Liseytseva ve Maslov v. Russia - 39483/05 ve 40527/10 - 9.10.2014 tarihli Karar [I. Bölüm]
Olaylar – Başvuranların her ikisi de, özel bir hukuki rejim kapsamında faaliyet gösteren ve böylelikle “ekonomik kontrol hakkı” bulunan belediye şirketleri için çalışmaktaydı. Bu rejim kapsamında faaliyet gösteren şirketlerin kendi malvarlıkları bulunmamaktaydı ve bu şirketler yalnızca, kanuni amaçlarının ve hedeflerinin ötesine geçmeyen faaliyetler yürütebiliyorlardı. Söz konusu şirketler, belediyelerin borçlarından sorumlu değillerdi ve çoğunlukla belediyelerin de bu şirketlerin borçlarına ilişkin herhangi bir sorumlulukları bulunmamaktaydı. Başvuranlar, maaşlarının ödenmesinde gecikmelerin meydana geldiği gerekçesiyle bu şirketler hakkında dava açmışlar ve yerel mahkemeler başvuranların lehinde karar vermiştir. Ancak, yerel mahkeme kararları kesinleştiğinde, söz konusu şirketler ödeme aczine düşmüştür. Başvuranlar bunun üzerine, şirketlerin bağlı oldukları belediyeler hakkında dava açmışlar ancak, belediyelerin şirketlerin ödeme aczine düşmesine ilişkin herhangi bir sorumluluklarının olmadığına karar verilmesi nedeniyle bu davalar reddedilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği karar tarihinde, başvuranların lehinde olan kararlar halen icra edilmemiş durumdaydı.
Hukuki Değerlendirme – Sözleşme’nin 6. Maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi
(a) Kabul edilebilirlik bakımından değerlendirme (kişi bakımından bağdaşırlık ve davalı Devletin şirketlerin borçlarına ilişkin sorumluluğu) – Devlet kontrolündeki işletmelerin belirli bir düzeyde hukuki ve ekonomik bağımsızlıkları söz konusudur. Ancak, devlet kontrolündeki şirketlerin kendilerini “klasik” özel şirketlerden ayıran bazı özellikleri bulunmaktadır, zira iç hukuk uyarınca Devlet bu tür şirketlerin faaliyetlerinin mühim yönlerini kontrol edebilir ve Devletin kontrolünün kapsamı, yerine getirilen özel işlevler bakımından daha da genişletilebilir. Bu nedenle, mevcut yasal çerçeve bu tür şirketlere Devleti bu şirketlerin borçlarına ilişkin sorumluluklardan muaf kılacak düzeyde kurumsal ve işlevsel bağımsızlık sağlamamaktadır.
Birinci başvuranın davasında, borçlu şirket çeşitli birey gruplarına, masraflarının daha sonra kamu fonlarından geri ödenmesi koşuluyla, ücretsiz olarak toplu taşıma hizmetleri sağlamıştır. Ancak, kamu makamları bu taahhütlerini süresinde yerine getirmemiş ve böylelikle, şirketin kötü haldeki mali durumunun daha da kötüleşmesine yol açmıştır. Ayrıca, belediye şirketin mal varlığını kendisinin uygun gördüğü şekilde kullanmıştır. Dolayısıyla, şirketin varlıklarının ve faaliyetlerinin söz konusu zamanda belirleyici bir dereceye kadar Devlet tarafından kontrol ve idare edildiği ve şirketin kurumsal ve işlevsel bağımsızlığını yeterli ölçüde kullanamadığı anlaşılmıştır. Bu doğrultuda, Sözleşme uyarınca, belediye makamı ve dolayısıyla Devlet, birinci başvuranın lehine olacak şekilde mahkeme hükmünden doğan borçtan sorumlu tutulmalıdır.
