AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MAĞIN/TÜRKİYE
(Başvuru no. 58593/09)
KARAR
STRAZBURG
27 Şubat 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Mağın/Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
6 Şubat 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Hasan Mağın (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 19 Ekim 2009 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 58593/09) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat N. Yıldırım tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 20 Şubat 2013 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
4. İkinci Bölüm Başkan Yardımcısı, 12 Ekim 2016 tarihinde, Hükümeti, İbrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve diğer 3 başvuru, AİHM 2016) kararı ışığında, arzu ederlerse, ek görüşlerini sunmaya davet etmiştir.
5. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme, Hükümetin itirazını değerlendirdikten sonra reddetmiştir (bk. Yivli/Türkiye, no. 12723/11, 14 Kasım 2017).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran, 1977 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.
7. Başvuran 16 Haziran 1999 tarihinde yasadışı bir örgüt olan Hizbullah’a üyelik şüphesiyle yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
8. 21 Haziran 1999 tarihinde polis başvuranın avukat yokluğunda ifadesini almıştır. Başvuran, sorgu sırasında, Hizbullah üyesi olduğunu itiraf etmiş ve yasa dışı olan bu örgüt içerisindeki eylemlerini ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır.
9. Başvuran, 22 Haziran 1999 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde yine avukat yokluğunda Diyarbakır Cumhuriyet savcısı ve Sorgu Hâkimi tarafından sorgulanmıştır. Cumhuriyet savcısı ve sorgu hâkimi karşısındaki ifadelerinde başvuran suçlamaları reddetmiş ve polise vermiş olduğu ifadelerin baskı altında verildiğini ileri sürmüştür. Aynı tarihte, başvuran, sorgu hâkiminin kararı ile tutuklanmıştır.
10. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki Cumhuriyet Savcısı, 30 Haziran 1999 tarihinde mahkemeye başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2 maddesi uyarınca, yasa dışı silahlı örgüt üyesi olduğu iddiasıyla hazırladığı iddianameyi sunmuştur.
11. Başvuran 9 Kasım 1999 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
12. Daha sonra, 16 Haziran 2004 tarihinde 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış ve dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmiştir.
13. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 12 Haziran 2008 tarihinde diğerleri arasında, polise verdiği ifadelere dayanarak başvuranı yeni Türk Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi uyarınca altı yıl üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın mahkûmiyet kararını verirken yasa dışı örgüte ait bir evde ele geçirilen bilgisayar sabit disklerinde ve çıktılarda bulunan bilgileri ve ayrıca, başvuran aleyhine tanıklık etmiş birkaç tanığın ifadelerini göz önünde bulundurmuştur.
14. 4 Haziran 2009 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
15. Avukata erişim hakkı hususundaki ilgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, §§ 27‑31, AİHM 2008) kararında yer almaktadır.
16. 15 Temmuz 2003 tarihli, 4928 sayılı Kanun ile 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi yürürlükten kaldırılmış; dolayısıyla Devlet Güvenlik Mahkemeleri önündeki davalarda sanıkların avukata erişim hakkı üzerine getirilen kısıtlama kaldırılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Hazırlık soruşturması sürecinde başvuranın avukat yardımından faydalanmaması
17. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi kapsamında, hazırlık soruşturması aşamasında avukata erişiminin engellenmesi ve polis tarafından baskı altında alındığı iddia edilen ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kendisini mahkûm etmek için kullanılması nedeniyle savunma haklarının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur.
18. Mahkeme, söz konusu şikâyeti, ilgili kısımları aşağıda verilen Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında değerlendirmeye karar vermiştir:
“1. “Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) mahkeme tarafından, (...) adil yargılanma hakkına sahiptir.”
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
...”
1. Kabul Edilebilirlik Bakımından Değerlendirme
19. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
2. Esas Hakkında
20. Başvuran, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren bir suç işlemekle suçlandığı için avukat yardımından mahrum bırakıldığından ve polis tarafından avukat yokluğunda alınan ifadelerinin mahkûm edilmesi için kullanıldığından şikâyetçi olmuştur.
21. Hükümet, Mahkeme’nin Salduz/Türkiye ([BD] no. 36391/02, AİHM 2008) ve İbrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık ([BD], no. 50541/08 ve diğer 3 başvuru, AİHM 2016) kararlarına atıfta bulunarak, geniş bir manada avukat yardımına erişimin geciktirilmesinde büyük ölçekteki bir yaşam kaybından, planlanan olası saldırılar hakkında bilgi edinme gerekliliğinden ve polisin karşılaştığı ağır kısıtlamalardan kaynaklanan inandırıcı sebepler olduğunu öne sürmüştür. Ancak, Hükümet davanın kendine özgü koşullarına atıfta bulunmamıştır.
22. Mahkeme, başvuranın avukat yardımına erişiminin 3842 sayılı Kanun gereği kısıtlandığını ve bu durumun başvuranın yakalandığı dönemde uygulanan sistematik bir kısıtlama olduğunu kaydetmiştir (bk., yukarıda anılan, Salduz,§ 56). Mahkeme, başvuranın avukat yardımına erişimine getirilen kısıtlamanın sistematik mahiyetinin özünde Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesini ihlal edip etmediğini incelemeyi gerekli görmemektedir. Zira her hâlükârda Hükümet, kısıtlamayı zorunlu kılan herhangi bir sebep sunmamış veya soruşturmanın ilk safhasında avukat yardımından faydalandırılmamış olmasının başvuranın savunma hakkına geri döndürülemez biçimde halel getirmediğini ispat etmemiştir (bk., yukarıda anılan, Salduz, § 58, ve yukarıda anılan, İbrahim ve Diğerleri § 274). Bu bağlamda, Mahkeme, ilk derece mahkemesinin, başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken, başvuranın polise verdiği ifadelere dayandığını ifade etmektedir. Ayrıca, yargılama esnasında delilleri kabul edilebilirlik yönünden incelememiştir. Benzer şekilde, Yargıtay da bu meseleyi şeklî olarak ele almış ve bu eksikliğin giderilmesini sağlayamamıştır (bk. Bayram Koç/Türkiye, no. 38907/09, § 23, 5 Eylül 2017).
23. Yukarıdaki açıklamalar, Mahkemenin, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermesi için yeterlidir.
B.Başvuran hakkındaki ceza yargılamalarının uzunluğu
24. Başvuran, ayrıca yargılamaların uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde düzenlenen “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.
25. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğuna ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruların ele alınması amacıyla yeni bir Tazminat Komisyonu’nun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet başvuran ilgili Tazminat Komisyonu’na başvuru yapmadığı için iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne sürmüştür. Bu iddia ayrıca Mahkeme tarafından Turgut ve Diğerleri/Türkiye davasında ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) kararında da ele alınmıştır.
26. Mahkeme, Ümmühan Kaplan davasındaki kararında (no. 24240/07, 20 Mart 2012), yeni hukuk yolunun yürürlüğe konmasından önce Hükümet’e hâlihazırda bildirilmiş olan davalar kapsamındaki benzer şikâyetleri normal usul doğrultusunda inceleyebileceğine vurgu yaptığını kaydetmektedir.
27. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranların 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmalarına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, (yukarıda anılan) Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir. Bu nedenle Mahkeme, ceza yargılamasının aşırı uzun sürmesine ilişkin şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir (bk. Rıfat Demir/Türkiye, no. 24267/07, § 35, 4 Haziran 2013; ve Yiğitdoğan/Türkiye (no. 2), no. 72174/10, § 59, 3 Haziran 2014).
II. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ HAKKINDA
28. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, yargılamayı yürüten mahkemenin iç hukukta bulunan süre sınırı ve etkin pişmanlık konularının yorumlanmasında başarısız olmasından şikâyetçi olmuştur. Başvuran, ek olarak yargılamayı yürüten mahkemenin elinde bulunan ve ilgili hukuki mercilere zamanında verilmeyen bazı delilleri dikkate aldığını iddia etmiştir.
29. Mahkeme, elinde bulunan tüm belgeler ışığında ve şikâyette bulunulan hususun yargı yetkisine girdiği ölçüde, bu şikâyetlerin Sözleşme veya Ek Protokol’lerde belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlaline işaret etmediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu şikâyetleri, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddetmektedir.
30. Son olarak başvuran, Sözleşme’nin 5 §§ 1 (c), 3, 4 ve 5 maddeleri kapsamında, tutuklanmasından makul bir şüphenin olmayışından, polis tarafından gözaltında tutulma ve tutuklu yargılanma süresinin uzunluğunun aşırı olduğundan ve tutukluluğunun hukuka aykırılığına itiraz edebileceği etkin bir iç hukuk yolunun bulunmamasından şikâyet etmiştir.
31. Mahkeme bu şikâyetlerin zamanında ileri sürülmediği ve dolayısıyla Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca altı aylık kurala uymaması sebebiyle reddedilmesi gerektiği görüşündedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
32. Başvuran 425.000 Türk lirası (TRY) ( yaklaşık 150.000 avro) maddi ve 100.000 avro manevi tazminat talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, avukatlık masrafları için 5.750 TRY (yaklaşık 2.030 avro) ve tercüme masrafları için 1000 TRY (yaklaşık 350 avro) talep etmiştir. Başvuran, bu talebini desteklemek amacıyla, Diyarbakır Barolar Birliği’nin ücret baremini ibraz etmiştir. Ancak, başvuran herhangi bir makbuz veya diğer ilgili belgeleri ibraz etmemiştir.
33. Hükümet, başvuranın adil tazmine ve avukatlık ücretlerine ilişkin taleplerinin aşırı ve dayanaksız olduğunu ileri sürerek itirazda bulunmuştur.
34. Mahkeme, somut davada, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin ihlal edilmemiş olması hâlinde, yargılamaların nasıl sonuçlanabileceği hususunda herhangi bir tahminde bulunamayacağı görüşündedir (bk. yukarıda anılan, Ibrahim ve Diğerleri § 315).
35. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin yargılamanın yenilenmesine olanak sağladığını kaydetmektedir. Mahkeme, en uygun telafi yolunun, başvuran talep ettiği takdirde, Sözleşme’nin 6. maddesinin koşullarına uygun şekilde başvuranın yeniden yargılanmasının sağlanması olacağına kanaat getirmiştir (bk. yukarıda anılan Salduz, § 72, ve Abdulgafur Batmaz/Türkiye, no. 44023/09, § 58, son cümle, 24 Mayıs 2016). Mahkeme ayrıca bu şartlarda ihlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. yukarıda anılan Bayram Koç, § 29).
36. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mahkeme, mevcut belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana, mahkeme önünde gerçekleşen masraflarını karşılayacak şekilde, 850 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmıştır (bk. yukarıda anılan, Bayram Koç, § 30-32).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin, başvuranın hazırlık soruşturması sırasında avukata erişiminin engellemesine ilişkin şikâyetleriyle ilgili olarak uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
4. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, aşağıdaki miktarın, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere ödenmesine:
(i) Masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 850 avro (sekiz yüz elli avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 27 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy