Lindström ve Mässeli /Fransa – 24630/10 - 14.1.2014 tarihli Karar [VI. Bölüm]
Olaylar – Hapis cezaları infaz edilmekte olan başvuranlar 2004 yılında, cezaevine uyuşturucu sokmaya teşebbüs ettikleri şüphesi ile (birinci başvuran üç günlüğüne, ikinci başvuran ise yedi günlüğüne) tecrit hücrelerine yerleştirilmişlerdir. Tecrit halinde tutulmaları esnasında, boyun bölgesinden ayaklarına kadar bir bütün olan kapalı üniformaları giymeye zorlanmışlar ve bu üniformalar cezaevi personeli tarafından plastik “bantlarla sarılmıştır”. Kendi başlarına bu üniformaları çıkaramaz ya da ellerini üniforma kollarının içine sokamaz duruma getirilmişlerdir. Başvuranlar, cezaevi gardiyanlarınca kontrolü sağlanan tuvaletlere yeterince hızlı bir şekilde götürmemeleri nedeniyle bazı durumlarda büyük tuvaletlerini üniformalarının içerisindeyken yapmaya zorlandıklarını ve bunun sonrasında kıyafetlerini değiştirmelerine ya da tecrit süresi boyunca yıkanmalarına izin verilmediğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar bu sebeplerden ötürü cilt problemleri yaşamışlardır. Başvuranlar 2005 yılında bu durumu polislere bildirmişler ve yetkililer cezaevi müdürü ve iki başgardiyan hakkında yasal işlem başlatmıştır. Ancak, bölge mahkemesi 2007 yılında tüm suçlamaların reddine yönelik bir karar vermiş ve bu karar temyizde onanmıştır.
Hukuki Değerlendirme – 3. Madde: Cezaevlerinde düzenin ve güvenliğim sağlanması ve mahkumların iyilik hallerinin güvence altına alınması, mahkumların tecrit halinde tutulmaları esnasında kapalı üniformaları giymelerine ilişkin bir sistem getirilmesi için uygun gerekçeler olabilir. Ayrıca, bu tedbirler mahkumların sağlıklarının korunması amaçlı tasarlanmış ve aşağılama gibi bir niyet güdülmemiştir. Bununla birlikte, böyle bir uygulama, somut koşullar altında, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı düşecek durumlara yol açması halinde farklı şekilde değerlendirilebilir. Yerel mahkemeler somut davada, mahkumların üniformaları içerisindeyken büyük tuvaletlerini yapmalarının amaçlanmadığına ve gardiyanların başvuranların tuvalete gitmek için yaptıkları çağrılara geç yanıt verdiklerini gösteren herhangi bir delil bulunmadığına karar vermişlerdir. Ayrıca, başvuranların gerekli olduğu hallerde yıkanmaları için uygun imkanların olmadığını ya da kirli üniformaları giymek zorunda bırakıldıklarını gösteren deliller de mevcut değildir. Başvuranlar, plastik bantların bileklerinde sıyrıklar oluşmasına yol açtığını veya üniformaların alerjik bir reaksiyona sebebiyet verdiğini destekleyecek herhangi bir delil sunmamışlardır. Yerel mahkemelerin olaylara ilişkin değerlendirmelerinin geçerliliğinin yeniden incelenmesi Mahkeme’nin görevi değildir. Dahası, ikna edici güvenlik tedbirlerinin söz konusu olduğu durumlarda, nispeten kısa süreli bir tecrit hali esnasında kapalı üniformaların giydirilmesi uygulaması, kendi başına, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline yol açacak asgari ciddiyet seviyesine ulaşmamaktadır. Bu durum özellikle, başvuranların kendilerine yönelik muameleye ilişkin olası küçük düşürücü unsurlara dair iddialarını destekleyecek hiçbir delil üretemedikleri de göz önünde bulundurulduğunda, başvuranların davası için de söz konusudur.
Sonuç : ihlal yok (ikiye karşı beş oyla).
Mahkeme ayrıca, oybirliğiyle, başvuranların özel hayata saygı haklarına yapılan müdahalenin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Söz konusu ihlal için, başvuranların her birine manevi tazminat olarak 3,000 avro ödenmesine hükmedilmiştir.
(Bk. Kudła / Polaonya [BD], 30210/96, 26 Ekim 2000, 23 Sayılı Bilgi Notu; Peers / Yunanistan, 28524/95, 19 Nisan 2001, 29 Sayılı Bilgi Notu; Doerga / Hollanda, 50210/99, 27 Nisan 2004, 63 Sayılı Bilgi Notu; ve Wisse / Fransa, 71611/01, 20 Aralık 2005)
Full & Egal Universal Law Academy