İkinci başvuranın davasına gelince, söz konusu şirketin yerel halka özü itibariyle hayati öneme sahip olan su ve ısınma hizmetleri sunması sebebiyle, kamu idaresi ile olan kurumsal bağları faaliyet alanının özel niteliği gereği güçlenmiş durumdadır. Bu amaçlara yönelik tahsis edilen malvarlığı da, dolayısıyla iç hukuk kapsamında özel bir uygulamaya tabi olmuştur. Dahası, şirket tarafından sağlanan ısınma ve su temini hizmetlerine ilişkin vergiler yerel idare tarafından düzenlenmiş ve yerel idarenin benimsediği vergi düzenleme politikasının şirketin mali durumu üzerinde dikkate değer ölçüde bir etkisi olmuştur. Bu nedenle, şirketin temel faaliyetleri “makamların kontrolü altında yerine getirilen kamu görevleri” niteliği taşımaktadır. Ayrıca, yerel idarenin 2005-2006 yıllarında, şirketin malvarlığını harcadıktan sonra şirketi kapatmaya karar vermesi, bunun da şirketin başvuranın ödeme aczi davasındaki taleplerini yerine getirememesiyle sonuçlanması bakımından, Devletin söz konusu şirket üzerindeki kontrolünün gerçek seviyesi anlaşılabilir. Bu koşullar, belediyenin ve dolayısıyla Devletin ikinci başvuranın lehine olacak şekilde şirketin borcunu ödemekle sorumlu tutulmaması için gerekli olan kurumsal ve işlevsel bağımsızlığa sahip olmayan borçlu şirket üzerinde uygulanan Devlet kontrolü seviyesinin çok yüksek olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuştur.
Sonuç: ilk itiraz reddedilmiştir (oybirliğiyle).
(b) Esas bakımından değerlendirme
6. Madde: Somut davada başvuranlara ödenmesi gereken borçlara ilişkin Devlet sorumluluğunun söz konusu olduğu dikkate alındığında, kararın icra edilmediği sürenin uzunluğu hesaplanırken, tasfiye davasının görüldüğü esnadaki borç tahsili dönemi de bu süreye dâhil edilmelidir. İkinci başvuran lehine olan karar, borçlu şirketin tasfiye edildiği tarihe kadar yaklaşık olarak bir yıl sekiz aydan biraz daha uzun bir süre boyunca icra edilmemiştir. Birinci başvuran lehine olan üç karar ise, şirketin varlığına son verilmeden önce iki buçuk ila üç yıldan fazla süreler arasında değişen uzunluktaki dönemler boyunca kısmi şekilde icra edilmemiş olarak kalmıştır. Tasfiye davası, tarafsız bir açıdan değerlendirildiğinde, kararın icrasında bazı sınırlı süreli gecikmeleri haklı kılsa da, başvuranların lehine olan kararların uzun yıllar boyunca icra edilmemeye devam edilmesi hiçbir koşul altında haklı gösterilemez. Bu nedenle, yerel makamlar, somut davada söz konusu olan kesinleşmiş kararların yerine getirilmesi için gerekli tedbirleri uzun yıllar boyunca almayarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin hükümlerini başvuranların faydalanmasını sağlayacak etkilerinden yoksun bırakmıştır.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi: Yerel makamların, kesinleşmiş olan kararları yerine getirmek için gerekli tedbirleri uzun bir süre boyunca almamaları, başvuranların hakları olan para miktarının tamamını almalarına engel olmuştur. Bu durum, başvuranların mülkiyetin dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkına ilişkin orantısız bir müdahale teşkil etmiştir.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 13. maddesinin de ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir.
41. Madde: Manevi zararlar karşılığında birinci başvurana 3.000 avro (EUR) ve ikinci başvurana 1.500 avro (EUR); maddi zararlar karşılığında ise birinci başvurana 338 avro (EUR) ve ikinci başvurana 2.020 avro (EUR) ödenmesine karar verilmiştir.
(Ayrıca bk. Shlepkin/Rusya, 3046/03, 1 Şubat 2007; Grigoryev ve Kakaurova/Rusya, 13820/04, 12 Nisan 2007; ve Yershova/Rusya, 1387/04, 8 Nisan 2010)
Full & Egal Universal Law Academy