Olaylar – Başvuran 2008 yılında beş çocuğunu kasten öldürmekle suçlanmıştır. Başvuranın hakkındaki yargılamalar Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde gerçekleştirilmiştir. Başvuran söz konusu olayın gerçekleştiğine ilişkin bir itirazda bulunmamış ancak, kendi eylemlerini kontrol edemediğini iddia etmiştir. Yöneltilen beş adet soruya karşılık olarak, bir jüri başvuranı suçlu bulmuş ve üç yargıç ve bir jüriden oluşan Ağır Ceza Mahkemesi mahkumiyet kararını onamış ve başvuran hakkında müebbet hapis cezasına hükmetmiştir. Yargıtay, başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiştir.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, jürinin verdiği mahkûmiyet kararının gerekçesinin bulunmadığından şikâyet etmiştir.
Hukuki Değerlendirme – 6 § 1 Madde: Başvuranın kendisi hakkındaki suçlamaların doğruluğuna itirazının olmamasından ötürü, yargılamalarla ilgili güçlük, başvuranın cezai sorumluluğunun söz konusu olup olmadığının belirlenmesi konusuyla alakalıdır. İddianame, yargılamanın öncesinde sunulmuş olması sebebiyle, sınırlı öneme sahiptir. Mahkeme, iddianamede belirtilen bulgularla ve bu bulguların mahkûmiyet hükmünün anlaşılmasına ilişkin potansiyel faydasıyla ilgili olarak, bu bulguların jürinin değerlendirmesi ya da nihayetinde Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hükmedilen karar üzerinde herhangi bir etkisin olup olmadığına ilişkin yorum yapamamaktadır.
Jüriye yöneltilen beş adet soruyla ilgili olarak ise, bu sorulardan dördünün çocukların öldürülmesi ve kasıt unsurunun ağırlaştırıcı etkenleri ile alakalı olduğu görülmektedir. Son soru ise, başvuranın cezai sorumluluğu hususu ile alakalı olmuştur. Sorular belki, dava esnasında tartışılan ve jürinin başvuranın kendi eylemlerine ilişkin cezai sorumluluğunun bulunduğu yönünde vardığı kanaat bakımından dikkate alınmış bütün hususlar arasında başvuranın kendi aleyhindeki delilleri anlamasına olanak sağlamamış olabilir. Ancak, jürinin verdiği mahkûmiyet kararının gerekçelerini netleştiren sonraki mahkeme kararları da dâhil olmak üzere, yargılamaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gereklidir.
Bu nedenle, meslekten olan üç yargıçtan ve ayrıca bir de jüriden oluşan Ağır Ceza Mahkemesi, hüküm kararında, başvuranın dayanak olarak sunduğu savunmasının, bilhassa da kendisinin “zihinsel hassasiyeti, depresif bozukluğu ve karakterinin”, gerçekleştirdiği eylemleri açıklamadığını ve hafifletici sebep dahi teşkil etmediğini açık bir şekilde belirtmiştir. Yargıtay, kendi kararında, Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuranın söz konusu zamanda kendi eylemlerini kontrol edemediği yönünde bir karar vermemesinin gerekçelerini açık bir şekilde ifade etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay’ın vermiş oldukları kararların birlikte okunmasının, başvuranın jürinin kendisinin savunmasında sunmuş olduğu ve cinayetler gerçekleştirildiği zaman kendisinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı yönündeki iddialarını reddetmesinin ve iddiaların aksine, başvuranın kendi eylemlerini kontrol edebilme yetisine sahip olduğuna karar vermesinin gerekçelerini anlamasına olanak sağlanmış olması gerekir.
Jürinin verdiği mahkûmiyet kararının gerekçesi daha sonra jüri üyelerinden ve meslekten olan üç yargıçtan oluşan Ağır Ceza Mahkemesi’nin hüküm kararında belirtilmiş ve ayrıca Yargıtay tarafından da açıklanmış olmasına karşın, bu mahkûmiyet kararına jüri kendi başına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi yargıçları dolayısıyla, kendilerinin katılmamış oldukları bir müzakereyi kısmen ilgilendiren gerekçenin hazırlanmasına katkı sağlamışlardır. Ancak, sunulan gerekçe, adil yargılanma hakkına uygun kalmış ve dolayısıyla geçersiz kılınmamıştır. Yargıçlar, verilecek ceza ve buna ilişkin sunulacak gerekçe konusunda gerçekleştirilen müzakereler esnasında jürilere katıldığı için, başvuranı hangi gerekçelerle suçlu bulduklarını doğrudan jürilerden öğrenmiş olabilirler ve mahkûmiyet kararının altında yatan nedenlerle uyumlu olması gereken gerekçeler üzerinde karar vermiş olabilirler. Yargıtay’ın daha sonra, hüküm kararının mahkûmiyet kararı ışığında anlaşılması gerektiği yönünde yaptığı açıklaması eleştirilemez. Belirli kararlara ilişkin temyiz yolunun açık olduğu bir sistemde, alt derece mahkemesinin kararının, üst mahkeme tarafından bu karara atfedilen anlama göre anlaşılır biçimde açıklanması gerekebilir.
Ayrıca, bilhassa verilecek cezanın belirlenmesi hususu dikkate alındığında, Ağır Ceza Mahkemesi kararının uygun şekilde gerekçelendirilmiş olduğu ve keyfi nitelikte bir karar olmadığı görülmektedir. Sonuç olarak, başvuran, suçuna ve kendisine verilen cezaya ilişkin kararı anlamasına olanak tanıyan yeterli usuli güvencelerden faydalanmıştır.
Sonuç: ihlal yok (üçe karşı dört oyla).
(Ayrıca bk. Taxquet/Belçika [BD], 926/05, 16 Kasım 2010, 135 sayılı Bilgi Notu; ve Legillon/Fransa (53406/10) ve Agnelet/Fransa (61198/08) 10 Ocak 2013, 159 sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy