herkesin Sözleşme’nin sağladığı güvencelerden yararlanabilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Başvuranlar, Fransız hukukunun tedavisine son verilmek istenen bir hastanın ailesine bu karara karşı tutumlarını sergileme hakkı tanındığı için gerek hasta adına gerekse kendi adlarına hareket etme imkanına sahip olduklarından dolayı bu konudaki yetki ve menfaatlarının hiçbir şekilde iç hukuk yargı makamları tarafından sorgulanmadığını belirtmişlerdir.
84. Mahkeme’nin Koch/Almanya (no 497/09, §§ 43 ve devamı, 19 Temmuz 2012) kararında ortaya koyduğu kriterleri hatırlatan başvuranlar, olayın genel önemi, sıkı aile bağları ve olaydaki kişisel menfaatler şeklindeki bu kritelerin ihtilaf konusu olayda bir araya geldiklerini savunmaktadırlar. Bu nedenle, Vincent Lambert’in hatta, itiraz edilen tıbbi kararı bizzat kabul ettiği eşinin de dile getiremeyecek olmasından dolayı Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerinde öngörülen temel hakların korunması amacıyla önce iç hukuk mahkemelerine daha sonra da Mahkeme’ye başvurduklarını belirtmişlerdir.
c) Müdahil üçüncü kişiler
85. Vincent Lambert’in eşi Rachel Lambert, başvuranların Vincent Lambert adına hareket edemeyeceklerini varsaymaktadır. Mahkeme’nin şikayetlerin bir akraba tarafından, « insan haklarına saygı » ile ilgili genel bir menfaat sorununu ortaya koyması halinde ve bir mirasçı olarak kendi hakları üzerinde doğrudan etkisi olabilecek durumlarda başvuruyu yapma konusunda yasal bir çıkarının olduğunu hatırlatmaktadır. Ancak, Sanles Sanles/İspanya ((karar), no 48335/99, AİHM 2000‑XI) kararında Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 2., 3., 5, ve 8. maddelerinde korunan hakların başkasına aktarılabilecek haklardan olmadığı için ölen kişinin yasal mirasçısı ve baldızı olarak kayınbiraderi adına ihlalden mağdur olduğunu iddia edemeyeceğini belirtmiştir.
86. Temsil ile ilgili olarak, temsilci için mağdurun açık ve kesin talimatlarını aldığını ispat etmesinin esas olduğunu hatırlatmıştır. Oysa, böyle bir durum başvuranlar için söz konusu değildir. Onlar Vincent Lambert’den hiçbir açık ve kesin talimat almamışlardır. Buna karşı, danıştayın gerçekleştirmiş olduğu inceleme, kendisinin şahsen eşinin temennilerini, dileklerini, sırlarını öğrendiğini iç hukuk mahkemeleri tarafından temin edilen belgelere dayanarak ortaya koymuştur.
87. Vincent Lambert’in yeğeni ve üvey kız kardeşi François Lambert ve Marie‑Geneviève başvuranların Vincent Lambert adına hareket edemeyeceklerini savunmaktadırlar. Başvuranların ilk olarak, Sözleşme’nin başkasına aktarılamayacak olan ve kendilerine mal edemeyecekleri hakları içeren 2., 3. ve 8. maddelerini ileri sürdüklerini ; ikinci olarak, 1976 doğumlu olan Vincent Lambert’in yetişkin olmasından dolayı kendisinin yasal temsilci olamayacaklarını ; üçüncü olarak, itirazlarının Vincent Lambert’in düşünce özgürlüğünü ihlal ettiğini ve bunun onun özel hayatına bir saldırı olduğunu savunmaktadırlar. François Lambert ve Marie‑Geneviève Lambert, bir istisna olarak Mahkeme’nin bir mağdurun ailesinin onun yerine ve adına Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini sadece mağdurun ölümü ve kaybolması ve mevcut olayda olmayan ve başvuruyu kabul edilir kılan özel şartların bulunması durumunda kabul edebileceğini belirtmişlerdir. Mahkeme’nin hayatın son aşaması ile ilgili mevcut davaya benzer davalarda da kabul edilmezlik kararı verdiğini ileri sürmüşlerdir (Daha evvel belirtilen Sanles Sanles ve Ada Rossi ve diğerleri/Italya (karar.), no 55185/08, 16 Aralık 2008).
88. Olayda başvuranların Danıştayın kararına itiraz etmelerinin, bu görüşlerinin Vincent Lambert’in inanışlarına ters düşüyor olmasından dolayı « yasal » olmadığını savunmaktadırlar. Oysa, hakimler ve doktorlar Vincent Lambert’in çok bağlı olduğu eşine ifade ettiği ve hasta bakıcı olmasından dolatı mesleki deneyimine dayanan isteklerini dikkate almışlardır.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
a) Prensiplerin hatırlatılması
89. Mahkeme çok yakın bir zamanda Nencheva ve diğerleri/Bulgaristan (no 48609/06, 18 Haziran 2013) et Valentin Câmpeanu adına hukuksal kaynak merkezi (Centre de ressources juridiques)/Romanya ([BD], no 47848/08, AİHM 2014) davalarında belirtiği şu prensipleri hatırlamıştır.
Sözleşme’nin 34. Maddesini ileri sürmek için başvuranın Sözleşme’nin ihlalinden dolayı mağdur olduğunu iddia etmesi gerekmektedir. Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre « mağdur » kavramı, hareket etme yetkisi ve çıkarı ile ilgili temel kavramlardan bağımsız ve özerk olarak yorumlanmalıdır (daha evvel belirtilen Nencheva ve diğerleri, § 88). İlgili ihtilaf konusu tedbirin «doğrudan etkisine maruz kaldığını» ispatlaması gerekmektedir (daha evvel adı geçen Valentin Câmpeanu adına hukuksal kaynak merkezi (Centre de ressources juridiques), § 96, ve atıfta bulunulan içtihad).
90. Sözleşme’nin iddia edilen ihlal ve ihlallerinin devletin sorumluluğunu gerektiren ölüm veya kayıp olayları ile sıkı sıkıya bağlı olması halinde bu prensibin bir istisnası bulunmaktadır. Bu durumlarda Mahkeme, mağdurun yakınlarına başvuru yapabilme hakkı tanımaktadır (adı geçen Nencheva ve diğerleri, § 89, Valentin Câmpeanu adına hukuksal kaynak merkezi (Centre de ressources juridiques), §§ 98-99, ve sayılan içtihad).
91. Ayrıca, başvuruun mağdur tarafından bizzat yapılmaması halinde iç tüzüğün 45 § 3 maddesi başvurunu imzalı bir vekâletname sunularak yapılmasını gerektirmektedir. Mahkeme nezdinde ilgili mağdur adına hareket eden temsilcinin onun açık ve belirli talimatlarını aldığını ispat etmesi esastır. (Post/Hollanda (karar), no 21727/08, 20 Ocak 2009, önceden bahsedilen Nencheva ve diğerleri, § 83 ve Valentin Câmpeanu adına hukuksal kaynak merkezi (Centre de ressources juridiques), § 102). Sözleşme organları, devlet yetkililerinin Sözleşme’nin 2., 3. ve 8. maddelerinin ihlal edilmesinden dolayı mağdur olanlar ile ilgili olarak özel durumların meşru sayılabileceğini belirtmişlerdir. Mağdur veya mağdurlar adına başvuruda bulunan kişilerin bu başvuruları hiçbir geçerli vekaletname sunulmamasına rağmen geçerli olarak kabul edilmiştir (önceden bahsedilmiş olan Valentin Câmpeanu adına hukuksal kaynak merkezi (Centre de ressources juridiques, § 103).
92. Bazı mağdurların Mahkeme’ye başvurda bulunamalarına engel olacak yaş, cinsiyet, engelli olma gibi korunmaya muhtaç olma faktörlerine, başvuruyu yapan kişi ile mağdur arasındaki bağ ayrıca göz önünde bulundurularak büyük önem atfedilmiştir (adı geçen karar).
93. Mesela, Sözleşme’nin 8. maddesi ile ilgili olan S.P., D.P. ve A.T./Birleşik Krallık (no 23715/94, 20 Mayıs 1996 tarihli Komisyon kararı) davasında, Komisyon, çocuklar adına, iç hukukta annelerinin onlarla ilgilenmediği ortaya çıkınca kendilerine ad litem vasi olarak atanan ve kendilerini temsil eden bir avukat (solicitor) tarafından yapılan başvuruyu kabul etmiştir. Yerel yetkililerin eleştirildiği bu başvuruda avukat ile çocuklar arasında herhangi bir çıkar çatışması tespit edilmemiştir.
Güvenlik güçlerinin kötü muamelesinden sonucu ortaya çıkan ciddi travmaların doğrudan mağduru olan Abdüllatif İlhan’ın İlhan/Turkiye ([BD], no 22277/93, §§ 54-55, AİHM 2000‑VII) davasında, Mahkeme, eldeki verilerden Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri ile ilgili başvurunun erkek kardeşi tarafından yapılmış olmasını, bu başvurunun mağdur olduğu travmalardan dolayı özellikle korunmaya muhtaç bir durumda olan Aldüllatif İlhan’ın rızası dahilinde yapılmış olmasından, kendisi ve olaydan yakından etkilenmiş kardeşi arasında herhangi bir çıkar çatışmasının olmamasından dolayı usulüne uygun olarak yapıldığını kabul etmiştir.
Y.F./Türkiye (no 24209/94, § 31, AİHM 2003‑IX) davasında evli bir adam Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürüp karısının gözaltında olduğu sırada kendisine zorla jinekolojik muayeneye yapıldığı konusunda şikayette bulunmuştur. Mahkeme bu davada kocanın mağdurun yakını olarak, olayın özel şartlarından dolayı mağdurun içinde bulunduğu savunmasız hali dikkate alarak karısı tarafından ifade edilen ihlaller ile ilgili başvuruyu yapabileceğini kabul etmiştir.
94. Ayrıca, halen Sözleşme’nin 8. maddesinin kapsamında olarak Mahkeme birçok defa velayet hakkına sahip olmayan ebeveynlerin reşit olmayan çocukları adına Mahkeme’ye başvurabileceklerini kabul etmiştir (ayrıca bakınız : Scozzari ve Giunta/ Italya [BD], nos 39221/98 ve 41963/98, §§ 138-139, AİHM 2000‑VIII, Šneersone ve Kampanella/Italya, no 14737/09, § 61, 12 Temmuz 2011, Diamante ve Pelliccioni/San Marino no 32250/08, §§ 146-147, 27 Eylül 2011, A.K. ve L./Hırvatistan, no 37956/11, §§ 48-50, 8 Ocak 2013 ve Raw ve diğerleri/Fransa, no 10131/11, §§ 51-52, 7 Mart 2013). Bu davalarda Mahkeme’nin ortaya koyduğu temel kriter bazı çocukların bazı menfaatlerinden haberdar olmayacakları ve Sözleşme’nin güvence altına aldığı haklarının etkili bir şekilde korunmasından mahrum olacaklarıdır.
95. Son olarak Mahkeme, yakın bir zamanda başvuruyu yapmadan önce hastanede ölen, bilinen hiçbir akrabası olmayan ve devletin kendisine temsilci atamadığı çok ileri derece engelli ve seropozitif olan roman genç adam ile ilgili önceden bahsedilen Valentin Câmpeanu adına hukuksal kaynak merkezi (Centre de ressources juridiques) davasındaki yaklaşımını kabul etmiştir. Bu davada olayın olağanüstü koşullarını ve ifade edilen iddiaların ciddiyetini dikkate alan Mahkeme, hukuksal kaynak merkezinin Valentin Câmpeanu’yu temsil edebileceğini belirtmiştir. Bunun aksine karar vermenin iddia edilen ağır ihlallerin uluslararsı düzeyde incelenmesine engel olacağını işaret etmiştir (§ 112).
b) Prensiplerin olaya uygulanması
96. Başvuranlar Vincent Lambert adına Sözleşme’nin 2., 3., ve 8. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir (bakınız yukarıdaki 80. paragraf).
97. Mahkeme öncelikle ölmüş olan kişiler adına yapılan başvurular ile ilgili içtihadın Vincent Lambert’in ölmediği ancak tıbbi bilirkişi raporuna göre bitkisel hayat olarak nitelendirilen bir durumda bulunduğu için olayda uygulanmayacağını belirtmiştir (yukarıdaki 40. paragraf). Bu durumda Mahkeme’nin korunmaya muhtaç biri adına ve yararına bu kişinin yasal vekalet veya talimat vermediği bir kişi tarafından yapılan başvurusuna benzer bir durumla karşı karşıya olup olmadığını açıklığa kavuşturması gerekmektedir (bakınız yukarıdaki 93-95. paragraflar).
98. Mahkeme mevcut davanın, istisnai olarak bir kişinin başka biri adına hareket etmesini kabul ettiği davalarla hiçbir şekilde benzer olmadığını ortaya koymuştur. Daha önce bahsedilen Valentin Câmpeanu adına hukuksal kaynak merkezi (Centre de ressources juridiques) davasının doğrudan mağdur olan kişinin ölmüş olup onu temsil edecek kimsenin bulunmamasından dolayı ayrı tutulması gerekmektedir. Ancak olayda, her ne kadar doğrudan mağdur olan kişi kendini ifade edemeyecek durumda ise de, yakın akrabalarının birçoğu onun adına birbirine zıt olan görüşleri dile getirmektedirler. Bir yanda başvuranlar özellikle, Mahkeme’nin Pretty/Birleşik Krallık (no 2346/02, § 65, AİHM 2002‑III) davasında «kutsal» olarak nitelendirdiği 2. maddede korunan hayat hakkını savunmaktalar, diğer yanda ise, davaya bireysel olarak katılan müdahiller (Rachel Lambert, François Lambert ve Marie‑Geneviève Lambert) özel hayata saygı hakkına ve özellikle, herkesin kişisel otonomi kavramı (daha evvel adı geçen Pretty § 61) çerçevesinde ne şeklide ve ne zaman hayatının sona ereceğine karar verme hakkına dayanmaktadırlar (Pretty, § 67, Haas/İsviçre, no 31322/07, § 51, AİHM 2011 ve önceden bahsedilen Koch, § 52).
99. Başvuranlar Mahkemeye, yerine getirmeye çalıştıkları önceden bahsedilen Koch kararında (§ 44) ortaya konan kriterlerin uygunlamasını teklif etmektedirler: çok yakın aile bağlarının varlığı, prosedür sonunda konuyla ilgili yeterli olacak şekilde kişisel veya hukuksal çıkarlarının bulunması ve dava ile ilgili çıkarlarının önceden ifade edilmiş olması.
100. Ancak Mahkeme, Koch davasında başvuranın eşinin çektiği acılardan ve ölümünden sanki « kendi haklarının » Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında ihlal edilmişcesine etkilendiğini savunduğunu hatırlatmıştır (§ 43). Kendisinden bu konuda karar vermesi istenmiş olan Mahkeme, ölmüş birinin akrabalarına ve mirasçılarına onun adına başvuruda bulunmaya izin veren içtihadında geliştirdiği kriterleri dikkate almak gerektiğine karar vermiştir (§ 44).
101. Ancak, Mahkeme olayda Vincent Lambert’in henüz ölmemis olmasına rağmen başvuranların onun adına şikayetlerini dile getirmelerinden dolayı bu kriterlerin uygulanmayacağını belirtmiştir.
102. İstisnai durumlarda, Sözleşme organlarının korunmaya muhtaç bir kişi adına ve onun hesabına üçüncü bir kişinin başvuru yapmasını kabul ettikleri durumlar ile ilgili içtihadının incelenmesi (yukarıdaki 93-95. paragraflar) sonucu iki temel prensip oraya çıkmıştır : doğrudan mağdur olan kişinin haklarının etkili bir korumadan mahrum kalması ve mağdur ile başvuran arasında çıkar çatışmasının bulunmaması.
103. Bu kriterlerin olaya uygulanmasında Mahkeme öncelikle Vincent Lambert’in haklarının etkili bir korumadan hiçbir şekilde mahrum olmadığını ortaya koymuştur. Yerleşik içtihadına uygun olarak (yukarıdaki 90. ve aşağıdaki 115. paragraflar), başvuranlar, Vincent Lambert’in yakınları olarak kendi adlarına 2. maddede korunan hayat hakkını ileri sürebilirler.
104. İkinci kriterin değerlendirilmesi kapsamında Mahkeme, başvuranların çıkarları ile Vincent Lambert’inkiler arasında bir birliktelik olup olmadığını incelemiştir. Bu itibarla, iç hukuktaki prosedürün temel noktalarından biri Vincent Lambert’in isteklerini belirlemektir. Dr Kariger’in 11 Ocak 2014 tarihli kararı onun « kazadan önce bu koşullarda yaşamak istemediği » kesinliğine dayanmaktaydı (yukarıdaki 22. paragraf). 24 Haziran 2014 tarihli kararında Danıştay, bu gerekçeye dayanarak, Vincent Lambert’in eşi ve erkek kardeşinin tanıklıklarına ve diğer birçok erkek ve kız kardeşlerinin ifadelerini göz önünde bulundurarak Dr Kariger’in « hastanın kaza geçirmeden evvel ifade etmiş olduğu isteklerini yanlış bir şekilde yorumladığı sonucuna varılamayacağını » belirtmiştir (yukarıdaki 50. paragraf). Bu şartlarda Mahkeme, Vincent Lambert’in isteği ile başvuranların söyledikleri arasında bir çıkar birlikteliği olmadığını ortaya koymuştur.
105. Mahkeme başvuranların Vincent Lambert adına ve onun hesabına Sözleşme’nin 2., 3. ve 8. maddelerine dayanan şikayetlerde bulunma yetkisine sahip olmadıkları sonucuna varmıştır.
106. Bu itibarla, söz konusu şikayetler kişi bakımından (ratione personae) Sözleşme’nin 35 § 3 a) maddesi kapsamındaki hükmüne uygun olmadığı için 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidirler.
B. Rachel Lambert’in Vincent Lambert adına ve onun hesabına hareket edebilme yetkisi hakkında
1. Tarafların iddiaları
107. Avukatının 9 Temmuz 2014 tarihli mektubuyla Rachel Lambert söz konusu davada eşi Vincent Lambert’i müdahil üçüncü kişi sıfatıyla temsil etmeyi istediğini bildirmiştir. Bu talebini temellendirmek için 17 Aralık 2008 tarihli Châlons‑en‑Champagne vesayet hakiminin evliliğe ilişkin malvarlığı rejimi ile ilgili olarak eşini temsil etmesine izin veren kararını ve aynı şekilde Vincent Lambert’in bir kız ve bir erkek kardeşi tarafından hazırlanan iki dilekçeyi sunmuştur. Bu dilekçelere göre Vincent Lambert maddi ve manevi olarak uzaklaşmış olduğu ebevenylerinin güvenilir kişi olarak kabul edilmelerini ve kendi durumu hakkında karar almalarını istemezdi. Vincent Lamberti’in eşi aynı şekilde kayınvalidesinin Temmuz 2012 tarihinde Liège üniversite sağlık merkezindeki bir doktora danışmak için ona eşlik ettiğini ve bu sırada ilk iki başvuranın yanında Vincent Lambert’in bağımlı bir durumda kaldığı zaman o şekilde yaşamaya devam etmek istemediğine ilişkin duyguları hakkında konuştuklarını ve böyle bir durumda ötenazi yapılması gibi bir ihtimalin doğması halinde bunun kararını Rachel Lambert’e bırakacağını belirttiğini bir dilekçe ile belgelendirmiştir. Rachel Lambert görüşlerinde eşinin isteklerini bilen biri olarak ve elde ettiği dilekçelere dayanarak hukuksal olarak Vincent Lambert adına hareket etme ve onu temsil etme hakkına sahip tek kişinin kendisi olduğunu savunmuştur.
108. Hükümet bu konuda yorumda bulunmamıştır.
109. Başvuranlar Rachel Lambert’in sunduğu vesayet hakimi kararının kendisine kocasını temsil etmek için genel bir yetki değil, sadece malvarlığı ile ilişkin olarak bir temsil yetkisi verdiğini savunmaktadırlar. Bu durumda kocasını Mahkeme nezdinde temsil edecek tek yasal kişinin kendisi olduğunu iddia edemez. Ayrıca başvuranlar, Rachel Lambert’in elinde bulunan dilekçelerin hukuksal hiçbir değeri olmadığını iddia ettikten sonra, kayınvalidesi ile ilgili olanın içeriğine itiraz etmişlerdir. Vincent Lambert’in güvenilir kişi olarak kimseyi atamadığını ve fransız hukukuna göre Vincent Lambert’e kayyım veya vasi atanmadığı takdirde kendisini kişişel olarak ilgilendiren konularda hiçkimse tarafından temsil edilemeyeceğini belirtmişlerdir.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
110. Mahkeme, Sözleşme’nin hiçbir hükmünün müdahil üçüncü kişinin başka birini temsil etmesine izin vermediğini vurglamıştır. Ayrıca, iç tüzüğün 44 § 3 a) maddesi müdahil üçüncü kişinin « başvuran dışında » herkes olabileceğini belirtmiştir.
111. Bu koşullarda, Mahkeme, Rachel Lambert’in talebini reddetmiştir.
C. Sonuç
112. Mahkeme başvuranların Sözleşme’nin 2., 3., ve 8. maddelerinin ihlal edildiğini Vincent Lambert adına ve yararına ileri sürme statüsüne (bakınız yukarıdaki 105-106. paragraflar) sahip olmadıkları sonucuna varmış ve aynı şekilde Rachel Lambert tarafından yapılan eşini müdahil üçüncü kişi statüsüyle temsil etme talebini de reddetmiştir (bakınız yukarıdaki 110-111. paragraflar).
Ancak, Mahkeme kabul edilebilirlik hakkında yapmış olduğu bu tespitlere rağmen, başvuranların kendi adlarına ileri sürdükleri mevcut davanın içerdiği esasa ilişkin soruları aşağıda Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında inceleyeceğini belirtmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA
113. Başvuranlar, Vincent Lambert’in yapay olarak beslenmesinin ve su ihtiyacının giderilmesinin durdurulmasının Sözleşme’nin 2. maddesinin devletler için öngördüğü yükümlülüklere aykırı olacağını iddia etmişlerdir. Bir yandan 22 Nisan 2005 kararının açık ve kesin olmamasını iddia etmişler, diğer yanda da, doktorun 11 Ocak 2014 tarihinde almış olduğu kararın alınış sürecine itiraz etmişlerdir.
114. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirlik
115. Mahkeme, devletin sorumluluğunu gerektirecek bir şekilde ölmüş olduğu ileri sürülen bir kişinin yakın akrabalarının Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlalinden dolayı mağdur sayılabileceklerini belirttiği içtihadını hatırlatmıştır (bakınız yukarıdaki 90 paragraf). Her ne kadar şu an Vincent Lambert halen hayatta ise de, yapay olarak beslenmesine ve su ihtiyacının giderilmesine son verildiği takdirde vefatı çok yakın bir zamanda gerçekleşecektir. Bu durumda, her ne kadar gelecek ve muhtemel bir ihlal (Tauira ve 18 diğerleri/Fransa, no 28204/95, 4 Aralık 1995 Komisyon kararı, Kararlar ve Raporlar (KR) 83-A, s. 131) söz konusu ise de, Mahkeme, Vincent Lambert’in yakın akrabaları olarak başvuranların yukarıda belirtilen 2. maddeyi ileri sürebileceklerini kabul etmiştir.
116. Mahkeme bu şikayetin Sözleşme’nin 35 § 3 a) maddesi anlamında temelden yoksun olmadığına ve başka kabul edilmezlik gerekçesi bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas
1. Uygulanabilir norm hakkında
117. Mahkeme Avrupa Konseyi’ni oluşturan demokratik devletlerin temel değerlerinden birini kapsayan çok önemli maddelerinden biri olan 2. maddenin birinci cümlesinin (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, §§ 146-147, seri A no 324) devlete sadece « kasti olarak » öldürmeme yükümlülüğünü (negatif yükümlülük) değil, kendi yetki alanında bulunan kişilerin hayatlarını korumak için gerekli tüm tedbirleri alma yükümlülüğünü (pozitif yükümlülük) de zorunlu kıldığını hatırlamıştır (L.C.B./ Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Kararların derlemesi 1998‑III).
118. Mahkeme peş peşe bu iki durum üzerine eğilip, mevcut olayın ikinci madde anlamında devletin negatif yükümlülüklerini ilgilendirip ilgilendirmediğini inceleyecektir.
119. Her ne kadar başvuranlar bir hastanın yapay olarak beslenmesinin ve su ihtiyacının karşılanmasının mantıksız bir ısrar sözkonusu olduğu zaman durdurulmasının yasal olacağını, mantıksız olan bir tedavinin yapılmaması veya durdurulması ile ötenazi ve intihara yardım etme arasında yasal bir fark olduğunu kabul ettiklerini belirtmişlerse de, birçok defa görüşlerinde de vurguladıkları gibi bu koşulların olayda bir araya gelmemesinden dolayı burada kasden öldürme durumunun sözkonu olduğunu iddia edip « ötenazi » kavramına atıfta bulunmaktadırlar.
120. Hükümet, tıbbı kararın amacının hayatı sona erdirmek olmayıp hastanın istemediği tedaviye son vermek olduğunu veya kendisini ifade edemeyecek olması halinde doktorun tıbbi olan veya olmayan unsurları göz önünde tutarak tedavilerin mantıksız bir ısrar olduğuna karar verdiğini belirtmiştir. Hükümet, Danıştay nezdindeki kamu raportörünün bir doktorun tedaviyi durdurmasının hastayı öldürmek olmadığını, bunun yapacak başka bir şey kalmadığı için geri çekilme kararı alma şeklinde yorumlanması gerektiğini belirttiği 20 Haziran 2014 tarihli iddialarını ileri sürmüştür (yukarıdaki 45. paragraf).
121. Mahkeme 22 Nisan 2005 tarihli yasanın ne ötenaziye ne de ihtihara yardıma izin verdiğini gözlemlemiştir. Bu yasa bir doktora sadece bir tedavinin mantıksız bir ısrar haline dönüşmesi halinde düzenlenmiş bir prosedürü takip ederek durdurulmasına izin vermektedir. Danıştaya vermiş olduğu görüşlerinde ulusal tıp akademisi bir doktorun kasten bir kişiyi öldürmesi temel yasağını ve bu yasağın hasta ile doktor arasındaki güven ilişkisinin temeli olduğunu hatırlatmıştır. Bu yasak bir doktorun kasten ölüme sebebiyet verme hakkının olmadığını belirten kamu sağlığı yasasının R. 4127-38 maddesinde yer almaktadır (yukarıdaki 55. madde).
122. 14 Şubat 2014 tarihli duruşmada danıştay nezdinde kamu raportörü sağlık bakanının Leonetti yasasını inceleyen senatörlere yapmış olduğu konuşmayı aktarmıştır:
« Bir tedavinin durdurulması (...) ölüme sebep olsa bile bu hareketin niyeti [öldürmek olmayıp, asıl olan niyet] hastanın acılarını azaltarak ölümün doğal olarak gerçekleşmesini sağlamaktır. Bu tespit görevleri hastaları öldürmek olmayan sağlık görevlileri için son derece önemlidir. »
123. Glass/Birleşik Krallık ((karar), no 61827/00, 18 Mart 2003) davasında, başvuranlar Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürerek oğullarına onların izni olmadan tedavi gördüğü hastanedeki doktorlar tarafından ölüm tehlikesi pahasına diamorfin verilmesinden şikayet etmişlerdir. Mahkeme doktorların çocuklarını ne öldürme ne de ölümünü hızlandırma niyeti olduğunu ortaya koymuş ve başvuranların şikayetlerini yetkililerin pozitif yükümlülükleri kapsamında incelemiştir (aynı şekilde bakınız Powell/Birleşik Krallık (karar), no 45305/99, AİHM 2000‑V).
124. Mahkeme, başvuranlar gibi hükümetin de isteyerek ölüme sebep olmakla tedaviden kaçınılmayı (yukarıdaki 119-120. paragraflar) birbirinden ayırdığını tespit edip, bu farkın önemini vurgulamaktadır. Ölüme kasten sebep olmayı yasaklayan ve sadece bazı belirli durumlarda hastayı yapay olarak hayatta tutmaya yarayan tedavinin durdulmasına veya hiç başlanılmamasına izin veren fransız mevzuatı kapsamında Mahkeme mevcut davanın 2. madde çerçevesinde devletin negatif yükümlülüklerini tehlikeye sokmadığını varsaymakta olup, başvuranların şikayetlerini sadece devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında incelemeye karar vermiştir.
2. Devletin pozitif yükümlülüklerine saygı hakkında
a) Tarafların ve müdahil üçüncü kişilerin iddiaları
i) Başvuranlar
125. Başvuranlar öncelikle 22 Nisan 2005 tarihli yasanın hasta veya hayatının son aşamasında olmayıp sadece çok ağır bir şekilde engelli olan Vincent Lambert’e uygulanmadığını varsaymaktadırlar. Şu konularda yasanın « belirsiz » olduğunu iddia etmektedirler : mantıksız bir ısrar kavramı (ve özellikle « hayatta tutmaktan başka bir etkisi olmayan » tedavi kriterinin tam olarak belirsiz olduğunu düşünmektedirler) ve yapay olarak besleme ve su ihtiyacının karşılanmasının bakım olarak değil tedavi olarak nitelendirilmesi. Vincent Lambert’in sindirim sistemine yerleştirilen bir sonda vasıtasıyla yapay yoldan beslenmesinin durdurulabilecek bir tedavi olmadığını ve tıbbi durumunun mantıksız bir ısrara dayanmadığını savunmaktadırlar.
126. Doktoru 11 Ocak 2014 tarihli kararı almaya götüren sürecin Sözleşme’nin 2. maddesinden kaynaklanan devletin pozitif yükümlülüklerine uymadığını iddia etmektedirler. Sadece danışman niteliğinde elde edilen fikirlerden oluşan prosedürün bir kurul şeklinde yürütülmediğini ve doktorun tek başına karar verdiğini öne sürmüşlerdir. Güvenilir kişinin yokluğunda alınacak bir karara başka doktorlara veya aile üyelerine de katılmasını sağlayacak farklı sistemlerin mümkün olduğunu varsaymaktadırlar. Son olarak, yasanın aile üyeleri arasında bir uyuşmazlığın olma ihtimalini dikkat almak zorunda olup en azından bir uzlaşma öngörmesi gerektiğini savunmuşlardır.
ii) Hükümet
127. Hükümet 22 Nisan 2005 tarihli yasanın hayat hakkı ile hastanın bir tedaviyi kabul ve reddetme hakkını uzlaştırdığını ileri sürmüştür. Mantıksız ısrar ifadesinin açıklaması Avrupa Konseyi’nin « Hayatın son aşamasında uygulanan tedavilere ilişkin karar süreci hakkında el kitabında » hatırlatılan kötülük yapmama ve özen gösterme gibi ahlak kurallarına dayanmaktadır. Sağlık görevlileri bu kurallara dayanarak hastalara sadece uygun tedavileri yapmak ve hastanın genel olarak takdir edilecek yararını takip etmek zorundadırlar. Bu durumda tıbbi olan veya olmayan unsurlar ve hatta hastanın isteği önem kazanmıştır. Hükümet bu kanun hakkında parlamentoda yapılan tartışmalar sırasında yapay olarak beslenmenin ve su ihtiyacının karşılanmasının tedavi kapsamından çıkarılması değişikliğinin reddedilmiş olduğunu hatırlatmış ve tedavilerin işlevsel yetersizleri olan hastaların bu eksikliklerine cevap veren ve vücudun içerisine girilerek yapılan tıbbi tekniklerin kullanılmasını gerektiren araç ve müdahaleleri de kapsadığını belirtmiştir.
128. Hükümet fransız yasasının bazı yargısal güvenceleri öngördüğünü vurgulamıştır: hastanın isteğinin, güvenilir kişinin ailenin ve yakınların fikirlerinin alınması ve aile ve yakınların da katılabileceği kurul usulünün oluşturulması. Son olarak, hükümet doktorun kararının hakimin kontrolüne tabi olduğunu hatırlatmıştır.
iii) Müdahil üçüncü kişiler
α) Rachel Lambert
129. Rachel Lambert 22 Nisan 2005 tarihli kararın doktorun kararını birçok güvence ile çevrelediğini ve herkesin durumuna göre en uygun olacak tedaviyi görme hakkı ile mantıksız bir ısrar şeklinde yorumlanacak bir tedaviye katlanmama hakkını uzlaştırdığını varsaymaktadır. Rachel Lambert, kanun koyucunun hastanın güvenilir bir kişiyi belirlediği veya önceden talimatlarını yazdığı durumlarda önceden ifade edilmiş olan isteklerin kabul edilmesini sınırlandırmak istemediğini belirtmiştir. Bu şekilde olmadığı durumlarda hastanın isteğinin ne olduğunun araştırılması amacıyla ailenin görüşüne başvurulacaktır.
130. Olayda gerçekleştirilen kurul usulüne atıfta bulunarak Rachel Lambert Dr Kariger’in altı doktora danıştığına (doktorlardan üçü hastane dışındandır) doktor ve sağlık personelinin hemen hemen tamamını toplantıya çağırdığına, iki aile konseyi toplantısı düzenlediğine, kararının oldukça uzun bir şekilde gerekçelendirdiğine dikkat çekmiş ve bu girişimlerinin ciddiyetini vurgulamıştır.
β) François Lambert ve Marie-Geneviève Lambert
131. François Lambert ve Marie-Geneviève Lambert doktorun kararını önceden bahsedilen 22 Nisan 2005 tarihli yasaya uygun olarak aldığını varsaymışlardır. Vincent Lambert’in enteral yoldan yapay olarak beslenme ve su ihtiyacının giderilmesi için yapılan tıbbi desteğin olmaması halinde kendi kendine beslenme ve su içme kapasitesine sahip olmamasından dolayı öleceğini belirterek, Danıştay tarafından talep edilen tıbbi bilirkişi raporu verilerinin artık sadece yapay olarak hayatta tutmaya yönelik olmayan tedavileri iyice nitelendirdiklerini vurgulamışlardır.
132. Karar verme sürecinin olayda özellikle çok uzun, titiz ve herkesin haklarına, tıbbi ve paramedikal görüşlere ve bu sürece katılmaları için davet edilmiş ve her aşamadan haberdar edilmiş olan aile üyelerinin (özellikle bütün süreç boyunca kendilerinin seçtikleri bir doktorun yardımından faydalanmış olan başvuranlar) görüşlerine saygılı olacak şekilde gerçekleştiğini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre, bu son karar Avrupa Konseyi’nin « Hayatın son aşamasında uygulanan tedavilere ilişkin karar süreci hakkında el kitabı » tarafından belirtilen yasal ve uluslararası topluluğun kabul ettiği sürece uygundur.
γ) UNAFTC (Kafatası travması geçirenlerin ve beyni hasar görmüş olanların aileleri ulusal birliği)
133. UNAFTC ailelerin ve birleştirdiği kurumların endişelerini aktarmakta ve şu noktalara değinmektedir : kronik bitkisel hayatta olan ve tüm vücudu felçli ve bilinci çok kısıtlı olarak açık olan (pauci relationnel) hastalar hayatlarının son aşamasında olmayıp, hayatta yapay olarak tutulmamaktadırlar. Hayati bir teşhis konulmadığı sürece yapay olarak beslenme ve su ihtiyacının giderilmesi durdurulabilecek bir tedavi şeklinde yorumlanmamalıdır. UNAFTC bir hastanın sözlerinin ailesinin bir bölümü tarafından aktarılması durumunda hastanın isteğinin dikkate alınamayacağını varsaymakta olup, şüphenin her zaman hayat yararına kullanılması gerektiğini ve önceden verilmiş talimatların ve güvenilir bir kişinin olmaması halinde bir tedavinin durdurulması kararının tüm aile üyelerinin aralarında mütabakata varmamaları halinde alınamayacağını savunmaktadır.
δ) Amréso-Bethel
134. Kronik bitkisel hayatta olan veya bilinci çok az açık olan hastaları kabul eden bir bakım ünitesine sahip olan Amréso‑Bethel derneği hastalar ile nasıl ilgilenildiğini bildirmektedir.
ε) İnsan hakları kliniği
135. Dünyada hayatın son aşamasına ilişkin görüşlerin ve pasif ötenazinin uygulanabildiği şartlara ilişkin farklılıkların çokluğu karşısında İnsan hakları kliniği hastanın kişisel özerkliği ile hayatın korunması arasında bir denge sağlanması için devletlerin bir takdir yetkisine sahip olmaları gerektiği savunmuştur.
b) Mahkeme’nin değerlendirmesi
i) Genel varsayımlar
α) İçtihad hakkında
136. Mahkeme mevcut başvurunun kapsadığı soru hakkında bugüne kadar hiçbir karar vermemiş olmasına rağmen benzer konularda birçok dava incelemiştir.
137. İlk grup davada başvuranlar veya yakınları Sözleşme’nin farklı maddelerine dayanarak ölme hakkını ileri sürmüşlerdir.
Önceden bahsedilen Sanles Sanles davasında başvuran, dört uzvu felç olan ve üçüncü bir kişinin yardımıyla yaşamına son vermek isteyen ve başvurunun yapılmasından önce ölen kayınbiraderi adına huzur içinde ölme hakkını ve Sözleşme’nin 2., 3., 5., 6., 8., 9. ve 14. maddelerini ileri sürerek başvuruda bulumuştur. Mahkeme bu başvuruyu Sözleşme’nin hükümleri ile kişi bakımından ratione personae bağdaşmadığı için reddetmiştir.
Pretty davasında tedavisi olmayan beyin dejenerasyonu hastalığının son aşamasında olan başvuran, Mahkeme’ye Sözleşme’nin 2., 3., 8., 9. ve 14. maddelerine dayanarak eşinin ingiliz yetkililer tarafından hakkında bir soruşturma başlatılacağı için kendisine ölmesi için yardımcı olamadığından dolayı şikayet bulunmuştur. Mahkeme bu maddelerin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Önceden bahsedilmiş olan ve yardımlı intihar etme olayına ilişkin Haas ve Koch davalarında başvuranlar Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürmüşlerdir. Haas davasında uzun bir süredir ağır bipolar bozukluğu yaşayan ve hayatına son vermek isteyen başvuran bu amacını gerçekleştirmek için gerekli olan ölümcül maddeyi doktor reçetesi olmadan alamamaktan şikayet etmektedir. Mahkeme, 8. maddenin ihlal edilmediğine karar vermiştir. Koch, davasında başvuran eşine (felçli ve yapay solunum cihazına bağlı) hayatına son vermesini sağlayacak ölümcül ölçüde bir ilaç verilmesine izin verilmemesinin eşinin olduğu kadar kendisinin de özel hayat ve aile hayatına ilişkin haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Ayrıca iç hukuk yargı makamlarının şikayetlerinin esasını incelemedikleri konusunda şikayette bulunmuştur. Mahkeme sadece bu son şikayet ile ilgili 8. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.
138. İkinci grup davalarda başvuranlar bir tedavinin yapılmasına veya durdurulmasına itiraz etmişlerdir.
Önceden bahsedilmiş olan Glass davasında başvuranlar hastane doktorları tarafından kendi rızaları olmadan çocuklarına diamorfin verilmesini ve dosyasında « kendine getirilmesin » ibaresinin bulunmasını şikayet etmişlerdir. 18 Mart 2003 tarihli önceki kararında Mahkeme Sözleşme’nin 2. maddesi ile ilgili şikayetlerini temelden yoksun bulmuş ve 9 Mart 2004 tarihli kararında Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Burke/Birleşik Krallık ((karar), no 19807/06, 11 Temmuz 2006) kararında, Başvuran tedavisi olmayan beyin dejenerasyonu hastalığından muzdarip olup Birleşik Krallık’ta uygulanan talimatların gerektiği zaman yapay olarak beslenmesini ve su ihtiyacının karşılanmasını durdurmaya imkan vermeyeceğinden şikayet etmektedir. Mahkeme Sözleşme’nin 2., 3. ve 8. maddelerine dayandırdığı başvurusunun dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir.
Son olarak, önceden bahsedilmiş olan Ada Rossi ve diğerleri davasında Mahkeme, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri kapsamında bitkisel hayatta olan genç bir kızın yapay olarak beslenmesine ve su ihtiyacının karşılanmasının durdurulmasına izin veren İtalyan Yargıtay kararının uygulanmasının kendilerine karşı negatif etki doğurmasından çekinen kişi ve derneklerin yapmış oldukları başvuruyu kişi bakımından ratione personae bağdaşmaz bulmuştur.[1]
139. Mahkeme önceden bahsedilmiş olan Glass ve Koch kararlarındaki 8. maddenin ihlal edilmiş olması haricinde başka hiçbir davada Sözleşme’nin ihlal edildiği sonuca varmamıştır.[2]
β) Durum hakkında
140. 2. madde devletlere yargı yetkileri kapsamında kalan herkesin yaşama hakkını korumak için gerekli tüm önlemleri alma yükümlülüğünü dayatmaktadır (önceden bahsedilmiş olan L.C.B., § 36, ve Powell kararı) ; bu pozitif yükümlülükler kamu sağlığı alanında devletin özel veya devlet hastanelerinde hastaların hayatlarını korumak için gerekli düzenlemeleri yapmasını gerektirmektedir (Calvelli ve Ciglio/Italya [BD], no 32967/96, § 49, AİHM 2002‑I, önceden bahsedilmiş olan Glass, Vo/Fransa [BD], no 53924/00, § 89, AİHM 2004‑VIII ve Valentin Câmpeanu adına hukuksal kaynak merkezi (Centre de ressources juridiques), § 130).
141. Mahkeme mevcut davada kendisine ötenazi konusu ile ilgili olarak değil, bir hastayı hayatta yapay olarak tutan tedavilerin durdurulması ile ilgili olarak başvurulmuş olduğunu belirtmiştir (bakınız yukarıdaki 124. paragraf).
142. Mahkeme, önceden bahsedilmiş olan Haas kararında (§ 54) Sözleşme’nin bir bütün olarak okunması gerektiğini vurgulamıştır (bakınız mutatis mutandis Verein gegen Tierfabriken Schweiz (VgT)/İsviçre (no 2) [BD], no 32772/02, § 83, AİHM 2009). Bu kararda Mahkeme, 8. maddenin muhtemel ihlalinin incelenmesi kapsamında Sözleşme’nin 2. maddesine atıfta bulunulmasının daha uygun olacağını tespit etmiştir (ibidem). Mahkeme bunun tersinin de mümkün olacağını da belirtmiştir : mevcut olayda olduğu gibi 2. maddenin muhtemel ihlali çerçevesinde özel hayata ve kişinin özerkliğine saygı haklarını kapsayan 8. maddeye atıfta bulunulabilecektir. Mahkeme, Pretty davasında (§ 67) « bir hastanın hayatını zor ve haysetini zedeleyecek bir şekilde bitirmemek için yapmış olduğu seçimi gerçekleştirebilmesinin yasa tarafından engellenmesi, ilgilinin Sözleşme’nin 8 § 1 maddesi anlamında özel hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini » ortaya koymuştur. Önceden bahsedilmiş olan Haas davasında (§ 51) Mahkeme, bir kişinin ne şekilde ve ne zaman hayatının sona ereceğine karar vermesinin özel hayatına saygı hakkının kapsamına girdiğini kabul etmiştir.
Mahkeme özellikle Pretty kararının 63. ve 65. paragraflarına atıfta bulunmuştur:
« Sağlık alanında özel bir tedaviyi kabul etmemek, kaçınılmaz olarak ölümcül bir şekilde sonuçlanabilir. Ancak, yetişkin ve bilinci yerinde olan bir kişiye rızası dışında bir tedavinin uygulanması Sözleşme’nin 8 § 1 maddesinde korunan haklarını tehlikeye sokmaktadır. Ulusal içtihadın kabul ettiği gibi bir kişi yaşam süresini uzatacak bir tedaviyi reddederek ölmeyi seçebilir. »
« Bir insanın haysiyeti ve özgürlüğü Sözleşme’nin esasıdır. Sözleşme tarafından korunan hayatın değeri ile ilgili prensibi inkâr etmeden Mahkeme hayatın kalitesi kavramının tüm anlamının 8. maddenin kapsamında bulduğunu varsaymaktadır. Tıbbın karmaşık bir hal aldığı ve yaşam süresinin uzadığı günümüzde bazı insanlar kendi şahsiyetlerine ve kendilerine olan bakışlarına ters düşecek şekilde çok ileri yaşlara kadar veya zihinsel ve fiziksel olarak çok yıpranmış bir halde yaşamaya zorlanacaklarından endişe etmektedirler. »
143. Mahkeme bu varsayımları 2. maddeden kaynaklanan devletin pozitif yükümlülüklerine riayet edilip edilmediğini incelerken dikkate alacaktır. Önceden bahsedilmiş olan Glass ve Burke davasında tedavinin yapılması ve durdulması konusunu incelerken aşağıdaki şu unsurları göz önünde bulundurduğunu hatırlatmıştır :
- iç hukukta ve uygulamada 2. maddenin gereklerine uygun yasal bir mevzuatın bulunması (bahsedilmiş olan Glass davası) ;
- başvuranın ve yakınlarının önceden ifade ettikleri istekleri ve sağlık personelinin görüşlerinin dikkate alınması (önceden bahsedilen Burke kararı);
- hastanın menfaatine en uygun kararın alınması konusunda şüpheye düşülmesi halinde yargı yoluna başvurulabilme ihtimali (ibidem).
Mahkeme bu unsurları mevcut davayı incelemek için dikkate alacaktır. Mahkeme ayrıca, Avrupa Konseyi’nin hazırladığı « Hayatın son aşamasında uygulanan tedavilere ilişkin karar süreci hakkında el kitabı »‘nda ortaya konan kriterleri de göz önünde bulunduracaktır (yukarıdaki 60-68. paragraflar).
γ) Takdir marjı hakkında
144. Mahkeme 2. maddenin Sözleşme’nin 15. maddesinin öngördüğü hiçbir sınırlamanın barış zamanında uygulanmayacağı ve bu maddede belirtilmiş olan istisnaların çok dar yorumlandığı en önemli maddeler arasında olduğunu hatırlatmaktadır (ayrıca bakınız Giuliani ve Gaggio/ Italya [BD], no 23458/02, §§ 174-177, AİHM 2011 (alıntılar)). Ancak, Mahkeme’ye devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında özellikle hayatın başı veya sonu ile ilgili karmaşık etik, hukuksal ve bilimsel sorular yöneltildiğinde ve üye ülkeler arasında konu ile ilgili bir mutabakat sağlanmamış ise, Mahkeme devletlere bir takdir yetsini tanımaktadır.
Öncelikle Mahkeme, önceden bahsedilmiş olan (başvuranın çocuğunun taksirle in utero ölümünden sorumlu doktorun serbest bırakılmasını ilgilendiren) Vo davasında Sözleşme’nin 2. maddesi çerçevesinde hayat hakkının başlangıç noktasını incelediğinde bu konunun devletlerin takdir yetkisine bırakılması gerektiğine karar verdiğini hatırlatmıştır. Avrupa’da hayatın başlangıcını hukuksal ve bilimsel olarak açıklayacak ne bir mütabakatın ne de üye ülkeler arasında ortak bir çözümün olmadığını dikkate almıştır(§ 82).
Bu yaklaşımını aynı şekilde, Evan/Birleşik Krallık ([BD], no 6339/05, §§ 54-56, AİHM 2007‑I, başvuranın eski erkek arkadaşının birlikte ürettikleri embriyonların saklanması ve kullanılması için verdiği rızanın geri çekmesine iç hukukun izin vermesi) ve A, B ve C/Irlanda ([BD], no 25579/05, § 237, AİHM 2010, başvuranların sağlık ve esenlik gerekçeleri ile kürtajın İrlanda’da yasak olmasından dolayı şikayet etmeleri) davalarında da devam ettirmiştir.
145. Yardımla intihar etme vakalarına gelince, Mahkeme Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, Avrupa Sözleşmesi bünyesinde hayatın ne şekilde ve hangi aşamasında son bulunacağına ilişkin bir mütabakatın sağlanamamış olduğunu ortaya koyup, devletlerin takdir yetkilerinin bu alanda çok geniş olduğunu belirtmiştir. (önceden bahsedilmiş olan Haas, § 55 et Koch, § 70).
146. Ayrıca, Mahkeme genel olarak, başvuranın eşinin kaza nedeniyle ölümüne sebep olan yetkililerin sorumlulukları ile ilgili olan Ciechońska/Polonya davasında (no 19776/04, § 65, 14 Haziran 2011) 2. maddeden ileri gelen yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli imkanların şeçimi konusunda devletin genel olarak takdir yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir.
147. Mahkeme, her ne kadar devletlerin çoğunluğu kabul etmiş olsa da, Avrupa Konseyi’ne üye ülkeler arasında hayatta yapay olarak kalmayı sağlayan tedavinin durdurulmasına izin vermek için ortak bir mütabakatın olmadığını tespit etmiştir. Her ne kadar tedavinin durdurulmasına ilişkin yöntemler bir ülkeden diğerine farklılık gösteriyorsa da, bu konuda bir karar alırken hastanın isteğinin, ifade ediliş şekli ne olursa olsun, esas olduğuna ilişkin bir mütabakat mevcuttur (...)
148. Sonuç olarak Mahkeme, hayatın başlangıcında olduğu gibi hayatın son aşaması ile ilgili olarak da devletlere takdir yetkisi tanınması gerektiğini varsaymaktadır. Bu yetki sadece hayatta yapay olarak kalmayı sağlayan tedaviye izin verilip verilmeyeceği ve bunun yöntemleri ile ilgili olmayıp aynı zamanda, hastanın hayat hakkının korunması ile hastanın kişisel özerkliği ve özel hayatına saygı hakkının korunması arasında kurulacak denge ile de ilgilidir (bakınız mutatis mutandis önceden bahsedilmiş olan A, B ve C, § 237). Ancak, bu takdir yetkisi sınırsız değildir (ibidem, § 238). Mahkeme, devletlerin 2. maddeden doğan yükümlülüklerine riayet edip etmediklerini kontrol etme yetkisine sahiptir.
ii) Olaya uygulanması
149. Başvuranlar, 22 Nisan 2005 tarihli yasanın açık ve kesin olmadığını savunup, doktorun 11 Ocak 2014 tarihli kararı alma sürecine itiraz etmektedirler. Onlara göre bu eksiklikler devlet yetkililerinin Sözleşme’nin 2. maddesinin kendilerine dayattığı koruma yükümlülüğünü ihlal etmektedir.
α) Yasal çerçeve
150. Başvuranlar yasanın açık ve kesin olmadığını savunup, bunun ne hasta ne de hayatının son aşamasında olan Vincent Lambert’in durumuna uygulanamayacağını iddia etmektedirler. Ayrıca, mantıksız ısrar ve durdurulabilecek tedavi kavramlarının yasada yeterli derecede açık bir şekilde belirtilmediğini varsaymaktadırlar.
151. Mahkeme 22 Nisan 2005 tarihli yasa (yukarıdaki 52-54. paragraflar) ile değişikliğe uğramış olan kamu sağlığı kanununa (yukarıda belirtilen kanun) dayanan yasal çerçeveye atıfta bulunmaktadır. Ayrıca yargının işlemesinde yorumun vazgeçilmez bir yeri olduğunu hatırlatmaktadır (diğer kararlar arasında bakınız Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Turkiye [BD], no 13279/05, § 85, 20 Ekim 2011). Mahkeme, mevcut davada karalar verilmeden evvel fransız yargı makamlarından dokuz yıldır yürürlükte olan 22 Nisan 2005 tarihli yasanının hükümlerini yorumlamalarının istenmediğini gözlemlemiştir. Olayda, Danıştaydan yasanın uygulama alanını ve « tedavi » ve « mantıksız ısrar » kavramlarını açıklaması istenmiştir (aşağıdaki bölüme bakınız).
- Yasanın uygulama alanı
152. 14 Şubat 2014 tarihli kararında Danıştay, yasanın uygulama alanı hakkında görüşlerini beyan etmiştir : uygulanan maddelerin ifadesinden ve yasanın kabul aşamasında gerçekleştirilen meclis çalışmalarından bu hükümlerin genel bir içeriği olduğu ve sağlık sistemi içerisinde yer alan hayatın son aşamasında olsun olmasın her hastaya uygulandığının anlaşıldığına karar vermiştir (yukarıdaki 33. paragraf).
153. Mahkeme, Danıştaya amicus curiae olarak görüşlerini sunan 22 Nisan 2005 tarihli yasanın raportörü Jean Leonetti’nin beyinleri hasar görmüş (cérébro‑lésés), tedavisi mümkün olmayacak hastalığının ilerlemiş bir safhasında bulunan ağır hastalara uygulanacağını belirttiğini tespit etmiştir. Ayrıca, Jean Leonetti yasanın « hayatlarının son aşamasında olan hastaların hakları » şeklinde değil de « hastaların hakları ve hayatın sonu » şeklinde olan başlığından da anlaşılacağı gibi bu yasa kapsamına giren hastaların mutlaka hayatlarının son aşamasında olmalarının gerekmediğini belirtmiştir (yukarıdaki 44. paragrafta yer alan Ulusal Tıp Akademisi’nin görüşlerine bakınız).
- Tedavi kavramı
154. Danıştay 14 Şubat 2014 tarihli kararında sınırlandırılabilecek veya durdurulabilecek tedavi kavramını yorumlamıştır. Danıştay, önceden bahsedilimiş olan L. 1110‑5 ve 1111‑4 maddelerini ve meclis çalışmalarını dikkate alarak yasakoyucunun tedavi tanımına hastanın hayati işlevlerini devam ettirmesine yönelik eylemlerin tümünü katmaya karar verdiğini ve yapay olarak beslenme ve su ihtiyacının giderilmesinin de bu eylemlere dahil olduğunu varsaymıştır. Avrupa Konseyi’ne amicus curiae olarak sunulan görüşler bu konuda hem fikirdirler.
155. Mahkeme, Avrupa Konseyi’nin « Hayatın son aşamasında uygulanan tedavilere ilişkin karar süreci hakkında el kitabının » şu soruları ele aldığını tespit etmiştir : el kitabı tedavilerin sadece bir hastanın sağlık durumunu hastalığın sebepleri üzerine giderek iyileştirmeyi hedefleyen müdahaleler olmadığını, bunun yanında hastalığın nedeni ile değil belirtileri ile ilgilenen ve işlevsel yetersizliğe cevap veren müdahaleleri de kapsadığını belirmiştir. El kitabı bir hastanın yapay olarak beslenmesinin ve su ihtiyacının karşılanmasının tıbbi bir gerek şeklinde yerine getirildiğini ; bir yöntem ve tıbbi tertibat (serum ve enteral tüp) seçimi gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Ülkeden ülkeye değişen yaklaşımların olduğu gözlemlenmiştir : bazıları bunları iç hukukta öngörülen güvencelere göre ve koşullar çerçevesinde sınırlandırılabilecek veya durdurulabilecek tedaviler şeklinde değerlendirmektedirler. Bu durumlarda hastanın isteği ve tedavinin uygun olup olmadığı hakkında sorular sorulmaktadır. Diğer devletlerde ise, sözkonusu müdahaleler hastanın temel ihtiyaçlarına cevap verdikleri için hayatın son aşamasında olan hastanın isteğini dile getirmediği sürece durdurulamayacak bakımlar olarak değerlendirilmektedirler (yukarıaki 61. paragraf).
- Mantıksız ısrar kavramı
156. Yasanın L. 1110‑5 maddesine göre tedavinin gereksiz, orantısız veya « yapay olarak hayatta tutmak dışında başka hiçbir etkisi » olmadığı durumlarda mantıksız bir ısrar oluşturmaktadır (yukarıdaki 53. paragraf). En sonuncu kriter olayda uygulanmakta olup, başvuranlar tarafından belirsiz olarak nitelendirilmiştir.
157. Avrupa Konseyi’ne amicus curiae olarak sunduğu görüşlerinde Bay Leonetti, tedavi kavramı için esas olarak öngörülen « hayatı yapay olarak uzatan » ifadesinden çok daha katı olan bu ifadenin çok daha sınırlayıcı ve « tam anlamıyla biolojik ve çift yönlü olarak hem ağır ve telafisi olmayan beyin hasarları olan hem de kendinde olmayan ve hiçbir şekilde iletişim kurulamayan hastayı hayatta tutmaya atıfta bulunduğunu belirtmiştir (yukarıdaki 44. paragraf). Aynı yönde, Ulusal Doktorlar Birliği Konseyi bir kişinin fiziksel olarak kötüye gitmesine, zihinsel ve iletişim kurma yetilerinin kaybetmesine neden olan kronik hale gelmiş olan patolojik bir durumu vurgulayarak zamansallık kavramının önemini belirtmiştir. Bu durumda iyileşmeye dair hiçbir işaret yoksa ısrar mantıksız sayılabilir (ibidem).
158. 24 Haziran 2014 tarihli kararında Danıştay her durumun kendine özgü olarak ele alınması gerektiğini vurguladıktan sonra doktorun mantıksız ısrar şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmek için dikkat etmesi gereken unsuları detaylı bir şekilde belirtmiştir : tıbbi unsular (bunlar yeterince uzun bir süreyi kapsamalılar, kurul halinde incelenmeliler ve hastanın durumuyla, bu durumun gelişimiyle, hastanın çektiği acıyla ve klinik teşhisle ilgili olmalıdırlar) ve tıbbi olmayan unsular olarak doktorun, ifade ediliş şekli ne olursa olsun, « çok özel bir önem vermesi gereken » hastanın isteği ve güvenilir kişinin, ailenin veya yakınlarının görüşleri.
159. Mahkeme Danıştayın bu kararında iki önemli güvenceyi belirtiğini vurgulamıştır : öncelikle « bir kişinin sadece geri döndürülemez şekilde bilinçsiz durumda olması veya daha da kötüsü tüm otonomisini kaybetmiş olarak bu tarz beslenme ve su ihtiyacının giderilmesi yöntemine bağımlı hale gelmesi tek başına bu tedavinin mantıksız ısrarın reddi adına haksız olarak nitelendirilemeyeceğini » belirtmiştir. Daha sonra, hastanın isteğinin bilinmediği durumlarda, bunun onu hayatta tutmaya itiraz şeklinde yorumlanmayacağını işaret etmiştir (yukarıdaki 48 paragraf).
160. Bu incelemenin sonunda Mahkeme başvuranların iddialarını kabul etmemektedir. 22 Nisan 2005 tarihli yasanın Danıştay tarafından yorumlanmış olan hükümlerinin olayda olduğu gibi bir doktorun kararına dayanak olması için Sözleşme’nin 2. maddesine uygun olacak şekilde yeterince açık bir yasal çerçeve oluşturduğunu varsaymıştır. Mahkeme bu itibarla, devletin hastaların hayatlarının korumasını güvence altına almaya uygun bir düzenleme ortaya koyduğu sonucuna varmıştır (yukarıdaki 140 paragraf).
β) Karar süreci
161. Başvuranlar karar sürecine itiraz etmişlerdir. Bu sürecin bir kurul ile yürütülmesi gerektiğini veya uyuşmazlık halinde uzlaşmanın öngörülmesi gerektiğini savunmuşlardır.
162. Mahkeme öncelikle ne 2. maddenin ne de içtihadının muhtemel bir mutabakata varılması için takip edilmesi gereken usule ilişkin yükümlülükler dayatıyormuş gibi değerlendirilemeyeceğini vurgulamaktadır. Önceden bahsedilmiş olan Burke davasında hastanın isteklerinin ne olduğunu araştıran, yakınlarının ve diğer sağlık ekibi üyelerinin de görüşlerini alan yöntemin Sözleşme’nin 2. maddesine uygun olduğuna karar verilmiştir (yukarıdaki 143. paragraf).
163. Mahkeme, her ne kadar fransız hukukundaki usul « kurul usulü» şeklinde adlandırılmış ve birçok görüşme aşamasından (sağlık ekibinin, en azından bir başka doktorun, güvenilir kişinin, ailenin ve yakınların fikri) oluşuyor ise de sözkonusu kararı sadece hasta ile ilgilenen doktorun verdiğini gözlemlemiştir. Hastanın isteği dikkate alınmıştır. Karar gerekçeli olmalıdır ve hastanın dosyasına eklenmelidir.
164. Amicus curiae olarak görüşlerini sunan M. Jean Leonetti yasanın suçluluk duygusunu ve karar veren kişinin bilinmesini engellemek için tedaviyi durdurma kararını verme sorumluluğunu aileye değil hasta ile ilgilenen doktora verildiğini hatırlatmıştır.
165. Mahkeme’nin sahip olduğu mukayeseli hukuk bilgilerine göre devletlerin tedavinin durdurulmasına izin vermeleri ve hastanın önceden vermiş olduğu talimatların bulunmaması durumunda tedavinin durdurulmasına ilişkin kararın alınması ile ilgili çok farklı yöntemler bulunmaktadır : bu karar doktor tarafından (en yaygın olan yöntem), aile ile birlikte doktor tarafından, sadece aile tarafından veya yasal temsilcisi veya mahkeme tarafından alınabilir. (...)
166. Mahkeme mevcut davada kurul prosedürünün Eylül 2013’ten Ocak 2014’e kadar sürdüğünü ve her aşamasında uygulamanın yasada öngörülmüş olan şartların ötesine geçtiğini gözlemlemiştir : her ne kadar prosedür farklı bir doktorun da görüşünün alınmasının gerekli olduğunu öngörmüş ise de Dr Kariger bir tanesi başvuranlar tarafından seçilmiş olan altı doktorla görüşmüştür. Sağlık ekibinin tamamını bir araya getirmiş ve Vincent Lambert’in eşi, ebeveyneleri ve toplam sekiz kız ve erkek kardeşinin oluşturduğu iki aile konseyini gerçekleştirmiştir. Bu toplantılar sonunda tedavilerin durdurulmasına ilişkin karara Vincent Lambert’in eşinin, toplam altı erkek ve kız kardeşinin ve doktoların katıldıkları bildirilmiştir. Oysa, başvuranlar bu karara karşı gelmişlerdir. Doktor ayrıca Vincent Lambert’in yeğeni François Lambert ile görüşmüştür. On üç sayfalık (aileye yedi sayfalık daha kısa olan versiyonu okunmuştur) uzun kararı gerekçelendirilmiştir. Danıştay 24 Hairan 2014 tarihli kararında ihtilaf konusu olan kararda hiçbir usulsüzlük bulunmadığı sonucuna varmıştır (yukarıdaki 50. paragraf).
167. Danıştay doktorun ailenin görüşünü alma yükümlülüğünü yerine getirdiğini ve aile tarafından bir oybirliğine varılamamasına rağmen kendi kararını verebileceğini belirtmiştir. Mahkeme şu anki durumunda fransız hukukunun ailenin görüşünün alınmasını (kararın alınmasına katılmasını değil) öngörmektedir. Ancak, aile üyeleri arasında anlaşmazlık olduğu zaman herhangi bir uzlaşma yöntemi düzenlememektedir. Diğer devletlerin düzenlemelerinden farklı olarak aile üyelerinin görüşlerinin hangi sırayla alınacağını da belirtmemiştir.
168. Mahkeme konuyla ilgili bir mutabakat olmadığını (yukarıdaki 165. paragraf) ortaya koymuş ve karar sürecinin düzenlenmesinin hatta tedavinin durdurulmasına ilişkin son kararı alacak olan kişinin belirlenmesi ve kararın alınma yöntemlerinin devletin takdir yetkisine bağlı olduğunu ortaya koymuştur. Mahkeme, olayda yürütülen prosedürün aranan şartların ötesine geçip uzun ve titiz bir şekilde gerçekleştirildiğini tespit edip, her ne kadar başvuranlar varılan sonuca karşı olsalar da, bu prosedürün Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan gereklere riayet etmiş olduğuna karar vermiştir (yukarıdaki 143. paragraf).
γ) İtiraz yolları
169. Mahkeme mevcut davada başvuranların faydalandıkları itiraz yollarını incelemiştir. 22 Nisan 2005 tarihli yasaya dayanarak tedavinin durdulması kararına karşı ilk defa başvurulan Danıştay 14 şubat ve 24 Haziran 2014 tarihli kararlarında idari ara karar hakiminin olayda gerçekleştirdiği kontrolün kapsamı hakkında önemli açıklamalar yaptığını incelemiştir.
170. Başvuranlar idari kanunu L. 521‑2 maddesine dayanarak özgürlüklere ilişkin bir ara karar verilmesi için idare mahkemesine başvuruda bulunmuşlardır. Bu maddeye göre « özel acil bir durum nedeniyle başvurulan hakim, idari bir yetkilinin herhangi bir temel hakka açıkça yasak getirmenin ve buna ağır olacak bir şekilde zarar vermesi durumunda gerekli olan tüm tedbirlerin alınmasına karar verebilecektir ». Bu temelde kendisine başvurulan ara karar hakimi acil durumlarda prensip olarak tek başına karar verir ve tartışmasız durum kriterine (açıkça yasak) dayanarak geçici tedbirler alabilir.
171. Mahkeme görevli olan ara karar hakiminin Danıştay tarafından belirlenmesinden sonra (yukarıdaki 32. paragraf) ara karar hakiminin sadece doktorun kararını askıya almak değil, aynı zamanda bu kararın yasallığını da kontrol edebileceğini ortaya koymuştur. Bu kontrol gerekirse kurul şeklinde gerçekleşebilecektir. Ayrıca, tıbbi bilirkişiye başvurulup ve amicus curiae olan kişilerin de görüşleri alınabilir.
172. Danıştay aynı şekilde 24 Haziran 2014 tarihli kararında sözkonusu özel görevi çerçevesinde ara karar hakiminin kararının yasaya uygun olmadığına ilişkin iddiaların yanında yasa hükümlerinin Sözleşme ile uyumlu olmadığına ilişkin şikayetleri de inceleyebileceğini belirtmiştir.
173. Mahkeme Danıştayın davayı genel kurulunda (on yedi üyeden oluşan dava dairesi) incelediğini ve bunun ara karar prosedürü için istisnai bir durum olduğunu ortaya koymuştur. 14 Şubat 2014 tarihli kararında Danıştay Liège hastanesinde gerçekleştirilen kontrolün üzerinden iki yıl geçtiğini Vincent Lambert’in sağlık durumu hakkında daha tamamlayıcı bilgilere ihtiyaç olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle nöroloji alanında tanınmış olan üç uzmanın bilirkişi raporu hazırlamısına karar vermiştir. Olayın ortaya koyduğu soruların karmaşıklığını da göz önünde bulundurarak Ulusal Tıp Akademisine, Doktorlar Odası Konseyine ve Jean Leonetti’ye amicus curiae olarak kendisine genel görüşlerini sunmalarını ve özellikle mantıksız ısrar ve hayatta yapay olarak tutma kavramları hakkında kendisini aydınlatmalarını istemiştir.
174. Mahkeme bilirkişi raporunun çok kapsamlı olduğuna dikkat çekmiştir : bilirkişiler Vincent Lambert’i dokuz defa kontrol etmişler, sağlık dosyasının tamamı hakkında bilgi sahibi olmuşlar, aynı zamanda hazırlayacakları rapor için dava dosyasındaki tüm belgeleri de incelemişlerdir. 24 Mart ile 23 Nisan 2014 tarihleri arasında da ilgili tüm taraflarla (aile, sağlık ve bakım ekibi, danışman doktorlar ve UNAFTC’nin ve hastanenin temsilcileri) görüşmüşlerdir.
175. 24 Haziran 2014 tarihli kararında Danıştay ilk önce kamu sağlığı kanununun ilgili maddelerinin Sözleşme’nin 2., 8., 6., ve 7. maddeleri ile uyumlu olup olmadığını (yukarıdaki 47. paragraf) incelemiş, daha sonra da Dr Kariger’in aldığı kararın bu kanunun hükümleri ile uyumlu olup olmadığını incelemiştir (bakınız yukarıdaki 47-50. paragraflar). Yaptığı bu kontrol kurul prosedürünün düzgün bir şekilde gerçekleşip gerçekleşmediği ve yasanın koymuş olduğu şartlara riayet edip etmediğiyle ilgilidir. Bilirkişi raporunun özellikle sonuç bölümüne bakıldığında bunların gerçekleşmiş olduğu görülmektedir. Bilirkişi raporununda Vincent Lambert’in klinik durumunun kronik bitkisel hayat olduğu, geçirdiği ağır ve beyninde geniş bir alanı kaplayan travmaların ciddiyetine ve kazadan bu yana geçmiş olan beş yıllık süreye bakıldığında « kötü tıbbi bir teşhisle » bile bunların düzelmeyeceğinin anlaşılabileceğini ortaya konmuştur. Danıştay bu sonuçların Dr Kariger’in vardığı sonuçları onayladığını belirtmiştir.
176. Mahkeme daha sonra Danıştayın hastanın isteğine doktorun « çok büyük bir önem » atfetmesi gerektiğini (bakınız 48. paragraf) vurguladıktan sonra Vincent Lambert’in isteklerinin ne olduğunu ortaya koymaya çalıştığını gözlemlemiştir. Vincent Lambert önceden ne yazılı bir talimat hazırlamış ne de güvenilir bir kişi tayin etmiştir. Danıştay bu durumda eşi Rachel Lambert’in tanıklığına başvurmuştur. Rachel Lambert ile Vincent Lambert’in yoğun bakımda veya bütünüyle felçli olan hastaların bulunduğu servislerde hasta bakıcı olduklarını ve yaşadıkları mesleki deneyimlerini birbirleriyle paylaştıklarını, Vincent Lambert’in bu paylaşımlar sırasında birçok defa çok ağır bağımlı bir hale düşmesi durumunda yapay olarak hayatta tutulmak istemediğini dile getirdiğini ortaya koymuştur (bakınız 50. paragraf). Danıştay, Vincent Lambert’in erkek kardeşi tarafında da onaylanan bu sözlerin Rachel Lambert tarafında tarihleriyle birlikte çok kesin bir şekilde belirtildiğini tespit etmiştir. Ayrıca Vincent Lambert’in diğer erkek ve kız kardeşlerinin de bu sözlerin kardeşlerinin kişiliğine, geçmişine ve görüşlerine uyduğunu belirtiklerini ve başvuranların da Vincent Lambert’in bu sözlerin tersini söyleyeceğini iddia etmediklerini dikkate almıştır. Danıştay son olarak yasanın öngördüğü şekilde aile ile görüşüldüğüne karar vermiştir (ibidem).
177. Vincent Lambert’in sözlü görüşlerini çok genel bulan başvuranlar Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak Danıştayın bu görüşleri dikkate almaması gerektiğini savunmuşlardır.
178. Mahkeme öncelikle, karar sürecinin asıl konusu ve aktörü olan hastanın rızasının bunu dile getirebilecek durumda olmasa bile, bu sürecin merkezinde bulunması gerektiğini hatırlatmıştır. Avrupa Konseyi’nin « Hayatın son aşamasında uygulanan tedavilere ilişkin karar süreci hakkında el kitabı » bu rızanın karar sürecine hastanın önceden dile getirdiği istekleri vasıtasıyla dahil edilebileceğini, hatta bunun bir aile üyesine veya bir yakınına sözlü olarak aktarılmış şekilde de olabileceğini eklemektedir (yukarıdaki 63. paragraf).
179. Mahkeme, elindeki mukayeseli hukuk bilgilerine dayanarak bazı ülkelerde önceden verilmiş direktiflerin veya « biolojik vasiyetin » olmaması durumunda hastanın varsayılan isteğinin farklı yöntemlerle (ailesinin veya yasal temsilcisinin beyanları, kişiliğine işaret eden diğer unsurlar, hastanın inançları vs.) aranması gerektiğini ortaya koymuştur.
180. Mahkeme son olarak önceden bahsedilen Pretty davasında (§ 63) herkesin yaşam süresini uzatacak etkiye sahip bir tedaviye razı olmayı reddetme hakkını öngördüğünü hatırlatmıştır. Bu koşullarda Mahkeme, Danıştayın kendisine sunulan tanıklıkların Vincent Lambert’in tedavisinin durdurulmasına ilişkin isteklerinin ortaya konması için yeterli derecede kesin olduklarını varsayabileceği görüşündedir.
δ) Son varsayımlar
181. Mahkeme tıp, hukuk ve etik alanında karmaşık sorulara değinen mevcut davanın ortaya koyduğu sorunların öneminin farkındadır. Bu koşullarda Mahkeme tedavinin durdurulması kararının iç hukuk ve Sözleşme’ye uygunluğunu incelemenin ve aynı şekilde hastanın isteklerini yasaya uygun olarak ortaya koymanın öncelikle devlet yetkililerine ait olduğunu hatırlatmıştır. Mahkemenin rolü devletlerin Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan pozitif yükümlülüklerine riayet edip etmediklerini incelemekten ibarettir.
Bu yaklaşıma göre Mahkeme Danıştay tarafından yorumlandığı gibi iç hukukta öngörülen yasal çerçevenin bu maddenin gereklerine uygun olduğunu ve karar sürecinin titiz bir şekilde yürütüldüğünü kabul etmiştir. Ayrıca, başvuranların faydalandıkları itiraz yolları ile ilgili olarak Mahkeme, hem detaylı tıbbi bilirkişi raporunu hem de en üst seviyedeki etik ve tıbbi kurumların genel görüşlerini dikkate alarak, mevcut davanın her açıdan derinlemesine incelendiği, bu kapsamda tüm görüşlerin dile getirildiği, her durumun enine boyuna tartıldığı sonucuna varmıştır.
Sonuç olarak Mahkeme olayda sahip oldukları takdir yetkisine dayanarak iç hukuk makamlarının Sözleşme’nin 2. maddesinden ileri gelen pozitif yükümlülüklerine uygun davrandıkları kanaatine varmıştır.
ε) Sonuç
182. Bu durumda, 24 Haziran 2014 tarihli Danıştay kararının uygulanması Sözleşme’nin 2. maddesini ihlal etmeyecektir.
(...)
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
1. Oybirliğiyle başvuranların kendi adlarına 2. maddeye ilişkin yaptıkları şikayetin kabul edilebilir olduğuna ;
2. Beş oya karşı on iki oyla başvurunun geri kalanının kabul edilmez olduğuna ;
3. Oybirliğiyle Rachel Lambert’in müdahil üçüncü kişi sıfatıyla Vincent Lambert’i temsil etme talebini reddetmeye ;
4. Beş oya karşı on iki oyla 24 Haziran 2014 tarihli Danıştay kararının uygulanmasının Sözleşme’nin 2. maddesini ihlâl etmeyeceğine karar vermiştir;
(...)
İşbu karar Fransızca olarak tanzim edilmiş, Sözleşme’nin 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 5 Haziran 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Erik FriberghDean Spielmann
Yazi İşleri MüdürüBaşkan
Bu kararın ekinde, Sözleşme’nin 45 § 2. maddesi ve Mahkeme İç tüzüğü’nün 74 § 2. maddesine uygun olarak hakimler Hajiyev, Šikuta, Tsotsoria, De Gaetano ve Griţco’nun karşı görüşleri yer almaktadır.
D.S.
E.F.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizcedir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin İnsan Haklarına Destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na reSAFans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reSAFence to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
[1] Bu madde Mahkeme iç tüzüğünün 81. maddesine uygun olacak şekilde değiştirilmiştir.
[2] Bu madde Mahkeme iç tüzüğünün 81. maddesine uygun olacak şekilde değiştirilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy