AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
L.M. VE DİĞERLERİ / RUSYA DAVASI
(Başvuru no. 40081/14, 40088/14 ve 40127/14)
KARAR
STRAZBURG
15 Ekim 2015
İşbu karar AİHS’in 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2015. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
L.M. ve Diğerleri / Rusya davasında,
Başkan
András Sajó
Yargıçlar
Mirjana Lazarova Trajkovska,
Julia Laffranque,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Linos-Alexandre Sicilianos,
Erik Møse,
Dmitry Dedov
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Søren Nielsen’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Birinci Bölüm), 22 Eylül 2015 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Rusya Federasyonu aleyhine açılan davanın temelinde, Suriye’de yaşayan vatansız bir Filistinli olan L.M. ile iki Suriye vatandaşı A.A. ve M.A. (“başvuranlar”) tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) sırasıyla 29 Mayıs ve 30 Mayıs 2014 tarihlerinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapılmış olan 40081/14, 40088/14 ve 40127/14 başvurular yer almaktadır. Bölüm Başkanı, başvuranların kimliklerinin ifşa edilmemesi gerektiğine karar vermiştir (Mahkeme İçtüzüğü’nün 47 § 3 hükmü).
2. Başvuranlar, Moskova’da görev yapan avukat N.Y. Golovanchuk tarafından temsil edilmişlerdir. Rus Hükümeti (“Hükümet”) ise, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Rusya Federasyonu temsilcisi olan G. Matyushkin tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, bilhassa, Suriye’ye iadelerinin Sözleşme’nin 2 ve 3. maddeleri ile güvence altına alınmış olan haklarının ihlal edilmesi anlamına geleceğini ve Rusya’da tutulmalarının Sözleşme’nin 3 ve 5. maddelerini ihlal etmiş olduğunu iddia etmişleridir.
4. Birinci Bölüm Başkan Vekili 30 Mayıs 2014 tarihinde, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca, başvuranların Mahkeme önünde devam eden yargılamalar süresince, sınır dışı edilerek Suriye’ye gönderilmemesi gerektiğini Rus Hükümeti’ne bildirmeye karar vermiştir. Ayrıca, Mahkeme İçtüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca davaya öncelik verilmesi gerektiğine karar vermiştir.
5. Başvurular, 30 Mayıs 2014 ve 25 Mart 2015 tarihlerinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuranlar, Suriye vatandaşıdır ya da mutat meskenleri Suriye’de bulunmaktadır. Başvuranlar, başvurularının yapıldığı tarihte Kaluga Bölgesi’nde Maloyaroslavets şehrinde bulunan ve yerel Federal Göçmenlik Bürosu (“FGB”) eliyle işletilen bir yabancılar tutulma merkezinde (ОСУСВИГ – “tutulma merkezi”) tutulmaktaydılar.
A. Başvuranlara ilişkin kişisel bilgiler
7. Başvuran L.M. (başvuru no. 40081/14) 1988 doğumlu bir şahıstır. L.M. 9 Şubat 2013 tarihinde Rusya’ya giriş yapmış, 14 Nisan 2014 tarihinde yakalanmıştır. L.M. mutat meskeni Suriye’de bulunan vatansız bir Filistinlidir. Yakalandığı sırada L.M.’nin üzerinde geçerliliği olan bir kimlik belgesi bulunmamış ve kimliği, Rusya’daki bir göçmen bürosu memuru tarafından 2014 yılında teşhis edilmiştir.
8. Başvuran A.A. (başvuru no. 40088/14) 1987 doğumlu bir şahıstır. A.A. 21 Nisan 2013 tarihinde Rusya’ya giriş yapmış, 15 Nisan 2014 tarihinde yakalanmıştır.
9. Başvuran M.A. (başvuru no. 40127/14) 1994 doğumlu bir şahıstır. M.A. 21 Nisan 2013 tarihinde Rusya’ya giriş yapmış, 15 Nisan 2014 tarihinde yakalanmıştır. M.A.’nın Akhmad A. isimli bir erkek kardeşi vardır. Akhmad A.’ya Rusya’da geçici sığınma hakkı verilmiş olup, kendisi Albina A. isimli bir Rus vatandaşı ile evlidir.
B. Başvuranların yakalanmaları ve sınır dışı edilme işlemleri
10. Başvuranlar 14 ve 15 Nisan 2014 tarihinde (bk. Ek) polis ve Federal Göçmenlik Bürosu görevlileri tarafından Maloyaroslavets şehrindeki bir konfeksiyon fabrikasında yakalanmışlardır.
11. Maloyaroslavets Şehir Mahkemesi (“Şehir Mahkemesi”) 15 ve 16 Nisan 2014 tarihlerinde (bk. Ek), başvuranlar hakkında düzenlemiş olan idari dosyaları incelemiş, başvuranları idari suçlardan (göçmenlik kurallarının ihlal edilmesi ve çalışma izni olmaksızın çalışma) mahkûm edip, haklarında 2.000 ila 3.000 Rus rublesi (RUB) arasında para cezasına hükmetmiş ve İdari Suçlar Kanunu’nun 3.10 § 1 maddesi uyarınca Suriye’ye sınır dışı edilmelerine karar vermiştir. Başvuranların hepsi mahkeme huzurundayken, Suriye’ye iade edilmeleri durumunda öldürülme korkusuyla yaşayacaklarını ifade etmiş ve Suriye’de devam etmekte olan ve geniş alana yayılmış çatışma ortamına ilişkin bilgilere atıfta bulunmuşlardır. Şehir Mahkemesi söz konusu bu beyanların genel nitelikli olduğunu ve uygun delillerle desteklenmediğini kaydetmiştir. Başvuranlar ayrıca, Suriye’de iş imkânının olmadığını ve Rusya’da yasadışı şekilde de olsa çalışabildiklerini ifade etmişlerdir. Şehir Mahkemesi bunun sonrasında, başvuranların Rusya’ya gelmelerinin ardındaki ekonomik nedenlere ve ülkede yasadışı şekilde kalmaları konularına odaklanmıştır. Şehir Mahkemesi, sınır dışı etme işlemleri devam ederken, başvuranların tutulma merkezinde tutulu bulundurulmalarına karar vermiştir.
12. Başvuranları AİHM önünde temsil eden avukat, başvuranlar hakkında verilmiş olan bu üç kararı da temyize götürmüş, Suriye’deki genel durumu ve oraya geri dönmenin tehlikelerini ayrıntılı olarak açıklamış ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve Federal Göçmenlik Bürosu tarafından hazırlanmış ilgili ülke raporlarına atıflar yaparak bu raporları ekte sunmuştur. Başvuranların avukatı ayrıca, Federal İcra Bürosu tarafından 30 Ağustos 2013 tarihinde bölgesel birimlerine gönderilmiş olan bir genelgeye atıf yapmıştır. Söz konusu bu genelgede, Suriye’ye sınır dışı etmeye ilişkin mahkeme kararlarının icrası sebebiyle ortaya çıkabilecek husumetler ve sorunlardan ötürü, Suriye bölgesine giriş yapılmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Başvuranların avukatı, başvuranların sınır dışı edilmelerine yönelik kararların uygulamaya konulamayacağını ayrıntılı bir şekilde ifade etmiş; bahse konu koşullar altında başvuranların tutulmalarının artık herhangi bir amacının kalmadığını ve süresi belirsiz bir hale geldiğini ileri sürmüştür. Başvuranların avukatı bunun yanı sıra, 23 Ocak 2013 tarihli ve “Suriye’deki durum ve Suriye’den gelen kimselerle çalışma koşulları” başlıklı bir Federal Göçmenlik Bürosu genelgesine atıf yapmıştır. Bahse konu bu genelgede, “mevcut siyasi duruma ilişkin zor koşullar altında, Suriye makamlarının kendi vatandaşlarını silahlı muhaliflerin yasadışı eylemlerine karşı koruyamamaları nedeniyle... başvuranların çoğu... silahlı çatışmalar sonucunda ülkelerini terk etmişlerdir. ... Güvenli bir şekilde [Suriye’ye] dönüş yapamayan ve işkence de dâhil olmak üzere kötü muameleye maruz kalma konusunda haklı nedenlere dayanan bir korku içerisinde olan kişilere geçici sığınma izni verilmelidir.” ifadeleri yer almaktadır. Temyiz beyanlarında ayrıca, başvuranların Rusya’dan sığınma hakkı talep etmiş olduklarına gönderme yapılmış; bu nedenle, sınır dışı edilmelerinin ilgili mevzuata aykırı olacağı belirtilmiştir. Moskova’daki BMMYK Ofisi, Kaluga Bölge Mahkemesi’ne (“Bölge Mahkemesi”) L.M. hakkında bir mektup göndermiş, Suriye’ye iade etme hususundaki görüşlerini yineleyerek, sığınma başvurusuna ilişkin işlemleri devam ederken, L.M.’nin Suriye’ye sınır dışı edilmesine dair herhangi bir kararın ulusal ve uluslararası mevzuata aykırı olacağını ileri sürmüştür. Başvuranların diğer ikisi hakkında da benzer mektuplar gönderilmiştir. Başvuranlar ayrıca, benzer durumda olan bir Suriye vatandaşı hakkında 2014 yılında Leningrad Bölge Mahkemesi tarafından verilmiş olan bir karara atıf yapmışlardır (bk. aşağıda § 72).
13. Kaluga Bölge Mahkemesi temyiz başvurularının üçünü de 27 Mayıs 2014 tarihinde reddetmiş, bu kararın sonrasında başvuranlar hakkındaki sınır dışı kararları geçerlilik kazanmıştır. Bölge Mahkemesi, başvuranların Rusya’da yasadışı şekilde kalıyor olmalarına ve kendi anavatanlarından ayrılmalarına gerekçe olarak ekonomik güçlükleri ileri sürmüş oldukları konusuna vurgu yapmıştır. Bölge Mahkemesi, devam etmekte olan çatışma ortamı sebebiyle başvuranların hayatlarının tehlikede olduğuna ilişkin iddianın, idari suçlardan hüküm giyen kişilerin göçmenlik kapsamında sınır dışı edilmekten muaf tutulmaları bakımından tek başına yeterli gerekçe teşkil etmediğine karar vermiştir.
14. Aynı tarihli ayrı bir kararda, Bölge Mahkemesi L.M. hakkındaki sınır dışı etme kararında değişiklik yapmayı reddetmiştir. Bölge Mahkemesi, “Şehir Mahkemesinin başvuranın işlemiş olduğu idari suça ve sınır dışı edilmesine ilişkin kararının hukuka uygunluğunu etkilememiş” bir unsur olarak, L.M.’nin 21 Mayıs 2014 tarihine kadar, Rusya’da sığınma hakkı başvurusunda bulunmamış olduğunu kaydetmiştir.
15. Karuga Federal İcra Bürosu 17 Haziran 2014 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin İçtüzüğün 39. maddesini uygulamış olduğuna ve bu nedenle, sınır dışı etme işleminin söz konusu zamanda gerçekleştirilemeyeceğine işaret ederek, Şehir Mahkemesinden M.A.’ya ilişkin olarak yürütmenin durdurulması isteminde bulunmuştur. Şehir Mahkemesi 30 Haziran 2014 tarihinde, İdari Suçlar Kanunu’nda, para cezasının ödenmesi hususunda olduğunun aksine, sınır dışı etme kararlarına ilişkin yürütmenin durdurulmasının öngörülmediğini kaydetmiş ve bu talebi reddetmiştir.
16. Şehir Mahkemesi 4 Temmuz 2014 tarihinde, İcra Bürosu’nun 1 Temmuz 2004 tarihli talebi üzerine, L.M. hakkında benzer bir karara hükmetmiştir. L.M. de dâhil olmak üzere, tarafların hiçbiri duruşmada hazır bulunmamışlardır.
17. Kaluga Federal İcra Bürosu tarafından başvuranların avukatına gönderilmiş olan 8 Temmuz 2014 tarihli mektuptan anlaşıldığı üzere, İcra Bürosu söz konusu tarihte, Şehir Mahkemesinin kararlarına ilişkin bilgi sahibi değildir. Yine aynı mektuptan anlaşıldığı üzere, A.A. hakkında da yürütmenin durdurulmasına ilişkin benzer bir talepte bulunulmuştur.
C. A.A.’nın firar etmesi
18. Başvuranlar, 15 ve 16 Nisan 2014 tarihlerinden bu yana tutulma merkezinde tutulu bulundurulmaktadırlar.
19. Aralık 2014’te Hükümet tarafından iletilmiş olan görüşlerde yer alan bilgilere göre, A.A. 25 Ağustos 2014 tarihinde firar etmiştir. Aynı gün, Kaluga Göçmenlik Bürosu başkanı tarafından kurum içi bir tutanak düzenlenmiş ve olaylar aşağıdaki şekilde anlatılmıştır:
“Haklarında idari sınır dışı işlemleri devam ederken [tutulma merkezinde] tutulu bulundurulan bir grup yabancı ülke vatandaşı ve vatansız kişi 25 Ağustos 2014 tarihinde erken saatlerde, sabah saat 3 ila 4 arasında merkezin yerleşkesinden firar etmiştir... Söz konusu grup içerisinde... 15 Ocak 1987 doğumlu bir Suriye vatandaşı [A.A.] da yer almaktadır... Yapılan bir soruşturma neticesinde, bahse konu kişilerin zemin ile binanın birinci katları arasında yer alan henüz tamamlanmamış bir havalandırma şaftını kullanmış oldukları tespit edilmiştir. Birinci kata erişmelerinin ardından pencereden inşaat molozlarından oluşan bir yığın üzerine atlamışlar ve ... bir battaniye ile güvenlik kameralarının üzerini kapattıktan sonra, avluda yığılmış olan inşaat malzemelerinin yardımıyla merkez sınırlarının dışına çıkmışlardır.
Firarın tam koşulları tespit edilme aşamasındadır. Yabancı ülke vatandaşı yedi kişinin firar etmesine izin veren personel hakkında bir iç soruşturma yürütülmektedir.
Yerel polise, firar etmiş kişiler hakkında bir arama gerçekleştirilmesi talimatı verilmiştir.”
20. Başvuranların avukatı Hükümet görüşlerinin kendisine iletilmesi öncesinde firar olayına ilişkin herhangi bir bilgisinin olmadığını iddia etmiş, Hükümetin, örneğin 2 Eylül 2014 tarihli görüşlerini ibraz ederken, daha önce bu bilgiyi sunmama nedenine ilişkin merakını dile getirmiştir.
21. Hükümet 24 Nisan 2015 tarihli görüşlerinde, Mahkeme’nin bu konuda yöneltmiş olduğu ek sorulara cevaben, yabancı vatandaşların sınır dışı işlemleri devam ederken tutulmaları amacıyla kurulmuş bir tutulma merkezinden firar etmenin hiçbir mevzuat uyarınca suç teşkil etmemesi sebebiyle herhangi bir idari veya cezai yargılamanın başlatılmamış olduğunu belirtmiştir. Polis firar eden kimseler için aramasına devam ederken, A.A.’nınki de dâhil olmak üzere, bu kimselerin yeri bilinmemekteydi.
22. Hükümet ayrıca, Mahkeme’ye sunmuş olduğu görüşlerin Devletin yetkili makamları tarafından 4 ve 8 Ağustos 2014 tarihlerinde hazırlanmış cevaplara dayandırılmış olması sebebiyle, söz konusu aşamada A.A.’nın firarıyla ilgili olarak kendilerine herhangi bir bilginin iletilmemiş olduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra, Hükümet, tutulma merkezinin tutulan kimselerin hukuki temsilcilerini firar olaylarına ilişkin bilgilendirme gibi bir yükümlülüğünün olmadığını, bu sebeple A.A.’nın firarına ilişkin olarak da bilgilendirme yapılmamış olduğunu ifade etmiştir.
23. Başvuranların temsilcisi, başvuranların diğer ikisiyle 17 Aralık 2014 tarihinde yapmış olduğu görüşmenin öncesinde A.A.’nın firarına ilişkin bilgi sahibi olmadığını yinelemiş ve A.A.’nın şu anda nerede olduğa ilişkin bilgi sahibi olmadığını bildirmiştir.
D. Rusya’da mülteci ve sığınmacı statüsüne ilişkin yargılamalar
1. A.A.’nın yapmış olduğu ilk sığınma başvurusu
24. Hükümet tarafından Aralık 2014’te ibraz edilmiş belgelerden anlaşıldığı üzere, A.A. 5 Mart 2015 tarihinde Federal Göçmenlik Bürosu Moskova Bölge Ofisi’ne başvuru yaparak, Rusya’da mülteci statüsü edinmek üzere talepte bulunmuştur. Bu talep, esas bakımından değerlendirilmek üzere 11 Mart 2014 tarihinde işleme alınmış; başvurana sorular yöneltilmiş ve kendisine gerekli belge sağlanmıştır.
25. A.A.’nın mülteci statüsü edinmek amacıyla yapmış olduğu başvuru 26 Mart 2014 tarihinde reddedilmiştir. Federal Göçmenlik Bürosu’nun kararında, A.A.’nın Suriye’de zulme maruz kaldığı yönündeki iddialarını destekleyici herhangi bir bilgi sunmamış olduğu belirtilmiştir. A.A.’nın ailesi Suriye’de kalmıştır; kendisi de, Suriye’nin başka bir bölgesine “göç seçeneğini” tercih edebilir ya da bir geçiş ülkesinde sığınma başvurusu yapabilirdi. A.A., Rusya’da kalma talebini gerekçelendirirken, burada çalışma isteğini ileri sürmüş ve bu nedenle, mülteci tanımının kapsamı dışında kalmıştır.
26. Başvuran, söz konusu FGB kararının bir nüshasını almamış ve bu karara karşı temyiz yoluna gitmemiştir.
2. Başvuranların yakalanmaları sonrasında sığınma hakkı talepleri
27. Yakalanmaları sonrasında, üç başvuran da mülteci statüsü edinmek amacıyla başvuruda bulunmuştur. Başvuranlardan M.A. ve A.A. 14 Mayıs 2014 tarihinde, L.M. ise 21 Mayıs 2014 tarihinde Kaluga’daki yerel Federal Göçmenlik Bürosu’na ilgili başvuruları ibraz etmişlerdir.
28. Ayrıca, başvuranların üçü de 28 Mayıs 2014 tarihinde, Rusça dilinde hazırlanmış ve Z.A. tarafından tercüme edilmiş olan, Rusya’da geçici sığınma taleplerini ibraz etmişlerdir.
29. Haziran 2014’te Kaluga FGB tarafından başvuranların üçüne de sorular yöneltilmiştir. Başvuranlar, savaş ortamını ve hayatlarının tehlike altında olmasını Suriye’den ayrılmalarına gerekçe göstermişlerdir. A.A., Halep şehrinden olduğunu ve 2013 yılında ülkeden ayrılması sonrasında ailesi, ebeveynleri ve kardeşleri ile irtibatını kaybettiğini beyan etmiştir. M.A., Halep’te yaşadığı muhitin orada yaşayan yakın erkek akrabalarının da aralarında bulunduğu onlarca insanı öldüren “teröristlerce” ele geçirilmesine tanıklık etmesi sonrasında Halep’i terk ettiğini belirtmiştir. M.A. da 2013 yılının Aralık ayı sonrasında ailesi ile irtibatını kaybetmiştir. L.M. ise Şam’da yaşamakta olup, kendisinin vatansız bir Filistinli olması nedeniyle, ülkesine dönüş hakkı bulunmamaktaydı. L.M. de ailesinin Suriye’de kalan fertleri ile irtibatını kaybetmiştir. Başvuranların hepsi, ülkelerinden ayrılmalarına neden olan husumetler sebebiyle ülkelerine geri dönmekten korktukları hususuna vurgu yapmış ve silahlı kuvvetlerde zorla asker yapılacaklarından endişe ettiklerini ifade etmişlerdir.
30. Kaluga Federal Göçmenli Bürosu 16 Haziran 2014 tarihinde, başvuranların mülteci statüsü edinmek amacıyla yapmış oldukları başvuruların esas bakımından değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiş ve kendilerine gerekli belgeler sağlanmıştır.
31. Paralel yürütülen yargılamalar kapsamında, yine Haziran 2014’te, başvuranların üçü de Rusya’da geçici sığınma hakkı elde etmek amacıyla, Federal Göçmenlik Bürosu tarafından sorgulamaya tabi tutulmuştur.
32. L.M. 17 Temmuz 2014 tarihinde, “Suriye’deki evine dönme niyetinde olması” nedeniyle, “Rusya’da geçici sığınma hakkına ilişkin 28 Mayıs 2014 tarihli” talebinin değerlendirilmeye alınmaması isteminde bulunduğu ve Rusça dilinde yazılmış olan bir belge imzalamıştır. İlgili belge ayrıca tercüman Z.A. tarafından da imzalanmıştır.
33. Aynı tarihte, A.A. tarafından da benzer bir belge imzalanmıştır ve ilgili belgede, “kendisinin ve eşinin Türkiye’ye gitme niyetinde oldukları” ifadesi yer almıştır. Söz konusu belge ayrıca Z.A. tarafından da imzalanmıştır.
34. Hükümetin 3 Aralık 2014 tarihli görüşlerine göre, bu talepler, FGB’nin hem mülteci statüsü talebi hem de geçici sığınma talebi bakımından bu iki başvuran hakkındaki işlemlerin sonlandırılmasına ilişkin verdiği kararlara dayanak teşkil etmiştir. Bu hususta herhangi bir belge ibraz edilmemiştir.
35. Kaluga FGB 16 Eylül 2014 tarihinde, M.A.’nın mülteci statüsü talebinin reddedilmesine karar vermiştir. Söz konusu Federal Göçmenlik Bürosu, Mülteci Yasası’nda belirtilen gerekçelerle, M.A.’nın zulme maruz kalma gibi bir tehlike altında olmadığını değerlendirmiştir. Kaluga FGB 17 Eylül 2014 tarihinde, aynı gerekçelerle, M.A.’ya geçici sığınma hakkı vermeyi reddetmiştir.
36. Bölge Mahkemesi 28 Kasım 2014 tarihinde, M.A.’nın kendisine geçici sığınma hakkı verilmemesi yönündeki karara ilişkin temyiz başvurusunu incelemiştir. Kararda M.A.’ya tebliğde bulunulduğu yönünde bir ifadenin yer almasına rağmen, M.A. duruşmaya götürülmemiştir ve avukat yardımından faydalanmamıştır. FGB’den bir temsilci mahkeme huzuruna çıkarak, FGB’nin başvuranın hem mülteci hem de geçici sığınmacı statüsü taleplerinin reddedilmesine ilişkin kararının gerekçelerini kısaca yeniden açıklamış ve M.A.’nın korunmaya muhtaç bir kişi olarak değerlendirilmesi için bir sebep bulunmadığını kaydetmiştir. Ne Suriye’deki genel durum ne de başvuranın Halep’teki duruma ilişkin iddiaları gündeme getirilmiş ya da tartışılmıştır. Bu karar, başvurana 5 Aralık 2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvuranın söz konusu karara karşı temyiz başvurusunda bulunup bulunmadığı hususu belli değildir.
3. Sonraki işlemler
37. M.A. ve L.M. 30 Eylül 2014 tarihinde, mülteci statüsü edinmek amacıyla yazılı taleplerini ibraz etmişler ve bu talepleri, 7 Ekim 2014 tarihinde Kaluga FGB tarafından değerlendirilmek üzere işleme alınmıştır. Ancak, 15 Ekim 2014 tarihinde, başvuranların ikisi de “Rusya’da geçici sığınma hakkına ilişkin 28 Eylül 2014 tarihli” taleplerinin değerlendirilmeye alınmaması isteminde bulundukları ve Rusça dilinde yazılmış olan birer belge imzalamıştır. Belgelerde, Z.A. tarafından yazılıp tercüme edildikleri bilgisi yer almıştır.
38. Hükümet 2 Aralık 2014 tarihli görüşlerinde, L.M.’nin takındığı çelişkili tutumun FGB’yi başvuranın yeni başvurusunu esas bakımından incelemesine engel olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, M.A.’nın yeni başvurusu da değerlendirilmemiştir.
E. Başvuranların tutulma ve temsilcilerine erişim koşulları
39. Başvuranlar, hukuki temsilcileri ile görüşmelerine ilişkin ağır kısıtlamalara maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir. Bunun sonucunda, M.A. ve L.M. pek çok kez teşebbüste ve şikâyette bulunmalarına rağmen, temsilcileriyle yalnızca bir kere olmak üzere 17 Aralık tarihinde görüşebilmişlerdir. M.A., erkek kardeşi ve Albina A. ile 22 Ekim 2014 tarihinde bir kez görüşmüş ve bu görüşme yaklaşık on dakika sürmüştür. A.A. tutulma merkezinden firar etmesi öncesinde herhangi bir temsilci ile görüşme yapmamıştır (bk. yukarıda §§ 20-23).
40. Başvuranlar, tutulu bulundurulmaları ve avukata erişimleri konusunda Kaluga FGB’den ve savcılıktan çeşitli görevlilerle yapmış oldukları yazışmaların nüshalarını Mahkeme’ye ibraz etmişlerdir. Bu yazışmalardan anlaşıldığı üzere, M.A.’nın kardeşi ve kardeşinin eşi yanı sıra, başvuranların iki avukatı (Golovanchuk ve Yermolayeva), Kaluga Barolar Birliği’ne kayıtlı bir avukat olan P.K. ve İnsan Hakları Merkezi Memorial’ın Kaluga Şubesinin bir üyesi olan ve başvuranlara şikâyetleri konusunda yardımcı olan Lyubov M.-E. tutulma merkezine erişimlerinin olmadığına ve orada tutulan kişilerin tutulma koşullarına ilişkin olarak bu kuruluşlara pek çok kez yazı yazmışlardır. Bu mektuplar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Nisan – Ekim 2014 tarihleri arası alıkonma
41. Tutulma merkezinin başkanı 3 Mart 2014 tarihinde Lyubov M.-E.’ye cevaben bir yazı göndermiş ve her gün sabah saat 11.30 ila 12.30 arasında avukatlar ve insan hakları savunucularının ziyarette bulunmalarının mümkün olduğunu ifade etmiştir. Kaluba FGB ise, tutulu bulundurulan kişilerin yazılı talepleri üzerine ya da bu kişilerin kendilerinden hukuki temsilcilik talep etmelerine ilişkin yazılı istemleri ile birlikte sunulmak kaydıyla temsilcilerinin veya insan hakları savunucularının yazılı talepleri üzerine hukuki temsilcilerin, akrabaların ve insan hakları savunucularının ziyaretlerine izin verildiğine ilişkin olarak 14 Nisan 2014 tarihinde savcılığı bilgilendirmiştir. Normal ziyaretçi saatleri dışındaki ziyaretlerin, merkezin uygun işleyişinin sağlanması amacıyla, tutulma merkezi idaresi ile daha önceden kararlaştırılmış olması gerekmektedir. Tutulu bulundurulan bir kişinin bir kimse tarafından temsil edilmek üzere yazılı bir talep sunması halinde, merkez söz konusu temsilcinin, vekâletnameyi tasdik etmek üzere bir noter eşliğinde bir ziyarette bulunmasının sağlanması konusunu değerlendirecektir.
42. L.M.’nin avukatı 25 Nisan 2014 tarihinde, Kaluga bölge savcılığına bir yazı yazmıştır. L.M.’nin avukatı, başvuranın temsilcilerine erişimine izin verilmediğine ve tutulma merkezindeki tutulma koşullarının haklarında cezai kovuşturma yürütülen tutuklu kişilerinkinden daha ağır durumda olduğuna işaret etmiştir. Mektuba göre, tutulu bulundurulan kişiler günün büyük bölümü boyunca odalarında tutulmaktadır; bu kişilerin hiç kimse ile iletişim kurma olanağı yoktur; ne birbirleriyle ne de temsilcileriyle iletişim kurabilmektedirler. Mektupta ayrıca, Suriye ile herhangi bir uçuş bağlantısının bulunmadığı ve başvuranın Suriye’ye sınır dışı edilmesinin mümkün olmadığı vurgulanmıştır.
43. Kaluga Federal Göçmenlik Bürosu, Lyubov M.-E.’nin 24 Nisan 2014 tarihinde başvuranların üçü ve bir Özbekistan vatandaşı olan T. ile görüşmesine izin verilmesi isteğinde bulunduğuna ilişkin olarak bölge savcılığını 17 Mayıs 2014 tarihinde bilgilendirmiştir. Merkez çalışanları, Lyubov M.-E.’nin refakatinde bir tercümanın bulunmadığı ve dolayısıyla kendisinin söz konusu kişilerce iletişim kuramayacağı gerekçesiyle, Lyubov M.-E.’nin başvuranlar ile görüşmesine izin vermemiştir. Lyubov M.-E. Rusça dilindeki belgeleri (yerel mahkeme kararlarına ilişkin şikâyetler) T. aracılığıyla başvuranlara iletmeye teşebbüs etmiş ancak, tutulma merkezi çalışanları bu belgeleri bulmuştur. Lyubov M.-E.’ye refakatinde bir tercüman ile tekrar gelmesi söylenmiştir. Dahası, tutulu bulundurulan kimseler, Lyubov M.-E.’nin sunduğu hizmetler karşılığında kendilerinden ücret talep etmesi nedeniyle, kendisiyle görüşmeyi reddettiklerine ilişkin belgeler imzalamışlardır.
44. Sivil toplum kuruluşu olan Civic Assistance’ın başkanı 26 Mayıs 2014 tarihinde Moskova Federal Göçmenlik Bürosu’na bir yazı göndermiştir. Sivil toplum kuruluşunun başkanı, sınır dışı etme işleminin gerçekleştirilememesi sebebiyle, başvuranların hiçbir süre sınırı veya amaç bulunmaksızın tutulma merkezinde alıkonmalarının yasaya aykırı olduğuna dikkat çekmiştir. Söz konusu başkan ayıca, başvuranların geçici sığınma talebinde bulunmuş olduklarını, yemeklerin düşük kaliteli olduğunu ve temiz havaya, açık hava egzersizi imkânına, anlamlı aktivitelere ya da bilgiye erişimlerinin sınırlı olması nedeniyle, başvuranların tutulma koşullarının insanlık dışı ve aşağılayıcı olduğunu kaydetmiştir. Mektupta bunların yanı sıra, tutulma merkezi çalışanlarının tutulu kimseleri tehdit ve taciz ettikleri ve başvuranların sığınma taleplerini geri çekmeleri için baskıya maruz kaldıkları belirtilmiştir. Mektupta ayrıca, merkezde tutulan diğer kişilerle görüşme konusundaki güçlüklere de yer verilmiştir.
45. Başvuranların avukatları 10 Haziran 2014 tarihinde Başsavcılığa bir yazı yazmışlar ve bu yazının birer nüshasını Kaluga bölge savcılığına ve Federal Göçmenlik Bürosu’na göndermişlerdir. Söz konusu avukatlar, başvuranların tutulma koşullarının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiğine dikkat çekmişlerdir. M.A’ya zatürre tanısı konmuş ancak, kendisine bu konuda yeterli tıbbi yardım sağlanmamıştır. Başvuranlar ne akrabaları ne de temsilcileri ile görüşebilmişlerdir. Yemekler düşük kaliteli olup, çoğunlukla tahıl ürünlerinden oluşmakta ve genellikle soğuk olarak servis edilmektedir. Başvuranlar, merkezin çalışanları tarafından taciz ve tehdit edildikleri, şikâyet ettikleri zaman bunların intikamının alınacağı yönünde tehdit edildikleri, sığınma başvurularını geri çekmeye ve hukuki temsilcileriyle ilişkilerini kesmeye teşvik edildikleri konusunda şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranların Suriye’ye sınır dışı edilmeleri gerçekte mümkün olmadığı sürece, merkezde tutulmaları herhangi bir inceleme imkânı bulunmayan, süre sınırsız bir cezalandırmaya dönüştürmüştür.
46. Kaluga Federal Göçmenlik Bürosu 11 Haziran 2014 tarihinde Kaluga bölge ombudsmanına bir mektup yazmış ve 27 Mayıs 2014 tarihinde Bölge Mahkemesinin başvuranların temyiz başvurularını, bir avukat ve tercümanın yardımıyla hazırlanmış olmalarına karşın, reddetmiş olduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda § 13). Kaluga FGB 29 Temmuz 2014 tarihli mektubuyla, tutulu bulundurulan kimselerin haklarının ihlal edilmediğine ilişkin olarak savcılığı bilgilendirmiştir. Sınır dışı edilme kararı hakkında yürütmenin durdurulmasına (bk. yukarıda § 15) ilişkin gerçekleştirilen 30 Haziran 2014 tarihli mahkeme duruşması başvuranların mevcut bulunmasını gerektirmemiş olup, 17 Temmuz 2014 tarihinde tutulma merkezine bir tercüman davet edilmiş ve bu kişi, mahkemenin vermiş olduğu kararı başvuranlar için tercüme etmiştir. Aynı gün, M.A. geçici sığınma başvurusunu geri çekmeye ve Lyubov M.-E.’den başka bir yardım almamaya karar vererek, ilgili belgeleri imzalamıştır.
47. Kaluga FGB, 29 Temmuz ve 12 Ağustos tarihlerinde başvuranların avukatına ve 30 Temmuz 2014 tarihinde ise bölge savcılığına yazı yazarak, başvuranlara sağlanan tıbbi yardıma ilişkin bilgi vermiştir. Söz konusu yazılarda, M.A. ile ilgili olarak, merkeze varışının ardından bir doktor tarafından muayene edilmiş olduğu, tedaviyi yürüten tutulma merkezi doktoru ile iletişim kurmasına yardımcı olmak üzere 9 Haziran 2014 tarihinde bir tercümanın merkeze geldiği ve M.A.’nın 14 ve 25 Haziran tarihlerinde bir doktor tarafından tekrar muayene edilip, göğüs filmi çekilmek üzere sevk edildiği belirtilmiştir. M.A.’nın sağlık durumunun “tatmin edici” olduğu ve ilerleme kaydettiği değerlendirilmiştir. Gönderilmiş yazılarda ayrıca, tutulma odalarına havalandırma sistemlerinin kurulmuş olduğu, duş ve tuvalet yerlerinin, odaların içinde olmamasına karşın, hepsinin tek bir katta olması sağlanmak amacıyla tadilat sürecine girdiği, yürüyüş yapılması amacıyla bir avlunun mevcut olduğu ve tutulma merkezi çalışanlarının tutulu kişilere saygılı davrandıkları ve tartışmaya dönüşebilecek hiçbir davranışa izin vermedikleri ifade edilmiştir. Tutulma merkezi çalışanları arasında bir doktor, bir psikolog ve bir tıbbi dezenfeksiyon uzmanı mevcuttur. M.A. 17 Temmuz 2014 tarihinde, Lyubov M.-E.’den başka bir yardım almayı kabul etmediğini belirten bir belge imzalamıştır. Ayrıca, aynı gün, başvuranların diğer ikisi de sığınma taleplerini geri çekme isteklerini ifade etmişlerdir.
2. M.A.’nın 22 Ekim 2014 tarihinde akrabalarıyla görüşmesi
48. M.A. 22 Ekim 2014 tarihinde, Rusça dilinde ve Kaluga FGB’ye hitaben yazılmış bir mektup imzalamıştır. Mektupta, Kaluga FGB çalışanlarının kendisini anlayamadığı Rusça dilinde düzenlenmiş olan ve sonradan anlaşıldığı üzere, sığınma talebini iptal etmiş olduğu belgeleri imzalamaya zorladıklarını ve temsilcisi Lyubov M.-E. ile görüşmesine engel olduklarını ifade etmiştir. Sonuç olarak, M.A. Lyubov M.-E. ile görüşmemiş ve yaptığı tek görüşme 22 Ekim 2014 tarihinde kardeşi ve kardeşinin eşi ile yalnızca yaklaşık on dakika süren bir görüşme olmuştur. Başvuran ayrıca, kendisinin ve L.M.’nin sürekli olarak gözetim altında olduklarını, çalışanlar tarafından tehditlere maruz kaldıklarını ve mektup yazıp gönderemediklerini ya da şikâyette bulunamadıklarını belirtmiştir. Bu muamelenin sebebinin muhtemelen AİHM’e yapmış oldukları başvuru olduğunu ileri sürmüştür. Başvuranların imzaladıkları, yapmış oldukları sığınma taleplerinin değerlendirmeye alınmasını istemediklerine ilişkin belgeler, baskı altında imzalatılmıştır ve başvuranların imzalamış oldukları bu belgelerin içeriğine ilişkin hiçbir bilgileri olmamıştır. Başvuranın akrabaları ve temsilcisi ile görüşme yönündeki talepleri yerine getirilmemiştir. Başvuran bunların yanı sıra, kendisine hiçbir kişisel hijyen ürünü verilmemiş olduğundan, bu sebeple tıraş olamadığından ya da saçını kesemediğinden, kendisinin ve L.M.’nin tecrit altında tutulduklarından ve merkezde tutulu bulundurulan diğer kimselerle çok az iletişim kurabildiklerinden şikayet etmiş ve bunun sebebinin AİHM’e yaptıkları başvuru olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, başvuranlara eninde sonunda Suriye’ye sınır dışı edilecekleri ve şikâyetlerinin hiçbir etkisinin olmayacağı söylenmiştir. Başvuran, söz konusu mektupta son olarak, kısıtlanmaksızın akrabaları ve Lyubov M.-E. de dâhil olmak üzere temsilcileri ile görüşmesine müsaade edilmesi yönünde bir talepte bulunmuştur.
49. M.A.’nın kardeşinin eşi Albina A. 27 Ekim 2014 tarihinde, merkezi Moskova’da bulunan bir insan hakları sivil toplum kuruluşu olan Civic Assistance’a bir mektup yazmıştır. Aynı gün, Albina A. ve M.A.’nın kardeşi olan eşi Akhmad A. başvuranın Moskova’daki avukatlarına yazılı ve yeminli beyan vermişlerdir. Bu belgelerden anlaşıldığı üzere, her iki kardeş de Suriye’nin Halep şehrinde yaşanan husumetler sebebiyle burayı terk etmiş, yaşadıkları muhit yerle bir edilmiş, çok sayıda akrabaları öldürülmüş ve ailelerinin sağ kalan üyeleriyle irtibatları kesilmiştir. Akhmad A. ve eşi, 22 Ekim 2014 tarihli kısa bir ziyaret dışında, tutulma merkezinde M.A. ile görüşememişlerdir. Yapmış oldukları ziyaret yaklaşık on dakika sürmüştür ve bu ziyaret sırasında bir tane tutulma merkezi çalışanı yanlarında hazır bulunmuştur. M.A. Arapça dilinde bir şikâyet yazmaya başladığında, yazdığı kâğıt buna izin verilmediğini söyleyen bir görevli tarafından elinden alınmıştır. M.A., akrabalarıyla görüşmesi öncesinde, sığınma talebini geri çektiğine dair bir belge imzalamış olduğunun farkında olmamıştır. M.A., FGB görevlilerinin baskısı altında bu belgeleri imzalamış olduğunu ifade etmiştir. M.A.’nın kardeşi bir şikâyet dilekçesini ve akrabaları ile temsilcisi Lyubov M.-E.’nin ziyaretlerine izin verilmesine ilişkin bir talep dilekçesini başvurana gizlice imzalatmayı başarmıştır. M.A. ayrıca, kardeşine 21 Ekim tarihinde Kaluga’dan bir FGB görevlisinin (Marina Vladimirovna) bir tercüman eşliğinde kendisini ziyaret ettiğini ve Suriye Büyükelçiliği tarafından seyahat belgeleri çıkarılır çıkarılmaz Suriye’ye sınır dışı edileceğini söylediğini anlatmıştır.
50. Kaluga Barolar Birliği’nden P.K. 27 Ekim 2014 tarihinde Kaluga bölge savcılığına bir şikâyette bulunmuştur. P.K., kendisinin tutulma merkezine gitmiş olduğunu ve söz konusu gün, M.A.’yı temsil etmesine ilişkin bir talimatnameyi ve baro üye kartının bir nüshasını gösterdiğini; ancak, merkez çalışanlarının M.A.’yı temsil etmesi için imzalanmış herhangi bir anlaşmanın ya da Kaluga FGB tarafından toplantıya izin verildiğine dair bir belgenin verilmemiş olduğunu ileri sürerek, kendisinin müvekkili ile görüşmesine izin vermeyi reddettiklerini ifade etmiştir. Ayrıca, FGB kendisini talebinin incelenmesinin bir ayı bulabileceğine ilişkin olarak bilgilendirmiştir. P.K., bir avukatın müvekkili ile görüşmesine izin veren ulusal mevzuat hükümlerine atıf yapmış ve müvekkilinin adli yardım hakkının iade edilmesini istemiştir.
3. M.A. ve L.M.’nin 17 Aralık 2014 tarihinde hukuki temsilcileri ile görüşmeleri
51. Avukat Golovanchuk ve avukat Yermolayeva 17 Aralık 2014 tarihinde, başvuranların ikisiyle görüşmüş ve tutulmalarına ve sığınma talebi hususuna ilişkin olarak yazılı ve yeminli beyanlarını almışlardır.
52. L.M., başka üç tutulu kimse ile birlikte geniş bir odada tutulduğunu, odada bir tuvaletin bulunduğunu ve musluktan akan soğuk sularının olduğunu ifade etmiştir. L.M., başka bir katta bulunan banyolarda talep üzerine günlük olarak sıcak duş alınabileceğini belirtmiştir. L.M.’ye göre kaldığı oda temizdi ve yeterli doğal ve yapay aydınlatması mevcut olup, ışıklar gece olunca söndürülmekteydi. Bölümler içerisinde hijyen sorunları yoktu ve yatak örtüsü haftada bir değiştirilmekteydi. Tutulu bulundurulan kimseler, yürüyüş yapmak üzere dışarı çıktıkları zamanlar haricinde, gece ve gündüz boyunca zamanlarını odalarında geçiriyordu. Gerekli olduğunda tıbbi tedavi uygulayan dört tane hemşire mevcuttu. L.M. sığınma talebinin değerlendirmeye alınmasını ve yazılı biçimde de dâhil olmak üzere, kısıtlama olmaksızın temsilcisine erişebilmeyi ve iletişim kurabilmeyi istediği hususlarında ısrar etmiştir. Kendisine bu konuda soru yöneltildiğinde, L.M. tutulu bulundurulan bazı kimselerin firar etmesi sonrasında 27 Ağustos 2014 tarihinde çalışanlar tarafından saldırıya uğramış olduğunu, gardiyanlardan biri tarafından elinin acı verici şekilde burkulduğunu ifade etmiştir.
53. M.A. tutulma merkezinde bulunduğu sırada, 2014 yılının Temmuz ayında çalışanların kendisinin Kuran bulundurduğunu tespit etmeleri sonrasında ve tutulu bulundurulan Suriyelilerden birinin firar ettiği 25 Ağustos tarihinde olmak üzere iki kez darp edildiğini belirtmiştir. M.A., söz konusu firar hakkında kendisinden ayrıntılı bilgi elde etmek amacıyla darp edildiğini ifade etmiştir. Darp edilmesi sonrasında üç gün boyunca yatakta kalmış ve yemek yiyememiştir. M.A., şikayette bulunmasına ya da mektup göndermesine izin verilmediğini ve temsilcileri ve akrabaları ile görüşmesine engel olunduğunu ifade etmiştir. Bu yönde bir talepte bulunmasına karşın, M.A.’nın 28 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirilen mahkeme duruşmasına katılmasına izin verilmemiştir (bk. yukarıda § 36). M.A. ayrıca, Lyubov M.-E. de dâhil olmak üzere temsilcileri ile görüşmek istediğini ve sığınma talebinin işleme alınması beklentisinde olduğunu yinelemiştir. M.A., FGB çalışanlarının kendisini tehdit ettiklerini, şikayetlerinin bir yardımının olmayacağını ve her halükarda iki yılını cezaevinde geçireceğini söylediklerini ifade etmiştir.
54. Bu beyanlar sonrasında, başvuranların avukatları 17 Aralık 2014 tarihinde Kaluga bölge savcılığına bir mektup yazarak, başvuranların sınır dışı edilme işlemlerinin gerçekleştirilememesi ve bir süre sınırı ya da yeniden incelenme imkânı olmaması sebebiyle, tutulmalarının yasadışı mahiyette olduğuna dikkat çekmişlerdir. Başvuranların avukatları ayrıca, ziyaretlere ve yazışmalara getirilen kısıtlamaların hukuka aykırı olduğunu ve tutulma merkezi idaresinin mektuplarında yer alan bilgilerle doğrudan bir çelişki içerisinde olduğunu belirterek, başvuranların tutulma koşullarının yargılama öncesi tutuklu bulundurulan kimselerinkine benzer olduğu konusuna vurgu yapmışlardır. Mektupta, akrabalarla, avukatlarla ve temsilcilerle iletişim kurulamamasının, başvuranlar üzerine ciddi psikolojik etkilere yol açmış olması sebebiyle, kendi başına insanlık dışı muamele teşkil ettiği vurgulanmıştır.
55. Aynı gün, M.A., Kaluga FGB’ye hitaben yazılmış ve kardeşi Akhmad A. ile kardeşinin eşi Albina A.’nın yanı sıra, temsilcileri Golovanchuk, Yermolayeva ve Lyubov M.-E. ile görüşmesine izin verilmesine ilişkin bir talep dilekçesi imzalamıştır.
4. Hükümet tarafından ibraz edilen ve başvuranların tutulma koşullarına ilişkin bilgiler
56. Hükümet Nisan 2015 tarihinde, Mahkeme’nin yöneltmiş olduğu ek sorulara cevaben, başvuranların tutulma koşullarına ilişkin daha ayrıntılı bilgiler sunmuştur.
57. Kaluga FGB başkanı 30 Mart 2014 tarihinde, merkezde tutulmakta olan kişilerin yakın akrabaları ile yapacakları görüşmelere akrabalık ilişkilerini kanıtlayan belgelerin sunulması üzerine merkez başkanı tarafından izin verilebileceği talimatını vermiştir. Temsilciler ve insan hakları savunucuları tarafından yapılacak ziyaretlere Kaluga FGB başkanı tarafından izin verilebilmekte olup, tutulu bulundurulan kişi tutulma merkezinin başkanına bu konuda yazılı bir talep dilekçesi sunabilmektedir.
58. Tutulma merkezinin başkanı tarafından 15 Kasım 2014 tarihinde hazırlanmış günlük iş programına göre, günlük yürüyüşler kişi başı bir saatten az şekilde olmayacaktı. Günde bir saat telefon görüşmeleri için ve 11.30 ila 12.30 arası bir saat de ziyaretçiler ile görüşme ve postaların alınması için ayrılmıştı. Her gün idare ile yapılacak görüşmeler için bir saat ayrılmıştı.
59. Hükümet, başvuranların tıbbi dosyalarından alıntılar sunmuştur. Bunlara göre, başvuranların merkeze getirilmeleri üzerine tıbbi muayeneden geçirildikleri ve sağlık durumlarının iyi olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. A.A. Haziran 2014’te bronşit ve zatürre tedavisi görmüştür ve 14 Temmuz 2014 tarihinde sağlık durumunu iyiye gitmekte olduğu kaydedilmiştir. A.A. ayrıca, 10 Haziran tarihinde bir yüksek tansiyon vakası geçirmiş ve bu durumun tedavisi başarıyla gerçekleştirilmiştir. L.M’ye pulpa iltihabı tanısı konmuş, midesiyle ilgili sorunlarının olduğu tespit edilmiş ve gerekli tedavi sağlanmıştır. L.M. 10 Mayıs 2014 ile 17 Şubat 2015 tarihleri arasında beş kez doktora gitmiştir. M.A., sağlık çalışanlarına başvurmamıştır.
60. Hükümete göre, L.M. ve M.A. iki katlı binanın birinci katında yer alan ve toplam altı kişinin kaldığı 47 metre karelik 15 odada tutulmaktaydı. Odadan bir tuvalete giriş vardı ve zemin katta ortak kullanımda olan bir banyo mevcuttu. Açık hava egzersizi yapılan avlu 180 metre kare büyüklüğündeydi. Hükümet odaların, sağlık tesislerinin, kafeteryanın ve avlunun fotoğraflarını ibraz etmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Yabancı uyruklu kimselerin sınır dışı edilme ve tutulmalarına ilişkin mevzuat
61. Yabancılar Yasası’nın (25 Temmuz 2002 tarihli ve 115-FZ sayılı Yasa) 34(5) maddesi uyarınca, idari geri gönderme işlemine tabi olup, bir mahkeme kararı gereğince gözaltına alınmış yabancı uyruklu kimseler, idari geri gönderme kararının icrası beklenirken özel tesislerde tutulurlar.
62. İdari geri gönderme işlemi, İdari Suçlar Kanunu’nun 3.10 § 1 maddesinde, bir yabancı ülke vatandaşının ya da vatansız bir kimsenin zorla ve denetimli olarak Rusya sınırları dışına geri gönderilmesi olarak tanımlanmıştır. Kanun’un 3.10 § 2 maddesi uyarınca, idari geri gönderme kararı bir yargıç tarafından ya da bir yabancı ülke vatandaşı veya vatansız bir kimsenin Rusya Federasyonu’na giriş yapması sonrasında idari bir suç işlemiş olduğu durumlarda yetkili bir kamu görevlisi tarafından verilir. Kanun’un 3.10 § 5, 27.1 § 1 ve 27.19 § 2 maddeleri uyarınca, bir yargıç, idari geri gönderme kararının icra edilmesi amacıyla, ilgili yabancı ülke vatandaşı veya vatansız kimselerin kendi istekleri doğrultusunda ayrılmalarına müsaade edilmeyen özel bit tesise yerleştirilmelerine karar verebilir.
63. Kanun’un 31.9 § 1 maddesi uyarınca, idari bir ceza uygulanması yönünde hüküm kurulan bir kararın icra olunabilme durumu, karar kesinleştikten iki yıl sonra sona erer.
64. Kanun’un 3.9 sayılı maddesi, idari suç işleyen bir kişinin yalnızca istisnai koşullarda, azami süresi otuz gün olmak üzere, idari gözetim altına alınabileceğini öngörmektedir.
B. Anayasa Mahkemesi’nin 6-P sayılı kararı
65. Anayasa Mahkemesi 17 Şubat 1998 tarihli ve 6-P sayılı kararında, Anayasa’nın özgürlük ve kişisel bütünlük hakkına ilişkin 22. maddesine atıf yaparak, idari geri gönderme işlemine tabi bir kimsenin bir mahkeme kararı olmaksızın, kırk sekiz saati aşmamak kaydıyla, tutulu bulundurulabileceğini ifade etmiştir. Kırk sekiz saati aşan tutma işlemine, idari geri gönderme işleminin aksi takdirde yerine getirilemeyeceğinin söz konusu olması koşuluyla, yalnızca bir mahkeme kararına dayanılarak izin verilebilmekteydi. Mahkeme kararı yalnızca keyfi olarak kırk sekiz saatin üzerinde tutulma işlemi değil aynı zamanda kendi başına keyfi tutma işlemi açısından da koruma sağlanması için gerekliydi ve mahkeme ilgili kişinin gözaltında tutulmasının hukuka uygunluğunu ve gerekçelerini değerlendirmekteydi. Anayasa Mahkemesi ayrıca, bir kimsenin süresi belirsiz şekilde tutulmasının, Rus hukukunda öngörülmeyen bir ceza teşkil edeceği ve Anayasa’ya aykırı olacağı sebebiyle, özgürlük hakkına ilişkin kabul edilemez nitelikte bir kısıtlama anlamına geleceğini kaydetmiştir.
C. Mülteci statüsü ve geçici sığınma hakkına ilişkin mevzuat
66. Rusya’nın Mülteci Yasası’nın (19 Şubat 1993 tarihli ve 4258-I sayılı Yasa) ilgili genel hükümlerinin özetine Kasymakhunov/Rusya (no. 29604/12, §§ 83-86, 14 Kasım 2013) kararından erişilebilir.
67. Geçici sığınma hakkına ilişkin ilgili hükümlerin özetine Tukhtamurodov/Rusya ((k.k.), no. 21762/14, 20 Ocak 2015, §§ 24-27) kararından erişilebilir.
D. Rusya’daki Suriye vatandaşlarının durumu
1. Sığınmacıların durumu
68. Federal İcra Bürosu 30 Ağustos 2013 tarihinde bölge şubeleri için bir genelge çıkarmıştır. Bu genelgede, bölgedeki husumetlerden ötürü Suriye bölgesine giriş yapılmasının mümkün olmadığı belirtilmiş ve bu nedenle, bölge şubelerine Suriye’ye sınır dışı etmeye ilişkin mahkeme kararlarının icrasına yönelik ortaya çıkan her türlü sorunu genel merkeze bildirmeleri talimatı verilmiştir.
69. FGB, 1 Ocak 2011 ile 1 Kasım 2014 tarihleri arasında Rusya’da mülteci statüsü ve geçici sığınma başvurusunda bulunan Suriye vatandaşı sayısına ilişkin istatistikî veriler hazırlamıştır. Bu rakamlara göre, Suriye’den toplam 1.714 kişi Rusya’da mülteci statüsü edinmek için başvuru yapmış; bu başvuruların hiçbiri kabul edilmemiştir. Aynı süre içerisinde, Suriye’den toplam 3.165 kişi geçici sığınma başvurusu yapmış ve bu başvurulardan 2.523 tanesi kabul edilmiştir.
70. İnsan hakları alanında bir sivil toplum kuruluşu olan Civic Assistance 28 Ekim 2014 tarihinde, Rusya’daki Suriyeli mültecilerin durumuna ilişkin bir bilgi notu yayınlamıştır. Bu bilgi notuna göre, FGB Suriye vatandaşlarına geçici sığınma hakkı tanımaya 2013 yılından itibaren başlamıştır. 1 Eylül 2014 tarihine kadar, yaklaşık 2.200 kişiye geçici sığınma hakkı tanınmıştır. Civic Assistance, bu rakamın ülkelerindeki savaş ortamından kaçarak Rusya’ya gelen Suriyelilerin sayısının onda birine karşılık geldiğini kaydetmiştir. Raporda, diğer birçok Suriye vatandaşının, erişim, bilgi ve tercüme hizmetlerinin olmaması, bazı bölgelerin sığınma ve benzeri taleplerin tümünün reddedilmesi yönündeki politikaları gibi uygulamaya ilişkin sorunlar da dâhil olmak üzere, bu statüyü elde edememe sebeplerine ilişkin bir liste sunulmuştur. Rapor, FGB’nin bir yandan çok sayıda Suriye vatandaşına sığınma hakkı tanırken, öte yandan diğerlerine sıradan idari suç işleyen kimse muamelesi yapmaya devam ettiğini ve gerçekleştirilmesi mümkün olmasa dahi Suriye’ye sınır dışı edilmelerini desteklediğini kaydetmiştir. FGB’nin Suriyeli sığınmacılara karşı tutumu 2014 yılında sert bir hal almıştır. Çeşitli bölgelerden çok sayıda karar Civic Assistance’ın dikkatine sunulmuştur. Bunlar, ret kararlarında sığınma için bireysel gerekçelerin bulunmaması konusuna sistematik bir şekilde atıf yapıldığını göstermiştir.
2. Rus mahkemelerinin bireysel davalara ilişkin kararları
71. Denetleyici inceleme usulü uyarınca işlem yapan bir Yüksek Mahkeme yargıcı 13 Aralık 2013 tarihinde, Pyatigorsk Belediye Mahkemesi’nin ve Stavropol Bölge Mahkemesi’nin M.A.R. hakkında para cezasına ve idari geri gönderme işlemi uygulanmasına hükmedilen kararlarında değişiklik yapmıştır (karar 29 Mayıs 2013 tarihinde geçerlilik kazanmıştır). Yüksek Mahkeme yargıcı, işkence ve kötü muameleyi yasaklayan uluslararası belgelere atıf yapmış ve davacının ülkesindeki husumet ortamı nedeniyle ülkesine geri dönemediği yönündeki iddialarına gereken ağırlığı vermiştir. Yargıç ayrıca, Federal İcra Bürosu’nun 30 Ağustos 2013 tarihli genelgesini ve Stavropol bölge ombudsmanının Suriye’deki iç savaşa ve insani durumun içinde bulunduğu korkunç şartlara ilişkin bir yazısını dikkate almıştır. Yargıç, yukarıda belirtilen hususlara dayanarak, alt mahkemelerin kararlarında değişiklik yapmış ve sınır dışı edilme cezasını çıkarmıştır. Kararda ayrıca, M.A.R.’nin polis gözaltı merkezinden salıverilmesine hükmedilmiştir.
72. Leningrad Bölge Mahkemesi 13 Şubat 2014 tarihinde Suriye vatandaşı olan Akhmad A. hakkındaki davaya ilişkin kararını açıklamıştır. Bir şehir mahkemesi 24 Ocak 2014 tarihinde Akhmad A.’yı İdari Suçlar Kanunu’nun 18.8 maddesi uyarınca idari bir suçtan suçlu bulmuş ve hakkında para cezasına hükmederek, idari geri gönderme işlemine tabi tutulması kararını vermiştir. Bölge Mahkemesi Akhmad A.’nın Rusya’da geçici sığınma talebinde bulunmuş olduğunu ve 30 Ağustos 2013 tarihinde Federal İcra Bürosu’nun Suriye’ye seyahat etmenin mümkün olmadığını yinelediğini kaydetmiştir. Bu nedenle, idari sınır dışı işlemine tabi tutma yönündeki ek cezayı çıkararak, davalının FGB tutulma merkezinden salıverilmesine karar vermiştir.
73. 2014 yılında verilmiş ve tarihi bilinmeyen başka bir kararda, Moskova Bölge Mahkemesi, Suriye vatandaşı olan “A.M.”yi İdari Suçlar Kanunu’nun 18.8 maddesini ihlal etmekten suçlu bulan Balashikha Şehir Mahkemesi kararında değişiklik yapmıştır. Şehir mahkemesi para cezası verilmesine hükmetmiş ve herhangi bir tutulma merkezine yerleştirilmemiş olan “A.M.”nin ülkeyi terk etmesi kararını vermiştir. Bölge Mahkemesi, ölüm veya yaralanma tehlikesinin söz konusu olduğu durumlarda kişilerin iadesini yasaklayan insan haklarına ilişkin uluslararası belgelere atıf yapmıştır. Bölge Mahkemesi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin istem dışı iadelerden kaçınılmasına dair Ekim 2013 tarihli tavsiye kararını dikkate almış ve davacının Rusya’da sığınma talebinde bulunma niyetinde olduğunu kaydetmiştir. Bu hususları göz önünde bulundurarak, ülkenin terk edilmesi yönündeki kararı bozmuştur.
E. Tutulma koşulları
74. Rus Hükümeti 30 Aralık 2013 tarihinde, yabancı ülke vatandaşlarının idari bir karar gereğince sınır dışı/tehcir edilme işlemleri devam ederken tutulmalarına dair kurallar içeren 1306 sayılı Kararname’yi kabul etmiştir. Söz konusu kurallar 1 Ocak 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
75. Bu kurallara göre, Federal Göçmenlik Bürosu tarafından kurulan ve işletilen merkezlerde tutulan kişilerin bu merkezlerden ayrılma hakları bulunmamaktadır. Kurallar, sağlık ve güvenlik düzenlemesi olarak kişi başı altı metrekareden veya ranzalı odalarda dört buçuk metrekareden küçük olmayan bir alanın mevcut olmasını öngörmektedir. Bu tür merkezlerin, kişilerin buraya getirildiklerinde ve merkezden gönderilmeleri öncesinde muayenelerini yapacak ve gerektiğinde tıbbi tedavi uygulayacak sağlık personelinin mevcut olması gerekmektedir. Kurallar ayrıca, tutulu bulundurulan kişilerin hak ve yükümlülüklerini, dağıtılan gıda paylarını ve hijyen ürünlerini ayrıntılarıyla belirtmektedir.
III. SURİYE’DEKİ DURUMA VE MÜLTECİLERİN DURUMLARINA DAİR İLGİLİ BİLGİLER
76. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından 22 Ağustos 2011 tarihinde S-17/1 (A/HRC/27/60, 13 Ağustos 2014) sayılı Karar ile kurulan bağımsız uluslararası araştırma komisyonunun Suriye Arap Cumhuriyeti’ne ilişkin sekizinci raporunda aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“20 Ocak ila 15 Temmuz 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilen 480 adet görüşmeye ve toplanan delillere dayandırılan mevcut raporda sunulan tespitler sonucu, Suriye Arap Cumhuriyeti’nde savaş halindeki tarafların tutumlarının sivil vatandaşların ölçülemeyecek derecede acı çekmesine sebep olduğu saptanmıştır.
Hükümet güçleri, insanlık suçu teşkil eden sistematik cinayet, işkence, tecavüz ve cebri kaybedilme yöntemlerine başvurarak, sivillere karşı katliamlar gerçekleştirmeye ve geniş çaplı saldırılar yürütmeye devam etmiştir. Hükümet güçleri geniş çaplı insan hakları ihlallerinde bulunmuş ve cinayet, rehine alma, işkence, tecavüz ve cinsel şiddet, çocukların askere alınması ve savaşta kullanılması ve sivillerin hedef alınması gibi savaş suçları işlemişlerdir. Hükümet güçleri hastanelere, sağlık ve insani yardım çalışanlarına tanınan özel korumaya riayet etmemiştir. Ayrım gözetmeksizin rastgele yapılan hava saldırıları ve bombardımanlar sivil halktan çok sayıda insanın yaralanmasına ve korku ortamının yayılmasına neden olmuştur. Hükümet güçleri yasadışı bir silah olan klor gazı kullanmıştır.
Raporda adları geçen Devlet-dışı silahlı gruplar katliamlar yapmış ve cinayet, yargısız infaz, işkence, rehine alma, cebri kaybedilme, tecavüz ve cinsel şiddet, çocukların askere alınması ve savaşta kullanılması ve korunan nesnelere saldırı yöntemleri gibi uluslararası savaş hukuku ihlallerinin de aralarında yer aldığı savaş suçları işlemişlerdir. Sağlık çalışanları, din personeli ve gazeteciler hedef alınmıştır. Silahlı gruplar sivil halkın bulunduğu muhitleri kuşatma altına alıp, ayrım yapmaksızın rastgele bir biçimde bombardımana tutmuş, bazen de sivil halkın olduğu alanlarda bomba yüklü araçlar patlatmak suretiyle siviller arasında korku ortamının yayılmasını sağlamışlardır. Irak ve Şam İslam Devleti (DAEŞ) mensupları insanlık suçu teşkil eden işkence, cinayet suçları, cebri kaybedilmeye karşılık gelen fiiller ve Halep ve Rakka şehirlerinde sivil halka yönelik bir saldırının parçası olarak insanları zorla yerinden etme suçlarını işlemişlerdir.”
77. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Mart 2012’den bu yana birbiri ardına çok sayıda belge yayınlamıştır. Bunlar arasında “Suriye Arap Cumhuriyeti’ne Geri Dönüşlere ilişkin Durum” ve sonrasında yayınlanan “Suriye Arap Cumhuriyeti’nden Kaçan İnsanlara dair Uluslararası Korumaya ilişkin Mülahazalar” başlıklı güncellenmiş belgeler de yer almaktadır. En son yayınlanmış olan 27 Ekim 2014 tarihli “III. Güncelleme” başlıklı belgede aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“2. Artık ülkenin neredeyse tüm bölgelerinde şiddet olayları kol gezmektedir. Şiddet olayları, kısmen örtüşen çatışmalarda farklı aktörler arasında yaşanmakta ve her yerden yabancı savaşçıların katılımıyla daha da vahim bir hal almaktadır. Suriye Hükümeti güçleri ile hükümet karşıtı bir dizi silahlı grup arasındaki savaş dinmek bilmeksizin devam etmektedir. Buna paralel olarak, Irak ve Şam İslam Devleti (bundan sonra DAEŞ olarak anılacaktır) grubu Suriye’nin kuzey ve kuzey doğu bölgelerindeki önemli bölgeler üzerindeki kontrolünü güçlendirmiştir ve hükümet güçlerinin yanı sıra, hükümet karşıtı silahlı gruplarla ve Kürt güçleriyle (Halk Koruma Birlikleri -“YPG”) sıklıkla silahlı çatışmalara girmektedir. 23 Eylül 2014 tarihinden itibaren DAEŞ hedeflerine karşı gerçekleştirilen hava saldırıları, bölgedeki çatışma ortamının karmaşıklığını daha da vahim hale getirmiştir. Suriye’deki duruma ilişkin siyasi bir çözüm bulunması yönündeki uluslararası çabaların başarılı olamaması nedeniyle, savaş hali sivil zayiatların artmasına, insanların yerlerinden edilmesine ve ülkenin altyapısının tahribatına yol açmaya devam etmektedir...
Sivil Zayiat
4. Savaş sebebiyle öldürülen insanların sayısının Nisan 2014 itibariyle 191.000’i aştığı bildirilmiştir. En fazla sayıdaki belgelenmiş ölüm olayının Şam’ın kırsal bölgelerinde meydana geldiği kaydedilmiş, bu sayıyı Halep, Humus, Deraa ve Hama’daki ölüm olayları takip etmiştir. Suriye’nin sağlık hizmetleri sisteminin kötüye gitmesinin, normalde ölümcül olmayan bulaşıcı hastalıklar, neonatal sorunlar ve yetersiz beslenme sebebiyle, genelde önlenebilecek kronik hastalık kaynaklı binlerce ölümün ve erken ölümün meydana gelmesine yol açtığı bildirilmiştir. Bunun yanı sıra, savaş yüz binlerce insanın yaralanmasına, uzun vadeli engelliliklerin oluşmasına ve çok daha fazla sayıda insanın şiddete ve aile üyelerinin ölümüne tanık olmanın, yerlerinden edilmenin ve mahrumiyetlerin psikolojik sonuçları sebebiyle acı çekmesine neden olmuştur.
Zorla Yerinden Edilme
5. Suriye’deki savaş, günümüzdeki en büyük çaplı yerinden edilmiş mülteci krizinin yaşanmasına neden olmuştur ve şu an Suriyeliler, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yetkisi altında, dünyanın en fazla sayıdaki mülteci nüfusunu teşkil etmektedir. Savaş, yerinden edilen insan sayısının her gün daha da artarak devam etmesine yol açmaktadır ve 2014’ten bu yana her ay ortalama 100.000 mülteci bölgedeki diğer ülkelere geçiş yapmaktadır. 2014 yılının Mart ayından bu yana, Suriye savaşı, Suriye içinde 6.45 milyon kişi ve yakındaki ülkelere kaçan 3.2 milyonun üzerinde kayıtlı mülteci olmak üzere, nüfusun yaklaşık yarısının yerinden edilmesine sebep olmuştur. ...
İnsan Haklarının Durumu ve Uluslararası Savaş Hukuku İhlalleri
8. Suriye’deki koruma durumu gittikçe artan bir şekilde ve önemli ölçüde kötüye gitmektedir. BM Genel Sekreteri’ne göre, “Çatışma ortamı, merhamet tamamen göz ardı edilerek, uluslararası savaş hukukuna ve insan haklarına ilişkin ağır ihlallere yol açmaya devam etmektedir”. Bunun yanı sıra, Bağımsız Araştırma Komisyonu yayınlamış olduğu en güncel raporda, savaş halindeki tarafların harekelerinin sivil halk üzerindeki etkisini “ölçülemeyecek derecede acıların yaşanması” şeklinde özetlemiştir. Çatışma taraflarının savaş suçları işledikleri ve büyük çoğunluğu cezasız kalan insanlık suçu teşkil eden eylemler de dâhil olmak üzere ağır insan hakları ihlallerinde bulundukları bildirilmiştir. ...
Bölgeye Erişim ve Sığınma Talep Etme Hakkı
21. BMMYK sivil halkın Suriye’den kaçışını bir mülteci hareketi olarak nitelendirmektedir. Suriyeliler ve önceden yaşadığı ikamet ülkesi Suriye olan Filistin mültecileri, Suriye’deki güvenlik ve insan hakları durumu önemli ölçüde gelişene ve ülkeye güvenli ve onurlu bir şekilde gönüllü geri dönüş yapılabilmesi için gerekli koşullar sağlanana kadar uluslararası korumaya ihtiyaç duymaktadırlar. ...
Bireysel Sığınma Taleplerinin Değerlendirilmesi
26. Ülkeyi terk etmekte olan Suriyelilerin ve diğer vatandaşların büyük bir bölümü bölgede kalmaya devam ederken, daha fazla yol kat ederek başka ülkelere erişen ve uluslararası koruma talep eden kişilerin sayısı gittikçe artmaktadır. Bu kişilerin uluslararası koruma taleplerinin adil ve etkili usullerle değerlendirilmesi gereklidir. BMMYK, uluslararası koruma talep eden Suriyelilerin çoğunun, Sözleşme’nin temellerinden biri ile bağlantılı olarak, zulme maruz kalma konusunda haklı nedenlere dayanan bir korku içerisinde olacakları için, Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair 1951 tarihli Sözleşme’nin 1A(2) maddesinde yer alan mülteci tanımının koşullarına uymalarının kuvvetle muhtemel olduğunu değerlendirmektedir. Suriye’yi terk eden sivil halkın büyük bir bölümü için, 1951 tarihli Sözleşme’nin temellerinden biri ile bağlantılı olan nokta, bu kimselerin çatışma taraflarından biri ile doğrudan veya dolaylı olarak, gerçek veya öngörülen bir işbirliğinin bulunmasıdır. Bir bireyin mülteci kriterini taşıması için, zulüm yapılmak üzere hâlihazırda bir grubun içinden “seçilmiş” olması ya da böyle bir risk altında bulunması gibi, kişisel hedef haline gelmiş olması koşulu bulunmamaktadır. Ülkeyi terk eden Suriyeliler ve mutat meskeni Suriye’de bulunan kişiler, örneğin, yaşamış oldukları muhiti ya da köyü kontrol altında tutan kişilerin benimsedikleri siyasi bir görüş sebebiyle ya da çatışmaya taraf belli bir grup ile ilişkili olan veya olduğu düşünülen dini ya da etnik bir azınlığa mensup olmaları sebebiyle zulme maruz kalma riski altında olabilirler. Bu bakımdan, BMMYK, Avrupa Birliği Üye Devletlerinin Suriyelilere çoğunlukla ikincil koruma sağladıkları 2013 yılına kıyasla, 2014 yılında Suriye’den gelen daha fazla sayıda sığınmacıya mülteci statüsü vermelerini hoşnutlukla karşılamaktadır. ...
Dönüşler, Zorunlu Dönüşlerin Ertelenmesi ve Yerinde (Sur place) Başvuruların Değerlendirilmesi
30. Suriye’deki durumun yakın zamanda geleceği aşama bilinmezliğini korurken, BMMYK, çok sayıda Hükümetin, aralarında sığınma başvuruları reddedilenlerin de bulunduğu Suriye vatandaşlarının ya da mutat meskeni Suriye’de bulunan kişilerin zorunlu dönüş işlemlerinin askıya alınması yönünde tedbirler almasını hoşnutlukla karşılamaktadır. Yeni bir bildirime kadar, bu türden tedbirler uygulanmaya devam etmelidir. ...
31. Suriye’deki gelişmelerin ve değişen koşulların ışığında, söz konusu değişen koşullar nedeniyle geçerli bir yerinde (sur place) başvuruya sahip kişilerin bu başvurularının mülteci statüsünün tanımasından doğan koruma ve hak kazanımlarından faydalanmalarını sağlayacak biçimde uygun şekilde karara bağlanması amacıyla, geçmişte yapmış oldukları sığınma başvuruları reddedilmiş ve henüz dava dosyaları yeniden açılmamış olan Suriyelilerin dava dosyalarının yeninden açılması uygun olabilir.”
78. BMMYK’nin 1 Temmuz 2014 tarihli ve “Avrupa’daki Suriyeli Mülteciler: Avrupa, Koruma ve Dayanışmayı Sağlamak için Ne Yapabilir” başlıklı raporunda aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
“Suriye’deki çatışma ortamı artık dördüncü yılına girmiş durumdadır ve insani durum kötüye gitmeye devam ederken, zorla yerinden edilen kişilerin sayısı rekor seviyelere ulaşmıştır. Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan ve Türkiye’de 2.8 milyon mülteci kayıt yaptırmış veya kayıt yaptırmayı beklemektedir ve 6.5 milyonun üzerinde kişi de Suriye içerisinde yerlerinden edilmiş durumdadır. Bu, yakın tarihte yaşanmış olan en büyük insani krizdir ve mültecilerin büyük çoğunluğuna ev sahipliği yapan ülkelerin bu kadar sayıda kişinin bakımını karşılamanın etkileriyle baş etme mücadelesi devam ederken daha fazla yardıma ihtiyaç olacaktır. ...
Belirtildiği üzere, Suriyelilerin Avrupa’ya ulaşmaları ile ilgili tepkilerin ve benimsenen uygulamaların çeşitlilik göstermesine karşın, bazı önemli eğilimler tespit edilebilmektedir. BMMYK, çok sayıda Avrupa Devletinin, Suriye vatandaşlarının korunmasına ilişkin, Suriye’ye dönüş işlemlerinin fiilen ertelenmesi de dâhil olmak üzere, olumlu yöndeki uygulamalarını, pek çok ülkede Suriyelilerin başvurularının işleme alınması kararını ve koruma sağlanmasına ilişkin oranların yüksek seviyede olmasını memnuniyetle karşılamıştır. ...
Çok sayıda Filistinli mülteciye ev sahipliği yapan bölgelerin neredeyse tamamının çatışmadan doğrudan etkilenmesi sebebiyle, Suriye’deki Filistinli mültecilerin korunma ve insani durumu kötüye gitmeye devam etmiştir. Çatışma öncesinde, Suriye’de yaklaşık olarak 540.000 Filistinli mülteci bulunmaktaydı. Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA), kayıtlı Filistinli mültecilerin %63’ünün ya Suriye sınırları içerisinde yerlerinden edilmiş olduklarını ya da yerlerinden edilerek komşu ülkelere gittiklerini değerlendirmektedir. BMMYK, sivil halkın Suriye’den kaçmasını bir mülteci hareketi olarak nitelendirmiştir ve önceden yaşadığı ikamet ülkesi Suriye olan Filistinli mültecilerin uluslararası korumaya ihtiyaçlarının olduğu görüşündedir.”
79. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Suriye’ye ilişkin 2014 yılı (31 Ocak 2014) raporunda aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir.
“Suriye’deki ayaklanma hareketlerinin baş göstermesinden itibaren, güvenlik güçleri Suriye genelinde kapsamlı bir tutukevleri ağı kullanılması suretiyle, on binlerce insanı keyfi olarak gözaltına almış, kanunlara aykırı bir şekilde tutuklamış, kötü muamele ve işkenceye maruz bırakmış ve bu insanlar hakkında cebri kaybetme yöntemlerine başvurmuştur. Tutulu bulundurulan kimselerin çoğu 20’li ya da 30’lu yaşlarındaki genç erkekler olmakla birlikte, ayrıca çocuklar, kadınlar ve yaşlılar da buralarda tutulmuştur.”
80. Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı tarafından Aralık 2014 tarihinde yayımlanan “Ülke Bilgi ve Rehberi, Suriye: Güvenlik ve İnsani Durum” başlıklı raporda şu ifadeler yer almaktadır:
“1.4 Politika özeti
Sığınma başvurusu kabul edilmeyen bir sığınmacının ya da ülkesine zorunlu dönüş yapan bir kimsenin, genel olarak, Suriye’ye dönüş yapması üzerine, benimsenen siyasi görüş sebebiyle yakalanma, tutuklanma ve söz konusu tutukluluk esnasında ciddi şekilde kötü muameleye maruz kalma riski altında olduğu içtihatlarla ortaya konmuştur. Sığınma talebinin reddedilmiş olmasına bakılmaksızın, Suriye’ye dönüşü sonrasında Esad rejiminin bir destekçisi olduğu düşünülen bir kişinin söz konusu olması halinde durum farklı olabilir.
Bu nedenle, Suriye vatandaşlarının çoğunluğunun, koruma dışı bırakılmadıkları sürece, mülteci korumasından faydalanmaları mümkündür.
Bir kimse mülteci korumasının dışında bırakılması halinde, İnsani Korumanın da dışında bırakılacaktır; ancak, Takdire Bağlı İzin veya Sınırlı İzin elde edebilir.
Gittikçe kötüleşmeye devam eden insani kriz öyle bir hale gelmiştir ki, hakkında geri gönderme işlemi yapılacak kimselerin çoğunluğu bakımından bu işlemler Avrupa İnsan Hakları Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmesi anlamına gelecektir.
Suriye’nin çatışma halindeki başlıca şehirlerinde ve bölgelerinde ayrım gözetmeksizin başvurulan şiddetin derecesi öyle bir seviyeye gelmiştir ki, bir kimsenin herhangi bir süre zarfında orada bulunması bile hayati tehlike altında olma riski taşıdığına inanılması için kendi başına ciddi bir gerekçe teşkil etmektedir.
Ayrım gözetmeksizin uygulanan şiddette maruz kalma riskinden kaçmak amacıyla bulunduğu yerden ayrılarak Suriye içerisinde başka bölgelere yerleşme imkânı ise, ülkede yerlerinden edilen kişilerin insani durumu, Suriye’nin bir bölgesinden ülkenin başka bir kesimine gitmek için, ya da daha güvenli bir şekilde gitmek için, hareket kabiliyetinin oldukça kısıtlı olması ve şiddet olaylarının yeninden yerleşme için önerilen bölgelere sıçrayıp sıçramayacağının öngörülememesiyle bir arada değerlendirildiğinde pek olası ya da makul görünmemektedir.”
81. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri 19 Şubat 2015 tarihinde yayınlamış olduğu, Güvenlik Konseyi’nin Suriye’ye ilişkin 2139 (2014), 2165 (2014) ve 2191 (2104) sayılı Kararlarının uygulanmasına dair on ikinci raporunda, diğerlerinin yanı sıra, geniş kapsamlı çatışmanın ve yüksek seviyelerdeki şiddetin ülke genelinde devam etmekte olduğunun gözlemlendiğini ve tüm taraflar arasındaki düşmanca tutumun uluslararası savaş hukuku kurallarını ve sivillerin korunması ilkelerini önemli ölçüde göz ardı etmeye devam ettiğini belirtmiştir.
IV. KIM / RUSYA (no. 4260/13) KARARININ İCRASINA İLİŞKİN BİLGİ NOTU
82. “Rusya Federasyonu’nun Kim/Rusya Federasyonu (Başvuru no. 44260/13) davasına ilişkin DH-DD(2015)527 sayılı Komünike Belgesi” başlıklı bir belgede, tutulma koşulları, tutulma işleminin kendisi ve başvuran R.A.’nın sınır dışı edilme işlemleri devam ederken duruma ilişkin olarak iki yıl boyunca herhangi bir değerlendirmenin yapılmamış olması nedeniyle Sözleşme’nin 3 ve 5 § 1(f) ve 5 § 4 maddelerinin ihlal edildiğine hükmedilen kararın icrası amacını güden bir eylem planına yer verilmiştir. Hükümet, söz konusu ihlal kararının Rusça diline tercüme edildiğini ve Başsavcılık, İçişleri Bakanlığı ve Rus Yüksek Mahkemesi’nin intranet sitesi de dâhil olmak üzere birtakım meslek portallarında bu karara yer verildiğini, dolayısıyla Rusya Federasyonu’nda genel yargı yetkisi kapsamında faaliyet gösteren bütün yargıçlar için erişilebilir kılındığını kaydetmiştir. Mevzuat değişikliğine gidilme imkânının olup olmadığı hususu 2015 yılının Aralık ayında değerlendirilecektir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
83. Mahkeme, Mahkeme İçtüzüğü’nün 42 § 1 maddesi uyarınca, olayların ve hukuki arka planın benzerlik gösterdiğini dikkate alarak, başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir.
II. BAŞVURANLARIN SURİYE’YE SINIR DIŞI EDİLMELERİNE İLİŞKİN KARARLAR BAKIMINDAN SÖZLEŞME’NİN 2, 3 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
84. Başvuranlar, Suriye’ye sınır dışı işlemlerinin gerçekleştirilmesi halinde, bunun, Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerinde belirtildiği üzere, yaşam haklarının ve işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağının ihlal edilmesi anlamına geleceğinden şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, bu ihlallerle ilgili olarak etkili bir iç hukuk yolunun mevcut olmaması sebebiyle Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlalinin söz konusu olduğuna vurgu yapmışlardır. Söz konusu maddelerin konuyla ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
2. Madde
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. ...”
3. Madde
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
13. Madde
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi yetkisi dâhilinde hareket eden kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkına sahiptir.”
A. Tarafların iddiaları
1. Hükümet
85. Hükümet, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemiş olduklarını iddia etmiştir. Başvuranların Mahkeme’ye şikâyetlerini sundukları tarihte, daha önce yapmış oldukları sığınma ve/veya geçici sığınma talepleri henüz nihai karar mercileri tarafından değerlendirilmemiştir. Dahası, başvuranlar, göçmenlik kurallarının ihlal edildiği gerekçesiyle yakalanmaları sonrasına kadar herhangi bir sığınma talebinde de bulunmamışlardır.
86. Hükümet ayrıca, idari sınır dışı işlemleri, özellikle de mahkemede gerçekleştirilen duruşmalar esnasında, başvuranların ülkelerine dönüşlerini engellediğini iddia ettikleri gerekçelere ilişkin yalnızca genel ve özet nitelikte bilgiler sunmuş olduklarını ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranların iddialarını desteklemek üzere yalnızca Kaluga Bölge Mahkemesi’nde gerçekleştirilen 27 Mayıs 2014 tarihli duruşma için belge sunduklarını ve bu belgelerin ya BMMYK’nin “Suriye Arap Cumhuriyeti’nden Kaçan İnsanlara dair Uluslararası Korumaya ilişkin Mülahazalar” başlıklı belgesine ilişkin Aralık 2012 tarihli “I. Güncelleme” gibi geçerlilik sürelerinin dolmuş olduğunu ya da her bir başvuranın kendi kişisel koşullarını desteklemeyecek ölçüde genel nitelikli olduklarını kaydetmiştir. Hükümet, örnek olarak, Suriye vatandaşlarının haklarında verilen sınır dışı edilme kararlarının bozulmasını sağladıkları iki mahkeme kararının birer nüshasını ibraz etmiştir (bk. yukarıda §§ 71 ve 73).
87. A.A. ve L.M. 27 Mayıs 2014 tarihine kadar, örneğin evlerinin yıkılmasına ve aile üyelerinin ölümüne ilişkin özel bilgi sunmamışlardır. Başvuranların Rus makamlarına iddia ettikleri korkularına ilişkin bilgi vermelerinde yaşanan bu önemli gecikme, başvurularının doğruluğuna ilişkin şüphe uyandırmıştır.
88. Hükümet son olarak, başvuranların 17 Temmuz ve 15 Ekim 2014 tarihlerinde, daha önce yaptıkları mülteci statüsü ve geçici sığınma başvurularının değerlendirilmeye alınmaması yönünde talepte bulundukları konusuna vurgu yapmıştır. Bu çelişkili durum, Federal Göçmenlik Bürosu’nun başvuranların şikâyetlerini esas bakımından incelemesine engel olmuştur. A.A.’nın Ağustos 2014’te tutulma merkezinden firar etmesi ve firar ettiği tarihten itibaren yetkililerle hiçbir şekilde iletişime geçmemiş olması nedeniyle, şikâyetinin incelemesi tamamlanmamıştır. Hükümet, söz konusu koşullar altında, A.A.’nın şikâyetinin incelenmesine devam edilmesinin mümkün olmadığı görüşünde olduğunu belirtmiştir.
89. Yukarıdakiler göz önünde bulundurulduğunda, Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 2 ve 3. maddeleri kapsamında ileri sürdükleri iddiaların, iç hukuk yollarının tüketilmediği ya da açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği görüşünde olduğunu ifade etmiştir.
2. Başvuranlar
90. Başvuranlar, Suriye’ye sınır dışı edilmeleri hususunun ağırlıklı olarak idari yargılamalar çerçevesinde değerlendirmeye alındığını ve karara bağlandığını; kendilerinin ise, bu yargılamalar esnasında, Suriye’ye geri gönderilmeleri halinde Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerinin ihlal edilmesi tehlikesinin söz konusu olduğuna işaret eden kapsamlı belgeler ibraz ettiklerini ve iddialarda bulunduklarını ileri sürmüşlerdir. 15 Nisan, 16 Nisan ve 27 Mayıs 2014 tarihli adli kararlarda bu iddiaları dikkate alınmamış ve bunların giderilmesi yönünde herhangi bir çabada bulunulmamıştır. Başvuranlar, Nisan ayında Şehir Mahkemesinde gerçekleştirilen duruşmalarda, Suriye’ye geri gönderilmelerine ilişkin korkularını dile getirmişlerdir. Başvuranlar, 27 Mayıs 2014 tarihli duruşma esnasında, Suriye’deki çatışma ortamına ve geri gönderilmeleri halinde karşılaşacakları tehlikeye ilişkin kapsamlı ve ayrıntılı bilgiler sunmuşlardır. Bu belgeler arasında, BMMYK ve FGB belgeleri, konuyla alakalı başka bilgiler ve başvuranların kendilerine ait ayrıntılı beyanlar da yer almıştır. Başvuranlar, L.M.’nin vatansız bir Filistinli olduğu ve bu nedenle, bilhassa uluslararası korumaya muhtaç olduğu; öte yandan, A.A. ve M.A.’nın Suriye’nin 2013 yılından bu yana çetin savaş ortamının şiddetle devam ettiği Halep şehrinden oldukları hususlarına vurgu yapmışlardır. Bunların yanı sıra, M.A., ailesinin birçok üyesinin muhalif güçlerce öldürülmüş olduğunu belirtmiştir. Söz konusu duruşmada alınan kararın ardından, başvuranlar hakkındaki sınır dışı etme kararları yürürlüğe girmiştir.
91. Başvuranlar, Rus makamlarına Suriye’ye geri gönderilmeleri halinde gerçek bir ölüm ve/veya kötü muameleye maruz kalma riskiyle karşı karşıya olacakları konusunda yeterli ölçüde detaylandırılmış, bireyselleştirilmiş ve desteklenmiş delil ibraz etmiş olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu görüş, sivil halka karşı uygulanan geniş çaplı ve genel şiddetten bahseden genel menşe ülke bilgilerine ek olarak, BMMYK’nin başvuranların durumuna ilişkin bireysel değerlendirme mektuplarına dayandırılmış ve başvuranların Suriye’ye dönüş yapılmasının mümkün olmadığına ve sığınma taleplerinin haklı gerekçelere dayandığına ilişkin dayanak olarak gösterdikleri Federal İcra Bürosu’nun ve Federal Göçmenlik Bürosu’nun resmi görüşüyle desteklenmiştir.
92. Bu koşullar altında, idari sınır dışı işlemine ek bir yaptırım olarak devam edilmesine ilişkin adli kararlar, tek tek ele alınmış bir değerlendirmeye dayandırılmamış ve ilgili önemli etkenler göz önünde bulundurulmamıştır. Bu ciddi nitelikli ve ayrıntılı delillere rağmen, Bölge Mahkemesi’nin 27 Mayıs 2014 tarihli kararlarında yalnızca süregelen iç savaş hakkındaki bilgilerin tekrar edilmesiyle yetinilmiş ve başvuranların yaşamlarının ve güvenliklerinin tehlike altında olduğuna dair iddianın “başvuranların sınır dışı edilmemeleri için yeterli gerekçe teşkil etmediği” kaydedilmiştir.
93. Mevcut hukuk yollarıyla ilgili olarak, başvuranlar, Suriye’ye geri dönmeleri halinde Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerinin ihlali olasılığının söz konusu olduğu şeklindeki iddialarının idari sınır dışı işlemi ile ilgili yargılamalar bağlamında dikkate alınmış olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlara göre bu, bahse konu hususun ele alınmasına yönelik en uygun ve etkili yoldu. Başvuranlar, mülteci statüsü ve/veya geçici sığınma başvurularının Bölge Mahkemesi’nin 27 Mayıs 2014 tarihli duruşması öncesinde yapılmış olmasının, mahkemenin başvuranların sınır dışı edilmelerinin yasaya uygunluğunu onaylamasına engel teşkil etmemiş olduğuna vurgu yapmışlar ve dolayısıyla, ilgili uluslararası ve ulusal yasal belgelerde yer alan geri göndermeme güvencesi imkânını ortadan kaldırdığını kaydetmişlerdir.
94. Dahası, Şehir Mahkemesi, sınır dışı işleminin halen mümkün olduğu görüşünü destekleyerek, söz konusu kararların icrasına ilişkin yürütmenin durdurulması kararı vermeyi reddetmiştir.
95. Başvuranlar, Hükümetin mülteci statüsü ve geçici sığınma başvurularına dair usulün başvurulacak etkili bir iç hukuk yolu teşkil ettiği yönündeki iddiasına ilişkin olarak, Rusya’daki sistem içerisinde kendileri için erişimi uygulamada mümkün kılmayan bir dizi ciddi engelin mevcut olduğuna vurgu yapmışlardır. Başvuranlar bilhassa, sığınma başvurusu yapan kimselere FGB’nin mülteci statüsü ya da sığınma taleplerinin kabul edilmediğine ilişkin kararları tebliğ edilirken, kendileri hakkındaki FGB karar metninin bir nüshasını elde edebilmek için şahsi çaba göstermek zorunda kalmış olduklarını belirtmişlerdir. Karardan etkilenen insanlar, yalnızca söz konusu karar metninin bir nüshasına sahip olduklarında, ilgili mahkemeye bir şikâyet sunabilirlerdi. Bu nedenle, A.A.’nın ilk talebi 26 Mart 2014 tarihinde reddedilmiş ve kendisine adli yardım sağlanmayan ve Rusça bilmeyen başvuran ilgili karar metninin edinilmesi gerektiğinden haberdar olamamıştır. Hükümetin A.A.’nın 13 Ağustos 2013 tarihli kararın bir nüshasını edinmek için gerekli adımları atmamış olduğuna vurgu yaptığı 10 Eylül 2014 tarihli görüşlerinden bu husus açıkça anlaşılmaktadır. Bahse konu hukuk yolları uygulamada erişilebilir olmamış ve bu nedenle, başvuranlar bu hukuk yollarından yararlanamamışlardır.
96. Başvuranlar ayrıca, tutulma merkezinde kendileri tarafından imzalanan “geri çekme taleplerinin” baskı altında ve akrabalarıyla hiçbir iletişim kurulmaksızın elde edildiğini, kendilerinin ne yapmakta olduklarına dair hiçbir fikirlerinin olmadığını vurgulamışlardır. Bu husus, başvuranların daha sonra ibraz etmiş oldukları belgeler ve beyanlar ile desteklenmiştir.
97. M.A.ise, yapmış olduğu son sığınma talebini geri çekmemiştir ve bu talebi 19 Eylül 20114 tarihinde reddedilmiştir. Yine, M.A. karar metninin eksiksiz bir nüshasını elde edememiştir ve karara itiraz etmek için akrabaları ya da temsilcileri ile anlamlı bir görüşme yapmasına engel olunmuştur. Bu bilgiler, M.A.’nın akrabalarının ifadeleri ve kendisinin yapmış olduğu şikâyetle tamamen teyit edilmiştir.
98. Başvuranlara göre, yukarıda bahsedilen koşullar, Suriye’ye dönüş yapmaları halinde hayatlarından ve güvenliklerinden endişe ettikleri yönündeki iddialarının başvurulan hiçbir yasal usulde dikkate değer bir şekilde değerlendirmeye alınmaması sebebiyle, Sözleşme’nin ayrıca 13. maddesine ilişkin bir ihlali ortaya koymaktadır.
B. Mahkemenin değerlendirmesi
1. Kabul edilebilirlik
99. Mahkeme ilk olarak Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine yönelik iddiasını ele almalıdır. Mahkeme; başvuranların, Suriye’ye iadeleri halinde, 2. ve 3. maddelere aykırı muameleye tabi tutulacaklarına ilişkin endişelerini üç tür usulde ortaya koyduklarını belirtmiştir: yasa dışı ikamet nedeniyle idari sınır dışı edilmelerine ilişkin endişeleri ile mülteci statüsü ve geçici sığınmaya ilişkin endişeleri. Başvuranlar, idari sınır dışı etme yargılamalarının tamamlanmasına ve mahkemelerin sınır dışı edilmelerine ilişkin kararlarının geçerli olmasına karşın, mülteci statüleri ile geçici sığınma taleplerinin belirlenmesi işleminin etkisiz ve erişilemez olduğunu iddia etmişlerdir.
100. Mahkeme ilk olarak, mülteci statüsü ve/veya geçici sığınma talepleri inceleme aşamasında olan kişilerin geri gönderilmelerinin Rus mevzuatı tarafından yasaklandığını kaydetmiştir (bk. yukarıda 66. ve 67. paragraf). Mahkeme, bir başvuranın Sözleşmeci bir Devletten geri gönderilmesini engellemeye çalışması halinde, bir hukuk yolunun sadece otomatik durdurucu etkisi varsa etkili olabileceğini belirtmiştir. Buna karşılık, bir hukuk yolunun otomatik durdurucu etkisi bulunmaması halinde, başvuranın normal koşullar altında söz konusu hukuk yolunu kullanması gerekecektir. Adli incelemenin mümkün olması halinde ve adli inceleme gerçekleştirilmesine yönelik yapılan bir başvurunun iadeye engel oluşturması halinde, adli inceleme, kural olarak başvuranların Mahkemeye bir başvuru yapmadan önce ya da Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca iadenin ertelenmesine yönelik geçici tedbir talebinde bulunmadan önce tüketmeleri gereken etkili bir hukuk yolu olarak kabul edilmelidir (bk. NA. / Birleşik Krallık, no. 25904/07, § 90, 17 Temmuz 2008; ve aksi yönde, M.A. / Kıbrıs, no. 41872/10, §§ 131-43, 23 Temmuz 2013; ayrıca bk. Hükümetin, suçluların iadesi bağlamında otomatik durdurucu etkisi bulunmayan hukuk yollarının etkili olmadığını kabul ettiği Gayratbek Saliyev / Rusya kararı, no. 39093/13, § 41, 17 Nisan 2014).
101. Mahkeme ayrıca, mülteci statüsünün ve geçici sığınma talebinin belirlenmesine ilişkin yargılamaların olumlu neticesinin, başvuranlara durumlarını yasallaştırma ve belirtilen statü süresince resmi olarak geri gönderilmeme güvencesi elde etmeleri yönünde gerçek bir imkân tanıyabileceği konusunda hemfikir olduğunu belirtmiştir. Mahkeme daha önce; bu tür çözümlerin, bir başvuranın göçmen statüsünün geçici sığınma usulü aracılığıyla yasallaştırıldığı ve bu temelde geçici ikametgâh verildiği bununla birlikte iade ve/veya sınır dışı kararlarının iptal edildiği etkili bir ulusal hukuk yolunun bir parçasını oluşturduğunu kaydetmiştir (bk. Tukhtamurodov / Rusyaa (k.k.), no. 21762/14, § 37, 20 Ocak 2015, ve 8. madde kapsamındaki benzer kararlar için, Ewalaka-Koumou / Rusya (k.k.), no. 20953/03, 4 Şubat 2010). Mahkeme, başvuranlar tarafından göçmenlik işlemleri yetkililerine sunulan bilgileri, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamele endişelerine ilişkin iddialarını gerekçelendiren tamamlayıcı bir parça olarak görmektedir (bk. Y. / Rusya no. 20113/07, §§ 87-88, 4 Aralık 2008; Shakurov / Rusya, no. 55822/10, §§ 132-13, 5 Haziran 2012; ve Kozhayev / Rusya, no. 60045/10, §§ 85-87, 5 Haziran 2012).
102. Mahkeme bununla birlikte, Rusya bağlamında, mülteci statüsü ve/veya geçici sığınma başvurusu yapılmış olmasına rağmen, bir başvuranın suçluların iadesi veya idari sınır dışı etme işlemleri kapsamında ülkeden geri gönderilmesine yönelik verilen kararın geçerliliğini koruduğunu kaydetmiştir. Sonuç olarak, Mahkeme bu tür şikâyetleri incelerken, 3. madde kapsamında yapılan şikâyete esas teşkil etmesi sebebiyle öncelikle bu işlemlere odaklanmıştır. Mahkeme, geri gönderme ihtimaline ilişkin husus hakkında karar verirken, 3. maddenin mutlak niteliği dikkate alındığında, başvuranlar tarafından ileri sürülen ilgili kötü muamele argümanlarının da ulusal yetkililerce ve mahkemelerce yapılan incelemenin kapsamında yer alması gerektiğini belirtmiştir (bk. Egamberdiyev / Rusya, no. 34742/13, § 44, 26 Haziran 2014, ve Khalikov / Rusya, no. 66373/13, § 37, 6 Temmuz 2015).
103. Bu kapsamda, mülteci statüsü verilmesi için belirlenen kriterlerin, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamele riskinin incelenmesi için kullanılan kriterlerle aynı olmadığı hususunun yinelenmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, sınır dışı etme veya iade etme taleplerinin geçerli olması halinde, bu tür bir karara yapılan itirazın inceleme aşamasında olması, Mahkeme’nin 3. madde kapsamında sorunu esastan incelemesine tek başına bir engel teşkil etmemektedir (bk. Kasymakhunov / Rusya, no. 29604/12, § 125, 14 Kasım 2013; Rakhimov / Rusya, no. 50552/13, § 94, 10 Temmuz 2014; ve Khalikov, yukarıda anılan, § 37). Bir başvuranın başvurabileceği birtakım hukuk yolları bulunması halinde, bu kişinin ana şikâyetinin ele alınmasını sağlayacak bir hukuk yolunu seçme hakkı bulunduğu yönündeki genel kural bu yaklaşıma rehberlik teşkil etmiştir (bk. Croke / İrlanda (k.k.), no. 33267/96, 15 Haziran 1999, ve Jeličić / Bosna Hersek (k.k.), no. 41183/02, 15 Kasım 2005).
104. Somut davada, Şehir Mahkemesinde sınır dışı etme konusuna ilişkin gerçekleştirilen duruşmalar esnasında, başvuranlar savaşa ve yaşamlarına yönelik tehlikeye atıfta bulunmuşlardır (bk. yukarıda 11. paragraf). Nitekim, bu ifadeler oldukça geneldir; ancak, Rusça bilmeyen başvuranların bir tercümana erişimleri bulunduğu görünürken, kendilerine yardımcı olacak bir yasal temsilcileri olmamıştır. Bu nedenle, davaya katılımlarının oldukça sınırlı olması şaşırtıcı değildir. Başvuranlar, itiraz sürecinde avukatlarının yardımı eşliğinde verdikleri ifadelerinde, yaşadıkları bölgelerde şiddetle devam eden ağır savaş gibi Suriye’deki duruma ilişkin detaylı ve kanıtlarla desteklenmiş bilgileri ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından yapılan daha bireyselleştirilmiş değerlendirmeleri sunmuşlardır (bk. yukarıda 12. paragraf). 27 Mayıs 2014 tarihli kararlar kesin olup, sınır dışı etme kararlarını onaylamıştır ve bugüne kadar üç başvuran açısından da geçerliliği devam etmiştir. Kaluga Bölge Mahkemesi aynı tarihte L.M. hakkında verdiği ayrı bir kararda, inceleme aşamasında bulunan sığınma talebine rağmen, sınır dışı etme kararının geçerliliğini onaylamıştır (bk. yukarıda 14. paragraf).
105. Başvuranlar ayrıca, tutulma merkezinde alıkonmalarının, mülteci statülerinin ve geçici sığınma taleplerinin belirlenmesine ilişkin yargılamalara etkili bir şekilde katılmalarını engellediğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar ilgili talepleri sunarken, iki kez başvurularını geri çekmelerine ilişkin belgeleri imzalamaya zorlandıklarını iddia etmişlerdir; söz konusu başvuruların geri çekilme işlemleri, baskı altında gerçekleştiği ve bir tercüman bulundurulmadan ya da herhangi bir tavsiye yapılmadan gerçekleştiğinden, daha sonra kendileri tarafından geri çekilmiştir. Başvuranların avukatları tarafından yapılan birçok şikâyet, iletişim üzerindeki -temyiz yargılamalarına erişilebilirliği etkileyen- ağır kısıtlamaları göstermiştir (bk. yukarıda 32. ve 33. paragraflar ve 47-54 arasındaki paragraflar). Başvuranlardan M.A. kendisine sığınma hakkı verilmemesi yönündeki karara itiraz ettiğinde, yargılamalarda yer alma imkânına sahip olmamıştır (bk. 36. paragraf). Mahkeme bu koşullar altında, somut davada başvuranların mülteci ve sığınmacı statülerinin belirlenmesine ilişkin yargılamaların uygulamada başvuranlara açık olmadığı ve bu nedenle kullanılacak bir hukuk yolu olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmalıdır.
106. Dolayısıyla, Mahkeme Hükümetin hukuk yollarının tüketilmediğine yönelik itirazını reddetmiştir.
107. Mahkeme ayrıca, şikâyetlerin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Bu nedenle kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
2. Esas hakkında
(a) Genel ilkeler
108. Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulamasına ilişkin genel ilkeler Mamazhonov / Rusya (no. 17239/13, §§ 127-35, 23 Ekim 2014) davasında Mahkeme tarafından bir süre önce özetlenmiştir. Aynı ilkeler Sözleşme’nin 2. maddesi bakımından da geçerlidir (bk. örnek olarak Kaboulov / Ukrayna, no. 41015/04, § 99, 19 Kasım 2009, ve M.A. / Kıbrıs, yukarıda anılan, § 133). Somut davada, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddesi kapsamındaki hususlar birbirinden ayrılmaz niteliktedir ve Mahkeme bu nedenle söz konusu hususları beraber inceleyecektir (bk. K.A.B. / İsveç, no. 886/11, § 67, 5 Eylül 2013).
109. Özellikle Orta Asya ülkelerinden gelen başvuranlar tarafından olmak üzere Rusya’dan yapılan başvurularla ilgili olarak, Mahkeme ciddi bir incelemeye tabi tutulacak kritik unsurları belirlemiştir. İlk olarak bir başvuranın, gönderileceği ülkede gerçek bir kötü muamele riskiyle karşılaşacağına inandıracak sağlam gerekçeleri ulusal mercilere sunup sunmadığı değerlendirilmelidir. Mahkeme ikinci olarak, yetkili ulusal mahkemelerin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki usuli yükümlülüklerini yerine getirerek iddiayı yeterli bir şekilde inceleyip incelemediklerini ve verdikleri kararın ilgili belgelerle yeterince desteklenip desteklenmediğini araştıracaktır. Son olarak, Mahkeme davanın esasına ilişkin tüm hususları ve davayla ilgili mevcut tüm bilgileri dikkate alarak, Sözleşme standartlarına aykırı işkenceye veya kötü muameleye maruz kalma gerçek riskinin var olup olmadığını değerlendirecektir (bk. Mamazhonov, yukarıda anılan, §§ 136-37, ilgili kararda yer alan diğer atıflar).
(b) Başvuranların ölüm ve/veya kötü muamele gerçek riskiyle karşılaşacaklarına inanılmasını gerektirecek sağlam gerekçelerin varlığı ve bu gerekçelerin ulusal mahkemelerce değerlendirilmesi
110. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Mahkeme öncelikle, başvuranların İdari Suçlar Kanunu kapsamında yürütülen yargılamalar bağlamındaki şikâyetinin incelenmesine odaklanacaktır (bk. 100-1004 arasındaki paragraflar). Mahkeme, başvuranların bu yargılamalarda, sınır dışı edilme ihtimaline itiraz ettiklerini kaydetmiştir. Başvuranlar, 2012 yılından itibaren ağır ve gelişigüzel bir savaşın şiddetle devam ettiği Halep ve Şam şehirlerinden geldiklerini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, Suriye’de yaşanan çatışmaya ilişkin genel bilgilere ilaveten, FGB’nin Suriye’den gelen kişilere ilişkin uygulamasına, BMMYK’nin Suriye’ye sınır dışı etme işlemlerinin gerçekleştirilmemesine yönelik tavsiyesine ve Federal İcra Bürosunun Suriye’ye seyahatin sağlanmasının mümkün olmadığına ilişkin bilgilendirmesine dikkat çekmişlerdir. Başvuranlar, Şehir Mahkemesinin sınır dışı etme işleminin yürütülemeyeceğine karar vererek ek sınır dışı etme cezasını kaldırdığı St. Petersburg’da karara bağlanan benzer bir davaya atıfta bulunmuşlardır (bk. yukarıda 12. ve 17. paragraf). Temyiz sürecinde verilen ifadelerde aynı zamanda, başvuranların Rusya’da sığınma istedikleri hususuna da atıfta bulunulmuştur (bk. yukarıda 12. paragraf).
111. Başvuranlar daha sonra, mülteci statüsü ve geçici sığınma hakkı elde edilmesinin amaçlandığı yargılamalar esnasında ülkelerine iade edilmeleri halinde ortaya çıkacak risklere ilişkin olarak yetkililere ek ve kişiselleştirilmiş bilgiler sunmuşlardır (bk. yukarıda 37-39 arasındaki paragraflar); ancak bu bilgiler yukarıda belirtilen gerekçelerle ya reddedilmiş ya da eksik kalmıştır (bk. yukarıda 105. paragraf).
112. Mahkeme son olarak, Suriye’den ciddi sayıda sığınmacının gelmesinin ve bu grubun uluslararası korumaya sahip olma gerekliliğinin, FGB makamı tarafından belirtildiği ve Bölge Mahkemesinin dikkatine sunulduğu üzere, ilgili yetkililer tarafından bilinmemesinin mümkün olmadığı hususunu dikkate almıştır (bk. yukarıda 12. paragraf).
113. Mahkeme bu koşullar altında, başvuranların, sınır dışı edilmeleri halinde yaşamlarına ve kişisel güvenliklerine yönelik gerçek bir riskle karşı karşıya kalacaklarına inandıracak sağlam temelleri ulusal yetkililere sunduklarını kaydetmiştir. Yetkili ulusal makamlarca iddiaya ilişkin yeterli bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı konusu ele alınacaktır.
(c) Konuya ilişkin yeterli belgelere dayanarak kötü muameleye maruz kalma gerçek riskine ilişkin iddiaları değerlendirme görevi
114. Mahkeme; başvuranların ulusal mahkemeler önünde, sınır dışı edilmelerinin, kendilerini Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerine aykırı muamele görme riskine maruz bırakacağını ileri sürdüklerini ve bu iddianın Hükümet görüşünde ulusal mahkemelerce yeterli bir şekilde değerlendirildiğini ve reddedildiğini kaydetmiştir.
115. Mahkeme, sınır dışı etme kararının verildiği yargılamalara ilişkin olarak, ulusal mahkemelerce gerçekleştirilen incelemenin kapsamının büyük ölçüde başvuranların Rusya’da bulunmalarının yasadışı olduğu hususunun belirlenmesiyle sınırlandırıldığını belirtmiştir. Hem Maloyaroslavets Bölge Mahkemesi hem de Kaluga Bölge Mahkemesi, başvuranların atıfta bulunduğu tehlikelere ve Suriye’nin içinde bulunduğu durumu açıklayan uluslararası ve ulusal çok sayıdaki kaynağa ilişkin kapsamlı bir inceleme yapmaktan kaçınmıştır. Mahkeme bu bağlamda, 3. maddenin mutlak niteliği dikkate alındığında, kötü muamele riskini sınır dışı etme işlemi kapsamında öne sürülen gerekçelerle karşılaştırmanın mümkün olmadığını yinelemiştir (bk. Abdolkhani ve Karimnia / Türkiye, no. 30471/08, § 91, 22 Eylül 2009). Yüksek Mahkeme de dahil olmak üzere yerel mahkemelerin göçmenlik alanındaki idari suçları değerlendirirken dikkate aldıkları ve iddia sahipleri tarafından öne sürülen kötü muameleye ilişkin gerçek risk iddialarına yeterince önem vermelerini sağlayan ulusal bir uygulama mevcut olduğundan, mahkemelerin somut davadaki yaklaşımları özellikle üzüntü vericidir. Bu tür bir inceleme neticesinde, sınır dışı etme kararları kaldırılabilir (bk. yukarıda 71-73 arasındaki paragraflar).
116. Başvuranlar ve Federal İcra Bürosu, sınır dışı etme kararlarının iptali veya en azından ertelenmesi için girişimde bulunmuşlardır; ancak, mahkemeler aynı ölçüde kayıtsız kalarak, başvuranların 2. ve 3. madde kapsamındaki taleplerini değerlendirmek yerine işlenen suçların niteliğine odaklanmıştır. (bk. yukarıda 14-17 arasındaki paragraflar).
117. Mahkeme zaten başvuranların sığınma ve mülteci statüsü elde etmek için başvuruda bulunmaya çalıştıklarını fakat bu yargılamalara etkili bir şekilde katılmaktan alıkonduklarını kaydetmiştir (bk. yukarıda 101-105 arasındaki paragraflar).
118. Mahkeme yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, başvuranların iddialarının, gerçekleştirilen yargılamaların herhangi birinde ulusal yetkililer tarafından gereğince incelendiği konusunda ikna olmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranların Suriye’ye iade edilmiş olmaları halinde, 2. ve/veya 3. madde ile yasaklanan muameleye maruz kalma riskinin bulunup bulunmadığı hususunu değerlendirmelidir.
(d) Kötü muamele riski veya yaşam tehlikesi
119. Mahkeme, sınır dışı etme olayında, genel bir şiddet durumunun normal koşullar altında tek başına 3. maddenin ihlaline yol açmayacağını kaydetmiştir (bk. H.L.R. / Fransa, 29 Nisan 1997, § 41, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1997‑III); Mahkeme bununla birlikte, kişinin gönderileceği ülkedeki genel şiddet durumunun, bu ülkeye herhangi bir şekilde iade işleminin gerçekleştirilmesini Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı kılabilecek yoğunluk seviyesinde olabileceği olasılığını hiçbir zaman yok saymamıştır. Ancak Mahkeme, bu tür bir yaklaşımı sadece, bir kişinin iadesi sonrasında bu tür bir şiddete maruz kalması sebebiyle kötü muamele riskinin olacağı en aşırı genel şiddet durumlarında benimseyecektir (bk. N.A. / Birleşik Krallık, no. 25904/07, § 115, 17 Temmuz 2008).
120. Karşılaştırma olması açısından, Mahkeme, Somali’nin farklı bölgelerinde yaşanan durumları değerlendirirken, güçlü bir kabile veya aile bağları gibi özel koşulların kişinin korunmasını sağlayabileceği yeterli bir şekilde kanıtlanmadıkça, genelleşmiş şiddet riskleri, korkunç insani koşullar ve kötü muamele riskine maruz kalma tehlikesi olmadan ülke içerisinde yer değiştirme imkânı bulunmaması hususlarının 3. maddenin ihlaline neden olabileceğine karar vermiştir (bk. Sufi ve Elmi / Birleşik Krallık, no. 8319/07 ve 11449/07, §§ 293-96, 28 Haziran 2011).
121. Mahkeme, Mogadişu’da yaşanan çatışmanın yoğunluğunu değerlendirirken, Sufi ve Elmi (yukarıda anılan) davasında, Birleşik Krallık İltica ve Göç Mahkemesinin AM & AM ((silahlı çatışma: risk kategorileri) Somali CG [2008] UKAIT 00091, 241) davasında belirlediği aşağıdaki kriterleri uygulamıştır:
“İlk olarak, çatışma taraflarının sivil kayıp riskini arttıran veya doğrudan sivilleri hedef alan savaş yöntemleri ve taktikleri kullanıp kullanmadıkları; ikinci olarak, bu tür yöntem ve/veya taktiklerin kullanılmasının çatışma tarafları içerisinde yaygın olup olmadığı; üçüncü olarak, savaşın bölgesel mi yoksa geniş alana mı yayıldığı; ve son olarak, savaş yüzünden hayatını haybeden, yaralanan veya yerinden terk etmek zorunda bırakılan sivillerin sayısı.”
122. Mahkeme, “bu kriterlerin gelecekte görülecek bütün davalarda uygulanacak kapsamlı bir liste olarak görülmemesi gerektiğini”, ancak “söz konusu davanın kendine özgü koşulları bağlamında Mogadişu’da yaşanan şiddet düzeyinin değerlendirilebileceği uygun bir ölçüt” teşkil ettiğini kaydetmiştir (bahsedilen karar). Mahkeme Sufi ve Elmi davasında (yukarıda anılan), Mogadişu’da yaşanan şiddet düzeyine ilişkin bir karar verirken, “çatışmanın tüm taraflarınca gerçekleştirilen ayrım gözetmeyen bombardımanları ve askeri saldırıları, kabul edilemez sivil kayıpların sayısını, şehir içerisinde yer değiştirmek veya şehir dışına taşınmak zorunda bırakılan kişilerin sayısını ve çatışmanın tahmin edilemez ve geniş alana yayılmış niteliğini” dikkate almıştır (aynı karar, § 248).
123. Somut davaya dönüldüğünde, Mahkeme, Suriye’de devam eden çatışma bağlamında kötü muamele veya yaşam tehlikesi riskine ilişkin iddiaların değerlendirilmesi bakımından henüz bir hükme varmadığını kaydetmiştir. Bunun nedeni şüphesiz, en azından kısmen, ilgili BMMYK belgelerinde görüldüğü üzere, birçok Avrupa ülkesinin şu anda Suriye’ye mecburi iade gerçekleştirmemesidir. BMMYK, 2014 yılının Ekim ayında, “Suriye vatandaşlarıyla ilgili olarak, Suriye’ye iade konusunda fiili erteleme dahil olmak üzere, birçok Avrupa Devletinin pozitif korumaya ilişkin uygulamalarını, Suriyeliler tarafından yapılan taleplerin işleme alınmasına yönelik kararı ve yüksek koruma oranlarını hoş karşılamıştır.” En son BM raporunda, durum “insani kriz” olarak tanımlanmış ve sivillerin “tahmin edilemeyecek kadar büyük boyutlarda açı çekmelerinden”, insan haklarının ve insani hukukun tüm taraflarca ağır bir şekilde ihlal edildiğinden ve ülke nüfusunun hemen hemen yarısının yerinden edildiğinden bahsedilmiştir (bk. yukarıda 76, 77, 80 ve 81. paragraf).
124. Mahkeme, başvuranların ağır savaşın şiddetli bir şekilde devam ettiği Halep ve Şam şehirlerinden geldiklerini belirtmiştir. M.A., yaşadığı bölgeyi ele geçiren silahlı milisler tarafından akrabalarının öldürüldüğünü belirtmiş ve kendisinin de öldürüleceğinden endişe duymuştur. L.M. devletsiz bir Filistinlidir. BMMYK’ye göre, “çok sayıda Filistinli mültecinin barındığı hemen hemen bütün bölgeler, çatışmadan doğrudan etkilenmiştir”. Bu grup, BMMYK tarafından uluslararası korumaya ihtiyaç duyan bir grup olarak kabul edilmiştir. Mahkeme ayrıca, İnsan Hakları İzleme Komitesi dikkate alındığında, başvuranların özellikle tutuklanma ve kötü muameleye maruz kalma tehlikesi altında bulunan genç erkekler olduklarını kaydetmiştir (bk. yukarıda 79. paragraf).
125. Yukarıda belirtilen unsurlar, Mahkemenin; başvuranların, Suriye’ye iadelerinin Sözleşme’nin 2. ve/veya 3. maddelerine aykırı olacağı yönünde sağlam iddialar ortaya koydukları sonucuna varması için yeterlidir. Hükümet, bu iddiaları giderebilecek herhangi bir argüman veya ilgili bilgi sunmamış ve iadeleri halinde, başvuranlara yeterli korumayı sağlayabilecek hiçbir özel koşula atıfta bulunmamıştır.
126. Mahkeme, yukarıda belirtilen değerlendirmeler neticesinde, başvuranların Suriye’ye sınır dışı edilmelerinin, Sözleşme’nin 2. ve/veya 3. maddelerine aykırı olacağı sonucuna varmıştır.
127. Mahkeme, başvuranların 13. maddenin ihlal edildiğine yönelik iddialarıyla ilgili olarak, belirtilen iddiayı Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri kapsamında zaten incelediğini belirtmiştir. Mahkeme, bu bulguları dikkate alarak, bu şikayetin esasına ilişkin ayrı bir inceleme yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir (bk. diğerlerine ilaveten, Gaforov / Rusya, no. 25404/09, § 144, 21 Ekim 2010; Khaydarov / Rusya, no. 21055/09, § 156, 20 Mayıs 2010; ve Khodzhayev / Rusya, no. 52466/08, § 151, 12 Mayıs 2010).
III. TUTULMA KOŞŞULLARI NEDENİYLE SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
128. Başvuranlar, yabancılar tutulma merkezindeki tutulma koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olduğu hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Söz konusu madde şu şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
A. Tarafların beyanları
129. Başvuranlar bu başlık kapsamındaki şikayetlerine dayanak olarak şu unsurları belirtmişlerdir: tutulma merkezi personeli tarafından sözlü taciz ve fiziksel şiddet, sınırlı mahremiyet, bir tercüman ve adli yardıma sınırlı erişim, yürüyüş yapma ve açık havada egzersiz yapma imkanının bulunmaması ve sağlık tedavisinden yararlanamama. Başvuranlar, yaptıkları şikâyetlerine, sundukları yeminli beyanlarına ve avukatlarına atıfta bulunmuşlardır. Başvuranlar, bu unsurların kümülatif etkilerinin insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiğini kaydetmişlerdir. Başvuranlar ayrıca Mahkemenin, yabancılar tutulma merkezindeki alıkoyma koşulları nedeniyle daha önce 3. maddenin ihlal edildiği yönünde bir karara vardığını belirterek, tutulma merkezindeki koşulların kural olarak Sözleşme gereklilikleri bakımından yetersiz olduğunu iddia etmişlerdir.
130. Hükümet, başvuranların söz konusu merkezdeki tutulma koşullarının 3. maddenin ihlalini teşkil etmediği kanısında olduğunu belirtmiştir. Hükümet, ilgili mevzuat tarafından belirlenen asgari standartlara atıfta bulunmuş ( bk. yukarıda 74. ve 75. paragraf) ve Kaluga Bölgesinde yer alan tutulma merkezinde bu koşulların karşılandığını kaydetmiştir. Hükümet, başvuranların tutulmalarına ilişkin fiziki koşullarla ilgili olarak, M.A. ve L.M.’nin 47 metrekare boyutunda ve 6 kişinin sığabileceği şekilde tasarlanan ve bu 6 kişinin her birinin yaklaşık 8 metrekare kişisel bir alana ve bir yatak ile yatak takımına sahip olduğu bir odada tutulduklarını belirtmiştir. Güneş ışığına ve havalandırmaya sınırsız erişim sağlayan büyük pencerelere sahip bu odada tutulan kişilerin bölmeli bir tuvalete erişimleri bulunmaktadır; ayrıca, talep edildiği takdirde ortak kullanılan bir banyoya erişim bulunmaktadır (bk. yukarıda 60. paragraf). Günlük egzersiz imkânı bulunmaktadır (bk. yukarıda 58. paragraf). İlgili merkezde, başvuranlar da dâhil olmak üzere tutulan kişilere gerekli bakımı sağlayan sağlık çalışanları bulunmaktadır (bk. yukarıda 59. paragraf).
B. Mahkemenin değerlendirmesi
131. Mahkeme daha önce, Rusya’da yer alan yabancılara yönelik bazı tesislerdeki tutulma koşullarının 3. madde güvencelerine aykırı olduğuna karar vermiştir. Mahkeme bu yönde bir karar verirken, neredeyse mevcut olmayan açık hava egzersiz imkanını ve yetersiz hijyen olanaklarını temel alarak, tek başına Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlalini gerekçelendirebilecek kadar ağır nitelikteki değişmeyen aşırı kalabalıklaşmayı dikkate almıştır (bk. Kim / Rusya, no. 44260/13, § 32, 17 Temmuz 2014).
132. Hükümet, fiziki koşullardan şikâyet eden başvuranların şikâyetiyle ilgili olarak, konaklama olanaklarıyla ilgili ayrıntılı bir açıklama yapmış ve ilgili belgeler ile diğer delilleri sunmuştur. L.M. 17 Aralık 2014 tarihindeki görüşmesinde, konaklamanın fiziki koşullarının aşırı kalabalık, kişisel alan, hijyen ve banyo olanakları ya da düzenli açık hava egzersizi açısından herhangi bir problem teşkil etmediğini doğrulamıştır (bk. yukarıda 52. paragraf). M.A. bu konuda herhangi bir özel beyanda bulunmamıştır.
133. Tarafların beyanları dikkate alındığında, Mahkeme, başvuranların Kaluga tutulma merkezindeki alıkonma koşullarının Hükümet beyanlarında yer alan açıklamayla uyumlu olduğu kanısındadır (bk. yukarıda 129. paragraf). Belirtilen unsurların kümülatif etkisi dikkate alındığında, başvuranların tutulmalarına ilişkin fiziki koşulların insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
134. Mahkeme, tutulma merkezindeki gardiyanların kötü muamele ve sözlü tacizde bulundukları yönünde şikâyet eden başvuranların şikâyetleriyle ilgili olarak, L.M. ve M.A.’nın 17 Aralık 2014 tarihinde avukatlarıyla gerçekleştirdikleri toplantıda, 2014 yılının Ağustos ayında bu yönde yaşanan iki olay hakkında bilgi verdiklerini belirtmiştir (bk. yukarıda 52. ve 53. paragraf). Bu konuyla ilgili olarak başka bir bilgi mevcut değildir; bu ifadeler, ilgili mercilere yapılan şikâyet veya tıbbi delil gibi ilgili başka bir delille desteklenmemiştir.
135. Mahkeme, 3. maddeye aykırı muamele eşiğine ulaşabilecek nitelikteki tıbbi tedavi imkanının bulunmadığına yönelik şikayette bulunan başvuranların şikayetiyle ilgili olarak, Hükümet tarafından sunulan tıbbi kayıtlarda, A.A. ve L.M.’nin birkaç defa tıbbi tedavi talebinde bulundukları ve sağlanan tedavinin, sağlık durumlarında iyileşmeye imkan tanıdığı hususlarının belirtildiğini kaydetmiştir. Başvuranlar 2014 yılının Aralık ayında ve sonrasında herhangi bir sağlık şikâyetinde bulunmamışlardır. Nitekim L.M, tutulma merkezinde dört hemşirenin çalıştığını ve bu hemşirelerin gereken tedaviyi sağladıklarını belirtmiştir (bk. yukarıda 52. ve 59. paragraf).
136. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak ve elindeki tüm belgeler ışığında, başvuranların tutulma koşullarına ilişkin 3. madde kapsamındaki şikâyetlerinin Sözleşme ve Ek Protokol’lerde yer alan hak ve özgürlüklerin ihlaline yol açmadığına karar vermiştir. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
IV. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
137. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 1 (f) ve 5 § 4 maddelerinin ihlal edildiği hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Sözleşme’nin 5. maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
...
(f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması.
...
4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. ...”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
138. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Bu nedenle kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
139. Mahkeme ilk olarak, başvuranların tutulması üzerinde etkili bir denetimin mevcut olup olmadığını ve ikinci olarak tutulmalarının Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesi koşulları ile uyumlu olup olmadığını değerlendirecektir (bk. Kim, yukarıda anılan, § 38, ve Azimov / Rusya, no. 67474/11, §§ 146 ve sonraki maddeler, 18 Nisan 2013).
1. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine uygunluk
140. Başvuranlar, devam eden tutulmalarına ilişkin etkili bir adli incelemeye erişimleri bulunmadığını belirtmişlerdir. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
141. Mahkeme, benzer bir şikayete ilişkin Azimov kararından itibaren (yukarıda anılan, § 153), bir başvurana sınır dışı edilmek üzere alıkonmasının adli incelemeye tabi tutulması için dava açma imkanı sağlayabilecek herhangi bir yasal hüküm bulunmaması nedeniyle Rusya aleyhindeki birçok davada Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir (bk. Kim, §§ 39-43, ve Rakhimov, §§ 148-50, yukarıda anılan; Akram Karimov / Rusya, no. 62892/12, §§ 199-204, 28 Mayıs 2014; ve ayrıca Egamberdiyev, yukarıda anılan, § 64). Hükümet Kim davasında Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğini kabul etmiştir; ayrıca Mahkeme, ihlalin yinelenen niteliğini dikkate alarak, Rus yetkililere “iade edilmek üzere alıkoyma işleminin yasaya uygunluğunun incelenmesi için iade yargılamalarındaki gelişmeler ışığında bireylerin dava açmalarına olanak sağlayan bir mekanizmayı ulusal hukuk sistemlerinde güvence altına almaları” yönünde bir tavsiyede bulunmuştur (yukarıda anılan, § 71).
142. Yukarıda belirtilen davalardaki gibi, somut davada başvuranların, tutulmalarının yasaya uygunluğuna ilişkin adli bir inceleme gerçekleştirilmesi bakımından başvurabilecekleri bir usul mevcut değildir. Dolayısıyla Mahkeme, üç başvuran açısından Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
2. Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesine uygunluk
(a) Tarafların beyanları
143. Hükümet iddialara itiraz etmiştir. Hükümet; sınır dışı etme kararının geçerli olması ancak Mahkeme tarafından geçici tedbirlerin uygulanması kapsamında geçici olarak durdurulması nedeniyle, yetkililerin başvuranların iade edilmek üzere tutulmaları bakımından halen yasal dayanaklarının bulunduğu kanısında olduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranların Rusya’da yasadışı ikamet etmelerinin, ulusal mahkeme kararının yerine getirilmesinin sağlanması için tutulma işleminin bir tedbir olarak sürdürülmesini gerektirdiğini kaydetmiştir. Hükümet ayrıca, İdari Suçlar Kanununun ilgili hükümlerinin başka bir kısıtlama tedbirine izin vermediğini ve bu nedenle sınır dışı etme kararı geçerliyken başvuranların serbest bırakılmalarına yönelik başka bir gerekçe bulunmadığını kaydetmiştir (bk. yukarıda 62. paragraf). Hükümet, başvuranların tutulma işlemine ilişkin bir süre sınırı öngörülmemesine karşın, idari cezanın infaz edilmesine yönelik azami sürenin iki yıl olduğunu kaydetmiştir. Başvuranların koşullarında önemli bir değişiklik olması halinde, sınır dışı etme ve daha sonra verilen tutulma kararlarına karşı denetleyici inceleme gerçekleştirilmesini isteme hakları bulunmaktaydı.
144. Başvuranlar, mahkeme kararlarının bu tutulma işleminin azami süresini öngörmediğini kaydetmişlerdir. Sınır dışı etme kararının iki yıllık süre sınırı içerisinde infaz edilmesi gerektiği yönündeki koşul dışında, İdari Suçlar Kanununda sınır dışı etmek üzere alıkoyma işleminin uzunluğunu düzenleyen herhangi bir hüküm bulunmamaktadır ve bu nedenle belirtilen Kanun hukuki belirlilikten yoksundur. Ayrıca, sınır dışı etme işleminin gerçekleştirilemeyeceği kanısında olan ve ilgili mahkeme kararlarının değiştirilmesini isteyen Federal İcra Bürosunun görüşü ile uygulanmasına karar verilen tedbirin geçerliliğini doğrulayan mahkeme kararları arasında tutarsızlık bulunmaktadır (bk. yukarıda 15-17 arasındaki paragraflar). Başvuranlar son olarak, bu kadar uzun süreli alıkoyma işleminin, İdari Suçlar Kanunu kapsamında izin verilen gözetim altına alma cezasına ilişkin azami süreyi önemli ölçüde geçtiğini ve sınır dışı edilmek üzere tutulmalarının, önleyici değil cezalandırıcı nitelikte olduğunu iddia etmişlerdir.
(b) Mahkemenin değerlendirmesi
145. Mahkeme; başvuranların şikâyetinin, Şehir Mahkemesinin başvuranların Rusya’dan idari geri gönderme (“sınır dışı etme”) işlemine tabi tutulmaları amacıyla alıkonmalarına karar verdiği (bk. yukarıda 11. paragraf) 15 ve 16 Nisan 2014 tarihinden bugüne dek süren döneme atıfta bulunduğunu gözlemlemiştir. İdari geri gönderme işlemi Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesi anlamında bir çeşit “sınır dışı etme” anlamına geldiğinden, belirtilen hüküm somut davada uygulanabilir niteliktedir.
146. Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesinin ikinci kısmına göre, özgürlüğünden yoksun bırakma tedbiri, ancak sınır dışı veya iade işlemleri devam ettiği sürece haklı gerekçelere dayanacaktır. Ancak söz konusu işlemler gerekli itinayla yürütülmediği takdirde, tutma tedbirinin Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesine uygunluğu sona erecektir (bk. A. ve Diğerleri / Birleşik Krallık [BD], no. 3455/05, § 170, AİHM 2009, ilgili kararda yer alan diğer atıflar). Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesi uyarınca özgürlüğünden yoksun bırakma tedbirinin iç hukuktaki usul ve esasa ilişkin hükümlere uygun olması gerektiğini yinelemiştir. Bununla birlikte, ulusal hukuka uygunluk yeterli değildir: Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi, özgürlüğünden yoksun bırakma tedbirinin söz konusu bireyi keyfi uygulamalardan koruma amacına da uygun olmasını gerektirmektedir. Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinde yer alan “keyfilik” kavramı, iç hukukla bağdaşmamanın ötesinde bir nitelik taşımaktadır. Zira bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması, ulusak hukuk uyarınca kanuna uygun olsa da, keyfi ve bu nedenle Sözleşme’ye aykırı olabilmektedir. Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesi kapsamındaki alıkoyma tedbirinin keyfi olarak nitelendirilmemesi için, söz konusu alıkoyma tedbirinin iyi niyetle yapılması; Hükümetin dayandığı alıkoyma gerekçeleriyle yakından ilgili olması; alıkoyma koşullarının ve alıkoyma tedbirinin gerçekleştirildiği yerin uygun olması; ve alıkoyma süresinin, amacının gerektirdiği makul süreyi aşmaması gerekmektedir (bk. Saadi / Birleşik Krallık [BD], no. 13229/03, § 74, AİHM 2008; Azimov, yukarıda anılan, § 161; ve Rustamov / Rusya, no. 11209/10, § 150, 3 Temmuz 2012, ilgili kararlarda yer alan diğer atıflar).
147. Başvuranların yakalanmadan önce Rusya’da yasadışı bir şekilde ikamet ettikleri ve bu nedenle muhtemelen sınır dışı etme cezasını gerektiren idari bir suç işledikleri konusunda taraflar aynı fikirdedir. Mahkeme, başvuranların sınır dışı edilmek üzere alıkonmaları yönündeki kararın konuya ilişkin yargı yetkisi bulunan bir mahkeme tarafından sınır dışı etme cezasının uygulanmasını gerektiren bir suç ile bağlantılı olarak 15 ve 16 Nisan 2014 tarihinde verildiği noktasında ikna olmuştur. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranların alıkonmasına izin veren ilk kararın ulusal hukuka uygun olduğuna karar vermiştir. Ayrıca, duruşmalar esnasında başvuranlar tarafından Suriye’deki duruma ilişkin olarak öne sürülen kısa ve öz argümanlar dikkate alındığında, alıkonma işleminin başlangıç döneminde, sınır dışı etmek üzere başvuranlar aleyhine işlem başlatıldığı makul bir şekilde söylenebilir, zira yetkililerin söz konusu aşamada halen başvuranları geri gönderme işleminin mümkün olup olmadığını incelemekte oldukları anlaşılmaktadır (bk. Gebremedhin [Gaberamadhien] / Fransa, no. 25389/05, § 74, AİHM 2007-II).
148. Bununla birlikte başvuranlar, Kaluga Bölge Mahkemesine sundukları temyiz beyanlarında, ilgili Rus kaynaklara atıfta bulunarak, Suriye’ye sınır dışı etme işleminin hiçbir şekilde mümkün olmadığını açıkça belirtmişlerdir (bk. 12. paragraf). Bölge Mahkemesi, 27 Mayıs 2014 tarihinde, sınır dışı etme ihtimaline ilişkin argümanlara değinmeden, başvuranların sınır dışı edilmelerine ve alıkonmalarına yönelik kararı onamıştır. Bölge Mahkemesi, ayrı verdiği bir kararda, L.M.’nin sınır dışı etme yaptırımının kaldırılmasına yönelik talebini sadece L.M.’nin işlediği idari suça atıfta bulunarak reddetmiştir (bk. yukarıda 14. paragraf). Federal İcra Bürosu 2014 yılının Haziran ayında, sınır dışı etme kararının uygulanamayacağını belirterek, aynı mahkemeden kararı ertelemesini talep etmiştir. Mahkeme, sınır dışı etme kararının ertelenmesini gerektirecek herhangi bir yasal hüküm bulunmadığına değinerek, talebi tekrar reddetmiştir (bk. yukarıda 15-17 arasındaki paragraflar). Sonuç olarak, geri gönderme işlemine yönelik herhangi bir işlem yapılamayacağını gösteren yeterli belge bulunmasına rağmen, başvuranların tutulma işlemi onaylanmıştır. L.M. ve M.A. bugüne kadar tutulmaktayken, A.A. ise kaçmıştır ve 2014 yılının Ağustos ayından beri yakalanamamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, somut davanın koşulları altında, 27 Mayıs 2014 tarihinden sonra başvuranların “geri gönderme veya sınır dışı etme amacıyla haklarında işlem başlatılan” kişiler olduğunun söylenemeyeceğine karar vermiştir. Bu nedenle, belirtilen tarihten sonra uygulanan tutulma işlemi, Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesinde belirtilen özgürlük hakkına yönelik istisnalar kapsamında izin verilebilir nitelikte değildir.
149. Mahkeme, Rus hukukunda başvuranlara sınır dışı edilmek üzere alıkonmaları işleminin adli incelemeye tabi tutulmasına yönelik bir dava açma imkanı sağlayabilen hiçbir yasal hüküm ve tutulma işleminin talep edilmeksizin düzenli aralıklarla incelenmesini sağlayan hiçbir düzenleme bulunmadığını yinelemiştir (bk. Azimov, yukarıda anılan, § 153, ve yukarıda Mahkemenin 5 § 4 maddesi kapsamındaki tespitleri). Sonuç olarak, yukarıda belirtildiği üzere sınır dışı işlemi kapsamında 27 Mayıs 2014 tarihinden itibaren herhangi bir fiili işlem yapılmamasına rağmen, başvuranlar inceleme ihtimaline ilişkin süre sınırı veya koşullara ilişkin herhangi bir şekilde bilgilendirilmeden, tutulma işlemi devam etmektedir.
150. Mahkeme ayrıca; başvuranların göçmenlik kanunu açısından açık bir şekilde anormal bir durumda kalacakları ve tekrar sınır dışı etme işlemine ve bu gerekçeler kapsamında tutulma işlemine maruz kalabilecekleri nedeniyle, İdari Suçlar Kanunu’nun 31.9 § 1 maddesi uyarınca kararların icrasına yönelik iki yıllık sürenin sona ermesi sonrasında başvuranların durumuna ilişkin netlik bulunmadığı noktasına dikkat çekmiştir (bk. Egamberdiyev, § 62, ve Azimov, § 171, yukarıda anılan).
151. Mahkeme buna ilaveten, yürürlükte bulunan İdari Suçlar Kanunu uyarınca idari bir suç kapsamında özgürlüğünden yoksun kılma işlemine yönelik verilebilecek azami cezanın otuz gün olduğunu ve sınır dışı edilmek üzere tutulma işleminin cezalandırıcı nitelikte olmaması gerektiğini ve Rus Anayasa Mahkemesi tarafından belirlendiği üzere uygun güvencelerle birlikte uygulanması gerektiğini kaydetmiştir. Somut davada, “önleyici” tedbir “cezalandırıcı” bir tedbirden daha ağırdır ve bu normal bir durum değildir (bk. Azimov, yukarıda anılan, § 172).
152. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Mahkeme Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
V. SÖZLEŞME’NİN 34. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
153. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca, avukatlarıyla irtibatlarına yönelik kısıtlamanın, Mahkeme ile etkili bir şekilde iletişim kurmalarına müdahale teşkil ettiği hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar, Mahkeme önündeki yargılamalara etkin bir şekilde katılımlarını engelleyen tercümanlık hizmetlerinin bulunmayışı konusuna da dikkat çekmişlerdir. Sözleşme’nin 34. maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir:
“Bu Sözleşme veya protokollerinde tanınan haklarının Yüksek Sözleşmeci Taraflar’dan biri tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi ... Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını hiçbir surette engel olmamayı taahhüt ederler.”
154. Hükümet başvuranların beyanlarına itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranların avukatlarıyla görüşmelerine yönelik kısıtlamaların makul olduğunu ve başvuranların Mahkeme ile iletişim kurma haklarına müdahale teşkil etmediğini belirtmiştir. Hükümet, tutulma merkezinin günlük rutin uygulamalarının sadece başvuranlara değil tutulan tüm kişilere uygulandığını; bu tür görüşmeleri ayarlamak için her gün müsait zaman bulunduğunu; avukatlarla telefon ve mektup üzerinden iletişim kurma ve paketlere yönelik kısıtlama bulunmadığını ve bunların farklı bir iletişim kurma yöntemi teşkil edebildiğini kaydetmiştir. Hükümet, başvuranların avukatı Golovanchuk’un başvuranlarla 17 Aralık 2014 tarihinde görüşme yapmış olmasına karşın, belirtilen avukat tarafından sunulan veya reddedilen başka bir talep bulunmadığını ifade etmiştir.
155. Başvuranlar şikâyetlerini sürdürmüşlerdir.
156. Mahkeme, 34. madde kapsamında kurulan bireysel başvuru sisteminin etkili işlemesi bakımından başvuranların veya potansiyel başvuranların şikâyetlerini geri çekmesi veya değiştirmesi için yetkililerin hiçbir baskısına maruz kalmadan Mahkeme ile serbestçe iletişim kurabilmelerinin son derece önemli olduğunu yinelemiştir (bk. Mamatkulov ve Askarov / Türkiye [BD], no. 46827/99 ve 46951/99, § 102, AİHM 2005‑I). Bu bağlamda, “baskı” sadece doğrudan baskı ve açık yıldırma hareketlerini değil aynı zamanda başvuranları bir Sözleşme yolunu takip etmekten vazgeçirmek veya cesaretini kırmak için hazırlanmış diğer dolaylı uygun olmayan eylemleri veya temasları da içerir. Bir bireyin başvurusunu fiilen takip edebilmesi, Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında bir sorunun ortaya çıkmasını engellemez: Hükümetin fiilleri, başvuranın şikâyet hakkını kullanmasını zorlaştırırsa, bu durum başvuranın 34. madde kapsamındaki haklarına yönelik “engelleme” teşkil eder (bk. Akdivar ve Diğerleri / Türkiye, 16 Eylül 1996, §§ 105 ve 254, Derlemeler 1996-IV). Sözleşme’nin 34. maddesine uyulup uyulmadığı değerlendirilirken, söz konusu eylem ve kusurların altında yatan amaçlar veya gerekçeler az önem arz etmektedir; önemli olan husus ise yetkililerin eylem veya kusurları nedeniyle ortaya çıkan durumun 34. maddeye uygun olup olmadığıdır (bk. Paladi / Moldova [BD], no. 39806/05, § 87, 10 Mart 2009).
157. Mahkeme daha önce birçok davada, bir başvuranın avukatıyla iletişimini kısıtlayan tedbirlerin, bu kişinin bireysel başvuru hakkını kullanmasına müdahale teşkil edebileceğine hükmetmiştir (bk. örnek olarak, avukatın ziyaretine ve telefon görüşmeleri ile yazışmaya getirilen yasağın davalı Devletin Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülükleriyle bağdaşmadığına hükmedilen Shtukaturov / Rusya, no. 44009/05, § 140, 27 Mart 2008). Mahkeme bununla birlikte, örneğin güvenlik gerekçeleriyle veya gizli anlaşma yapılmasının veya soruşturmanın gidişatının ya da adaletin yanıltılmasının önlenmesi amacıyla, bir avukatın tutulan bir kişiye erişim elde etmeden önce bazı resmi şartları yerine getirmesinin gerekli olabileceğini kabul etmiştir (bk. Melnikov / Rusya, no. 23610/03, § 96, 14 Ocak 2010). Bununla beraber, potansiyel bir başvuranı bireysel başvuru hakkından etkili bir şekilde faydalanmaktan fiilen alıkoyan formaliteler gibi bu konulardaki aşırı formaliteler kabul edilemez bulunmuştur. Bir başvuranın STK avukatı olan temsilcisinin avukat sıfatıyla hareket edebileceğini onaylayan bir mahkeme kararı edinmesinin gerektirildiği ve bu tür bir onayın duruşma veya temyiz hâkiminin takdir yetkisi kapsamında bulunduğu bir olayda, bu durum başvuranın bireysel başvuru hakkını kullanmasına müdahale teşkil etmiştir (bk. Zakharkin / Rusya, no. 1555/04, § 158, 10 Haziran 2010). Buna karşın, ulusal formaliteleri yerine getirmenin kolay olduğu ve ilgili başvuranın diğer avukatlara erişiminin bulunduğu ve görüşmelerde ortaya çıkan gecikmenin aşırı olmadığı bir davada, 34. madde kapsamında herhangi bir sorun ortaya çıkmamıştır (bk. Lebedev / Rusya, no. 4493/04, §§ 119, 25 Ekim 2007).
158. Somut davaya dönüldüğünde, Mahkeme, başvuranların Mahkeme önünde Moskova’da görev yapan avukat Golovanchuk tarafından temsil edildiklerini kaydetmiştir. Mahkeme, 17 Aralık 2014 tarihinde gerçekleşen görüşme hariç olmak üzere, ilgili avukatla görüşme talebinde bulunulmadığı veya bu yönde bir talebin reddedilmediği konusunda Hükümetle aynı görüştedir.
159. Mahkeme bununla birlikte, başvuranların Mahkeme önünde ulusal yetkililerle ve avukatlarıyla iletişimlerinde sadece Moskova’da görev yapan Mahkeme önündeki temsilcileriyle görüşmelerine değil, aynı zamanda bölgede bulunan avukatlar ve insan hakları savunucularıyla görüşme imkânına atıfta bulunduklarını kaydetmiştir. Birçok şikâyet, başvuranlarla görüşme geçekleştirilmesinin reddedildiğini ya da aşılması zor formalitelere tabi tutulduğunu göstermiştir (bk. yukarıda 39. madde ve sonraki maddeler). Özellikle, tutulma merkezinin gönderdiği yazılardan, bir avukatla görüşme yapmak için hem tutulan kişinin hem de avukatının öncesinde yazılı talep sunmaları gerektiği ve bu yazılı taleplerin noter onaylı ve bir tercüman eşliğinde hazırlanmış olması gerektiği anlaşılmaktadır (bk. yukarıda 41. madde). Bu şartlar, taahhüt mektubuna dayanılarak başvuranlara erişimi reddedilen baro üyesi P.K.’ya uygulanmıştır (bk. yukarıda 50. paragraf). Lyuboc M.-E’nin başvuranlarla görüşme girişimleri de reddedilmiştir (bk. yukarıda 42. ve 43. paragraf). Ayrıca, başvuranların telefona erişimleri bulunmadığı ve bu nedenle avukatlarıyla düzgün bir şekilde iletişim kuramadıkları anlaşılmaktadır.
160. Mahkeme, başvuranların sığınma taleplerini geri çekmelerini öngören ve Lyubov M.-E ile görüşme yapmayı reddetmelerini içeren ifadeleri imzalamaya zorlandıkları yönündeki iddialarına dikkate çekmiştir (bk. yukarıda 46. ve 47. paragraf). Bu ifadeler, baskı altında ve uygun bir tercüman sağlanmadan alındığı için daha sonra L.M. ve M.A tarafından geri çekilmiştir; her iki başvuran da sığınma taleplerinin devam etmesini ve Lyubov M.-E’nin kendilerine yardım etmesini istedikleri noktasında ısrar etmişlerdir (bk. yukarıda 48, 49. paragraf ve 52-55 arasındaki paragraflar). Mahkeme, yetkililer ile bir başvuran arasındaki iletişimin 34. madde açısından kabul edilemez bir uygulama ile eşdeğer olup olmadığı hususunun davanın kendine özgü koşulları ışığında belirlenmesi gerektiğini yinelemiştir. Bu kapsamda, şikâyetçinin hassasiyeti ve yetkililerin nüfuzuna duyarlılığı dikkate alınmalıdır (bk. Knyazev / Rusya, no. 25948/05, § 117, 8 Kasım 2007, ilgili kararda yer alan diğer atıflar). Bir başvuran, özellikle nezaret altında tutulduğunda ve ailesiyle veya dış dünyayla sınırlı iletişimi bulunduğunda hassas bir konumda olabilmektedir (bk. Cotleţ / Romanya, no. 38565/97, § 71, 3 Haziran 2003). Somut davada başvuranlara uygulanan tutulma işlemine ek olarak, başvuranlar çok az Rusça bilmekte olup hiçbir aile bağları veya sosyal ağları bulunmamaktadır ve özellikle bu durum başvuranları kabul edilemez uygulamaya maruz kalma riskine sokmaktadır. Başvuranlar, kendileri açısından hayati önem taşıyan yargılamalar üzerinde olumsuz sonuçları bulunan söz konusu ifadelerin baskı altında alındığından şikâyet etmişlerdir. Mahkeme, ilgili yetkililerin bu yönde bir uygulamaya ilişkin ciddi iddiaların öne sürüldüğü bu şikâyetlere anlamlı bir tepki vermemesi hususuna endişeyle dikkat çekmiştir.
161. Özetlemek gerekirse, görüşme ayarlanmasına yönelik çeşitli girişimlere rağmen, M.A. ve L.M. avukatlarıyla sadece bir kez 17 Aralık 2014 tarihinde görüşmüşlerdir. M.A. ayrıca abisi ve abisinin eşiyle 22 Ekim 2014 tarihinde bir kez görüşmüş ve bu görüşme yaklaşık on dakika sürmüştür. A.A. tutulma merkezinden kaçmadan önce bir avukatla görüşmemiştir (bk. yukarıda 20-22 arasındaki paragraflar ve 39. paragraf). Başvuranların telefon iletişimi veya yazılı beyanları karşılıklı alıp verme imkanları bulunmadığı anlaşılmaktadır; aslında, bu tür girişimlerin idare tarafından aktif olarak engellendiği görülmektedir (bk. özellikle yukarıda 43. ve 49. paragraflar).
162. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Mahkeme, başvuranların avukatlarıyla iletişiminin ciddi bir biçimde engellendiğine yönelik yeterli delil bulunduğu konusunda ikna olmuştur. Mahkeme, görüşme yapmak için izin almanın olağan formalitelerin ötesine geçecek kadar zor olduğunu ve aşırı karışık olarak kabul edilebileceğini belirtmiştir; başvuranlar avukatlarıyla herhangi bir iletişim yolu bulunmadan aylarca tutulmuşlardır ve bu nedenle ulusal yargılamalara veya Mahkeme önünde yürütülen yargılamalara etkin bir şekilde katılamamışlardır.
163. Mahkeme, yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında, başvuranların avukatlarıyla iletişim kurmalarına yönelik kısıtlamaların, bireysel başvuru haklarını kullanmalarına müdahale teşkil ettiğini ve bu durumun davalı Devletin Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülükleriyle bağdaşmadığını değerlendirmiştir. Bu nedenle Mahkeme, davalı Devletin belirtilen hüküm kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getiremediğine karar vermiştir.
VI. SÖZLEŞME’NİN 46. VE 41. MADDELERİNİN UYGULANMASI
A. Sözleşme’nin 46. maddesi
164. Sözleşme’nin 46. maddesinin ilgili kısımları şu şekildedir:
“1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkeme’nin kesinleşen kararı, infazını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.”
165. Mahkeme, Sözleşmeye Taraf Devletlerin, Sözleşme’nin 46. maddesiyle, taraf oldukları davalarda Mahkemenin vermiş olduğu nihai kararlara uymayı kabul ettiklerini ve kararların icrasının Bakanlar Komitesi tarafından takip edileceğini yinelemektedir. Mahkeme ayrıca, diğerlerine ilaveten, Sözleşme’nin ya da Sözleşme’ye Ek Protokollerin ihlal edildiğine hükmedilen kararların Taraf Devletlere ilgili kişilere adli tazmin yoluyla tazminat ödemenin yanı sıra, Bakanlar Komitesi’nin denetimine tabi olmak koşuluyla, Mahkeme’nin tespit ettiği ihlallerin sonlandırılmasına yönelik iç hukukunda kullanacağı genel ve/veya mümkünse özel tedbirleri seçme ve mümkün olduğu ölçüde zararların giderilmesine yönelik yasal bir yükümlülük yüklediğini belirtmektedir (bk. Menteş ve Diğerleri / Türkiye (50. madde ), 24 Temmuz 1998, § 24, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-IV; Scozzari ve Giunta / İtalya [BD], no. 39221/98 ve 41963/98, § 249, AİHM 2000‑VIII; ve Maestri / İtalya [BD], no. 39748/98, § 47, AİHM 2004-I). Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamındaki yükümlülüğünü ifa etmek için iç hukukunda kullanacağı araçları seçmek, Bakanlar Komitesi’nin denetimine tabi olmak koşuluyla, öncelikle ilgili Devletin görevidir (bk. Scozzari ve Giunta, yukarıda anılan; Brumărescu / Romanya (adil tazmin) [BD], no. 28342/95, § 20, AİHM 2001-I; ve Öcalan / Türkiye [BD], no. 46221/99, § 210, AİHM 2005-IV).
166. Mahkeme bununla birlikte, davalı Devlete Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda yardımcı olmak amacıyla, tespit ettiği durumun sonlandırılmasına yönelik ne tür özel ve/veya genel tedbirlerin alınabileceğini açıklama yoluna gidebilir (bk. Broniowski / Polonya [BD], no. 31443/96, § 194, AİHM 2004-V, ve Scoppola / İtalya (no. 2) [BD], no. 10249/03, § 148, 17 Eylül 2009).
167. Mahkeme bazı durumlarda istisnai olarak, davalı Devlet tarafından başvurulması gereken özel yolu veya alınması gereken başka bir tedbiri belirtebilir (bk. örnek olarak, Assanidze / Gürcistan [BD], no. 71503/01, kararın hüküm bölümünün 14. maddesi, AİHM 2004‑II; Oleksandr Volkov / Ukrayna, no. 21722/11, § 208, AİHM 2013; Del Río Prada / İspanya [BD], no. 42750/09, § 139, AİHM 2013; ve Amirov / Rusya, no. 51857/13, § 118, 27 Kasım 2014). Mahkeme bu hükme dayalı yaklaşımı ne zaman benimserse, bu işlemi Sözleşme organlarının ilgili işlevlerine gereken saygıyı göstererek yerine getirir: Sözleşme’nin 46 § 2 maddesi uyarınca bireysel ve genel tedbirlerin uygulamasının değerlendirilmesi Bakanlar Komitesinin görevidir (bk. Kudeshkina / Rusya (no. 2) (k.k.), no. 28727/11, § 58, 17 Şubat 2014, ilgili kararda yer alan diğer atıflar).
168. Mahkeme somut davada, Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesinin ihlaline hükmettiğini dikkate alarak, bu kararın icrasına yönelik bireysel tedbirlerin belirtilmesinin gerekli olduğu kanısındadır. Mahkeme belirtilen maddenin ihlal edildiğini tespit etmiş ve “başvuranların sınır dışı veya iade edilmelerine yönelik herhangi bir işlem yapılmaması” nedeniyle, 27 Mayıs 2014 tarihinden sonra başvuranların tutulma işleminin, Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesinde yer alan özgürlük hakkına ilişkin istisnalar listesi kapsamından çıktığına karar vermiştir. Ayrıca, Mahkemenin hâlihazırda tespit ettiği üzere, bu tutulma işlemi zorunlu usuli güvenceler kapsamında gerçekleştirilmemiştir ve bu durumun düzeltilmesi için davalı Hükümetten genel tedbirler alması beklenmektedir (bk. Kim, yukarıda anılan, § 71).
169. Davanın kendine özgü koşulları ve Mahkemenin tespit ettiği Sözleşme ihlaline son verilmesine yönelik acil ihtiyaç dikkate alındığında, Mahkeme, L.M. ve M.A.’nın derhal serbest bırakılmalarının sağlanmasının davalı Devletin görevi olduğu kanısındadır.
B. Sözleşme’nin 41. maddesi
170. Sözleşme’nin 41. maddesi şu şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
1. Tazminat
171. Başvuranlar, tespit edilen ihlaller nedeniyle maruz kaldıkları sıkıntıların tazmin edilmesi gerektiğini iddia ederek manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuranlar tazminat tutarını Mahkemenin takdirine bırakmışlardır.
172. Hükümet tazminatın gerekli olmadığını belirtmiştir.
173. Başvuranların Sözleşme’nin 2. ve/veya 3. maddesi kapsamındaki şikâyetleri ile ilgili olarak, başvuranların Suriye’ye zorunlu iadeleri, uygulanmış olsaydı, söz konusu hükümlerin ihlaline yol açardı. Dolayısıyla, somut davada belirtilen başlık altında herhangi bir sözleşme ihlali gerçekleşmemiştir. Mahkeme, bu şikâyete ilişkin tespitinin tek başına 41. madde çerçevesinde yeterli adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmiştir (bk. Rakhimov, yukarıda anılan, § 156).
174. Mahkeme, somut davada başka Sözleşme ihlalleri tespit ettiğini kaydetmiştir. Mahkeme, başvuranların manevi zarara maruz kaldığını ve ihlal tespitinin tek başına yeterli olmayacağını kabul etmiştir. Mahkeme bu nedenle, başvuranların her birine, manevi tazminat olarak, vergiler hariç olmak üzere 9.000 avro ödenmesine karar vermiştir. A.A. ile ilgili olarak, Mahkeme, 2014 yılının Ağustos ayından itibaren A.A.’nın nerede olduğuna dair bir bilgi bulunmadığını kaydetmiştir. Mahkeme bu koşullar altında, başvurana ödemenin gerçekleştirilebileceği zamana kadar, tazminatın başvuran adına emaneten avukatı tarafından muhafaza edilmesinin uygun olduğu görüşündedir (bk. Hirsi Jamaa ve Diğerleri / İtalya [BD], no. 27765/09, § 215, hüküm bölümünün 12. maddesi, AİHM 2012; Labsi / Slovakya, no. 33809/08, § 155 ve hüküm bölümünün 6. maddesi, 15 Mayıs 2012; ve Mamazhonov, yukarıda anılan, § 231).
2. Masraf ve giderler
175. Başvuranlar, Mahkeme önünde gerçekleşen giderler için 8.600 avro talep etmişlerdir. Başvuranlar, Golovanchuk’un dava üzerinde saati 100 avro olmak üzere seksen altı saat harcadığını belirtmişlerdir.
176. Hükümet bu taleplerin gereksiz ve dayanaksız olduğu görüşündedir.
177. Mahkeme içtihadına göre, bir başvuranın masraf ve harcamalarını geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme somut davada, elindeki belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, bütün başlıklar altındaki masrafları karşılayacak şekilde, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere talep edilen tutarın ödenmesini uygun görmüştür.
3. Gecikme faizi
178. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmiştir.
VII. MAHKEME İÇTÜZÜĞÜ’NÜN 39. MADDESİ
179. Mahkeme, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi gereğince, aşağıdaki durumlar gerçekleşene kadar somut kararın kesinleşmeyeceğini kaydetmiştir: (a) taraflar davanın Büyük Daire’ye gönderilmesini istemediklerini beyan ederlerse; (b) karardan itibaren üç ay içinde davanın Büyük Daire’ye gönderilmesi istenmezse veya (c) Büyük Daire bünyesinde oluşturulan kurul 43. madde çerçevesinde sunulan istemi reddederse.
180. Mahkeme, Rus mahkemelerinin kesinleşmiş kararları gereğince başvuranların resmi olarak halen idari iade işlemine tabi olduklarını kaydetmiştir. Mahkeme, başvuranların Suriye’ye iadelerinin Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerine aykırı olacağı yönündeki tespitini dikkate alarak, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca Hükümete yapılan bildirimin (bk. yukarıda 4. paragraf), somut dava kesinleşene kadar veya bir sonraki bildirime kadar yürürlükte kalması gerektiğini değerlendirmiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Başvuranların sınır dışı edilmelerine ilişkin 2. ve 3. madde kapsamındaki şikâyetleri ile 5. ve 13. madde kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilir olarak beyan edilmesine ve başvuruların geri kalan kısımlarının kabul edilemez olarak beyan edilmesine;
3. Başvuranların Suriye’ye zorunlu iadelerinin Sözleşme’nin 2. ve/veya 3. maddelerinin ihlaline yol açacağına;
4. Sözleşme’nin 2. ve/veya 3. maddesiyle birlikte ele alındığında 13. madde kapsamındaki şikâyetin incelenmesine gerek olmadığına;
5. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
6. Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesinin ihlal edildiğine;
7. Davalı Devletin Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getiremediğine;
8. Davalı Devletin başvuranlar L.M. ve M.A.’nın derhal serbest bırakılmalarını sağlamasına;
9.
(a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilecek şekilde aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) Başvuranların her birine, yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 9.000 avro (dokuz bin avro); başvuran A.A. bakımından, ödemenin gerçekleştirilebileceği zamana kadar, tazminatın başvuran adına emaneten avukatı tarafından muhafaza edilmesine;
(ii) Başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderler bakımından müştereken 8.600 avro (sekiz bin altı yüz avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen miktara basit faiz uygulanmasına;
10. Somut dava kesinleşene kadar veya yeni bir bildirim yapılana kadar, yargılamaların uygun bir şekilde yürütülmesi bakımından, başvuranların sınır dışı edilmemesinin istendiği konusunda Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca Hükümete yapılan bildirimin devam etmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 15 Ekim 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Søren NielsenAndrás Sajó
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
EK
Başvuru no.
Baş Harfler
Doğum Tarihi
Rusya’ya giriş tarihi
Tutulma işleminin başladığı tarih
Sınır dışı etme yargılamaları
40081/14
L.M.
20 Haziran 1988
9 Şubat 2013
14 Nisan 2014
16 Nisan 2014 tarihinde Maloyaroslavets Şehir Mahkemesi; 27 Mayıs 2014 tarihinde Kaluga Bölge Mahkemesi
40088/14
A.A.
15 Ocak 1987
21 Nisan 2013
15 Nisan 2014
15 Nisan 2014 tarihinde Maloyaroslavets Şehir Mahkemesi; 27 Mayıs 2014 tarihinde Kaluga Bölge Mahkemesi
40127/14
M.A.
25 Şubat 1994
21 Nisan 2013
14 Nisan 2014
15 Nisan 2014 tarihinde Maloyaroslavets Şehir Mahkemesi; 27 Mayıs 2014 tarihinde Kaluga Bölge Mahkemesi
Full & Egal Universal Law Academy