© Avrupa Konseyi/ İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 2016. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin Human Rights Trust Fonu’nun desteğiyle yapılmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2016. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright indication at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2016. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
MAGEE VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI
(Başvuru numaraları 26289/12, 29062/12 ve 29891/12)
KARAR
[Seçilen Bölümler]
STRAZBURG
12 Mayıs 2015
NİHAİ KARAR
12/08/2015
Bu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesine göre kesinleşmiştir. Şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Magee ve Diğerleri - Birleşik Krallık davasında,
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Dördüncü Bölümü,
Başkan Päivi Hirvelä,
Yargıçlar George Nicolaou,
Ledi Bianku,
Nona Tsotsoria,
Paul Mahoney,
Krzysztof Wojtyczek,
Faris Vehabović
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Françoise Elens-Passos’tan oluşmuştur.
14 Nisan 2015 tarihinde kapalı olarak müzakerede bulunmuş, bu tarihte karara bağlanan aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Başvuru, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine göre, üç İrlanda vatandaşı, Bay Gabriel Magee, Bay Colin Francis Duffy ve Bayan Teresa Magee (“başvurucular”) tarafından, sırasıyla 1 Mayıs 2012, 14 Mayıs 2012 ve 10 Mayıs 2012’de Büyük Britanya Birleşik Krallığı ve Kuzey İrlanda’ya karşı yapılmış olan üç başvurudan (başvuru no. 26289/12, 29062/12 ve 29891/12) kaynaklanmıştır.
2. Birinci ve ikinci başvurucular, Belfast’ta bulunan bir avukatlık şirketi olan KRW Hukuk - LLP tarafından temsil edilmiştir. Üçüncü başvurucu, Lurgan’da hizmet veren O’Connor & Moriarty Hukuk Bürosu’ndan Bay P. Moriarty tarafından temsil edilmiştir. Birleşik Krallık Hükümeti (“Hükümet”), Dışişleri & Milletler Topluluğu Ofisi görevlisi Bayan M. Addis tarafından temsil edilmiştir.
3. 25 Eylül 2012’de, birinci ve ikinci başvurucuların başvuruları Hükümete iletilmiştir. Üçüncü başvurucunun başvurusu, Hükümete 7 Kasım 2012’de iletilmiştir. Başvurucular ve Hükümet, başvuruların kabul edilebilirliği ve esası hakkındaki yorumlarını sunmuştur (Mahkeme İçtüzüğü’nün 59 § 1 maddesi).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Birinci başvurucu, 1972’de doğmuştur ve Belfast’ta yaşamaktadır. İkinci başvurucu, 1967’de doğmuştur ve Lurgan’da yaşamaktadır. Üçüncü başvurucu, 1978’de doğmuştur ve Craigavon’da yaşamaktadır.
A. Birinci ve üçüncü başvurucular
5. 14 Mart 2009’da, birinci ve üçüncü başvurucular, 9 Mart 2009 tarihinde bir polis memurunun öldürülmesine karıştıkları şüphesiyle 2000 tarihli Terör Yasası’nın (“2000 tarihli Yasa”) 41. maddesine göre yakalanmıştır. Aynı gün Antrim emniyet müdürlüğünde gözaltına alınmışlardır. Birinci başvurucunun 15 Mart 2009 tarihinde iki sefer, 16 Mart 2009 tarihinde bir sefer ifadesi alınmıştır; üçüncü başvurucunun 15 Mart 2009’da üç sefer, 16 Mart 2009’da bir sefer ifadesi alınmıştır.
6. 16 Mart 2009’da Başsavcı (the Director of Public Prosecutions), her iki başvurucu bakımından da ifade almak ve adli tıp incelemeleri için 2000 tarihli Yasanın 8. Ekinin 29. maddesine göre tutma süresinin uzatılmasına izin vermesi için Yerel Mahkeme’ye (County Court) başvurmuştur. Birinci başvurucu duruşma sırasında yeminli ifade vermiştir. Duruşmanın ardından, Yerel Mahkeme yargıcı tutma süresinin beş gün uzatılmasına karar vermiştir.
7. Sonraki beş gün içerisinde her iki başvurucunun da on iki sefer ifadesi alınmıştır.
8. 21 Mart 2009’da, Başsavcı, 2000 tarihli Yasanın 8. Ekinin 36. maddesine göre, tutma süresinin uzatılmasına ilişkin kararlarda belirlenen sürelere yedi günlük bir uzatma daha yapılması için Yerel Mahkeme’ye başvurmuştur. Uzatmalar, ek adli tıp incelemelerinin sonuçları elde edildiğinde, başvurucuların ifadelerinin tekrar alınabilmesi için talep edilmiştir. 22 Mart 2009’daki ayrı duruşmalarda, bir polis komiseri uzatmaların gerekliliği hususunda yeminli ifade vermiştir ve birinci ve üçüncü başvurucuların lehine olan argümanlar dinlenmiştir.
9. Duruşmaları takiben, Yargıç Philpott QC, birinci başvurucu bakımından yazılı bir karar ve üçüncü başvurucu bakımından ise ex tempore bir karar vermiştir. Birinci başvurucunun devam eden tutma süresinin 28 Mart 2009 saat 7.20’ye ve üçüncü başvurucunun tutma süresinin 28 Mart 2009 saat 5.52’ye uzatılmasını onaylayarak, her iki başvuruyu da kabul etmiştir. Yargıç Philpott, karar gerekçesinde adli tıp incelemesinden gelecek ilgili kanıtların soruşturma için merkezi önem taşıdığını ve soruşturmanın özenle ve süratle yürütüldüğünü kaydetmiştir.
10. Yargıç Philpott, kararlarda 2000 tarihli Yasanın ya da Sözleşme’nin 5. maddesinin, tutmanın uzatılıp uzatılmayacağına karar veren mahkemeye tutmanın hukukiliğini ya da kefaletle serbest bırakılmayı incelemek için açık ya da zımni bir yetki verip vermediğini değerlendirmiştir. 2000 tarihli Yasa, yargıca sadece tutma süresinin uzatılmasının gerekli olup olmadığına karar verme yetkisi verdiği için, vermediği sonucuna ulaşmıştır. Sonuç olarak, kendisini soruşturmayla ilgili amaçlarla tutma süresinin kırk sekiz saatten daha fazla uzatılmasının gerekli olup olmadığı meselesiyle sınırlandırmak zorunda kalmıştır ve tutmanın hukukiliğine ilişkin herhangi bir sorunun ya Habeas Corpus ya da yargısal denetim usulleri aracılığıyla İstinaf Mahkemesi (High Court) tarafından tespit edilmesi gerekecektir.
...
C. Ortak davalar
17. Başvurucular, Yargıç Philpott’un tutma sürelerini bir kez daha uzatan 21 ve 22 Mart 2009 tarihli kararlarının yargısal denetimi için izin istemişlerdir. İlk olarak, Yargıç Philpott’un, bir mahkemenin, tutma süresinin uzatılıp uzatılmamasına karar verirken, tutmanın hukukiliğini araştırmasına imkan olmadığı çıkarımında yanıldığını; ikinci olarak, adli tıp incelemesinin sonuçları beklenirken, yargıcın başvurucuların tutulmasının gerekip gerekmediği sorununu ele almakta başarısız olduğunu; üçüncü olarak, yargıcın tutmanın gerekli olduğu kararına gerekçe göstermekte başarısız olduğunu ve son olarak da 2000 tarihli Yasanın 8. Ekinin Sözleşme’nin 5. maddesiyle uyumlu olmadığını ileri sürmüşlerdir.
18. 24 Mart 2009’da, Kuzey İrlanda İstinaf Mahkemesi tarafından yargısal denetime başvurma izni verilmiştir ve İstinaf Mahkemesi başvuruları 25 Mart 2009 tarihinde görmüştür.
19. Başvurucunun ilk iddiası bakımından, İstinaf Mahkemesi, 2000 tarihli Yasanın 8. Ekinin 5 ve 32. maddelerinin, Mahkeme içtihadında açıklandığı üzere, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin gereklerine uygun bir biçimde yorumlanması gerektiğine karar vermiştir. Dolayısıyla tutmanın hukukiliğinin denetiminin, tutmanın gerekçesine ilişkin bir incelemeyi de ihtiva etmesi gerekir; aksi taktirde 2000 tarihli Yasa uyarınca bir kimse ilk gözaltının hukukiliği herhangi bir denetime tabi tutulmaksızın yirmi sekiz güne kadar tutulabilir ve bu da Sözleşme’yle bağdaşamaz. İstinaf Mahkemesi, bu nedenle, Yargıç Philpott’un başvurucuların tutulmasının hukukiliğini denetlemeyi reddetmesini hatalı bulmuştur ve bunun bir sonucu olarak da yargıcın tutma süresini uzatma kararı bozulmak zorunda kalmıştır. Fakat Mahkeme, tutmanın hukukiliğine ilişkin bir denetimin, gözaltı kararının dayanağına ilişkin ayrıntılı bir incelemeyi içermek zorunda olmadığını ve terör suçlarından kaynaklanan birçok gözaltı işleminde zorunlu olarak bulunan kısıtları yansıtmak zorunda olduğunu kabul etmiştir.
20. İstinaf Mahkemesi, başvurucuların ikinci ve üçüncü iddialarına ilişkin olaraksa, yargıç başvurucuların salıverilmek yerine sonuçlanmamış adli tıp incelemelerinin sonuçlarına bağlı olarak tutulmak zorunda olup olmadıklarına doğrudan odaklanmamışsa da, uzatma kararının alınmasının dayanağı olarak tutma ihtiyacını dikkate almayı ihmal etmediğini tespit etmiştir. Üstelik, gerekçeleri kısa ve öz olarak belirtilmişse de, başvurucular hakkındaki kararın dayanağını aktarmak için yeterlidir.
21. Başvurucuların dördüncü iddiasının, yani 2000 tarihli Yasanın 8. Ekinin Sözleşme’nin 5. maddesiyle uyumluluğunun değerlendirilmesi daha sonraya bırakılmıştır. 24 Şubat 2011’de verilen bir kararda, Kuzey İrlanda İstinaf Mahkemesi, 8. Ekin Sözleşme’nin 5. maddesiyle bağdaşmadığı iddiası bakımından hiçbir dayanak bulamamıştır. Mahkeme özellikle, madde 5 § 1(c)’de atıf yapılan “kanunen yetkili makam”ın bir suç isnadını ele alma yetkisine sahip bir merci olduğu (Birleşik Krallık’ta Sulh Yargıcı (the Magistrate)) konusunda herhangi bir şüphe bulunmasa da, Schiesser - İsviçre, 4 Aralık 1979, § 29, Series A no. 34 ve McKay - Birleşik Krallık [BD], no. 543/03, ECHR 2006‑X davalarında, Mahkeme Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin amaçları bakımından “bir yargıç veya diğer bir görevli”nin işlevinin yargı gücünü kullanmak için kanunen yetkili kılınmış bir görevli tarafından gerçekleştirilebileceğini ve nihai suç isnadı hakkında yargılama yapma yetkisine sahip bir kimse olmasının mutlaka gerekmediğini; 2000 tarihli Yasada, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin gerektirdiği gibi açık bir salıverme yetkisi bulunmasa da, bu yetkinin zımnen tanınmış olması gerektiğini; 2000 tarihli Yasanın 8. Ekinin 32. maddesinde öngörüldüğü üzere, bir kimsenin daha uzun süre tutulmasının gerekli olduğuna inanmak için makul nedenlerin bulunması gerektiğini, bu nedenle de bir orantılılık koşulu içerdiğini; mevcut davada ortaya çıkmayan fakat gelecekteki bir davada ortaya çıktığında ele alınması gerekecek bir sorun olan kanunun öngördüğü şema içerisinde kefaletle salıvermeye yönelik bir hüküm bulunmadığını; 8. Ekin 33(3) maddesinin yargısal makama bir başvurucuyu ya da onu temsil eden herhangi bir kimseyi duruşmanın herhangi bir kısmından çıkarmasına izin vermiş olmasına ve 34. maddenin başvurucu ya da onu temsil eden herhangi bir kimseden bilgi gizlenebilmesine izin vermiş olmasına rağmen, mahkemenin elinde gerekli düzeyde çelişmeli ve silahların eşitliğinin gözetildiği bir yargılama yapılabilmesi için çeşitli araçlar bulunduğunu; ve son olarak da, 5. maddenin tutulan bir kimseye, 2000 tarihli yasada öngörülen yirmi sekiz günlük tutma süresinin sona ermesinden daha önce bir suç isnadı yöneltilmesini gerektirdiği iddiasını destekleyen hiçbir emsalin bulunmadığını açıklığa kavuşturmuştur.
22. 4 Nisan 2011’de, Kuzey İrlanda İstinaf Mahkemesi, 24 Şubat 2011 tarihli kararların kamusal önem taşıyan aşağıdaki hukuki sorunları ihtiva ettiği kanaatinde olduğunu teyit etmiştir:
“Tutmanın dört günden daha uzun bir süre uzatılmasına müsaade eden 2000 tarihli Terör Yasası’nın (“Yasa”) 8. Ekinin III. Bölümünün 29(3) ve 36(3)(b) maddeleri, başvurucunun İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 5(1)(c), 5(2) ve 5(3) maddelerindeki haklarıyla uyumlu olup olmadığıSözleşme’nin 5(3) maddesine uygunluğun, ancak tutulan bir kişinin (i) Sulh Ceza Mahkemesinden başka bir yargısal makamın önüne çıkartılmasıyla ve (ii) kendisine herhangi bir suç isnadı yöneltilmeden sağlanıp sağlanmadığı;Sözleşme’nin 5(1)(c) ve 5(3) maddelerinin bağlantılı hükümler olarak birlikte okunmalarının gerekip gerekmediği ve madde 5(3)’te geçen “yargıç veya kanunen yargılama yetkisine sahip diğer bir görevli” ile madde 5(1)(c)’de geçen “kanunen yetkili makam”ın bir ve aynı olduğu bir şema oluşturdukları şeklinde anlaşılıp anlaşılamayacağı;Yasanın 8. Ekinde öngörülen “yargısal makam”ın Sözleşme’nin 5(3) maddesindeki anlamıyla “yargıç veya kanunen yargılama yetkisine sahip diğer bir görevli” olup olmadığı;Sözleşme’nin 5(1)(c) ve 5(3) maddelerinin bir şüphelinin Meclis tarafından belirlenen herhangi bir süre içinde, bir suç isnadı yöneltilmeksizin, sadece Yasanın 8. maddesinde belirlenen türde periyodik yargısal onaya tabi olarak tutulmasına izin verecek şekilde yorumlanıp yorumlanamayacağı.
(b) Kefaletle salıvermeye karar verme yetkisinin bulunmamasının, 8. Ekin III. Bölümünde düzenlenen tutma süresini uzatma şemasını İHAS’ın 5. maddesiyle bağdaşmaz kılıp kılmadığı; ve
(c) Tutma süresini uzatma usulünün, şüpheli ya da yasal temsilcisinin duruşmanın bir kısmına yargıç tarafından alınmadığı koşullarda (8. Ekin 33(3) maddesi uyarınca) ve aynı bilginin yargıca ulaştırılırken şüpheli ve yasal temsilcisinden gizlenmesinden ötürü (8. Ek, madde 34(1) ve 2(f)) Secretary of State for the Home Department v AF (FC) & Anor [2010] 2 AC 269’un ışığında madde 5’in gerektirdiği çelişmeli yargılama talebiyle uyumsuz olup olmadığı.”
23. Bununla beraber İstinaf Mahkemesi, Temyiz Mahkemesi’ne (Supreme Court) temyiz talebinde bulunulmasına izin vermeyi reddetmiştir.
24. Temyizde bulunma izni, başvuruların genel bir kamusal önem taşıyan savunulabilir bir hukuki soruna ilişkin olmadıkları gerekçesiyle, 14 Kasım 2011’de Temyiz Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
D. Başvurucuların salıverilmesi
25. Başvurucular, 25 Mart 2009’da haklarında bir suçlama yapılmaksızın (released without charge) salıverilmişlerdir. Birinci ve üçüncü başvurucular hakkında daha sonra polis memurunun öldürülmesiyle ilgili herhangi suçlama yapılmamıştır.
26. İkinci başvurucu, derhal tekrar gözaltına alınmış ve akabindeki iki gün boyunca ifadesi alınmıştır. 27 Mart 2009’da iki askerin öldürülmesi, beş kez cinayete teşebbüs ve silah ve mermi bulundurmakla suçlanmıştır. 27 Mart 2009’da, Larne Mahkemesi’ndeki bir yargıcın (District Judge) huzuruna çıkartılmıştır. Kefaletle salıverilmek için yaptığı başvuru reddedilmiştir. 6 ve 23 Kasım 2009’da gerçekleştirilen bir duruşmayı takiben, kefaletle salıverilme, muhalif bir cumhuriyetçi örgüte üye olduğu şüphesinden dolayı tekrar suç işleyeceğine dair gerçek bir riskin bulunduğu gerekçesiyle İstinaf Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. İstinaf Mahkemesi kefaletle serbest bırakmayı 8 Ekim 2010’da yine reddetmiştir.
27. 7 Kasım 2011’de ikinci başvurucu, jürisiz tek yargıçlı bir mahkeme önünde yargılanmıştır. 20 Ocak 2012’de iddianamedeki bütün suçlamalar bakımından beraat etmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. 2000 tarihli Terör Yasası’na göre terör şüphelilerini yakalama ve gözaltına alma yetkileri
28. 2000 tarihli Yasa’nın 40. maddesi, terörist kelimesini, Yasa’nın çeşitli maddelerine göre bir suç işleyen ya da terör eylemlerinin gerçekleştirilmesi, hazırlanması ya da teşvikiyle bağlantısı olan bir kimse olarak tanımlamaktadır.
29. Yasa’nın 41(1) maddesi, bir polis memurunun, terörist olduğundan makul bir şüphe duyduğu bir kimseyi yakalama emri olmaksızın yakalayabileceğini öngörmektedir.
30. 2000 tarihli Yasa’nın 8. Ekinin II. Bölümü, böyle bir kimsenin polis tarafından ilk kırk sekiz saat boyunca gözaltında tutulmasını ele alır.
31. Yasa’nın 41 (3) fıkrası, gözaltına alınan bir kimsenin, aşağıda yer alan (4) - (7) numaralı bentlere tabi olarak, gözaltı anıyla başlayan ilk kırk sekiz saatlik sürecin sonunda salıverilmesi gerektiğini öngörür.
“(4) 8. Ekin II. Bölümüne göre, bir kimse hakkındaki tutma işleminin denetiminde, denetimi yapan görevli tutma süresinin uzatılmasına izin vermezse, kişi ((5) ve (6). bentlere uygun olarak ya da başka herhangi bir yetkiye dayanarak tutulmadıkça salıverilmelidir.
(5) Bir polis memurunun, 8. Ekin 29. maddesine göre bir kimsenin tutma süresinin uzatılması için başvuru yapmayı amaçlaması halinde, kişi başvurunun yapılmasına bağlı olarak tutulabilir.
(6) Bir kimsenin tutulması bakımından 8. Ekin 29 ya da 36. maddelerine göre bir başvuru yapılması halinde, kişi başvurunun sonuçlandırılmasına kadar tutulabilir.
(7) Bir kimsenin tutulması bakımından 8. Ekin 29 ya da 36. maddelerine göre yapılan bir başvurunun kabul edilmesi halinde, kişi aynı ekin 37. maddesine tabi olarak kararda tespit edilen süre boyunca tutulabilir.
32. Yasanın 8. Bölümünün 29. maddesi, Başsavcının (the Director of Public Prosecutions) tutma süresinin uzatılması için yargısal bir makama başvurabileceğini öngörmektedir. Madde 29(3)’e göre, başvuru daha kısa bir süre için yapılmadıkça ya da yargısal makam belirlenen sürenin yedi gün kadar uzun olmasını uygunsuz kılan koşulların bulunduğuna kanaat etmedikçe, gözaltı süresi 2000 tarihli Yasa’nın 41. maddesine göre gözaltına alma anından itibaren yedi gün olacaktır.
33. 2000 tarihli Yasaya göre, Kuzey İrlanda’da yargısal makam, Yasa’nın amaçlarına uygun olarak atanan bir Yerel Mahkeme yargıcı (County Court) ya da Sulh Ceza Mahkemesi yargıcıdır (Magistrates’ Court).
34. 8. Bölümün 30. maddesi, uzatma başvurusunun ilk gözaltı süresi içinde ya da bu sürenin bitiminden itibaren altı saat içerisinde yapılmasını gerektirmektedir.
35. 31. madde, sürenin uzatılması için yapılan başvurunun, ilişkili olduğu kişiye bir başvurunun yapıldığı, yapıldığı tarihi, başvurunun görüleceği tarihi ve tutma süresinin uzatılmasının istenmesinin gerekçelerini belirten bir tebligat yapılıncaya kadar görülemeyeceğini hüküm altına almaktadır.
36. Madde 32(1), yargısal bir makamın yalnızca kişinin tutulma süresinin uzatılmasının gerekli olduğuna inanmak için makul gerekçeler bulunduğuna ve kişinin gözaltına alınmasıyla bağlantılı olan soruşturmanın özenle ve hızla yapılacağına kanaat etmesi halinde tutma süresini uzatma kararı verebileceğini öngörmektedir.
37. Madde 32(1A), tutma süresinin uzatılmasının aşağıdakilerin gerekli olması halinde gerekeceğini öngörmektedir:-
“(a) kişinin ifadesinin alınması suretiyle ya da başka bir yolla ilgili delillerin toplanması;
(b) ilgili delillerin korunması; veya
(c) ilgili herhangi bir delilin incelenmesinin ya da analizinin ya da delil etmek amacıyla yapılacak ya da yapılmakta olan inceleme ya da analizin sonucunun beklenmesi.”
38. 40. maddeye göre, ilgili delil, bir suçun işlenmesine ilişkin olan delil ya da gözaltına alınmış kişinin bu madde kapsamına giren bir kimse olduğuna ilişkin bir göstergedir.
39. 33. madde, başvurunun ilişkili olduğu bir kimseye yargısal makam önünde sözlü ya da yazılı ifade vermesi ve duruşmada hukuken temsil edilmesi için fırsat tanınmasını gerektirmektedir. Madde 33(3), yargısal makamın başvurunun ilgili olduğu kişiyi ya da onu temsil eden herhangi bir kimseyi duruşmanın dışında bırakabileceğini öngörmektedir.
40. Benzer biçimde 34. madde, Başsavcının başvurunun ilişkili olduğu kişi ve onu temsil eden herhangi bir kimseden dayanmayı amaçladığı bazı bilgilerin gizlenmesi için yargısal makama başvurmasına imkan tanır. Yargısal makam, eldeki bilginin şunları ortaya koyduğuna inanması için makul gerekçelerin bulunduğuna kanaat ederse böyle bir karar verebilir:-
“(a) madde 40(1)(a)’da değinilen hükümlerden herhangi birine giren bir suça ilişkin delilin zarar görecek olması,
(b) bir suç sonucunda edinilen malların iadesinin engellenecek olması,
(c) 23 ve 23A maddeleri uyarınca hakkında hakkın kaybedilmesi kararı (a forfeiture order) verilebilecek olan malın iadesinin engellenecek olması.
(d) madde 40(1)(a) ya da (b) kapsamına girdiğinden şüphelenilen bir kimsenin uyarılması sonucunda, yakalanması, yargılanması ya da mahkum edilmesinin daha da güçleşecek olması,
(e) bir kimsenin uyarılmasının sonucunda bir terör eyleminin engellenmesinin daha da güçleşecek olması,
(f) bir terör eyleminin işlenmesi, hazırlanması ya da teşviki hakkındaki bilginin toplanmasının engellenecek olması, ya da
(g) bir kimsenin saldırıya uğrayacak ya da fiziksel olarak zarar görecek olması.”
41. 36. paragraf, gözaltı süresinin azami yirmi sekiz güne kadar uzatılmasıyla ilgilenmektedir. Her bir uzatma başvurusu, gözaltı süresini yedi güne kadar uzatabilir. O andaki toplam süreyi on dört günün ötesine uzatan her başvuru, bir İstinaf Mahkemesi yargıcına yapılmalıdır; diğer hallerde başvuru özel olarak oluşturulmuş bir Yerel Mahkeme yargıcına ya da bir Sulh Ceza Mahkemesi yargıcına yapılır.
B. Ward v. Police Service of Northern Ireland [2007] 1 WLR 3013; [2007] UKHL 50
42. Ward v. Police Service of Northern Ireland davasında, Lordlar Kamarası, 8. Ekin 33. paragrafınca öngörülen usulün, polisin değil gözaltındaki kişinin üstün yararını gözettiğine karar vermiştir. Şöyle demiştir:
“27. Bu sorunun yanıtı, yargısal makamın önündeki 33. paragrafın öngördüğü usulün, polisin değil, gözaltındaki kişinin yararını gözettiğidir. Başvurunun ilişkili olduğu kişiye duruşmada savunma yapma ve temsil edilme hakkı tanımaktadır. Fakat o kişinin üstün yararına, gözaltı süresinin uzatılmasının gerekli olduğuna inanmak için makul nedenlerin bulunduğuna kanaat etmek amacıyla yargısal makamın yapmak isteyeceği araştırmanın hassas niteliğini de kabul etmektedir. Bu konudaki inceleme derinleştikçe, daha da hassaslaşması muhtemeldir. Uzatmaya müsaade edilen süre uzadıkça, başvuru için gösterilen gerekçelerin dikkat ve özenle denetlenmesi daha çok önem kazanmaktadır.
28. Bu davada olduğu gibi, yargısal makamın denetim ihtiyacı, polisin bir şüpheli sorgulanıncaya kadar sürdürmeyi amaçladığı soruşturma hattını ondan saklama hakkına zarar verebilir. Eğer böyle olursa, yargısal makamın 32. maddede düzenlenen uzatma için yapılan detaylı testin karşılanıp karşılanmadığına daha yakından bakmak amacıyla meseleyi inceleyebilsin diye gözaltındaki kişinin duruşmanın dışında tutulması onun dezavantajına olmayacaktır. Bu durumda yetki gözaltındaki kişiye karşı değil, onun yararına kullanılmış olacaktır. Yargıç Hart’ın ex tempore kararında belirttiği gibi, bu kişinin güvencesi, başvurunun yapılmasına neden olan dayanağı dikkatle ve kapsamlı bir şekilde inceleme işlevi gören yargıçtır.
29. Yargısal makama madde 33(3) tarafından verilen yetkinin gözaltındaki kişinin dezavantajına olduğu vakalar olabilir. Bu vakalar muhtemelen nadir de olsa ortaya çıkmaktadır, ama yargısal makam yetkiyi bu şekilde kullanmamak için her zaman dikkatli olmak zorundadır.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
43. Mevcut davadaki üç başvuru (no. 26289/12, 29062/12 ve 29891/12) aynı sorunu ortaya koymaktadır. Aşağıda 47-56. paragraflarda belirtilen nedenlerle, Mahkeme, ikinci başvurucunun şikayetlerini kabul edilemez bulmuştur. Bununla beraber geri kalan başvuruların (no. 26289/12 ve 29891/12) Mahkeme İçtüzüğü’nün 42 § 1 maddesine uygun olarak birleştirilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 1(c), 5 § 2 VE 5 § 3 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
44. Başvurucular, haklarındaki gözaltı işleminin Sözleşme’nin aşağıdaki gibi olan 5 § 1(c), 5 § 2 ve 5 § 3 maddelerini ihlal ettiği şikayetinde bulunmuşlardır:
“1. Herkes kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahiptir. Aşağıdaki haller dışında ve hukukça öngörülen bir usule uyulmadıkça, hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
... ... ...
(c) bir kimsenin suç işlediğinden makul şüphe duyulması üzerine veya suç işlemesini engellemek ya da işledikten sonra kaçmasını önlemek için kendisini tutmayı gerektiren makul nedenler bulunması halinde, kendisini kanunen yetkili makamların önüne çıkarmak amacıyla hukuka uygun olarak gözaltına alma ya da tutma;
... ... ...
2. Gözaltına alınan bir kimse, gözaltına alınma nedenleri ile kendisine isnat edilen suç hakkında anlayabileceği bir dilde derhal bilgilendirilir.
3. Bu maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre, gözaltına alınan veya tutulan bir kimse, ivedi olarak bir yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevlinin önüne çıkartılır; bu kimse makul bir sürede yargılanma veya yargılama sürerken salıverilme hakkına sahiptir. Salıverme, bu kimsenin duruşmada hazır bulunmasının sağlanması için güvenceye bağlanabilir.”
45. Mahkeme, bir başvurucunun davanın koşullarına ilişkin olarak yaptığı yasal nitelendirmelerle bağlı değildir (örneğin bkz. Margaretić - Hırvatistan, no. 16115/13, § 75, 5 Haziran 2014). Dolayısıyla, başvurucuların madde 5 § 1(c) bakımından yaptıkları şikayetin temeli bir “yargıç ya da diğer görevli” önüne derhal çıkartılmamalarına dayandığı için, Mahkeme, bu şikayeti madde 5 § 3 bakımından incelemenin daha uygun olacağı kanaatindedir.
46. Hükümet, başvurucuların argümanlarına itiraz etmiştir.
...
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiaları
(a) Başvurucular
62. Başvurucular, “kanunen yetkili makam” kavramının (5. maddenin 1(c) bendindeki), “yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevli” kavramının (5. maddenin 3. fıkrasındaki) eşanlamlısı, kısaltılmış biçimi olduğu önermesi için, Schiesser - İsviçre, 4 Aralık 1979, Series A no. 34 davasına dayanmışlardır. Kuzey İrlanda’da ceza kovuşturmalarının başlatılmasına ilişkin şema uyarınca, Sulh Ceza Mahkemesi, bir sanığın suçlamanın yapılmasının ardından ilk kez duruşmaya çıkarıldığı yerdir. Bu nedenle başvurucular, Sulh Ceza Mahkemesinin, Kuzey İrlanda’da hem madde 5 § 1(c)’nin amaçları bakımından “kanunen yetkili makam” hem de Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin amaçları bakımından “yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevli” olduğunu ve hiçbir zaman bir Sulh Ceza Mahkemesinin önüne çıkartılmadıkları için haklarında bir suçlama yapılmadan önceki tutulmalarının madde 5 § 3’ü ihlal ettiğini belirtmişlerdir.
63. Başvurucular ayrıca, keyfi tutmaya karşı ek güvenceler sağladığı için, suç isnadının yapılmasından sonra Sulh Ceza Mahkemesi önüne ilk çıkarılmanın, “yargıç ya da diğer görevli” önüne çıkarılma olarak değerlendirilmesinin akla uygun olduğunu belirtmişlerdir. Özellikle bu, tutulan kişiye yöneltilen suç isnadının ivedi ve aleni olarak ilan edilmesini sağlayacaktır; tutulan kişinin tutulma süresinin uzatılmasının değerlendirilmesini ve daha önemlisi şarta bağlı olarak salıverilme (conditional release) imkanının değerlendirilmesini sağlayacaktır; ve eğer tutma süresinin uzatılmasına izin verilirse, bu süre uzun sürelerle tutulma için muhtemelen yeterli olmayan emniyette değil, cezaevinde geçirilecektir.
64. Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinde öngörülen tutmanın yargısal denetiminin bir Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yerine getirilmek zorunda olmadığını kabul etse dahi, başvurucu, 2000 tarihli Yasada tayin edildiği şekliyle “yargısal makam”ın bu maddenin gereklerini yerine getirebilecek yetki ve özelliklere sahip olmadığını belirtmiştir.
65. Bu çerçevede ilk olarak, yargısal makamın tutmanın otomatik olarak gerçekleştirilen ilk denetiminde yaptığı incelemenin kapsamının Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine uygun olmadığını ileri sürmüşlerdir. Mevcut davada İstinaf Mahkemesi, tutmanın hukukiliğine ilişkin bir denetimin gözaltı kararının dayanağının ayrıntılı bir analizini gerektirmediğini ve kamu güvenliğine ilişkin nedenlerin gözaltı kararının alınmasına yol açan bilginin tamamının açıklanmasını engellediği terör suçlarıyla bağlantılı birçok gözaltı işleminde bulunması kaçınılmaz olan kısıtları yansıtmak zorunda olduğunu tespit etmiştir. Başvurucular, bunun madde 5 § 3’e uygun olmadığını; çünkü böyle bir testin, gözaltı ve tutuklamanın bir yargıç tarafından otomatik olarak gerçekleştirilen ilk denetimi ve sonraki denetimlerinde bu maddenin gerektirdiği şekilde etkili bir denetim yapılmasını engellediğini belirtmişlerdir. Dolayısıyla Yerel Mahkeme yargıcı İstinaf Mahkemesi tarafından uygun bulunan dayanak üzerinden hareket etmiş olsa bile, bu madde 5 § 3’e uygun olmak için yeterli olmayacaktır.
66. İkinci olarak, normal yasal süreçlerin dışında ayrı ve farklı bir mekanizma oluşturulmasının mantıksal sonucu, “yargısal makam”ın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin gerektirdiği iki ayrı yargısal-denetim rolünü yeri getirmek zorunda olmasıdır; tutmanın otomatik denetimi ve tutulan kişinin dava açılıncaya kadar kefalet karşılığında salıverilip verilmeyeceğinin (release on bail pending trial) değerlendirilmesi. Sözleşme içtihadı ikinci rolün ivedi olarak yerine getirilmek zorunda olduğunu göstermiştir (McKay - Birleşik Krallık [BD], no. 543/03, ECHR 2006‑X). 2000 tarihli Yasadaki haliyle “yargısal makam”ın şarta bağlı salıvermeye karar verme yetkisine sahip olmadığı konusunda taraflar arasında bir tartışma bulunmamaktadır; bununla beraber, yargısal makam, salıvermeye koşul getirme imkanı olmaksızın, yalnızca koşulsuz salıverme ya da tutmanın devamı kararları verebilmektedir. Mevcut davadaki gibi, başvurucuların en azından şarta bağlı olarak salıverilmelerinin gerektiği bir vakada, durum özellikle ciddiyet arz etmektedir. Bu bakımdan başvurucular, herhangi bir suçlama yapılmadan halihazırda yedi gün boyunca tutulmuşken, polisin tutulma sürelerinin uzatılmasını istemiş olduğunu belirtmişlerdir; polisteki ifade alma işlemleri adli tıp sonuçlarının alınması haricinde sona ermiştir; soruşturmada hiç ya da başvurucuları suçlamaya yetecek ölçüde delil elde edilememiştir; iyi hallidirler ve kaçma riski taşımamaktadırlar; ve masumiyet karinesinden yararlanma hakları vardır.
(b) Hükümet
67. Hükümet, gözaltına alınan kişi bakımından Sözleşme’nin 5 § 3 maddesindeki temel koşulun derhal “bir yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevlinin önüne çıkartılmak” olduğunu belirtmiştir. Madde 5 § 1(c) ve madde 5 § 3’ün öngördüğü yargı organları aynı olmak zorunda değildir; 8. Ek, gözaltındaki bir kimsenin bir yargıcın huzuruna çıkartılmasını gerektirdiği için, madde 5 § 3’ün ihtiva ettiği temel koşula uygundur. Bu iddiaya destek olarak, Hükümet, 5. maddenin yazımını, 5. maddenin temel amacını ve Mahkeme’nin Aquilina - Malta [BD], no. 25642/94, ECHR 1999‑III ve Schiesser - İsviçre, yukarıda geçen kararlarını dayanak olarak göstermiştir.
68. İlk olarak, madde 5 § 1(c)’de ve madde 5 § 3’te farklı bir dil kullanılmış olması, iki hükümde atıf yapılan yargı organlarının aynı olmak zorunda olmadığına işaret etmiştir.
69. İkinci olarak, Mahkeme, Medvedyev ve Diğerleri - Fransa [BD], no. 3394/03, ECHR 2010 davasında, madde 5 § 3’ün amacının gözaltına alınan kişilerin fiziksel olarak ivedi olarak bir yargı görevlisi önüne çıkartılmalarının sağlanması olduğunu belirtmiştir ve 8. Ekteki hükümler bu amaca hizmet etmektedir. Bu kapsamda özellikle keyfi tutmaya karşı bir güvence sağlamaktadırlar; zira bir şüphelinin tutulmasının nedenleri bağımsız yargısal denetime tabidir ve şüphelinin tutulmaya devam edilmesini haklı kılan gerekçelerin bulunmaması halinde salıverme kararı verilmek zorundadır. Madde 5 § 3’teki “yargıç ya da diğer görevli”nin “kanunen yetkili makam”la aynı olması gerektiğinin önerilmesi, gözaltındaki bir kişiye sağlanan korumayı güçlendirmeyecektir, esastan çok biçime öncelik tanıyacaktır ve ilgili devletçe yargısal kaynakların örgütlenmesine hiçbir haklı sebebi olmaksızın sınırlandırma getirecektir.
70. Üçüncü olarak, Schiesser - İsviçre ya da Aquilina - Malta kararlarında, madde 5 § 3’teki yargısal makamın, 5 § 1(c)’dekiyle aynı olması gerektiğini öneren hiçbir şey bulunmamaktadır. Aksine, Mahkeme, bu kararlarda asıl önemli olan meselenin yargı görevlisi ya da diğer görevlinin yürütmeden ve taraflardan bağımsızlığı olduğunu açığa kavuşturmuştur.
71. Ayrıca Hükümet, başvurucuların Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi uyarınca yapılan zorunlu ilk denetimin niteliğini yanlış anlamış olduklarını belirtmiştir. İlk olarak, madde 5 § 1(c)’ye göre gözaltındaki bir kimseye bir suçlamanın yapılmış olması -ya da er geç yapılacak olması- yönünde herhangi bir koşul bulunmamaktadır (Brogan ve Diğerleri - Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988, § 53, Series A no. 145‑B). Dolayısıyla madde 5 § 3’e göre yapılan tutmanın hukukiliği denetiminin bir parçası olarak bir suç isnadının ivedi ve aleni olarak yöneltilmesi konuyla ilgili değildir.
72. İkinci olarak, madde 5 § 3’e göre yapılan denetimin, otomatik bir ödevin gereği olarak, tutulan kişinin yargılama sırasında, tutmanın hukukiliği ya da kişinin bir suç işlediğine ilişkin makul şüphenin varlığına ilişkin nedenlerden ayrı olarak, şarta bağlı ya da herhangi bir şarta bağlı olmaksızın salıverilmesini kapsayacağı sonucuna ulaşmak için herhangi bir neden bulunmamaktadır (McKay - Birleşik Krallık, yukarıda geçen, §§ 38 – 39). Madde 5 § 1(c) uyarınca, tutmaya ilişkin olarak madde 5 § 3’ün gerekleri ve devam eden yargılama öncesi tutmayla ilişkili olarak (şarta bağlı salıvermenin dikkate alınmasını kapsayan) madde 5 § 3’ün gerekleri, farklı haklar tanımaktadır ve bunlar görünüşte mantıken ya da geçici olarak bağlantılı değillerdir (Medvedyev ve Diğerleri - Fransa, yukarıda geçen, § 119). Mevcut davada, başvurucuların yargılama öncesi süreçte tutulmaları çok erken bir aşamada gerçekleşmişse de, yargıç, ancak başvurucuların bir terör suçu işlediği ya da terörist olduğu konusunda makul olarak şüphe bulunduğuna, başvurucuların tutulma sürelerinin uzatılmasının gerekli olduğuna inanmak için makul nedenler bulunduğuna ve soruşturmanın özen ve hızla yürütüldüğüne kanaat getirmişse tutmanın uzatılmasına karar verebilirdi. Bu koşullarda, yargıcın şarta bağlı olarak salıverme ek yetkisine sahip olması gerekli değildir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
(a) Genel ilkeler
73. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin, bir bireyin fiziksel güvenliğini koruyan temel haklar arasında ilk sırada yer aldığını ve Mahkeme içtihadında özellikle üç hususun öne çıktığını hatırlatır: dar bir biçimde yorumlanması gereken ve diğer hükümlerdeki (özellikle Sözleşme’nin 8-11 maddeleri) geniş kapsamlı gerekçelere izin vermeyen istisnaların tüketici niteliği; usulen ve maddi olarak hukukun üstünlüğü ilkesine titizlikle uyulmasını gerektiren tutmanın hukukiliği konusunda tekrarlanan vurgu; ve Madde 5 §§ 3 ve 4 uyarınca yapılması zorunlu yargısal denetimlerin ivediliği ya da hızlılığının önemi (bkz. McKay, yukarıda geçen, § 30).
74. Mahkeme, madde 5 § 3’ün gözaltındaki bir kimseye sağladığı güvencelerin önemini kaydeder. Bu hükmün amacı, gözaltına alınan kişilerin fiziksel olarak ivedilikle bir yargı görevlisinin önüne çıkartılmasıdır. Bu hızlandırılmış otomatik denetim, keyfi davranışa, kaydedilmemiş tutmaya ve kötü muameleye karşı önemli bir koruma tedbiri sağlar (diğer örneklerin yanı sıra bkz. Brogan ve Diğerleri, yukarıda geçen, § 58; Brannigan ve McBride - Birleşik Krallık, 26 Mayıs 1993, §§ 62‑63, Series A no. 258-B; Aquilina - Malta, yukarıda geçen, § 49; ve Dikme - Türkiye, no. 20869/92, § 66, ECHR 2000‑VIII).
75. Bu güvenceler çerçevesinin bir parçası olarak madde 5 § 3, yapısal olarak iki ayrı konuyla ilgilidir: bireyin yetkililerin kontrolü altına girdiği gözaltından sonraki ilk aşamalar ve bireyin tutuklu ya da şarta bağlı veya şarta bağlı olmaksızın salıverilmiş olarak ceza mahkemesi önünde yargılandığı süreci. Bu iki ayak, farklı haklar tanımaktadır ve görünüşte mantıksal olarak ya da geçici olarak bunlar birbirleriyle bağlantılı değildir (bkz. T.W. - Malta [BD], no. 25644/94, § 49, 29 Nisan 1999, McKay, yukarıda geçen, § 31 ve Medvedyev - Fransa, yukarıda geçen, § 119).
76. İlk ayaktaki başlangıç aşaması ele alındığında, Mahkeme içtihadı, “suç işlediğinden makul şüphe duyulması üzerine” gözaltına alınan ya da tutulan bir bireye, yani herhangi bir ceza davası açılmasından önce dahi, yargısal denetim aracılığıyla koruma sağlanması gerektiğini tespit etmiştir (bkz. Brogan ve Diğerleri, yukarıda geçen, § 53). Böyle bir denetim, belki de bir suç isnadı yöneltilmesinin ardından da devam edecek bir özgürlükten yoksun bırakmanın bu ilk aşamasında çok yüksek olan kötü muamele riskine karşı ve dar bir biçimde sınırlandırılmış amaçların ne olabileceği ve neyin öngörülmüş usullere göre katı bir şekilde uygulanabilir olduğuna ilişkin olarak emniyet görevlileri ya da diğer yetkililere tanınan yetkinin kötüye kullanılmasına karşı etkili güvenceler sağlanmasına yaramaktadır. Yargısal denetim, aşağıda belirtilen koşulları karşılamak zorundadır (bkz. McKay, yukarıda geçen, § 32).
(α) İvedilik
77. Gözaltına alınan bir bireyin yargıç önüne çıkartılması, her şeyden önce, herhangi bir kötü muamelenin tespit edilmesine izin vermek ve bireysel özgürlük üzerindeki herhangi bir haksız müdahaleyi asgari düzeyde tutmak için ivedi olarak gerçekleştirilmelidir. Her bir vakanın kendine özgü koşullara göre değerlendirilmesi gerekse de (Belousov - Ukrayna, no. 4494/07, § 94, 7 Kasım 2013), bu koşulun mecbur kıldığı katı zaman kısıtı yorumda yalnızca küçük bir esnekliğe imkan tanımaktadır, aksi halde bir usul güvencesi bireyin aleyhine ciddi oranda zayıflayacaktır ve bu hükmün koruduğu hakkın özünün zedelenmesi riski doğacaktır (bkz. bir yargıç önüne çıkartılmaksızın gözaltındaki dört gün ve altı saatlik sürelerin, terör soruşturmasının özgün bir bağlamında olmasına rağmen, madde 5 § 3’ü ihlal ettiğine karar verilen Brogan ve Diğerleri, yukarıda geçen, § 62).
78. Brogan kararından (yukarıda geçen) yapılabilecek çıkarım, terörle mücadele mevzuatı bağlamında olduğu gibi, yetkililerin gözaltındaki kişiyi bir yargıç önüne çıkartmaları için normal olandan daha uzun bir süreyi haklı kılan istisnai koşulların ya da özel güçlüklerin bulunduğu durumlarda dahi, ilk denetimin, gözaltına alınmadan sonraki azami dört gün içerisinde gerçekleştirilmesinin gerekmesidir. Yukarıda geçen McKay’de, Mahkeme, terör dışı bir suçtan şüpheli olan kişinin gözaltına alınmasından sonraki kırk sekiz saat içerisinde bir yargı görevlisi önüne çıkartılmasını Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin ihlali olarak görmemiştir. Benzer biçimde, yukarıda geçen Aquilina’da, Mahkeme, başvurucunun gözaltına alınmasından iki gün sonra bir sulh yargıcı önüne çıkartılmasının ivedilik koşulunu karşıladığını kabul etmiştir. Bununla beraber, dört günü aşan herhangi bir süre prima facie çok uzun olsa da, bazı koşullarda daha kısa süreler de ivedilik koşulunu ihlal edebilir (bkz. üç gün dokuz saatlik sürenin küçük olan başvurucular bakımından yeterince ivedi olarak kabul edilmediği İpek ve Diğerleri - Türkiye, §§ 36-37; polisin görevli savcıdan yetkili mahkemeden başvurucunun yargılama öncesinde tutulmasını talep ettiği sırada, gözaltında halihazırda yirmi dört saati geçirmiş olan, küçük ve şiddet içermeyen bir suç işlediği gerekçesiyle yakalanan bir başvurucunun tutulduğu üç gün ve yirmi üç saatlik sürenin yeterince ivedi bulunmadığı Kandzhov - Bulgaristan, no. 68294/01, § 66, 6 Kasım 2008; ve başvurucuların polis nezaretine alınmadan önce halihazırda uzun sürelerle tutuldukları Hassan ve Diğerleri - Fransa, no. 46695/10, § 89, 4 Aralık 2014).
(β) Denetimin otomatik niteliği
79. Denetim otomatik olmalıdır ve gözaltındaki kişinin bir başvuru yapmasına bağlı olmamalıdır; bu açıdan, tutulan bir kimseye salıverilme için başvurma hakkı veren madde 5 § 4’ten ayrılmaktadır. Kötü muameleye maruz bırakılan bir kimse tutulmasının denetimi için bir yargıca başvuracak durumda olmayabileceği için, denetimin otomatik niteliği bu paragrafın amacının gerçekleştirilmesi için gereklidir; aynı durum zihinsel olarak kırılgan ya da yargı görevlisinin dilini bilmeyenler gibi diğer kırılgan kategorilerde yer alan gözaltına alınan kişiler bakımından da geçerli olabilir (bkz. Aquilina, yukarıda geçen).
(γ) Yargı görevlisinin nitelikleri ve yetkileri
80. Madde 5 § 1 (c), madde 5 § 3 ile bir bütün oluşturduğu için, 1(c) bendindeki “kanunen yetkili makam” kavramı, 3. fıkradaki “yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevli” kavramının (5. maddenin 3. fıkrasındaki) eşanlamlısı, kısaltılmış biçimidir (diğer emsallerin yanı sıra bkz. Lawless - İrlanda (no. 3), 1 Temmuz 1961, Series A no. 3, ve Schiesser, yukarıda geçen, § 29).
81. Yargı görevlisi, daha sonra kendisinin soruşturma makamı adına ceza yargılamasına müdahalede bulunmasını engelleyen yürütmeden ve taraflardan bağımsız olmasına ilişkin gerekli güvenceleri sağlamalıdır ve bireyi dinledikten ve gözaltı ve tutuklamanın hukukiliği ve gerekçelerini denetledikten sonra salıverme yetkisine sahip olmalıdır (diğer birçok emsal kararın yanı sıra bkz. Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §§ 146 ve 149, Reports 1998-VIII). Bu denetimin kapsamı bakımından ise, Mahkeme’nin yerleşik içtihadının temelini oluşturan formülasyon erken tarihli Schiesser davasına dayanmaktadır (yukarıda geçen, § 31):
“Buna ek olarak, madde 5 § 3’te, hem usuli hem de maddi bir koşul bulunmaktadır. Usuli koşul, ‘görevli’yi önüne getirilen bireyi kendisinin dinlemesi yükümlülüğü altına sokar; maddi koşul, kendisine tutma lehine ya da aleyhine etkisi olan koşulları denetleme, hukuki kriterlere atıfla tutmayı haklı kılan nedenlerin bulunup bulunmadığını denetleme ve bu tür nedenler yoksa salıvermeye karar verme yükümlülüğü yükler [...].”
82. Diğer bir ifadeyle, “madde 5 § 3, yargı yetkisine sahip görevlinin tutmayı esas bakımından incelemesini gerektirmektedir” (bkz. T.W. - Malta ve Aquilina, her ikisi de yukarıda geçen, sırasıyla § 41 ve § 47).
83. Gözaltı ve tutmanın ilk otomatik denetimi, buna uygun olarak, hukukilik sorunlarının ve gözaltındaki kişinin bir suç işlediği yönünde makul bir şüphenin bulunup bulunmadığının, diğer bir ifadeyle, tutmanın madde 5 § 1 (c)’de belirtilen izin verilen istisnalardan birine girip girmediğinin incelenmesine elverişli olmalıdır (bkz. McKay, yukarıda geçen, § 40).
84. Bununla birlikte, ilgili içtihada ilişkin bir inceleme, denetimin, otomatik bir yükümlülüğün gereği olarak, tutmanın hukukiliği ya da başvurucunun bir suç işlediği yönünde makul bir şüphenin varlığından farklı nedenlerle, başvurucunun yargılama süresince şarta bağlı ya da şarta bağlı olmaksızın salıverilmesini kapsamak zorunda olduğu sonucuna ulaşmak için herhangi bir dayanak sunmamaktadır. Bu nedenle, Mahkeme’nin Schiesser kararında “tutma lehine ya da aleyhine etkisi olan koşullar”a atıfta bulunurken, yargı yetkisine sahip görevlinin yakalama ve tutmanın iç hukuka göre hukukiliğini ve madde 5 § 1 (c)’nin gereklerine uygunluğunu denetleme yetkisine sahip olmasının gerektiğini söylemekten daha fazlasını yaptığını ima eden hiçbir şey bulunmamaktadır (McKay, yukarıda geçen, § 36).
85. Mahkeme, çok defa terör suçlarının soruşturulmasının yetkililer için özel güçlükler içerdiğine şüphe olmadığını kaydetmiştir (bkz. Brogan ve Diğerleri, yukarıda geçen, § 61; Murray - Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 58, Series A no. 300-A; ve Aksoy - Türkiye, 18 Aralık 1996, § 78, Reports 1996-VI). Brogan ve Diğerleri davasında (yukarıda geçen, § 61) Mahkeme, özel olarak, “şüpheli teröristleri gözaltına alma ve tutuklama kararlarının yargısal denetimindeki ... güçlüklerin, örneğin şüphe edilen suçların niteliğinden ötürü uygun usuli tedbirlerin alınmasının gerekmesinde olduğu gibi, madde 5 § 3’ün uygulanma biçimini etkileyebileceğini” kabul etmiştir. Ne var ki, bu, soruşturma makamlarının, terörün söz konusu olduğunu iddia etmeyi seçtikleri durumlarda, yerel mahkemelerin ve nihai olarak da Sözleşme’nin denetim organlarının etkin denetiminden muaf olarak, 5. madde uyarınca, ifade alma amacıyla şüphelilerin gözaltına alınması için “sınırsız yetkileri (carte blanche)”nin olduğu anlamına gelmemektedir (bkz. Öcalan - Türkiye [BD], no. 46221/99, § 104, ECHR 2005‑IV).
(δ) Yargılama öncesi ya da yargılama sırasında tutukluluk süreci
86. Karine, salıverme lehinedir. Neumeister - Avusturya kararında (27 Haziran 1968, s. 37, § 4, Series A no. 8) ortaya konulduğu üzere, madde 5 § 3’ün ikinci ayağı yargısal makamlara bir sanığı makul bir sürede yargılama ya da yargılama sürerken şarta bağlı olarak salıverme arasında seçim yapma şansı tanımaz. Kişi mahkumiyet kararına değin masum sayılmalıdır ve incelenen hükmün amacı temel olarak tutulmasına devam edilmesi makul olmaktan çıktığı andan itibaren kişinin şarta bağlı olarak salıverilmesidir.
87. Bundan ötürü, tutmaya devam edilmesi, verili bir davada ancak masumiyet karinesine rağmen Sözleşme’nin 5. maddesinde düzenlenen bireysel özgürlüğe saygı kuralına ağır basan gerçek bir kamu yararı gereksinimine ilişkin özel emarelerin bulunması durumunda haklı olabilir (diğer örneklerin yanı sıra bkz. Kudła - Polonya [BD], no. 30210/96, §§ 110 vd., ECHR 2000‑XI).
88. Gözaltına alınan kişinin bir suç işlediğine ilişkin makul şüphenin devam etmesi, tutmaya devam edilmesi için sine qua non niteliğinde olan bir koşuldur; fakat zaman geçtikçe devam eden tutmayı gerekçelendirmek için artık yeterli olmayacaktır. Mahkeme, bu kavramı belirli bir gün, hafta, ay ya da yıla ya da suçun ağırlığına bağlı olarak çeşitli sürelere tercüme etmeye çalışmamıştır (Stögmüller - Avusturya, no. 1602/62, § 4, 10 Kasım 1969). “Makul şüphe”nin varlığı artık yeterli olmadığında, Mahkeme, yargısal makamların gösterdiği diğer gerekçelerin özgürlükten yoksun bırakmayı haklı kılmaya yetip yetmediğini tespit etmelidir. Özellikle de, bu gerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olup olmadığını ve ulusal makamların işlemleri “özel bir özen” göstererek yürütüp yürütmediklerini tespit etmesi gerekir (diğer örneklerin yanı sıra bkz. Letellier - Fransa, 26 Haziran 1991, § 35, Series A no. 207, ve Yağcı ve Sargın - Türkiye, 8 Haziran 1995, § 50, Series A no. 319‑A).
89. Mahkeme içtihadı, muhtemelen davaların büyük çoğunluğunda makul şüphe tutma için yeterli bir gerekçe oluşturduğundan ve kefaletle serbest bırakılma imkanının yokluğu ciddi bir biçimde itiraz edilebilir olmadığı için, şimdiye değin yargılama öncesinde tutmanın bu çok erken aşamasını inceleme imkanı bulamamıştır. Bununla birlikte, bu aşamada bile, suçun niteliğinin ya da suç şüphelisinin şahsi koşullarının tutmayı makul olmaktan çıkarttığı ya da ilgili veya yeterli gerekçeyle destekten yoksun kıldığı vakalar olabileceği için, tutuksuz yargılamanın yargısal olarak değerlendirilmesi imkanının tanınması gerektiğine şüphe yoktur. 5. maddenin 3. fıkrasının ilk cümlesinde olduğu gibi, açık bir “ivedilik” koşulu bulunmamaktadır. Bununla beraber, başvurucunun başvurusu üzerine ya da hakimin kendiliğinden yapılan böyle bir inceleme, haksız bir özgürlükten yoksun bırakmayı kabul edilebilir asgari düzeyde tutabilmek için, süratle gerçekleştirilmelidir (bkz. McKay, yukarıda geçen, § 46).
90. Korunan hakkın teorik ve hayali değil, pratik ve etkili olmasını sağlamak için, ilk otomatik hukukilik denetimini ve tutmanın gerekçesini denetleyen yargısal görevlinin kefaletle serbest bırakmayı da değerlendirme yetkisine sahip olması yalnızca iyi bir uygulama değil, fakat gecikmeleri asgariye düşürmek için oldukça arzu edilen bir uygulamadır. Bununla beraber, Sözleşme’nin bir koşulu değildir ve gerekli zaman dilimi içerisinde sorunların neden iki yargı görevlisi tarafından ele alınamayacağı konusunda kural olarak bir neden bulunmamaktadır. Her halükarda, bir yorum gereği olarak, şarta bağlı olarak salıvermenin incelenmesinin, Mahkeme’nin azami dört gün olarak belirlediği ilk otomatik denetim süresinden daha hızlı olması istenemez (bkz. Brogan ve Diğerleri, yukarıda geçen).
(b) Genel ilkelerin mevcut davaya uygulanması
(α) Başvurucular ivedilikle Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin gereklerini karşılayan bir yargıç ya da kanunen yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkartılmış mıdır?
91. Her ne kadar, yukarıda kaydedildiği gibi (80. paragrafta), 5. maddenin 1 (c) bendindeki “kanunen yetkili makam” kavramı, 3. fıkradaki “yargıç veya hukuken yargılama yetkisine sahip diğer bir görevli” kavramının eşanlamlısı olarak anlaşılsa bile, buradan iki hükmün öngördüğü çeşitli yargısal görevler ifa eden yargı organlarının mutlaka aynı olması gerektiği sonucu çıkmamaktadır. Bunun aksine, Mahkeme içtihadında çeşitli kereler madde 5 § 3’ün ilk ayağının özel amacının gözaltına alınan kişinin ivedilikle tutmanın hukukiliğini değerlendirme, tutmayı esas bakımından denetleme ve tutmanın devamının hukuka aykırı olması halinde salıverme kararı vermeye yetkili bir yargısal makam önüne çıkartılmasının sağlanmasıyla sınırlı olduğunu vurgulamıştır. Böyle durumlarda Mahkeme, madde 5 § 3’ün bu ilk kısmının zorunlu kıldığı koşulların karşılandığını tespit etmiştir. Dolayısıyla mevcut davada cevaplanması gereken asıl soru, başvurucuların, Kuzey İrlanda’da bir sanığın kendisine bir suç isnat edilmesinin ardından ilk kez karşısına çıkartıldığı yargısal makam olan Sulh Ceza Mahkemesi önüne çıkartılmasının gerekip gerekmediği değil, fakat madde 5 § 1(c)’nin kapsadığı türde bir ilk özgürlükten yoksun bırakmayla ilişkili olarak Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin ilk ayağının koşullarını taşıyan bir yargıç ya da diğer bir görevli önüne gerçekten çıkartılıp çıkartılmadıklarıdır.
92. Bu soruyu ele almadan evvel, Mahkeme, tutuldukları süre boyunca başvurucuların özel olarak oluşturulmuş Yerel Mahkeme yargıcı önüne iki kez çıkartıldıklarını gözlemlemektedir: gözaltına alınmalarından kırk sekiz saat sonra Başsavcı 8. Ekin 6. maddesi uyarınca tutma süresinin uzatılması için başvurduğunda ve beş gün sonra Başsavcı 8. Ekin 6. maddesi uyarınca uzatma için bir kez daha başvurduğunda (bkz. yukarıdaki 6-8. paragraflar ve 33. paragraf). Başvurucular daha sonra yargısal denetim kanalıyla 36. maddeye göre alınan karara itiraz etmişlerse de, İstinaf Mahkemesi, tutma süresinin uzatılması kararı verilmesinin gerekçelerini düzenleyen 32. maddenin Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine uygun olarak yorumlanması gerektiğine karar vermiştir (bkz. yukarıda 19 ve 21. paragraflar). Mahkeme bu nedenle 29. maddedeki yargıç ile 36. maddedeki yargıç arasında hiçbir fark bulunmadığı noktasından hareket edecektir.
93. Bir yargıç önüne “ivedilikle” çıkartılma koşuluna ilişkin olarak, Mahkeme, mevcut davada başvurucuların terörle ilişkili ağır bir suç işledikleri şüphesiyle yakalanmalarından sonraki kırk sekiz saat içerisinde bir yargıç önüne çıkartılan yetişkinler olduklarını kaydeder. Mahkeme, yukarıda 77 ve 78. paragraflarda belirtilen ilkeleri akılda tutarak, başvurucuların “ivedi olarak” yargıç önüne çıkartıldıklarını kabul etmektedir.
94. Madde 5 § 3’ün ikinci koşulu, gözaltına alınan kişinin yargı görevlisi önüne ilk kez otomatik olarak çıkartılması gerektiğidir. Mevcut davada başvurucular bunun tersini ileri sürmemişlerdir. Polis memurlarının 8. Ekin 29. maddesi uyarınca ilk tutma süresinin kırk sekiz saatin ötesine uzatılması için Yerel Mahkeme yargıcına başvurmaları gerekmektedir (bkz. yukarıda 32. paragraf); dolayısıyla başvurucular, bir yargıç önüne ilk kez çıkartıldıklarında kırk sekiz saatten daha uzun bir süre tutulmuş olamazlar.
95. Üçüncü olarak, Mahkeme, defaten, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesindeki yargı görevlisinin yürütmeden ve taraflardan bağımsız olması için gereken güvenceleri taşımak zorunda olduğuna karar vermiştir; yargı görevlisi yakalama ve tutmanın hukukiliğini ve gerekçelerini denetlemeye muktedir olmalıdır (tutmayı haklı kılan nedenlerin bulunup bulunmadığına karar vermek için tutma lehine ya da aleyhine etkisi olan koşulların denetimi de dahil); ve tutmayı haklı kılmaya yetecek nedenler yoksa, salıverme kararı alma yetkisine sahip olmalıdır.
96. Yerel Mahkeme yargıcının bağımsız olduğu konusunda görüşler ortaktır. Bu nedenle Mahkeme’nin ele alması gereken iki temel sorudan ilki, başvurucuların tutulmasının hukukiliğini denetlemeye yetecek yargı yetkisine sahip olup olmadığı ve ikincisi ise salıverilmelerine karar vermek için gereken yetkiye sahip olup olmadığıdır.
97. İstinaf Mahkemesi, 32. maddenin madde 5 § 3’e uygun olarak yorumlanması gerektiğine karar vermişse de (bkz. yukarıda 19 ve 21. paragraflar), başvurucular, gözaltı işleminin hukukiliğe ilişkin bir denetimin gözaltı kararının dayanağının ayrıntılı bir analizini içermek zorunda olmadığı ve terör suçlarından kaynaklanan pek çok gözaltı vakasında kaçınılmaz olarak bulunan kısıtları yansıtmak zorunda olduğuna ilişkin argümana itiraz etmişlerdir.
98. Mahkeme, İstinaf Mahkemesi tarafından yapılan yönlendirmenin teorik olduğunu ve dolayısıyla bunun yerel mahkemeler tarafından pratikte nasıl uygulanacağını göstermediğini gözlemler. Ne var ki, Mahkeme, ilkesel olarak, İstinaf Mahkemesinin kararında kendi kararlarıyla çelişen hiçbir şeye rastlamamıştır. Özellikle de, daha önceki davalarda madde 5 § 3’ün gerektirdiği analizin tam içeriğini ve/veya biçimini tanımlamadığını; daha ziyade, yargı görevlisinin gözaltı ve tutukluluğun hukukiliğini ve gerekçelerini denetleyebilmesinin, makul şüphenin varlığı da dahil olmak üzere tutma lehine ya da aleyhine etkisi olan koşulları denetleyebilmesinin ve tutmayı haklı kılan nedenlerin bulunup bulunmadığına karar verebilmesinin gerektiğini belirtmekle yetindiğini kaydeder. Üstelik, yukarıda kaydedildiği gibi (83. paragrafta), yetkililerin terör suçlarını soruştururken “sınırsız yetkileri”nin olmadığını belirtmişse de, bu tür suçların soruşturulmasının yetkililerin karşısına çıkardığı özel sorunları özellikle kabul etmiştir. Bu nedenle, önündeki delillere dayanarak, Mahkeme, İstinaf Mahkemesi tarafından söz konusu mevzuata içkin olduğu öngörülen denetimin, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin gerektirdiği standartları karşılamakta yetersiz kaldığı konusunda başvuruculara katılamamaktadır.
99. Mevcut davada İstinaf Mahkemesi, Yerel Mahkeme yargıcının tutma süresinin uzatılmasına ilişkin kararlarını tutmanın hukukiliğini ele almaktaki başarısızlığından ötürü bozmuşsa da, Yerel Mahkeme yargıcının uzatma kararının dayanağı olarak tutmaya yönelik ihtiyacı değerlendirmekte başarısız olmadığı ve kararını yeterli gerekçeye dayandırdığı kanısına varmıştır (yukarıda 19-20. paragraflar).
100. Yerel Mahkemenin hukuka aykırı bir gözaltı ya da tutuklama durumunda salıverme kararı verme yetkisinin bulunup bulunmadığı bakımından ise, Mahkeme, 2000 tarihli Yasada böyle bir yetki açıkça bulunmasa da, mevcut davada İstinaf Mahkemesinin bu Yasa’nın hükümlerinin Sözleşme’nin 5 § 3 maddesindeki koşullara uygun olarak yorumlanması gerektiği için, Yerel Mahkeme yargıcının ilk gözaltı ya da tutmanın devamı için hukuka uygun bir dayanağın bulunmaması halinde salıverme kararı verme yetkisine sahip olması gerektiğini kabul ettiğini hatırlatır (bkz. yukarıda 19 ve 21. paragraflar). Buna ek olarak, uzatma kararının talep edilmediği ya da verilmediği durumlarda, tutmanın devam ettirilmesi için artık hiçbir yasal dayanak bulunmadığı için, kişinin salıverilmesi gerektiğini kaydeder.
101. Başvurucular, Yerel Mahkeme yargıcının şarta bağlı salıverme kararı verme yetkisine de sahip olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bununla beraber, yukarıda 84. paragrafta kaydedildiği gibi, başvurucuların özgürlükten yoksun bırakmanın ilk denetimini yapan yargısal makamın şarta bağlı olarak salıverme kararı verme yetkisine de sahip olması gerektiği iddiasını Mahkeme içtihadında destekleyen bir şey bulunmamaktadır. Mahkeme, McKay’de (yukarıda geçen, § 47), ilk otomatik hukukilik denetimini yapan yargı görevlisinin tutmanın hukukiliğini ya da başvurucunun bir suç işlediğine ilişkin makul bir şüphenin bulunmasından farklı nedenlerle şarta bağlı olarak salıvermeyi değerlendirme yetkisine de sahip olmasının “oldukça arzu edilebilir” olacağını belirtmiş, fakat bunun Sözleşme’nin getirdiği bir koşul olmadığını ve sorunların neden iki yargı görevlisi tarafından ele alınamayacağı konusunda kural olarak bir neden bulunmadığını vurgulamıştır.
(β) Başvurucuların tutuldukları süre boyunca şarta bağlı olarak salıverilme imkanlarının bulunması gerekir miydi?
102. Tutulmalarının ilk denetimini takiben başvurucular on gün daha polis gözetiminde kalmışlardır. Yedi gün tutulduktan sonra ikinci bir kez Yerel Mahkeme yargıcının önüne çıkartılmalarına rağmen, tutuldukları süre boyunca hiçbir zaman şarta bağlı olarak salıverme kararı verme yetkisi olan bir yargıç önüne çıkartılmadıkları kabul edilmiştir. Bu nedenle başvurucular, 2000 tarihli Yasa’nın 8. Ekindeki şemanın, bir suç isnadında bulunulmaksızın şarta bağlı olarak salıverilmelerinin değerlendirilmek zorunda olmadığı azami yirmi sekiz günlük bir süre boyunca tutulmalarına izin verdiği için, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine uygun olmadığından şikayet etmişlerdir.
103. Mahkeme, 8. Ekteki şemayı in abstracto değerlendiremez; bunun yerine, kendisini önündeki davaya ilişkin olgularla sınırlamalıdır. Bu nedenle başvurucuların azami olarak yirmi sekiz gün boyunca tutulabilecek olmalarına rağmen, mevcut davada on iki gün sonra salıverildiklerini görmezden gelemez. Üstelik nihai bir suç isnadının yokluğunu konuyla ilgili olarak görmemektedir; madde 5 § 3’teki hiçbir şey, gözaltına alınan kişilerin tutulmalarının bu hükme uygun olması için haklarında bir suçlama yapılmasını gerektirmemektedir (Brogan, yukarıda geçen, § 53).
104. Yukarıda 75. paragrafta kaydedildiği gibi, madde 5 § 3, yapısal olarak farklı haklar tanıyan ve aralarında geçici bir bağ bulunmayan iki ayrı konuyla ilgilenmektedir: bir suç işlendiği şüphesi üzerine gözaltı işleminin yapılmasını takip eden erken aşamalar ve bireyin tutulabileceği veya şarta bağlı ya da bağlı olmaksızın salıverilebileceği bir ceza mahkemesi önündeki yargılamaya bağlı olan süreç (bkz. T.W. - Malta, yukarıda geçen, § 49, McKay, yukarıda geçen, § 31 ve Medvedyev - Fransa, yukarıda geçen, § 119). Madde 5 § 3’ün ilk ayağına göre, ilk aşama boyunca, kişinin tutulması, tek başına, bir suç işlediğine ilişkin “makul bir şüphe”nin varlığıyla haklı kılınabilir. Bununla beraber, Mahkeme, bu süreyi belli sayıda gün, hafta, ay ya da yıla veya suçun ağırlığına bağlı olarak çeşitli sürelere tercüme etmeye çalışmamışsa da, belli bir sürenin geçmesinin ardından, şüphenin devamı, tutma süresinin uzatılmasını haklı kılmak için yeterli olmayacaktır (Stögmüller - Avusturya, yukarıda geçen, § 4). Bu nedenle mevcut davada başvurucuların bütün süre boyunca madde 5 § 3’ün ilk ayağına göre tutulup tutulmadıkları veya belli bir noktadan sonra artık tutulmalarına devam edilmesinin “makul şüphe”nin devamıyla haklı kılınıp kılınamayacağına karar vermek Mahkeme’ye düşmektedir.
105. Mevcut davada başvurucular görece kısa bir süre olan iki gün boyunca tutulmuşlardır. Dolayısıyla Mahkeme, bütün süre boyunca, özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının, tutulmanın bir suç işlediklerine ilişkin makul bir şüphenin varlığıyla haklı kılınabileceği “ilk aşamaları”nda olduklarını düşünmektedir; bu nedenle bu süre boyunca şarta bağlı olarak salıverilmelerinin değerlendirilmesi gerekli değildir.
106. Her halükarda, Mahkeme, tutulma süreleri boyunca başvurucuları keyfi tutmaya karşı koruyan çeşitli koruyucuların bulunduğunu kaydeder. İlk olarak, 8. Eke göre, yargıç tutmayı yalnızca azami yedi gün uzatabilir ve toplam süre yirmi sekiz günden fazla olamaz. Yargıç herhangi bir uzatma izni vermeden önce tutma süresinin uzatılmasının gerekli olduğuna inanmak için makul gerekçelerin bulunduğu ve soruşturmanın özenle ve hızla yürütüldüğüne kanaat etmelidir (bkz. yukarıda 36. paragraf). Üstelik, İstinaf Mahkemesinin kararının ardından, yargıç tutmanın hukuka uygun olduğu konusunda da ikna olmalıdır ve tutmayı esas bakımından da incelemelidir. Bazı davalarda tutulan kişiler ve/veya onların temsilcileri duruşmaya alınmayabilirse de, mevcut davada birinci başvurucu ilk denetim sırasında yeminli ifade vermiştir ve her iki başvurucunun argümanları da ikinci denetim sırasında dinlenmiştir (bkz. yukarıda 8. paragraf). Son olarak, başvurucular tutulmalarının devam etmesine yargısal denetim yoluyla itiraz edebilmişlerdir.
107. Tutmayı on dört günün ötesine taşıyacak herhangi bir uzatma için daha sıkı koruyucular mevcuttur; bununla beraber, bu mevcut davada gerekli olmamıştır, çünkü başvurucular on iki günün ardından salıverilmişlerdir.
108. Yukarıda gösterilen nedenlerin ışığında, Mahkeme, başvurucuların özgürlükten yoksun bırakıldıkları süre boyunca şarta bağlı olarak salıverilme imkanının bulunmamasının, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine göre herhangi bir soruna yol açtığını düşünmemektedir.
(γ) Sonuç
109. Yukarıdaki hususlar, Mahkeme’nin başvurucuların 2000 tarihli Yasa’nın 8. Eki uyarınca tutulmalarının Sözleşme’nin 5 § 3 maddesini ihlal etmediği sonucuna ulaşması için yeterlidir.
BU NEDENLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sırasıyla birinci ve üçüncü başvurucu tarafından yapılan 26289/12 ve 29891/12 numaralı başvuruların birleştirilmesine;
...
5. Sözleşme’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri uyarınca İngilizce olarak kaleme alınmış ve 12 Mayıs 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Françoise Elens-PassosPäivi Hirvelä
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
© Avrupa Konseyi/İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 2016
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin resmi dilleri İngilizce ve Fransızca’dır. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin Human Rights Trust Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme çevirinin kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin içtihat veritabanı olan HUDOC’tan () veya Mahkeme’nin bu kararı paylaştığı başka veritabanından yüklenebilir. Bu çeviri, davanın isminin tam olarak yazılması, telif hakkı ibaresi belirtilmesi ve Human Rights Trust Fonu’na atıf yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamının veya bir kısmının ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, belirtilen adresle irtibat kurması rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2016
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2016
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou de toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy