Lambert ve Diğerleri / Fransa - 46043/14 - 05.06.2015 tarihli Karar [BD]
Olaylar — Başvuranlar, Vincent Lambert’in ebeveynleri, üvey erkek kardeşi ve kız kardeşidir. Vincent Lambert, 2008 yılı Eylül ayında meydana gelen bir trafik kazasında kafasından yaralanmış, bunun sonucunda kol ve bacakları tutmamaya başlamış ve tamamen bağımlı hale gelmiştir. Söz konusu şahsa, bağırsaklarından gıda ve sıvı verilmektedir. Vincert’in tedavisinden sorumlu doktor, 2013 yılı Eylül ayında, hasta hakları ve yaşamın sonlandırılmasına ilişkin “Leonetti” Yasası ile öngörülen danışma usulünü başlatmıştır. Doktor, aralarından biri başvuranlar tarafından seçilen altı doktora danışmış, tüm sağlık ekibiyle sanal bir toplantı düzenlemiş ve Vincent Lambert’in ailesiyle, eşinin, ebeveynlerinin ve sekiz kardeşinin yer aldığı iki görüşme yapmıştır. Söz konusu görüşmelerin ardından, Vincent Lambert’in eşi ve kardeşlerinin altısı, danışılan altı doktorun beşi gibi, tedavinin sona erdirilmesinden yana olduklarını ifade etmişlerdir. Başvuranlar ise bu tür bir adıma karşı çıkmışlardır. Doktor, 11 Ocak 2014 tarihinde, başvurana yapay yollarla besin ve sıvı verilmesi işleminin sona erdirilmesine karar vermiştir.
Davayı acil başvuru kapsamında değerlendirerek inceleyen Danıştay, hastayla ilgili son değerlendirmenin iki buçuk yıl öncesinde gerçekleştirildiğini belirtmiş ve Vincent Lambert’in sağlık durumuyla ilgili mevcut tüm bilgilerin alınması gerektiği kanaatine varmıştır. Danıştay, bu nedenle, nörolojik bilim alanında tanınmış üç uzman tarafından bir sağlık raporu düzenlenmesine karar vermiştir. Danıştay, ayrıca, dava kapsamındaki hususların boyutu ve zorluğunu dikkate alarak, özellikle makul olmayan inatçı davranış ve yaşamın yapay yollarla sürdürülmesi kavramlarının açıklanması amacıyla, Ulusal Tıp Akademisi, Ulusal Etik Danışma Kurulu, Ulusal Tıp Konseyi ve Jean Leonetti’den, müşahit taraf olarak genel görüşlerini bildirmesini talep etmiştir. Uzmanlar Vincent Lambert’i dokuz kez muayene etmişler, bir dizi test uygulamışlar ve hastanın dosyasındaki tüm bilgileri ve raporlarını sunacakları adli dosyada yer alan tüm hususları öğrenmişlerdir. Ayrıca, ilgili tüm taraflarla da görüşmüşlerdir. Danıştay, 24 Haziran 2014 tarihinde, Vincent Lambert’in doktorunun 11 Ocak 2014 tarihinde yapay yollarla besin ve sıvı verilmesi işleminin sona erdirilmesi yönünde verdiği kararın kanuna uygun olduğu sonucuna varmıştır.
Mahkeme, İçtüzük’ün 39. maddesi uyarınca yapılan talep üzerine, Danıştay kararının yürütmesinin yargılama süreci boyunca durdurulması gerektiğinin bildirilmesine karar vermiştir. Mahkemenin Dairesi, 4 Kasım 2014 tarihinde davadan Büyük Daire lehine feragat etmiştir.
Başvuranlar, özellikle, Vincent Lambert’e yapay yollarla besin ve su verilmesi işleminin sona erdirilmesinin, Devletin 2. madde kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Hukuki Değerlendirme — (a) Kabul edilebilirlik
(i) Vincent Lambert adına hareket etme hakkı
(a) Başvuranlar yönünden — İçtihat incelemesi neticesinde iki temel kritere ulaşılmıştır. Bunlardan biri, doğrudan mağdur olan kişinin haklarının etkin bir şekilde korunamaması riskinin söz konusu olması, diğeri ise mağdur ile başvuran arasında çıkar çatışmasının mevcut olmamasıdır. Mahkeme, ilk kriterle ilgili olarak, başvuranların, tıpkı Vincent Lambert’in yakın akrabalarının olduğu gibi, 2. madde ile koruma altına alınan yaşam hakkını Mahkeme önünde kendi adlarına ileri sürebilecek olmaları nedeniyle, Vincent Lambert’in haklarının etkin bir şekilde korunmayacağına dair herhangi bir risk tespit edememiştir. Mahkeme, ikinci kriter kapsamında, iç hukuktaki yargılamaların en önemli yönlerinden birinin tam olarak Vincent Lambert’in isteklerinin tespit edilmesine ilişkin olduğunu belirtmiştir. Bu koşullarda, başvuranların iddiaları ile Vincent Lambert’in ne isteyeceği arasında menfaat ilişkisi bulunduğu saptanmamıştır. Bu nedenle, başvuranların Vincent Lambert adına 2. madde kapsamındaki şikâyetleri dile getirme hakları bulunmamaktadır.
(b) Rachel Lambert (Vincent Lambert’in eşi) yönünden — Sözleşme’de, davaya müdahil olan üçüncü bir tarafın Mahkeme önünde başka bir kişiyi temsil etmesine imkân tanıyan herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca, Mahkeme İçtüzüğü’nün 44. maddesinin 3(a) bendinde, davaya müdahil olan üçüncü tarafın, başvuran dışında herhangi bir kişi olabileceği belirtilmektedir. Dolayısıyla, Rachel Lambert’in talebi reddedilmelidir.
(ii) Başvuranların mağdur statüsüne sahip olup olmadıkları hakkında — Ölümü nedeniyle Devletin sorumluluğunun söz konusu olduğu iddia edilen bir kişinin yakını, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında bir ihlalin mağduru olduğunu ileri sürebilmektedir. Vincent Lambert halen hayatta olsa da, yapay yollarla besin ve sıvı verilmesi işlemine son verilmesi halinde kısa süre içerisinde hayatını kaybedecektir. Bu nedenle, ihlal olası veya gelecekte söz konusu olabilecek bir durum olsa dahi, başvuranların, Vincent Lambert’in yakın akrabaları sıfatıyla Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak şikâyetlerini dile getirme hakları vardır.
(b) Esas — Madde 2 (esas yönü): Gerek başvuranlar gerekse Hükümet, yaşamı kasten sonlandırma ile “tedaviden vazgeçme” kavramlarını birbirinden ayırmış ve bu ayrımın öneminin altını çizmiştir. Mahkeme, kişinin yaşamının kasten sonlandırılmasına imkân vermeyen ve kişinin hayatta kalmasını sağlayacak tedaviden vazgeçilmesine veya bu tedavinin sonlandırılmasına ancak bazı belirli koşullarda olanak tanıyan Fransız mevzuatı bağlamında, Devletin 2. madde kapsamındaki negatif yükümlülüklerinin somut davada söz konusu olmadığı kanaatine varmıştır. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin sadece Devletin pozitif yükümlülükleri bakımından incelenmesine karar vermiştir.
Bu kapsamda, şu etkenler dikkate alınmıştır. İç hukukta Sözleşme’nin 2. maddesinin gereklerine uygun düzenleyici bir çerçevenin mevut olup olmadığı ve uygulanıp uygulamadığı; başvuranın daha önceden dile getirdiği isteklerinin, başvurana yakın olan kişilerin isteklerinin ve diğer sağlık görevlilerinin görüşlerinin dikkate alınıp alınmadığı; ve hastanın menfaatleri açısından en iyi kararın verildiği konusunda şüphelerin söz konusu olması durumunda mahkemelere başvurma imkânının bulunup bulunmadığı. Mahkeme, ayrıca, Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan yaşamın son döneminde tıbbi tedaviye ilişkin karar verme süreci hakkındaki rehber kapsamında belirtilen kriterleri göz önünde bulundurmuştur.
Avrupa Konseyi üye Devletlerinin çoğunluğunun, yaşamın yapay yollarla sürdürülmesini sağlayan tedavinin sona erdirilmesine izin verdiği görülse de, bu konuda aralarında herhangi bir fikir birliği bulunmamaktadır. Tedavinin sona erdirilmesine ilişkin ayrıntılı düzenlemeler ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte, hastanın karar verme sürecindeki isteklerinin, ne şekilde dile getirilmiş olursa olsun, son derece büyük önem arz ettiği konusunda görüş birliği mevcuttur. Bu nedenle, Devletlere, gerek yaşamın yapay yollarla sürdürülmesini sağlayan tedavinin sona erdirilmesine izin verip vermeyeceği ve bu tür bir işleme ilişkin ayrıntılı düzenlemelerin gerçekleştirilmesi, gerekse hastaların yaşam haklarının korunması ile özel yaşamlarına ve kişisel özerkliklerine saygı gösterilmesi hakları arasında denge kurulması konusunda takdir yetkisi tanınmalıdır.
(i)Yasal çerçeve —Leonetti Yasası’nın hükümleri, Danıştay tarafından yorumlandığı haliyle, Sözleşme’nin 2. maddesinin amaçları bakımından, somut davadaki gibi durumlarda doktorların verdikleri kararların doğru bir şekilde düzenlenmesini sağlayacak ölçüde yeterince açık yasal bir çerçeve teşkil etmektedir. Bu kapsamda, “sona erdirilebilecek veya sınırlandırılabilecek tedavi” ve “makul olmayan inatçı davranış” kavramları tanımlanmış ve karar verme sürecinde dikkate alınması gereken etkenler ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Dolayısıyla, Devlet, hâlihazırda, hastaların yaşamlarının korunmasına imkân verecek düzenleyici bir çerçeve oluşturmuştur.
(ii)Karar verme süreci — Fransız kanununda öngörülen usulün “ortaklaşa” yürütülmesine ve çeşitli danışma aşamalarından (hasta bakım ekibi, en az bir doktor, güvenilir bir kişi, hastanın ailesi veya hastaya yakın olan kişilere danışılmalıdır) oluşmasına rağmen, kararı tek başına alan kişi hastanın tedavisinden sorumlu olan doktordur. Hastanın isteklerinin dikkate alınması ve kararın, gerekçeleri belirtilmek suretiyle hastanın dosyasına eklenmesi gerekmektedir.
Somut davada ortaklaşa yürütülen usul, 2013 yılı Eylül ayından 2014 yılı Ocak ayına kadar devam etmiş ve bu uygulamanın her aşamasında kanun uyarınca yerine getirilmesi gerekenlerin de ötesine geçilmiştir. Doktorun kararının yer aldığı on üç sayfadan oluşan belgede gerekçeler son derece ayrıntılı bir şekilde açıklanmış olup, söz konusu kararda herhangi bir usulsüzlük bulunmadığı da Danıştay tarafından tespit edilmiştir.
Fransız kanununda, aileye danışılması (karar alma sürecine katılmaları amacıyla değil) öngörülmekle birlikte, aile üyeleri arasında uyuşmazlık olması durumunda arabuluculuk yapılmasına ilişkin herhangi bir hüküm yer almamaktadır. Aynı zamanda, diğer bazı ülkelerin aksine, aile üyelerinin görüşlerinin hangi sırayla dikkate alınması gerektiği de belirtilmemiştir. Bu konuda fikir birliği olmaması nedeniyle, karar verme sürecinin düzenlenmesi ve bu bağlamda, tedaviye son verilmesine dair nihai kararı verecek kişinin belirlenmesi ve söz konusu kararın alınmasına ilişkin ayrıntılı düzenlemeler, Devletin takdir yetkisi kapsamına girmektedir. Somut davada uygulanan usul, titizlikle yürütülmüş uzun soluklu bir süreç olup, kanunda öngörülen gereklerin de ötesinde geçilmiştir. Mahkeme, başvuranların verilen karara katılmamalarına rağmen, söz konusu usulün, Sözleşme’nin 2. maddesinden kaynaklanan gereklilikleri karşıladığı kanaatine varmıştır.
(iii) Hukuk yolları — Danıştay, tedbir talepli davalarda son derece olağan dışı bir uygulama olan mahkeme heyetinin tüm üyelerinin hazır bulunduğu bir oturumda davayı inceleme işlemini gerçekleştirmiştir. Uzman raporu, oldukça ayrıntılı bir şekilde hazırlanmıştır. Danıştay, 24 Haziran 2014 tarihli kararında, Vincent Lambert’in doktorunun verdiği kararın Halk Sağlığı Kanunu’na uygun olup olmadığını değerlendirmeden önce, söz konusu kanunun ilgili hükümlerinin, Sözleşme’nin 2, 8, 6 ve 7. maddelerine uygun olup olmadığını incelemiştir. Danıştay tarafından gerçekleştirilen inceleme kapsamında, ortaklaşa yürütülen usulün hukuka ve kanunda belirtilen temel koşullara uygun olup olmadığı değerlendirilmiştir. Danıştay, uzman raporunda yer alan tespitler ışığında, söz konusu koşulların karşılandığı kanaatine varmıştır. Danıştay, özellikle, uzmanların tespitlerinden, Vincent Lambert’in klinik durumunun kronik bitkisel yaşamda olduğunu gösterdiğinin, kazadan sonraki beş buçuk yıllık süreç de dikkate alındığında, Vincent Lambert’in tıbben tedavisi mümkün olmayacak ölçüde ağır ve büyük zarar gördüğünün ve “kötü prognozun” söz konusu olduğunun açıkça anlaşıldığını belirtmiştir. Danıştay, bahsi geçen tespitlerin, hastanın tedavisinden sorumlu doktorun tespitlerini doğruladığı kanısına varmıştır. Danıştay, doktorun, hastanın isteklerine “özellikle önem vermesi” gerektiğinin altını çizdikten sonra, Vincent Lambert’in isteklerinin neler olduğunu da belirlemeye çalışmıştır. Vincert Lambert, yerine getirilmesini istediği hususları belirttiği herhangi bir yazı yazmamış veya güvenilir bir kişi tayin etmemiştir. Danıştay, bu nedenle, Vincert Lambert’in eşi Rachel Lambert’in beyanlarını dikkate almıştır. Rachel Lambert, kendisi gibi, resüsitasyon yapılan ve çoklu yetersizliği olan hastalarla ilgilenen hemşire eşiyle mesleki tecrübeleri hakkında sık sık konuştuklarını ve bu konuşmaların bazılarında Vincent Lambert’in ağır derecede bağımlı bir hale geldiğinde yapay yollarla hayatta tutulmak istemediğini belirttiğini beyan etmiştir. Danıştay, Vincent Lambert’in erkek kardeşlerinden biri tarafından da doğrulanan söz konusu beyanların, Rachel Lambert tarafından, ilgili tarihler bildirilmek suretiyle ayrıntılı olarak dile getirildiğini tespit etmiştir. Danıştay, aynı zamanda, Vincent Lambert’in kardeşlerinden bazılarının, söz konusu beyanların, kardeşlerinin kişiliğine, geçmiş deneyimlerine ve görüşlerine de uygun olduğunu belirttiklerini ifade etmiş ve başvuranların Vincent Lambert’in aksi yönde beyanlarda bulunacağı gibi bir iddia öne sürmediklerine dikkat çekmiştir. Danıştay, son olarak, kanunda öngörülen aileye danışma usulünün de gerçekleştirildiğini belirtmiştir.
Karar verme sürecinde en önemli taraf ve bu süreçte rızası en büyük önem arz eden kişi hastanın kendisidir. Bu durum, hastanın isteklerini dile getiremediği durumlarda dahi geçerlidir.
Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan yaşamın son döneminde tıbbi tedaviye ilişkin karar verme süreci hakkındaki rehberde, hastanın da, daha önceden aile üyelerinden birine veya yakın bir arkadaşına söylemiş olabileceği istekleri dikkate alınmak suretiyle, karar verme sürecine dahil edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca, bazı ülkelerin mevzuatında, hastanın yerine getirilmesini istediği hususları belirttiği herhangi bir yazı yazmadığı veya “vasiyet” bırakmadığı hallerde, tahmini isteklerinin çeşitli yollarla (yasal temsilcisinin veya ailesinin beyanları, hastanın kişiliğini ve inançlarını ortaya çıkaracak diğer etkenler ve benzeri yollar) tespit edilmeye çalışılması öngörülmektedir.
Danıştay, bu koşullarda, dile getirilen beyanların, Vincent Lambert’in tedavisine son verilmesi veya devam edilmesi konusundaki isteklerinin tespit edilmesini sağlayacak ölçüde doğru olduğu kanaatine varmıştır.
(iv) Son hususlar — Mahkeme, gerek Danıştay tarafından yorumlandığı haliyle iç hukuktaki yasal çerçevenin gerekse somut davada titizlikle yürütülen karar verme sürecinin, Sözleşme’nin 2. maddesinin gereklerine uygun olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, başvuranların başvurabilecekleri hukuk yollarıyla ilgili olarak, somut davanın son derece ayrıntılı bir şekilde ele alındığını belirtmiştir. Mahkeme, söz konusu inceleme sürecinde, tüm görüşlerin dile getirilebildiğini ve tüm hususların gerek ayrıntılı bir uzman doktor raporu gerekse en üst düzeydeki sağlık kurumlarının ve etik konularla ilgilenen kurumların genel görüşleri ışığında dikkatli bir şekilde değerlendirildiği sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla, Mahkeme, ulusal makamların, somut davada kendilerine tanınan takdir yetkisi dikkate alındığında, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirdiklerine karar vermiştir.
Sonuç: ihlal yok (beşe karşı on iki oyla).
(bk. Yaşamın Sonu ve AİHS başlıklı tematik bilgi notu)
Full & Egal Universal Law Academy