© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
Mahkeme’nin İçtihatlarına İlişkin Bilgi Notu No. 165
Temmuz 2013
M.A. - Kıbrıs - 41872/10
Karar 23.7.2013 [IV. Bölüm]
Madde 5
Madde 5-1
Özgürlükten yoksun bırakma
Bir grup göçmenin kimliklerinin saptanması ve sınır dışı edilmeleri amacıyla polis merkezine nakli ve orada alıkonmaları: ihlal
Madde 13
Etkili başvuru yolu
Sınır dışı kararını otomatik durdurma etkisine sahip başvuru yolunun olmaması: ihlal
4 No’lu Protokol’ün 4. maddesi
Yabancıların toplu olarak sınır dışı edilmesi yasağı
Bireysel sınır dışı kararlarının bir grup göçmenin her biri bakımından benzer terimlerle yazılmış olması ve sığınma işlemleri tamamlandıktan sonra kabul edilmesi: ihlal yok
Olgular – Başvurucu, 2005 yılında Suriye’den kaçan, sığınma için Kıbrıs’ta yaptığı talep reddedilen, Kürt asıllı bir Suriye vatandaşıdır. Yeni bilgiler alındığı için, dosyası sığınma hizmetleri tarafından 2008 yılında tekrar açılmıştır. 2010 yılında, yeniden başlatılan sığınma işlemleri hala devam ederken, başvurucu Hükümet’in sığınma politikasına karşı düzenlenen, gece gündüz devam eden bir protestoya katılmıştır. Yetkililer, sağlığa aykırı şartlara, kaçak elektrik kullanılmasına ve halktan kişilerin şikâyetlerine dayanarak protestocuları alandan çıkarmaya karar vermişlerdir. Haziran 2010’da bir sabah erken saatlerde 250 polis memuru kampa baskın yapmış, protestocuları bekleyen arabalara yönlendirmiş ve göçmen statülerinin saptanması amacıyla polis merkezine götürmüştür. Mültecilerin ve sığınma başvurusunda bulunan iyi niyetli kişilerin merkezden ayrılmasına izin verilmiştir. Ülkede bulunmaları hukuka aykırı olduğu saptananlar, sınır dışı edilmek üzere gözaltına alınmışlardır. 22 protestocu aynı gün sınır dışı edilmiş ve başvurucunun da içinde olduğu diğer 44 protestocu hukuka aykırı olarak ülkede kalmakla itham edilmiş ve Kıbrıs’taki gözaltı merkezlerine nakledilmişlerdir. Yetkililer tarafından başvurucunun Cumhuriyet’te hukuka aykırı olarak kaldığı değerlendirmesi yapılmış ve devam eden sığınma işlemlerine rağmen başvurucu aleyhinde sınır dışı ve gözaltı kararları çıkarılmıştır. Sonraki gün, başvurucu ve Kürt kökenli diğer 43 kişi, 39. madde kapsamında Avrupa Mahkemesi’ne geçici tedbir amacıyla bir başvuruda bulunmuşlardır. Mahkeme, Kıbrıs Hükümeti’ne, başvurularıyla ilgili bütün dokümanları kendisinin alma ve inceleme fırsatına sahip olmasına kadar, bu kişilerin sınır dışı edilmemesi gerektiğini bildirmiştir. Ağustos 2010’da İçişleri Bakanı, müstakbel Kürt göçmenlerden Kıbrıs’ta oturma ve çalışma izni karşılığında para aldığı iddialarına dayanarak, kamu düzeni gerekçesiyle başvurucuyu düzensiz göçmen ilan etmiştir. Bu gerekçe ile yeni sınır dışı ve gözaltı kararları çıkarılmış ve öncekiler iptal edilmiştir. Başvurucu bakımından hükmedilen 39. madde kapsamındaki geçici tedbir, Eylül 2010 tarihinde Avrupa Mahkemesi tarafından yenilenmiş ve uygulanmaya devam edilmiştir. Başvurucu tutulmasından şikâyet ederek haksız tutulmaya karşı iç hukuk mahkemelerine başvuruda bulunmuştur. Nihayetinde, Yüksek Mahkeme’ye yaptığı temyiz başvurusu 2012’de reddedilmiştir; çünkü bu arada, Mayıs 2011’de mülteci statüsü verildikten sonra serbest bırakılmıştır.
