AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
İLYAS GÜNDÜZ/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 64607/11)
KARAR
STRAZBURG
7 Temmuz 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
İlyas Gündüz/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 16 Haziran 2020 tarihinde kapalı oturumla gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan İlyas Gündüz’ün (“başvuran”) 27 Eylül 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 64607/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukatlar M. Beştaş ve M. Danış Beştaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerine ilişkin şikâyetler, 25 Eylül 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1985 doğumludur. Başvuran, başvurunun yapıldığı tarihte Diyarbakır Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
5. Başvuran, 18 Ekim 2008 tarihinde, Diyarbakır’da düzenlenen bir gösteride yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Üye olmadığı yasa dışı bir örgüt adına suç işlemekle suçlanan başvuran, 21 Ekim 2008 tarihinde tutuklanmıştır.
6. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 4 Kasım 2008 tarihli bir iddianameyle, başvuranı, yukarıda belirtilen 18 Ekim 2008 tarihli gösteride işlediği fiiller sebebiyle, üye olmadığı yasa dışı bir örgüt adına suç işlemekle suçlamıştır.
7. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 8 Haziran 2010 tarihinde, başvuranın, üye olmadığı yasa dışı bir örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle suçlu olduğu kanaatine varmış ve Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 3. fıkrası ile 220. maddesinin 6. fıkrasına atıfta bulunarak, aynı Kanun’un 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca altı yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu bağlamda başvurana, cezaevinde tutuklu bulunan PKK (Kürdistan İşçi Partisi, yasa dışı silahlı örgüt) liderinin maruz kaldığı kötü muameleleri protesto etmek amacıyla, bu örgütün çağrısı üzerine düzenlenen 18 Ekim 2008 tarihli gösteriye katılma ve yasa dışı sloganlar atan ve güvenlik güçlerine taş atarak saldıran bir gösterici grubu iler birlikte hareket etme fiilleri isnat edilmiştir.
Diğer taraftan, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na aykırı davranmaktan suçlu bularak bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm etmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
Bu karar, başvuranın ve avukatının yüzüne karşı açıklanmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, kararda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı, kararın verildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde itirazda bulunulabileceğini belirtmiştir.
8. Başvuran tarafından temyiz başvurusunda bulunulan Yargıtay, 25 Mayıs 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuran hakkında üye olmadığı yasa dışı örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle verilen mahkûmiyet kararını onamıştır. Yargıtay, ilgiliye, 2911 sayılı Kanuna aykırı davrandığı gerekçesiyle verilen ceza ile ilgili olarak, bu bağlamda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın temyize açık olmadığını belirtmiştir.
9. Başvuranın 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’dan faydalanmak amacıyla başvurduğu Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Temmuz 2012 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasında yapılan değişiklik gereğince, ilgiliye verilen cezanın yarısının indirilmesine karar vermiş ve başvuranı, üç yıl, bir ay, on beş gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. Diğer taraftan, Ağır Ceza Mahkemesi, ilgilinin tutuklu olarak geçirdiği süreyi ve cezanın miktarını dikkate alarak, başvuranın cezasının infazının ertelenmesine ve başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK
10. Türk Ceza Kanunu’nun “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinin 6. fıkrası (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 26 Eylül 2004 tarihli 5237 sayılı Kanun), 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin ardından aşağıdaki gibidir:
“(...)
(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.
(...) ”
11. TCK’nın “Silahlı örgüt” başlıklı 314. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. ”
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından mahkûmiyet kararında yapılan incelemenin yetersiz olduğundan şikâyet etmektedir.
13. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, kendisine göre ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma özgürlüğü haklarının kullanım alanına giren fiiller sebebiyle cezaya mahkûm edildiğini iddia etmektedir.
14. Mahkeme, somut olayda, başvuranın yukarıda açıklanan şikâyetleri sunarak, özellikle bir gösteri sırasında işlediği, esasen barışçıl toplanma özgürlüğünün kendisi tarafından kullanılması alanına giren eylemler sebebiyle cezaya mahkûm edildiğinden şikâyetçi olduğunu, kaydetmektedir. Dolayısıyla, olay ve olguların hukuki nitelendirmesini yapmakla görevli olan Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 11. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
15. Hükümet başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ve başvuranın mağdur sıfatına haiz olmadığına dair üç yönden kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, ilk itirazla ilgili olarak, başvuranın katıldığı için suçlandığı gösteri boyunca, göstericilerin şiddet eylemleri işlediğini, başvuranın yasa dışı sloganlar atarak ve polislere taş atmak suretiyle saldırarak göstericilerle birlikte hareket ettiğini ve güvenlik güçlerine direndiğini iddia etmektedir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
16. Hükümet, ikinci itirazıyla ilgili olarak, başvuranın, kendisine isnat edilen suçları işlediğini halen inkâr ettiğini ve ulusal makamlar önünde Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin bir şikâyeti özü itibarıyla bile sunmadığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
17. Hükümet, üçüncü itirazıyla ilgili olarak, başvuranın 2911 sayılı Kanun’a aykırı davranmış olması sebebiyle mahkûm edildiği ceza bakımından mağdur sıfatı taşımadığını, zira bu cezayla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini ileri sürmektedir.
18. Başvuran bu itirazlar hakkında görüş belirtmemektedir.
19. Mahkeme, öncelikle başvurunun, başvuranın 2911 sayılı Kanun’a aykırı davrandığı gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesine ilişkin kısmının, aşağıda açıklanan sebeplerle altı aylık süre kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle her hâlükârda kabul edilemez olması sebebiyle, Hükümetin üçüncü itirazı hakkında karar vermesinin gerekli olmadığını kaydetmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin, 8 Haziran 2010 tarihli kararında, bu son ceza bakımından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itirazda bulunmanın mümkün olduğunu (yukarıdaki 7. paragraf), ancak başvuranın bu karara karşı bu türden bir itirazda bulunmadığını ama temyiz başvurusunda bulunduğunu ve bu başvurunun Yargıtay tarafından kabul edilemez olduğuna karar verildiğini (yukarıdaki 8. paragraf) kaydetmektedir. Bu sebeple, bu mahkûmiyet kararı bakımından iç hukukta verilen nihai karar, başvuranın ve avukatının yüzüne karşı açıklanan 8 Haziran 2010 tarihli Yargıtay kararıdır. Başvurunun, bu son karardan altı aydan uzun süre sonra yapılmış olması sebebiyle, başvurunun, başvuranın 2911 sayılı Kanun’a aykırı davrandığı gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesine ilişkin kısmı, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca altı aylık süre kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddedilmelidir.
20. Mahkeme, Hükümetin ilk itirazına ilişkin olarak sunulan gerekçenin, Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyetin, sadece kabul edilebilirlik yönünden değil, esas yönünden incelenmesini gerektiren hususlar içerdiği kanaatindedir.
21. Mahkeme, ikinci itirazla ilgili olarak, ulusal makamların başvuranı, PKK’nın çağrısı üzerine düzenlenen bir gösteriye katılmakla ve bu gösteri sırasında yasa dışı sloganlar atan ve güvenlik güçlerine taş atarak saldıran bir grup gösterici ile birlikte hareket etmekle suçlayarak, başvuranın mahkûmiyetine karar verdiğini kaydetmektedir (yukarıdaki 7. paragraf). Mahkeme, bu türden eylemlerin, gösteri yapma özgürlüğünün kullanım şekillerini teşkil ettiği kanaatindedir. Mahkeme dolayısıyla, başvuran hakkında açılan ceza davaları kapsamında kendisine isnat edilen fiillere başvuranın itirazından bağımsız olarak, bu fiillerin, konu ve nitelik açısından barışçıl toplanma özgürlüğünün ilgili tarafından kullanımıyla ilgili olduğu ve bu noktada tartışma konusu olduğu kanaatine varmaktadır (gerekli değişikliklerin uygulanması şartıyla (mutatis mutandis), Nur Radyo Ve Televizyon Yayıncılığı A.Ş./Türkiye (no. 2), no. 42284/05, § 34, 12 Ekim 2010). Bu nedenle, söz konusu itirazın reddedilmesi uygundur.
22. Mahkeme ayrıca, başvurunun, başvuranın üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesine ilişkin kısmının Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas HakkındaTarafların İddiaları
23. Başvuran, başvuru formunda sunduğu iddialarını yineleyerek, cezaya mahkûm edilmesinin barışçıl toplanma özgürlüğü hakkına bir müdahale teşkil ettiğini ileri sürmektedir.
24. Hükümet, göstericiler tarafından işlenen şiddet eylemleri dikkate alındığında, başvuranın katılmış olduğu gösterinin, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının kullanımına dâhil olmadığı ve dolayısıyla somut olayda bu hakka müdahalede bulunulmadığı kanaatindedir. Hükümet, Mahkeme tarafından bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumunda, söz konusu müdahalenin, kendisine göre, açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gerekliliklerini karşılayan Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ve 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunmasına, kamu güvenliğinin sağlanmasına, düzenin korunmasına, suçun önlenmesine ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunmasına ilişkin meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, söz konusu gösteri sırasında işlenen şiddet eylemleri ve başvurana isnat edilen fiiller dikkate alındığında, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Müdahalenin Varlığı
25. Mahkeme, başvuranın, PKK’nın çağrısı üzerine düzenlenen bir gösteriye katıldığı ve bu gösteri sırasında yasa dışı sloganlar atan ve güvenlik güçlerine taş atarak saldıran bir grup gösterici ile birlikte hareket ettiği gerekçesiyle, üye olmadığı yasa dışı bir örgüt adına suç işlemekten altı yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm edildiğini (yukarıdaki 7. paragraf), daha sonra bu cezasının üç yıl, bir ay, on beş güne indirildiğini (yukarıdaki 9. paragraf) kaydetmektedir. Mahkeme, ardından ilgilinin bu ceza sebebiyle, cezanın infazının ertelenmesinden önce yaklaşık olarak üç yıl, dokuz ay cezaevinde tutulduğunu gözlemlemektedir (yukarıdaki 5 ve 9. paragraflar). Mahkeme son olarak, ulusal makamlar tarafından, söz konusu gösteri sırasında işlenen şiddet eylemlerinin bizzat başvuran tarafından işlendiğinin iddia edilmediğini, ancak ilgilinin, esasen bazı gösterici grupları tarafından bu türden eylemlerin işlendiği bu gösteriye katılmakla suçlandığını tespit etmektedir. Mahkeme dolayısıyla, başvuranın cezaya mahkûm edilmesine sebep olan eylemlerin, barışçıl toplanma hakkının ilgili tarafından kullanımına dâhil olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme bu sebeple, ihtilaf konusu cezanın, bu hakkın başvuran tarafından kullanımına bir “müdahale” teşkil ettiği kanaatine varmaktadır.
b) Müdahalenin Haklı Gösterilmesi
26. Bu türden bir müdahale, “kanunla öngörülmediği” , 11. maddenin 2. fıkrasında sıralanan meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve demokratik bir toplumda “gerekli” olarak kabul edilmediği sürece, Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal etmektedir.
27. Mahkeme, başvuranın üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesinin kanunla, yani daha açık olarak Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ile 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla öngörüldüğünü kaydetmektedir (yukarıdaki 10 ve 11. paragraflar).
28. Mahkeme, bu bağlamda, daha önce başvuranların yukarıda anılan ceza hükümleri uyarınca mahkûm edilmesiyle ilgili benzer bir davada, özellikle bu hükümde kullanılan ifadelerin, geniş kapsamı sebebiyle, keyfi kovuşturmalara karşı güvenilir bir güvence sağlamadığı ve uygulamada bu eksikliği gidermediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasının öngörülebilirlikten yoksun olduğunu tespit etme imkânı bulunduğunu hatırlatmaktadır (Işıkırık/Türkiye, no. 41226/09, §§ 56 - 70, 14 Kasım 2017). Mahkeme, mevcut davada, bu yaklaşımını bertaraf etmek için herhangi bir sebep görmemektedir.
29. Bu nedenle, Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında “kanunla öngörülmediği” kanaatine varmaktadır. Mahkeme, vardığı bu sonucu dikkate alarak, somut olayda bu hükmün gerektirdiği diğer koşullara -meşru bir amacın bulunup bulunmadığına ve demokratik bir toplumda müdahalenin gerekli olup olmadığına - riayet edilip edilmediğinin denetlenmesine gerek olmadığı kanısına varmaktadır.
30. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
31. Başvuran, cezaya mahkûm edilmesi ve cezaevinde geçirdiği süreç sebebiyle maruz kaldığını iddia ettiği maddi zarara ilişkin miktarın değerlendirilmesini Mahkemenin takdirine bırakmaktadır. Başvuran, ayrıca maruz kaldığını düşündüğü manevi zarar bağlamında 100.000 Türk lirası (TRY - talebin sunulduğu tarihte yaklaşık olarak 19.706 avro (EUR)) talep etmektedir. Başvuran son olarak, avukatlık hizmeti ödemeleri için 18.400 Türk lirası (TRY- talebin sunulduğu tarihte yaklaşık olarak 3.626 EUR) ve başvurunun Mahkeme önündeki takibine ilişkin diğer masraflar için 3.000 Türk lirası (TRY- talebin sunulduğu tarihte yaklaşık olarak 591 EUR) talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, avukatının gerçekleştirmiş olduğu her mesai için ödediği miktarları ve saat çizelgeleri ile birlikte her görev için fotokopi, posta ve kırtasiye masraflarını gösteren detaylı bir hesap belgesi sunmaktadır. Başvuran, Diyarbakır Barosunun ücretlendirme çizelgesini de sunmaktadır.
32. Hükümet, maddi zarar bağlamında sunulan talebin, başvuran tarafından açıkça belirtilmediğini, bu zarara dayanak gösterilmediğini ve bu talebin, aşırı olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, manevi zarar bağlamında sunulan talep ile iddia edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığı ve bu zarara dayanak gösterilmediği ve bu talebin, aşırı olduğu kanaatine varmaktadır. Hükümete göre, başvuranın talep ettiği miktar, Mahkeme içtihatlarında ödenmesine hükmedilen miktarlara uygun değildir. Hükümet son olarak, başvuranın avukatlık hizmetine ilişkin herhangi bir sözleşme veya ödemelerine ya da dayanaktan yoksun ve aşırı olduğu kanaatine vardığı iddia edilen diğer masraflara ilişkin kanıtlayıcı bir belge ibraz etmediğini açıklamaktadır.
33. Mahkeme, iddia edilen maddi zarar ile ilgili olarak, başvuranın, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlalinden kaynaklanan kaybını sayısal olarak ifade etmeye ve desteklemeye imkan veren hiçbir delil unsuru sunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle Mahkeme, bu zarar bağlamında sunulan talebi reddetmektedir. Mahkeme buna karşın, başvurana manevi zarar bağlamında 5.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Mahkeme, masraf ve giderler ile ilgili olarak, somut olayla ilgili olarak kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, başvurana 1.500 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvuranın üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesiyle ilgili olarak Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıda belirtilen miktarların ödenmesine:Manevi tazminat olarak, belirtilecek miktar üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 5.000 EUR (beş bin avro),Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 1.500 EUR (bin beş yüz avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağa Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin talebinin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 7 Temmuz 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy