L.M. ve Diğerleri / Rusya – 40081/14, 40088/14 ve 40127/14 - 15.10.2015 tarihli Karar [I. Bölüm]
Olaylar – Başvuranlar iki Suriye vatandaşı ve ikametgâhı Suriye’de bulunan vatansız bir Filistinlidir. Başvuranlar 2013 yılında Rusya’ya girmişlerdir. Bir mahkeme 2014 yılında başvuranları idari suçlar kapsamında (göçmenlik kurallarının ihlali ve izinsiz çalışma) mahkum etmiş ve sınır dışı edilmelerine ve sınır dışı edilmek üzere tutuklanmalarına karar vermiştir. Bir bölge mahkemesi, 27 Mayıs 2014 tarihinde, devam eden çatışmalar nedeniyle başvuranların yaşamlarına yönelik tehlike bulunduğu iddiasının, tek başına, göçmenlik bağlamında idari suçlardan mahkûm edilen kişilerin sınır dışı edilmelerini engelleyecek yeterli gerekçe oluşturmadığını kaydederek, başvuranların itirazını reddetmiştir. Avrupa Mahkemesi, 30 Mayıs 2014 tarihinde, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca, Mahkeme önündeki yargılamalar süresince başvuranların Suriye’ye sınır dışı edilmemeleri noktasında Rus Hükümetine bildirimde bulunulmasına karar vermiştir. İki başvuran o tarihten itibaren yabancı vatandaşların tutulduğu bir tutukevinde tutulmaktayken, üçüncü başvuran kaçmıştır. Başvuranların mülteci statüsü ve geçici sığınma başvuruları olumsuz sonuçlanmıştır.
Hukuki değerlendirme
Madde 2 ve 3: Başvuranlar, sınır dışı ihtimaline itiraz ederken, diğerlerinin yanı sıra, Rus Federal Göçmenlik Hizmetlerinin Suriye kökenli kişilere ilişkin uygulamalarına ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin, Suriye’ye sınır dışı işlemi gerçekleştirilmemesine yönelik tavsiyesine dayanmışlardır. Başvuranlar ayrıca, Suriye’ye dönmeleri halinde gerçekleşebilecek risklere ilişkin olarak bireyselleştirilmiş bilgiler sunmuşlardır. İlgili yetkililerin, Suriye’den çok sayıda sığınmacının gelmiş olduğu ve bu grubun ek korumaya ihtiyaç duyduğu konusunda haberdar olmamaları söz konusu olamaz. Bu nedenle başvuranlar ulusal yetkililere, sınır dışı edilmeleri halinde, yaşamlarına ve kişisel güvenliklerine yönelik gerçek bir riskle karşılaşacakları kanaati oluşturacak somut gerekçeler sunmuşlardır.
Ancak, ulusal mahkemelerce gerçekleştirilen incelemenin kapsamı, başvuranların Rusya’da bulunmalarının hukuka aykırı olduğu tespitiyle sınırlandırılmıştır. Ulusal mahkemeler, başvuranların atıfta bulundukları tehlikeler veya Suriye’nin içinde bulunduğu durumu ortaya koyan uluslararası ve ulusal kaynaklarla ilgili ayrıntılı inceleme gerçekleştirmekten kaçınmıştır. Başvuranlar, iltica ve mülteci statüsü talebinde bulunmak için girişimlerde bulunmuşlar, ancak söz konusu yargılamalara etkin bir şekilde katılmaktan alıkonmuşlardır. Özetlemek gerekirse, başvuranların iddiaları, ulusal yetkililerce hiçbir yargılama kapsamında gereğince incelenmemiştir.
Somut karar, Suriye’de devam eden çatışmalar bağlamında yaşama yönelik tehlike veya kötü muamele riski iddialarının değerlendirileceği ilk karardır. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği belgelerine göre, birçok Avrupa ülkesi Suriye’ye zorunlu iade gerçekleştirmemektedir. En son BM raporlarında, bu durum “insani kriz” olarak tanımlanmış ve sivillerin “tahmin edilemez boyutlarda acı çektikleri”, tüm taraflarca ağır insan hakları ve insani hukuk ihlalleri yapıldığı ve bunun sonucu olarak ülke nüfusunun neredeyse yarısının yerinden edildiği hususlarına değinilmiştir.
Ayrıca başvuranlar, ağır mücadelenin yaşandığı Halep ve Şam şehirlerinden gelmişlerdir. Başvuranlar, İnsan Hakları İzleme Örgütüne göre özellikle tutukluluk ve kötü muamele tehlikesi altında bulunan genç erkeklerdir. Başvuranlardan biri, akrabalarının silahlı milisler tarafından öldürülmesine atıfta bulunmuştur. Diğer başvuran ise, vatansız bir Filistinli olarak uluslararası korumaya ihtiyaç duyan gruba dâhildir. Başvuranlar bu nedenle, Suriye’ye iadelerinin Sözleşme’nin 2. ve/veya 3. maddelerine aykırı olacağına yönelik temeli sağlam bir iddia ileri sürmüşlerdir. Hükümet bu iddiaları çürütebilecek herhangi bir argüman veya konuyla ilgili bilgi sunmamış ya da başvuranların dönmesi halinde yeterince korunmalarını sağlayabilecek herhangi bir özel koşula atıfta bulunmamıştır.
Dolayısıyla, Suriye’ye sınır dışı etme işlemi, eğer uygulansaydı, Sözleşme’nin 2. ve/veya 3. maddelerinin ihlaline neden olurdu.
Sonuç: sınır dışı işlemi ihlal teşkil ederdi (oy birliğiyle).
Madde 5 § 1 (f): İdari geri gönderme işleminin Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesi anlamında bir tür “sınır dışı etme” işlemi olması sebebiyle, söz konusu hüküm somut davaya uygulanabilir niteliktedir. Başvuranların sınır dışı edilmek üzere tutulmaları, sınır dışı etme cezasıyla cezalandırılabilecek bir suçla bağlantılı olarak yetkili bir mahkeme tarafından karara bağlandığından, başvuranların tutulmalarını yetkilendiren ilk karar ulusal hukuk açısından uygundur. Tutulma işleminin bu ilk döneminde, yetkililer halen başvuranların geri gönderilmelerinin mümkün olup olmadığını araştırmaktaydılar. Ancak, bölge mahkemesinin kararından sonra, sınır dışı etme ile ilgili herhangi bir fiili işlem gerçekleştirilmemiş ve başvuranlar herhangi bir süre sınırı veya inceleme olasılığına ilişkin koşul belirtilmeksizin tutulmuşlardır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
(bk. Azimov / Rusya, 67474/11, 18 Nisan 2013, 162 sayılı Bilgi Notu)
Madde 34: Başvuranlar, ulusal yetkililerle ve Mahkeme önündeki temsilcileriyle yaptıkları temaslarda, yerel avukatlarla ve insan hakları savunucularıyla görüşme imkânına dayanmışlardır. Bu görüşmeler ya reddedilmiş ya da aşılması zor formalitelere tabi tutulmuştur. Ayrıca, başvuranların telefona erişimleri sağlanmamış ve bu nedenle temsilcileriyle uygun bir şekilde iletişim kuramamışlardır. Başvuranlar, tutulmalarına ek olarak, Rusça bilmemekteydiler ve aileleri veya sosyal çevreleri bulunmamaktaydı ve özellikle bu durum onları kabul edilemez uygulamaya maruz kalma tehlikesi altında bırakmıştır. Başvuranlar, iltica taleplerinin geri çekildiği ifadeleri imzalamaya zorlandıkları konusunda şikâyette bulunmuşlardır. Yargılamalara olumsuz etki eden bu ifadeler, baskı altında ve uygun bir tercüman olmaksızın verildiği gerekçesiyle, daha sonra başvuranlar tarafından geri çekilmiştir. Mahkeme, söz konusu şikâyetlere ilgili yetkililerden herhangi bir anlamlı tepki verilmemesini endişeyle belirtmiştir.
Bu nedenle, başvuranların temsilcileriyle iletişimi ciddi şekilde engellenmiş ve bu durum başvuranların ulusal düzeydeki yargılamalara veya Mahkeme önündeki yargılamalara etkin bir şekilde katılımlarını engellemiştir. Başvuranların temsilcileriyle iletişimlerine getirilen sınırlamalar, başvuranların bireysel başvuru haklarına müdahale teşkil etmiştir.
Sonuç: 34. maddeye riayet edilmemiştir (oy birliğiyle).
Madde 46: Davalı Devletin derhal başvuranların serbest bırakılmalarını sağlaması gerekmektedir.
Madde 41: Manevi tazminat olarak başvuranların her birine 9.000 avro
Full & Egal Universal Law Academy