© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
173 No’lu Mahkeme içtihadına ilişkin Bilgi Notu
Nisan 2014
Magyar Keresztény Mennonita Egyház ve diğerleri/Macaristan - 70945/11, 23611/12, 26998/12 vd.
Karar 8.4.2014 [Seksiyon II]
11. Madde
11-1. Madde
Örgütlenme Özgürlüğü
Başvurucu kiliselerin Devlet’ten tekrar maddi yardım elde edebilmek için yeniden birleşik statü tescili gerekmesi: ihlal
Olaylar – Kimi kiliseler tarafından Devlet fonlarının suiistimaliyle ilişkili sorunları çözme amacıyla çıkartılan 2011 Kilise Yasası kapsamında iki aşamalı bir kilise tanıma sistemi getirilmiştir. Birtakım kiliseler kanun marifetiyle birleşik kilise sayılmış ve inançla bağlantılı faaliyetlerde bulunmak için Devlet’in sağladığı belirli parasal ve mali avantajlardan yararlanmaya devam etme hakkına sahip olmuştur.
Başvurucuların hepsi dini cemaatler veya söz konusu cemaatlerin din adamları veya üyeleridir. 2011 Yasası’nın çıkartılmasından önce kilise olarak tescil edilmiş ve Devlet fonlarından yararlanan başvurucu kiliseler otomatik olarak birleşik sayılan kiliseler arasına dahil edilmemiştir. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bir kararın ardından, başvurucularınki gibi dini dernekler veya cemaatler kilise olarak işlev göstermeye ve kendilerini kilise olarak nitelendirmeye devam edebilmiştir. Ne var ki 2011 Yasası, başvurucular gibi kiliselerin yeniden maddi avantaj ve yardımlara erişim elde etmek istiyorlarsa birleşik kiliseler olarak tescil edilmek üzere Parlamento’ya başvurmasını gerektiren kısmıyla geçerliliğini sürdürmüştür. Belirli bir kilisenin birleşik olup olamayacağı üyelerinin sayısına ve varlık süresine bağlı olup, demokrasiye karşı tehlike oluşturmadığını da kanıtlaması gerekiyordu.
Esas – 11. Madde (9. madde ışığında yorumlandığında): Başvurucuların kilise olarak tescilinin kaldırılması 9. ve 11. maddeler kapsamındaki haklarına yönelik bir müdahale oluşturmaktaydı. Bu tedbirin 2011 Yasası’nda bir dayanağı bulunmakta ve dini faaliyetlere karıştığı iddia edilen kurumların Devlet’ten hileli bir biçimde maddi yardım elde etmesini engellemek şeklindeki meşru amaca hizmet etmekteydi. Mahkeme söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmeye girişmiştir.
9. madde ile birlikte okunduğunda 11. madde kapsamında dini örgütlerin özel bir hukuki statüye sahip olma hakkı yer almamaktaydı. Devlet’in sadece, medeni hukuk kapsamında bu örgütlere tüzel kişilik elde etme imkânı sağlaması gerekmekteydi. Ancak Mahkeme, Devlet’in başka mezheplere bu hakkı tanırken bir dini örgütü tanımayı ve desteklemeyi reddetmesi halinde söz konusu dine mensup olan kişilerin kendilerine hoş gözle bakılmayıp sadece müsamaha edildiğini hissetme riskini görmezden gelemez. Böyle bir düşük konum algısı durumu, kişinin dinini açıklama özgürlüğüne uzanmaktadır. Dahası, yetkili makamlarca saptanan soruna dair, yargısal denetim veya suiistimal niteliği taşıdığı kanıtlanan kiliselerin tasfiyesi gibi sertlik derecesi daha düşük çözümlerin elverişli bulunmadığı da kanıtlanmamıştır. Şikâyet konusu yapılan mevzuatın, var olan ve faal bulunan kiliselerin yasal çerçevelerinden, bazı hallerde çok kapsamlı maddi sonuçlara yol açacak ve itibarlarını etkileyecek şekilde mahrum kalmasına sebep olmuştur.
İki aşamalı bir kilise tanıma sistemi bu haliyle Devletlerin takdir yetkisine girebilir ve böyle bir sistem normalde, bunu benimseyen ülkelerin tarihsel-anayasal geleneklerine ait olurdu. Ancak Hükümet, 2011 Yasası kapsamındaki birleşik kiliseler listesinin Macaristan’ın tarihsel geleneğini tam anlamıyla yansıttığını kanıtlayan ikna edici hiçbir delil sunmamıştır. Öğretilerinin içeriği hakkında bilgi sunulmadığı için tescil talebinin reddi, tanıma talep eden mezhebin demokratik bir toplum için herhangi bir tehlike oluşturup oluşturmadığını saptama ihtiyacıyla mazur görülebilirdi. Ne var ki başvurucular Macaristan’da yıllardan beri dini cemaatler olarak hukuka uygun biçimde faaliyet göstermekteydi ve bunların hukuka aykırı veya suiistimal niteliği taşıyan faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle varlıklarını sorgulamak amaçlı herhangi bir işlem başlatılmış olduğuna dair hiçbir delil bulunmamaktaydı. Dolayısıyla yeniden tescillerini gerektiren sebepler son derece ağır ve ikna edici olmalıydı.
Kişinin dinini veya inancını açıklama özgürlüğünün başvurucu kiliselere veya bunların mensuplarına Devlet bütçesinden ek fon temini hakkı vermediği doğrudur. Ancak dini topluluklara dini amaçları sürdürmelerini kolaylaştıran imtiyazlar tanınmıştır ve dolayısıyla Devlet makamlarının bu imtiyazları verirken tarafsız olma yükümlülüğü bulunmaktaydı. Devlet dini örgütlere böyle haklar verip vermemeye kendi isteğiyle karar vermekle birlikte, bu yardımları tanırken, kısarken veya kaldırırken ayrımcı tedbirler alamaz. Bunun yanı sıra, Devletler dini cemaatlerle işbirliği biçimlerini seçerken hatırı sayılır bir özgürlüğe sahiptir, buna söz konusu imtiyazları yasama tedbirleriyle yeniden şekillendirme imkânı da dahildi. Ancak Devlet tarafsızlığı, partner seçiminin, bir dini cemaat mensuplarının kendilerini dini sebeplerden ötürü, Devlet’in cemaatlerine karşı daha az lütufkâr bir tutum takınması nedeniyle ikinci sınıf vatandaş olarak hissetmelerine yol açacak durumları önleyecek belirlenebilir kriterlere dayandırılmasını gerektirmeydi. Somut davada yardımların kaldırılması sadece, başvurucuların da aralarında yer aldığı kimi mezheplere yönelikti.
Mahkeme başvurucu kiliselerin dinlerini tüzel kişilikler olarak sürdürmelerinin engellendiğine dair hiçbir emareye rastlamamıştır. Ne var ki, mevzuat kapsamında, kiliseler tarafından ifa edilen kimi dini faaliyetler dini derneklere açık değildir; bu durumun dini örgütlerin kolektif din özgürlüğü hakkı üzerinde bir tesiri bulunmaktadır. Bu nedenledir ki, söz konusu ayırım Devlet’in tarafsızlığı şartını karşılamamakta olup farklı muamele için objektif dayanaklardan yoksundu.
Mahkeme, daha yumuşak tedbirler uygulamak yerine başvurucuların kilise statülerini toptan kaldırarak, siyasete bulaştırılmış ve gerekçesi şüpheli bir yeniden tescil prosedürü getirerek ve son olarak da, başvuruculara sadece işbirliği olanakları açısından değil, inançla ilişkili faaliyetlere yönelik yardımlara hak kazanmak konusunda da birleşik kiliselerden farklı davranarak, yetkili makamların başvurucu cemaatler karşısında tarafsızlık ödevini ihmal etmiş olduğu sonucuna varmıştır. Tek tek ve toplu biçimde ele alındığında bu unsurlar, şikâyet konusu tedbirin “acil bir toplumsal ihtiyaca” tekabül ettiğinin söylenemeyeceği anlamına gelmekteydi.
Sonuç: ihlal (ikiye karşı beş oyla).
41. Madde: İhlal tespiti beş bireysel başvurucunun uğradığı manevi zararlar bakımından yeterli adil karşılık oluşturmaktaydı. Başvurucu cemaatlerle ilgili mesele saklı tutulmuştur.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Yazı İşleri tarafından hazırlanmış bu özet Mahkeme’yi bağlamamaktadır.
İçtihat Bilgi Notları için buraya tıklayınız
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy