Olaylar ve Olgular–Kürt kökenli Bir Suriye vatandaşı olan başvuran 2005 yılında Suriye’den kaçmıştır. Kıbrıs’ta sığınma talebinde bulunmuş ve reddedilmiştir. Dosyası 2008 yılında yeni bilgiler elde edildiği için sığınma servisi tarafından tekrar açılmıştır. 2010 yılında, tekrar başlatılan sığınmacı işlemleri hala derdest durumda olmasına rağmen, başvuran Hükümetin sığınmacı politikasına karşı gece gündüz gerçekleştirilen bir protestoya katılmıştır. Yetkililer, sağlığa aykırı durumlara, elektriğin yasadışı kullanımına ve halktan aldıkları şikayetlere atıfta bulunarak protestocuları bertaraf etmişlerdir. Haziran 2010 tarihinde sabah erken saatte, 250 polis memuru kamp alanlarına hücum etmiş, protestoculara bekleme otobüslerine kadar eşlik etmiş ve göç durumlarını belirlemek üzere onları polis merkezlerine götürmüşlerdir. Mülteci oldukları veya iyi niyetli bir şekilde (bona fide) sığınmacı oldukları tespit edilenlerin kalmalarına izin vermişlerdir. Ülkede bulunmaları yasalara aykırı olanlar sınır dışı edilmek üzere gözaltına alınmışlardır. 22 protestocu aynı gün sınır dışı edilmişlerdir ve başvuranla birlikte 44 protestocu yasadışı bir şekilde ülkede bulunmakla suçlanmış ve Kıbrıs’ta ıslahevlerine nakledilmişlerdir. Yetkililer, başvuranın yasadışı bir şekilde Cumhuriyet Devleti’nde kaldığına hükmetmiş ve aleyhinde yürütülen derdest haldeki sığınmacı işlemlerine rağmen gözaltına alma ve sınır dışı etme kararlarını vermişlerdir. Bir sonraki gün, başvuranın yanında Kürt kökenli 43 kişi daha, AİHM’den 39 sayılı Karar uyarınca geçici önlemler almasını talep etmişlerdir. Mahkeme, Kıbrıs Hükümetinden iddiaları içeren belgeler Mahkeme’ye ulaşıp inceleninceye kadar söz konusu kişilerin sınırdışı edilmemelerini talep etmiştir. Ağustos 2010 tarihinde, İçişleri Bakanı, Kıbrıs’ta iş ve oturma izni karşılığında bazı Kürt göçmen adaylarından para aldığı iddialarına dayanarak, başvuranın kamu düzeni esaslarına göre yasadışı olarak göç ettiğine hükmetmiştir.Buna göre, yeniden tutuklama ve sınırdışı etme kararları verilmiştir ve bir öncekiler iptal edilmiştir. AİHM, Eylül 2010 tarihinde başvuran hakkında 39 sayılı Karar’daki geçici önlemi incelemiş ve benimsemiştir. Başvuran, tutukluluk haline ilişkin şikayette bulunmak için yerel mahkemelerin önünde habeascorpus yargı işlemleri başlatmıştır. Son olarak, 2012 yılında, Yüksek Mahkeme’ye yaptığı itiraz, aynı zamanda Mayıs 2011 tarihinde mülteci statüsü verildikten sonar serbest bırakıldığından dolayı reddedilmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – 2. ve 3. Madde: Başvurana mülteci statüsü verilmiş ve Suriye’den sınır dışı edilme riski bertaraf edilmiştir. Bu nedenle, söz konusu maddelerin ihlalinden dolayı mağdur olduğunu iddia edebilir.
Sonuç: kabul edilemez (rationepersonae aykırı)
2. ve 3. madde ile birlikte 13. madde: Başvuranın 2. ve 3. madde uyarınca bulunduğu şikayetler tartışmaya açıktır, bu nedenle başvuran 13. maddeye dayanabilir. Başvurana verilen mülteci statüsü sınır dışı edilme riskini ortadan kaldırmasına rağmen, yargı denetimi işlemlerinin etkin olmadığı iddiasına ilişkin herhangi bir tazminat oluşturmamıştır. Bu nedenle, şikayete ilişkin olarak, “mağdur” olduğu iddiası hala geçerlidir.
Bir şikayetin olarak bir başvuranın sınır dışı edilmesinin 2. ve 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kalma riskine işaret ettiği durumlarda, etkin bir hukuk yolu Sözleşme’ye aykırı ve etkilerinden kaçınılamaz herhangi bir önlemin uygulanmasını önlemeyecek mahiyette olmalıdır. Bu durum, özellikle ivedi bir müdahale ve otomatik askıya alma etkisi olarak ulusal makamlarca detaylı bir inceleme gerektirmektedir. Gözaltına alma ve sınır dışı etme kararları verildiğinde, başvuranın dosyası sığınma servisi tarafından incelenmektedir ve bu işlemler iç hukuk uyarınca mahiyeti gereği askıya alınmaktadır. Bu nedenle, başvuranın Kıbrıs’ta bulunması yasalara aykırı olmadığından hakkında sınır dışı edilme kararı verilmemeliydi. Buna rağmen, sınır dışı etme kararı sığınmacı işlemleri derdest halde iken aylarca yürürlükte kalmıştır ve başvuranın Suriye’ye gönderilmemesinin tek nedeni 39 sayılı Karar’ın uygulanmış olmasıdır. Hükümetin de kabul ettiği gibi, bu durum yetkililerin bir hatasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu hatayı önlemek için hiçbir etkin iç hukuk yolu bulunmamaktadır. Ayrıca, başvuranın haksız olarak sınır dışı edilmesini önlemek için etkin hiçbir önlem alınmamıştır. Özellikle, Yüksek Mahkeme’ye sınır dışı etme kararının bozulması için yapılan başvurunun ve sınır dışı işleminin askıya alınması için geçici bir talimatın uygulanmasının otomatik askıya alma etkisi yoktur. Hükümet, geçici bir talimatın uygulanmasının pratikte askıya alıcı olduğunu ileri sürdüğü kadarıyla, Sözleşme’nin 13. ve diğer maddelerinin gerektirdikleri, sadece niyet ifadesi veya pratik düzenlemeler değilbir çeşit teminat şeklini almışlardır. Kısaca, başvuran 2. ve 3. madde uyarınca bulunduğu şikayetlere ilişkin olarak etkin bir hukuk yoluna erişememiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
(Bkz. bu bağlamda Gebremedhin [Gaberama-dhien] / Fransa, no. 25389/05, 26 Nisan 2007, Bilgi Notu 96; ve De Souza Ribeiro/ Fransa [BD], no. 22689/07, 13 Aralık 2012, Bilgi Notu 158)
5 § 1 Madde: Başvuranın tutukluluk halinin hukuka uygunluğunu değerlendirmek için, Mahkeme üç ayrı aşama belirlemiştir.
İlk olarak, polis merkezine nakledilmeleri göz önüne alındığında, protestoculara otobüslere binmek ve polis merkezinde kalmaktan başka seçim bırakılmamıştır. Polis operasyonunun hedefi, boyutu ve zorlayıcı mahiyeti, sabah erken saatlerde gerçekleştirildiği ile birlikte düşünülürse, de facto özgürlükten mahrumiyet söz konusudur. Söz konusu olayda özgürlükten mahrumiyetin yasal dayanağına ilişkin olarak, Hükümet, polisin otoyolun düzenini koruma ve hareketi düzenleme görevleri ve tutuklamak için kanuni yetkisine dayanmıştır. Fakat bu yetki ve görevlerin herhangi birinin başvuranın tutuklanması sırasında kullanıldığına ilişkin hiçbir iddiada bulunmamıştır. Gerçekleştirilen operasyonun amacı açıkça aynı zamanda yasadışı bir şekilde bölgede bulunan protestocuları sınır dışı etme amacıyla teşhis etmektir. Yetkililer, şiddetli bir tepki verilmeden anında etkin bir soruşturma gerçekleştirmenin mümkün olmayacağı ve bu nedenle protestocuların polis merkezine götürüldükleri görüşündedirler. Mahkeme, Kıbrıslı yetkililerin içinde bulundukları zor durumun farkında olmasına rağmen, bu durum açık herhangi bir yasal dayanağı olmadan özgürlükten mahrum bırakmaya yol açan önlemleri haklı çıkartmamaktadır. Bu nedenle, başvuranın bu süre içinde özgürlüğünden mahrum bırakılması 5 § 1 maddeye aykırıdır.
İkinci olarak, başvuranın sınır dışı edilmek üzere tutuklanması ve Haziran 2010 tarihinde verilen tutuklama kararı yasalara aykırıdır; çünkü bu karar, başvuranın sığınma başvurusunun tekrar incelenmesi hala derdest durumda olduğundan başvuran yasal olarak ikamet eden statüsüne sahipken yanlışlıkla verilmiştir.
Son olarak, başvurana iç hukuk uyarınca tutuklama ve sınır dışı etme ile ilgili yeni kararlar hakkında bilgi verilmediğinden, başvuranın Ağustos 2010 tarihinde tutuklanmasından Mayıs 2011 tarihinde serbest bırakılmasına kadarki süreçte, yasalarla belirlenmiş prosedür izlenmemiştir.
Genel olarak, başvuranın Haziran 2010 ile Mayıs 2011 tarihleri arasındaki tutukluluk halinin tamamı süresince 5 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
(Bkz. Austin ve Diğerleri/ Birleşik Krallık [BD], no. 39692/09, 40713/09 ve 41008/09, 15 Mart 2012, Bilgi Notu 150; ve Medvedyev ve Diğerleri [BD], no. 3394/03, 29 Mart 2010, Bilgi Notu 128).
4 No’lu Protokol’ün 4. Maddesi: İlgili bütün kişilerin kişisel durumları bireysel olarak incelenmiştir. Özellikle, sığınma başvuruları bireysel olarak beş yıldan daha uzun süren bir süreçte sonuçlanmıştır. Yapılan itirazlar bireysel olarak incelenmiş ve reddedilmiştir. Sığınmacı yetkilileri söz konusu kişilere ilgili kararları bildirmek için ayrı yazılar göndermişlerdir. Yetkililer, kararları vermeden önce kişilerin her biri hakkında bireysel araştırmalar yapmışlardır ve tutuklama ve sınır dışı etme kararları her bir kişi hakkında ayrı ayrı verilmiştir. Gözaltındaki kişilere yetkililerin onları tutuklama ve sınır dışı etme kararlarını bildirilmek üzere ayrı yazılar hazırlanmıştır. Başvuran ile birlikte protestocuların hep birlikte polis merkezlerine götürülmeleri, bazılarının gruplar halinde sınır dışı edilmesi veya sınır dışı etme yazılarının benzer terimler içermesi ve bu nedenle özel olarak sığınmacılara ilişkin kararlara işaret etmemesi, Mahkeme’nin içtihatlarında kullanılan söz konusu terime verilen anlam çerçevesinde toplu bir tedbire işaret etmemiştir. Başvuran ile birlikte ilgili kişilerin bazılarının statüleri konusunda bir hata yapılmış olmasına ve bunun talihsiz bir durum olmasına rağmen, bu durum toplu bir sınır dışı işleminin gerçekleştiğine işaret etmemektedir.
Sonuç: ihlal yokluğu (oy birliğiyle).
Mahkeme ayrıca 5 § 2 ve 5 § 4 (inceleme hızı) maddelerinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
41. madde: Manevi tazminat olarak 10.000 AVRO.
Full & Egal Universal Law Academy