Langner /Almanya – 14464/11 - 17.9.2015 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar – Başvuran, belediye başkan yardımcısını, hem bir personel toplantısı sırasında sözlü olarak hem de sonrasında başvuranın hiyerarşik üstü konumundaki amirine yazılı olarak, “adli hata” yapmakla suçlaması sonrasında belediyenin iskan bürosundaki işinden çıkarılmıştır. Söz konusu iddia, belediye başkan yardımcısının iki yıl önce vermiş olduğu bir yıkım kararıyla ilgilidir. Başvuran ayrıca, belediye başkan yardımcısının, kendisinin başkanı olduğu alt birimi kanuna aykırı bir şekilde feshetmeye çalıştığını iddia etmiştir. Başvuran, işten çıkarılmasına ilişkin olarak Alman mahkemeleri önünde itirazda bulunmuş, itiraz sonrasında ise, başvuranın işten çıkarılmasının haklı gerekçelere dayandığına karar verilmiştir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde yürütülen yargılamalarda ise, ifade özgürlüğünün ihlal edilmiş olduğundan şikâyetçi olmuştur.
Hukuki Değerlendirme – 10. Madde: Başvuranın işten çıkarılması, ki bunun nedeni temel olarak kendisinin personel toplantısı esnasında yapmış olduğu açıklamalardır, ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil etmiştir. Söz konusu müdahale, kanunla öngörülmüş olan bir müdahaledir (Adil Olmayan İşten Çıkarımlara Dair Yasa’nın 1. maddesi ile bağlantılı olarak, Kamu Hizmeti Çalışanlarına Yönelik Toplu İş Sözleşmesi’nin 53. maddesi) ve başkalarının itibarının ve haklarının korunması meşru amacını gözetmiştir.
Mahkeme bu nedenle, davanın şartlarının tümünü göz önünde bulundurarak, başvuran hakkında uygulanan yaptırımın gözetilen meşru amaçla orantılı olup olmadığını ve ulusal makamlar tarafından bu müdahaleyi haklı kılmak üzere öne sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olup olmadığını belirlemek durumunda kalmıştır. Bu konuda bir karara varırken, Mahkeme, başvuranın söz konusu açıklamayı yapmasına sebep olan unsur da dâhil olmak üzere davanın koşullarını, hukuki ve fiili durumu, başvuranın tam olarak kullanmış olduğu sözcükleri, bu sözcüklerin ne şekillerde yorumlanabileceğini ve işvereni üzerindeki etkisini ve başvuran hakkında uygulanan yaptırımı dikkate almıştır.
Mahkeme, başvuranın söz konusu açıklamayı yapmasına sebep olan unsur ile ilgili olarak, başvuranın belediye başkan yardımcısının kararına ilişkin endişelerini belediye başkanına ya da kovuşturma makamına iletmektense, bu endişelerini yaklaşık iki yıl sonra bir personel toplantısında dile getirmiş olduğunu kaydetmiştir. Federal İş Mahkemesi, başvuranın açıklamasının İskan Bürosunda kabul edilemez nitelikteki bir durumu ortaya çıkarmayı amaçlamadığını, bunun yerine, kendisinin alt biriminin feshedilmesinin yaklaşması sebebiyle belediye başkan yardımcısı hakkındaki kişisel kaygılardan hareketle yapıldığını tespit etmiştir. Mahkeme bu nedenle, başvuranın davasının Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında sunulan özel korumadan yararlanabilecek bir “ihbarcılık” davası olmadığını değerlendirmiştir.
İş Temyiz Mahkemesi, durumunun hukuki ve fiili boyutunu ayrıntılı bir şekilde incelemesi sonrasında, belediye başkan yardımcısının yıkım izni verilmesi yönündeki kararının kanuna uygun bir işlem olduğu sonucuna varmıştır. Başvuranın, bina mülkiyeti ile ilgili hakların kötüye kullanımına dair yaptırımlar uygulamakla sorumlu alt birimin amirlik görevinin uzun süredir icra etmekte olan bir kişi olarak, konuya ilişkin hukuki durumla kapsamlı bilgi sahibi olması gerekirdi. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın iddialarının doğruluğunu kesin bir şekilde kanıtlama yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğu kanaatine varmıştır.
Aynı şekilde, başvuranın konumu göz önünde bulundurulduğunda, makul olarak, kendisinin “adli hatanın” iç hukuk uyarınca ağır bir suç olduğundan haberdar olduğu varsayımında bulunabilir. Mahkeme’ye göre, söz konusu ifadenin kullanılması, kamu menfaatine olan bir eleştiriden ziyade hakaret içerikli bir suçlama teşkil etmiştir. Başvuran bu suçlamasını geri çekmemiştir. Bahse konu suçlamaların işveren üzerindeki etkisi konusuna gelince, yerel mahkemeler bu suçlamaların belediye başkan yardımcısının itibarını zedelemekle kalmadığını, aynı zamanda İskân Bürosundaki çalışma ortamını da ciddi ölçüde etkilemiş olduğunu değerlendirmişlerdir. Bunun yanı sıra, personel toplantısında bulunan herkesin bir personel olmaması sebebiyle, bu suçlamaların daha geniş bir kamu kesimince öğrenilme riski de söz konusuydu. Son olarak, başvuranın işten çıkarılması işlemi mümkün olan en ağır yaptırım şeklinde uygulanmış olsa da, İş Temyiz Mahkemesi’nin belediyenin başvuranın işine geri alınması durumunda eski davranışlarını yineleyeceğinden korkmakta haklı olduğu görüşü Mahkeme’ye göre makul olmayan bir görüş değildir.
Mahkeme, yukarıdaki değerlendirmeleri ve özellikle de, Federal İş Mahkemesi ile İş Temyiz Mahkemesi’nin ikisinin de davayı başvuranın ifade özgürlüğü bağlamında incelemiş olduklarını göz önünde bulundurarak, yerel mahkemelerin başvuranın ifade özgürlüğü hakkının kamu işvereninin başvuranı işten çıkarmadaki menfaatine üstün gelmediği şeklindeki gerekçelerinin yerinde ve yeterli olduğu kanaatine varmıştır. Bu nedenle, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına ilişkin orantısız bir müdahale söz konusu olmamıştır.
Sonuç: ihlal yok (oybirliğiyle).
Full & Egal Universal Law Academy