Karar – Madde 2 ve 3: Başvurucuya mülteci statüsü verilmiş olup artık Suriye’ye sınır dışı edilme riski içinde değildir ve bu nedenle bu maddeler kapsamındaki haklarının ihlalinden dolayı mağdur olduğunu iddia edemez.
Sonuç: Kabul edilemez (kişi bakımından bağdaşmazlık).
2. madde ve 3. madde ile bağlantılı olarak 13. madde: Başvurucunun 2. ve 3. madde kapsamındaki şikâyetleri tartışılabilir niteliktedir, dolayısıyla 13. maddeye dayanabilir. Mülteci statüsü tanınma kararı sınır dışı edilme riskini ortadan kaldırmasına karşın, kararda yargısal denetim sürecinin etkisiz olduğu iddiaları kabul edilmemiş ve giderim sağlanmamıştır. Başvurucu bu nedenle bu şikâyeti bakımından hala “mağdur” olduğunu iddia edebilir.
Bir şikâyetin, sınır dışı edilmesinin başvurucuyu gerçek bir 2. veya 3. maddeye aykırı muamele görme riskine maruz bırakabileceğini göstermesi halinde, Sözleşme’ye aykırı olan ve etkileri potansiyel olarak değiştirilemeyen tedbirlerin uygulanmasını önleyecek türden etkili bir başvuru yolu olmalıdır. Bu, ulusal makamların sıkı bir inceleme yapmasını, özellikle hızlı karşılık vermelerini ve kararın uygulanmasını otomatik olarak durduracak etkiye sahip olmalarını gerektirir. Sınır dışı ve gözaltı kararlarının çıkarıldığı o dönemde, başvurucunun dosyası sığınma hizmetleri tarafından incelenmekteydi ve bu işlemler, iç hukuka göre, kararların uygulanmasını erteleyici nitelikteydi. Başvurucu dolayısıyla Kıbrıs’ta yasal olarak bulunmaktaydı ve sınır dışına tabi tutulmaması gerekirdi. Bununla birlikte, sığınma işlemleri hala devam ederken verilmiş olan sınır dışı kararı birkaç ay boyunca yürürlükte kalmıştır ve başvurucunun Suriye’ye sınır dışı edilmemesinin tek nedeni 39. maddenin uygulanmasıdır. Hükümet tarafından kabul edildiği üzere, durum, yetkililerin bir hatası sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu hataya karşı hiçbir etkili iç hukuk yolu mevcut değildir. Bundan başka, başvurucuyu hatalı sınır dışı işlemine karşı koruyacak etkili güvenceler bulunmamaktadır. Özellikle, sınır dışı kararını iptal etmesi için Yüksek Mahkeme’ye başvurmak ve sınır dışını durdurmak için başvuru yapmak, otomatik durdurma etkisine sahip değildi. Hükümetin son iç hukuk yolunun kararın uygulanmasını “pratikte” erteleyici olduğunu ileri sürmüşse de, Sözleşme’nin 13. maddesi ile diğer maddelerinin gerekleri güvence biçimini almıştır, sadece niyet açıklamaları veya pratik ayarlamalar biçiminde değildir. Özetle 2. ve 3. madde kapsamındaki şikâyeti bakımından başvurucu etkili bir başvuru yoluna sahip değildir.
Sonuç: ihlal (oybirliği).
(Bu bağlamda bakınız Gebremedhin [Gaberamadhien] - Fransa, 25389/05, 26 Nisan 2007, Bilgi Notu 96 ve De Souza Ribeiro - Fransa [BD], 22689/07, 13 Aralık 2012, Bilgi Notu 158)
Madde 5 § 1: Başvurucunun tutulmasının hukukiliğini değerlendirmek için, Mahkeme üç farklı aşama belirlemiştir.
İlk olarak, başvurucunun polis merkezine nakli bakımından, protestocular otobüslere binmek ve merkezde kalmak dışında çok az seçeneğe sahipti. Polis operasyonunun sabah çok erken saatte yapıldığı olgusu dâhil, zorlayıcı niteliği, kapsamı ve amacı dikkate alındığında, fiili bir özgürlük mahrumiyeti bulunmaktadır. Bu özgürlük mahrumiyetinin hukuki temelleri bakımından, Hükümet, polisin kanuni yetkileri ile yakalama ve kamu yollarında düzeni koruma ve hareketliliği düzenleme görevlerine dayanmıştır. Öte yandan, bu yetkilerin herhangi birinin başvurucunun yakalanmasını gerçekleştirmek için gerçekten kullanıldığını iddia etmemişlerdir. Ayrıca, operasyonun hedefinin ülkede hukuka aykırı olarak kalan protestocuları sınır dışı etmek amacıyla belirlemek olduğu açıktır. Yetkililer, sert tepkileri kışkırtmadan olay yerinde etkili bir soruşturma yapmanın imkânsız olduğunu düşünmüş ve bu nedenle protestocuları polis merkezine götürmüşlerdir. Mahkeme, Kıbrıs makamlarının içinde bulunduğu zor durumunun farkında olmasına karşın, bu zor durum açık bir hukuki temel olmadan özgürlük mahrumiyetine neden olacak tedbirlerin benimsenmesini haklı kılmaz. Bu nedenle, başvurucunun bu süre boyunca özgürlüğünden mahrum kalması, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasına aykırıdır.
İkinci olarak, başvurucunun sınır dışı edilmesi kararı ile Haziran 2010 tarihli yakalama kararı nedeniyle gözaltına alınması hukuka aykırıdır; çünkü, sığınma başvurusunun yeniden incelenmesi hala devam ettiği için, başvurucu o dönemde yasal yerleşimci statüsüne sahip olduğundan, kararlar hatalı olarak kabul edilmiştir.
Son olarak, yeni sınır dışı ve gözaltı kararları hakkında iç hukuka uygun olarak tebligat yapılmadığı için, başvurucunun Ağustos 2010’dan serbest bırakıldığı Mayıs 2011’ kadar tutulması bakımından iç hukukun öngördüğü usul uygulanmamıştır.
Genel olarak, başvurucunun tutulduğu tüm süre, yani Haziran 2010’dan Mayıs 2011’e kadar olan süre 5. maddenin 1. fıkrasını ihlal etmiştir.
Sonuç: ihlal (oybirliği).
(Bakınız Austin ve Diğerleri – Birleşik Krallık [BD], 39692/09, 40713/09 ve 41008/09, 15 Mart 2012, Bilgi Notu 150 ve Medvedyev ve Diğerleri – Fransa [BD], 3394/03, 29 Mart 2010, Bilgi Notu 128).
4 No’lu Protokol’ün 4. maddesi: Tüm ilgililerin kişisel durumları bireysel olarak incelenmiş bulunmaktadır. Özellikle, sığınma başvuruları beş yıldan daha fazla bir süre boyunca bireysel olarak ele alınmıştır. Temyize başvuranların itirazları bireysel olarak incelenmiş ve reddedilmiştir. Sığınma yetkilileri tarafından söz konusu kişilere, kendileri ile ilgili kararlar hakkında bilgi veren, ayrı ayrı mektuplar gönderilmiştir. Yetkililer, her bir kişi ile ilgili olarak karar vermeden ve ayrı ayrı sınır dışı ve gözaltı kararları çıkarılmadan önce tek tek geçmiş araştırması yapmıştır. Yetkililerin gözaltı ve sınır dışı kararları hakkında, tutulan kişileri bilgilendiren bireysel mektuplar da hazırlanmıştır. Başvurucu dâhil, protestocuların hep birlikte polis merkezine götürüldüğü, gruptan bazılarının sınır dışı edildiği veya sınır dışı kararlarının ve mektupların aynı ifadelerle yazıldığı ve dolayısıyla, sığınma kararlarına özel olarak referans yapmadığı olgusu, Mahkeme’nin içtihatlarında toplu tedbire verilen anlam kapsamında, bizzat böyle bir tedbirin göstergesi değildir. Başvurucunun da içinde olduğu söz konusu kişilerin bazılarının statüsüne ilişkin olarak bir hata yapılmışsa da, bu olgu, her ne kadar talihsiz de olsa, toplu sınır dışı bulunduğunun göstergesi olarak değerlendirilemez.
Sonuç: ihlal yok (oybirliği).
(Aynı zamanda bakınız Čonka - Belçika 51564/99, 5 Şubat 2002, Bilgi Notu 39)
Mahkeme aynı zamanda 5. maddenin 2. fıkrasının ihlaline hükmetmemiş; 5. maddenin 4. fıkrasının ise ihlaline karar vermiştir (denetimin hızı).
Madde 41: manevi zarardan dolayı 10.000 Euro.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2014.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2014.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2014.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy