AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ILISAL/ TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 16896/11)
KARAR
STRAZBURG
12 Ocak 2021
İşbu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ilısal / Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türk vatandaşı olan Mehmet İhsan Ilısal’ın (“başvuran”) Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), 7 Aralık 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 16896/11) göz önüne alarak,
Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını göz önüne alarak,
Tarafların beyanlarını dikkate alarak,
1 Aralık 2020 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran, 1961 doğumlu olup, İstanbul ilinde ikamet etmektedir.
2. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmemiştir.
3. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü (“Banka”), 25 Mayıs 1999 tarihinde, Bankanın Taksim Şubesinden taşıt kredisi almak için Arı Otomotiv Şirketi tarafından bazı sahte evraklar düzenlendiğini belirten bir komisyon raporu tanzim etmiştir. Komisyon, Şirketten sorumlu kişilere karşı ceza davası başlatmaya karar vermiştir.
4. Bankanın temsilcisi tarafından yapılan resmi suç duyurusu üzerine, başvuran, 6 Temmuz 1999 tarihinde, resmi evrakta sahtecilik ve banka dolandırıcılığı şüphesiyle ofisinde yakalanmıştır. Başvuran, aynı gün saat 18:30’da, ifade tutanağına göre, bir avukat istemediği için avukat yokluğunda söz konusu suçlara katılımı ve müşterek sanık A.Ç. ile ilişkisini detaylı olarak anlatmıştır. Başvuranın daha sonraki ifadeleri bir avukatın yanında alınmış ve bu ifadeler suçlayıcı nitelikte olmamıştır.
4. Başvuran, 7 Temmuz 1999 tarihinde avukatıyla görüşmüştür. Aynı gün düzenlenen tutanağa göre, başvuranın temsilcisi müvekkilinin ifadesi alınması sırasında yanında bulunmak istemiştir. Tutanak, bir memur, başvuran ve temsilcisi tarafından imzalanmıştır.
5. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Haziran 2009 tarihinde, başvuranı zimmet suçundan suçlu bulmuş ve başvuranı 10 yıl 10 ay ve 25 günlük hapis cezasına mahkûm etmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, bu tespite ulaşırken, savcının talebine, bilirkişi raporuna ve bir bütün olarak dava dosyasına dayanmıştır. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın polise verdiği ifadeye açık bir şekilde dayanmasa da başvuranı mahkûm etmede kullanılan söz konusu ifadeleri de içeren dava dosyasına bir bütün olarak atıfta bulunmuştur. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın polise verdiği ifadelerini ne incelemeye tabi tutmuş ne de kabul edilebilirliklerini ve ya başvuranın feragatini çevreleyen koşulları incelemiştir. Daha da önemlisi, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranı mahkûm eden 6 karar açıklamış ve bunların 4’ü doğrudan avukat yokluğunda polis tarafından alınan ifadelere dayanmıştır. Yargıtay, farklı gerekçelerle 5 kez söz konusu kararları bozmuştur.
6. Yargıtay, 16 Haziran 2010 tarihinde kararı onamıştır.
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
7. Söz konusu zamanda yürürlükte bulunan ilgili iç hukukun yanı sıra Anayasa Mahkemesi’nin avukat hakkından feragate ilişkin içtihadı, Ruşen Bayar / Türkiye (no. 25253/08, §§ 416, 19 Şubat 2019) kararında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (C) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
8. Başvuran, polis memurları tarafından ifadesi alındığında kendisine bir avukat sağlanmadığı için adil yargılanmadığından şikâyetçi olmuştur. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan... bir mahkeme tarafından... adil ve kamuya açık olarak makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek.”Kabul Edilebilirlik Hakkında
9. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen gerekçeler kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.Esas Hakkında
10. Başvuran, polise ifade verirken kendisine avukat yardımı sağlanmadığını ve bu ifadelerin daha sonra yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kendisini mahkûm etmek için kullanıldığını ileri sürmüştür.
11. Hükümet, polis tarafından ifadesi alınmadan hemen önce imzaladığı belgeler ışığında, başvuranın avukat hakkından geçerli bir şekilde feragat ettiğini öne sürmüştür. Her halükarda, bilhassa da yargılamayı yürüten mahkemenin başvuranı mahkûm ederken avukat yokluğunda polis tarafından alınan ifadelerini kullanmadığını ileri sürerek ceza yargılamasının genel olarak adilliğine halel getirilmemiştir.
12. Mahkeme, başvuranın sorgu hâkimine ifade verirken bir avukat tarafından temsil edildiğine dair taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı dikkate alındığında, 6 Temmuz 1999 tarihinde polise ifade verirken avukata erişim hakkından geçerli bir şekilde feragat edip etmediğini incelemeye davet edilmektedir.
13. Avukata erişim, susma hakkı, kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkı, avukat yardımı hakkından feragat etme ve tüm bu hakların Sözleşme’nin 6. maddesinin ceza hukuku yönünden yargılamanın genel olarak adilliği ile olan ilişkisine dair genel ilkeler yakın zamanda verilen Simeonovi / Bulgaristan [BD] ( no. 21980/04, §§ 110-20, 12 Mayıs 2017) kararında bulunabilir. Mahkeme, bir avukata erişimin kısıtlanmasına ilişkin şikâyetleri üç ayağı olan bir test ışığında incelediğini yinelemektedir. Bu test aşağıdaki adımlardan oluşmaktadır: (i) başvuranın tartışmaya mahal vermeyecek bir şekilde avukat yardımından faydalanma hakkından feragat edip etmediği ve feragate önemiyle orantılı asgari güvencelerin eşlik edip etmediği; (ii) bir avukata erişimin kısıtlanması için “mücbir sebeplerin” olup olmadığı ve (iii) geçici olarak bir avukatın yokluğuna rağmen yargılamanın genel olarak adilliğinin sağlanıp sağlanmadığıdır.
14. Mahkeme, bu kriterleri uygulayarak, hâlihazırda, Türkiye aleyhine açılan davalarda, başvuranın avukata erişim izni verildikten sonra ne suçunu ne de polise verdiği ifadeleri kabul ettiği ve bir avukat tarafından temsil edildiği sonraki yargılamalar boyunca itirafını sürekli olarak reddettiği durumlarda, feragatin geçerli olmadığına hükmetmiştir (bk. Akdağ / Türkiye, no. 75460/10, §§ 48-61, 17 Eylül 2019 ve Ruşen Bayar / Türkiye, no. 25253/08, §§ 113-123, 19 Şubat 2019 ve orada anılan diğer kararlar). Mahkeme, ayrıca, başvuranın yerel mahkemeler önünde açıkça avukat yardımı talebinde bulunduğunu ileri sürdüğünü gösteren unsurları dikkate almıştır (karşılaştırınız Kaytan / Türkiye, no. 27422/05, § 31, 15 Eylül 2015 ve Gür/Türkiye (k.k.), no. 39182/08, 14 Ocak 2014).
15. Mahkeme, bu iki koşulun somut davada da mevcut olduğunu gözlemlemektedir. İlk olarak, başvuran ertesi gün bir avukata erişim sağlar sağlamaz polise verdiği ifadelerin içeriğini reddetmiş ve yargılama boyunca bu tutumunu sürdürmüştür. İkinci olarak, polise ifade vermeden önce bir avukatı görmeyi talep ettiğine dair bazı göstergeler bulunmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, herhangi bir makul şüphenin ötesinde, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki haklarından kesin surette, bilerek ve bilinçli bir şekilde feragat ettiğini tespit edememektedir.
16. Mahkeme, Hükümetin başvuranın polise ifade verdiği sırada avukata erişiminin kısıtlanması için hiçbir mücbir sebep sunmadığını kaydetmektedir. İlaveten, söz konusu tarihte yürürlükte olan yerel mevzuatı bırakın zorlayıcı nedeni bu tür bir kısıtlama için, herhangi bir gerekçe öngörmemiştir (bk. yukarıda anılan Ruşen Bayar, § 125). Bu durumda, Mahkeme’nin, adillik değerlendirmesi yapması için çok sıkı bir denetim yapması gerektirmektedir. Daha da önemlisi, başvuranın avukat yardımından faydalanma hakkına getirilen kısıtlamanın başvuranın yargılamasının genel adilliğine neden, istisnai olarak ve davanın kendine has koşulları altında, geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini göstermek Hükümetin sorumluluğundadır (bk. yukarıda anılan Ruşen Bayar, § 126).
17. Somut davanın koşulları ve yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, Hükümetin itirazının aksine, yerel mahkemenin kararının başvuranı mahkûm etmek için bir avukat yokluğunda alınan ifadeleri de içeren dava dosyasına bir bütün olarak dayandığı kanaatindedir. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin yargılamayı yürüten mahkemenin söz konusu ifadelere herhangi bir atıf yapmadığına dair görüşlerini kabul edememektedir (bk. Aydın Çetinkaya / Türkiye, no. 2082/05, § 102, 2 Şubat 2016).
18. Bu usuli eksiklik, ceza yargılamasının genel olarak adilliğine karşı incelendiğinde, Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin başvuranı ömür boyu hapse mahkûm etmeden önce başvuranın feragatini çevreleyen koşulları denetlemeye çalışmadığını ve polise verdiği suçlayıcı ifadeleri incelemeye tabi tutmadığını veya bu ifadelerin kabul edilebilirliklerini incelemediğini kaydetmektedir (bk., Yunus Aktaş ve Diğerleri / Türkiye, no. 24744/03, § 51, 20 Ekim 2009). Benzer şekilde, Yargıtay da bu eksikliği gidermemiştir.
19. Mahkeme, aynı hukuki soruna ilişkin olarak ve başvuranın ifadelerinin ulusal mahkemeler tarafından kendisini mahkûm etmek için kullanıldığı durumlarda, yukarıda belirtilen usuli güvencelerin bulunmamasının ceza yargılamasının bir bütün olarak adilliğini ihlal ettiğini hâlihazırda tespit etmiştir. (bk. Bozkaya / Türkiye, no. 46661/09, §§ 49-54, 5 Eylül 2017; Türk / Türkiye, no. 22744/07, §§ 53-9, 5 Eylül 2017; yukarıda anılan Ruşen Bayar, §§ 126-136 ve yukarıda anılan Akdağ, §§ 64-71). Somut başvurudaki dava da bundan ibarettir. Sonuç olarak, Mahkeme, ihtilaf konusu usuli eksikliğin ulusal düzeyde gerekli güvencelerin sağlanmasıyla giderildiği sonucunu çıkaramamaktadır.
20. Buna göre, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
21. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
22. Başvuran, Mahkeme’yi kendisine maddi tazminat olarak 100.000 avro ve manevi tazminat olarak 100.000 avro ödenmesine karar vermeye davet etmiştir.
23. Hükümet, söz konusu taleplere itiraz etmiştir.
24. Mahkeme, maddi tazminat bakımından, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmaması sebebiyle söz konusu talebi reddetmektedir.
25. Mahkeme, manevi tazminat bakımından, somut davada, Sözleşme’nin 6 §§1 ve 3 (c) maddelerinin ihlal edildiği yönündeki tespitin, yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir. Ek olarak Mahkeme en uygun telafi şeklinin, başvuranın talebi hâlinde, Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilen şartlara uygun olarak yargılamanın yenilenmesi olacağı kanaatindedir. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi kapsamında, Mahkeme tarafından Sözleşme’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesi halinde iç hukuk yargılamasının yenilenmesi imkânının sunulduğunu dikkate alarak, bu başlık altında herhangi bir miktar ödenmesine hükmetmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;İhlal tespitinin, tek başına, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 12 Ocak 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy