AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MAHMUT SEZER / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 43545/09)
KARAR
(Adil tazmin)
STRAZBURG
1 Mart 2016
İşbu karar kesinleşmiş olup, şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Mahmut Sezer / Türkiye davasında,
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı, Abel Campos’un katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 9 Şubat 2016 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USULTürkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (43545/09 No.’lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Mahmut Sezer’in (“başvuran”) 3 Ağustos 2009 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.23 Eylül 2014 tarihli kararla ("esas hakkında verilen karar"), Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.Sözleşme’nin 41. maddesinin mevcut aşamada uygulanmasına yer olmaması sebebiyle Mahkeme, bu hakkı saklı tutmuş ve Hükümet ile başvuranı, altı aylık bir süre içinde bu konuya ilişkin yazılı görüşlerini sunmaya ve özellikle varabilecekleri her türlü uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet etmiştir.Dostane çözüme gidilmesini sağlayacak herhangi bir anlaşmaya varılmamıştır.Hem başvuran hem de Hükümet görüşlerini sunmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Şayet Mahkeme, işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku, bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuran, maddi zarar bağlamında 437.764,27 avro talep etmektedir.Başvuran aynı zamanda, 940.000 yeni Türk lirası (341.000 avro) tutarında bir kamulaştırma bedelinin tazminat olarak ödenmesi yoluyla taşınmazının kamulaştırılmasını talep etmektedir.Adil tazmin taleplerini desteklemek amacıyla başvuran, yargı dışı bir bilirkişi incelemesi sunmuştur. Başvuran tarafından görevlendirilen bilirkişilere göre, taşınmazın 1982 yılındaki değerinin, düşük bir tahmin olarak, 28.400.000 eski Türk lirası (195.000 Amerikan doları) ve yüksek bir tahmin olarak, 34.000.000 eski Türk lirası (233.000 Amerikan doları) arasında olduğu kanaatine varılabilmektedir. Söz konusu bilirkişilerin görüşlerine göre, taşınmazı kullanma olanağının bulunmamasından kaynaklanan zararın, taşınmazın 1982 yılındaki mübadele değerine Libor faiz oranı (Londra bankalar arası teklif oranı) uygulanarak elde edilen, bir çeşit yıllık gelire karşılık gelmesi gerekmektedir. Hükümet, başvuranın taleplerinin aşırı ve dayanaktan yoksun olduğu kanaatine vararak, Mahkeme’yi bu talepleri reddetmeye davet etmektedir. Hükümet, başvuran tarafından sunulan bilirkişi raporunda, taşınmazın 1982 yılındaki değerinin kesin olarak belirlenmediğini ve böylelikle, ilgilinin maruz kaldığı zararın doğru bir şekilde hesaplanamayacağını ileri sürmektedir. Taşınmazın kamulaştırılması talebine ilişkin olarak, Hükümet, bu talebin Mahkeme’nin esas hakkında verdiği kararda tespit edilen ihlalin niteliğiyle ilgili olmadığı kanaatine varmaktadır.
1. Esas hakkında verilen karar hakkında
Mahkeme, esas hakkında verdiği karar çerçevesinde, aşağıdaki sebeplerle, Sözleşme’ye Ek 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını kaydetmektedir:
- Başvuranın 8 Şubat 1977 tarihinde satın aldığı, Avcılar’da (İstanbul) bulunan ve 338 m2 yüzölçümüne sahip taşınmazı, tapu sicilinde imarlı arsa olarak görünmesine rağmen, 1982 yılından beri, imar planında "yeşil alan" olarak sınıflandırılmaktadır.
- Bu durum sadece taşınmaza inşaat yasağı getirilmesine yol açmamış, aynı zamanda, söz konusu mülkün kullanılabilirliğinin de sürekli olarak kısıtlanmasına neden olmuştur.
- İdare bununla birlikte, başvuranın taşınmazını kamulaştırmamıştır.
- Şüphesiz mülkiyetten yoksun bırakma söz konusu olmamıştır, zira başvuranın mülkiyet hakkına hukuki açıdan dokunulmamış, ancak söz konusu tüm dönem boyunca, başvuran mülkiyetinin akıbeti hakkında tam bir belirsizlik içinde kalmıştır.
- Bu durum, taşınmazının arsa olarak sınıflandırılmasına rağmen, taşınmazı üzerinde inşaat yapamayan başvuranın mülkiyet hakkını tam anlamıyla kullanmasını engellemiştir.
- Bu durum ayrıca, diğerlerinin yanı sıra, başvuranın taşınmazını satma ihtimalini önemli ölçüde yitirmesi nedeniyle kendisini kazanç elde etme imkânından mahrum bırakarak, olumsuz sonuçlar doğurmuştur.
- Son olarak, başvuranın kaybı herhangi bir tazminat ile telafi edilmemiştir. Başvuran dolayısıyla bir yandan, kamu yararı gereklilikleri ve diğer yandan, mülkiyetine saygı hakkının korunması arasında bulunması gereken adil dengeyi bozan, özel ve aşırı bir yüke katlanmak zorunda kalmıştır.
2. Adil tazmine karar verilmesine ilişkin genel ilkeler Mahkeme, ihlal tespitine ilişkin bir kararın, davalı devlete, ihlale son verme ve bu bağlamda ortaya çıkan sonuçları, mümkün olduğunca ihlalden önceki duruma dönebilmeyi sağlayacak şekilde ortadan kaldırma yönünde bir hukuki yükümlülük getirdiğini hatırlatmaktadır (Iatridis/Yunanistan (adil tazmin) [BD], No. 31107/96, § 32, AİHM 2000‑XI). Şayet ihlalin niteliği, başvuranın durumunu ihlalden önceki haline getirmeye (restitutio in integrum) olanak sağlıyorsa, Mahkeme’nin bunu yerine getirme imkânı ya da yetkisi bulunmaması sebebiyle, bu yükümlülük davalı devlete ait olmaktadır. Buna karşın, ulusal hukuk, ihlalin sonuçlarını gidermeye imkân vermiyorsa veya eksik bir şekilde gideriyorsa, Sözleşme’nin 41. maddesi, Mahkeme’ye, gerektirdiği takdirde, mağdur olan tarafa, kendisince uygun görülen tazminatın ödenmesine karar verme yetkisi vermektedir (Brumarescu/Romanya (adil tazmin) [BD], No. 28342/95, § 20, AİHM 2000‑I).
3. Bu ilkelerin mevcut davaya uygulanması
a) İlk değerlendirmeler Mahkeme, davanın kendine özgü koşullarında, başvuranın şüphesiz, yukarıda belirtilen unsurlardan doğan bir zarara maruz kaldığı kanısına varmaktadır (15. paragraf). Mahkeme, başvuranın mülkiyetine saygı hakkını kullanmasına yapılan müdahalenin kamu yararı gerekliliklerini karşıladığının tespit edildiğini ve bu durumun yasa dışı ya da keyfi herhangi bir eylemin saptanmadığı anlamına geldiğini hatırlatmaktadır (bk. esas hakkındaki kararın 34. paragrafı). Böylelikle Mahkeme, meşru bir davranışın mali sonuçlarının, hukuka aykırı bir davranışın mali sonuçlarına benzetilememesi sebebiyle, davalı devlet tarafından ödenmesi gereken tazminatı belirlemek için bu tespiti göz önünde bulunduracaktır (Elia S.r.l./İtalya (adil tazmin), No. 37710/97, § 20, 22 Temmuz 2004).
b) Hesaplama yöntemi
Mahkeme öncelikle, mevcut dava çerçevesinde, esas hakkında verilen kararda tespit edilen ihlalin niteliğinin, kendisine restitutio in integrum ilkesinden hareket etme imkânı vermediği kanısına varmaktadır (Eski Yunan kralı ve diğerleri/Yunanistan, [BD] (adil tazmin), No. 25701/94, § 75, 28 Kasım 2002, ve Beyeler/İtalya (adil tazmin) [BD], No. 33202/96, §§ 20-21, 28 Mayıs 2002). Bunun temel nedeni, başvuranın mülkiyet hakkına hukuki açıdan dokunulmamış olmasıdır. Dolayısıyla, somut olayda belirlenmesi gereken tazminatın, ihtilaf konusu müdahalenin sonuçlarını tamamen ortadan kaldırma fikrini yansıtması gerekmemekteydi (yukarıda anılan, Eski Yunan kralı ve diğerleri, § 78, ve Papamichalopoulos ve diğerleri/Yunanistan (50. madde), 31 Ekim 1995, §§ 36 ve 39, A serisi No. 330-B). Bu tazminat esasen, şikâyet edilen ihtilaf konusu durum nedeniyle mülkiyet hakkından tamamen yararlanamamış olan başvuranın uğradığı zararın ödenmesini amaçlayacaktır. Mahkeme ardından, davanın kendine özgü koşullarının, maddi zararın kesin olarak belirlenmesini sağlayacak nitelikte olmadığı kanaatine varmaktadır. Gerçekte, söz konusu olan zararın türü, kendiliğinden şüpheli bir nitelik taşımaktadır ve bu durum da zararın tazmin edilmesi için gereken meblağların kesin olarak hesaplanmasını imkânsız kılmaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç (50. madde), 18 Aralık 1984, § 32, A serisi No. 88, ve Lallement /Fransa (adil tazmin), No. 46044/99, § 16, 12 Haziran 2003). Mahkeme nazarında, başvuranın taşınmazının 1982 yılından beri kullanılamaz olduğunu dikkate almak gerekmektedir. Dolayısıyla argümanın başlangıç noktası, taşınmazın yine aynı dönemdeki muhtemel değeri olmalıdır. Mahkeme bu sebeple, başvuranın taşınmazının mevcut satış değeri karşılığında kamulaştırılmasına ilişkin taleplerini göz ardı etmektedir, zira Hükümet’in de altını çizdiği gibi, bu talep, esas hakkında verilen kararda tespit edilen ihlalin niteliğiyle doğrudan ilişkili değildir. Yine taşınmazın 1982 yılındaki değerini hesaplamak için Mahkeme, başvuranın görüşlerine cevaben sunduğu kendi görüşleri çerçevesinde herhangi bir bilirkişi raporu ibraz etmemiş olan davalı Hükümet tarafından itiraz edilmeyen ve başvuran tarafından sunulan bilirkişi incelemesinin sonuçlarından hareket edilmesinin uygun olacağı kanaatine varmaktadır. Mahkeme dolayısıyla, bilirkişiler tarafından belirtilen miktarların ortalamasını kullanmaya karar vermektedir (yukarıda 10. paragraf). Taşınmazın olası değeri belirlendiğinde, Mahkeme, başka unsurlar bulunmadığında, dikkate alınan dönem boyunca taşınmazın kullanılamaz oluşundan kaynaklanan zararın, böylelikle belirtilen taşınmazın mübadele değerine tüm bu süreç için yasal faiz oranının uygulanmasına karşılık gelen bir meblağın ödenmesiyle tazmin edilmesi gerektiği kanısına varmaktadır (Terazzi S.r.l./İtalya (adil tazmin), No. 27265/95, § 37, 26 Ekim 2004, yukarıda anılan, Elia S.r.l. kararı, § 25, Rossitto/İtalya, No. 7977/03, § 64, 26 Mayıs 2009, ve Hakan Arı/Türkiye, No. 13331/07, § 57, 11 Ocak 2011). Bu değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, bu miktar üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, maddi zarar bağlamında başvurana 90.000 avro ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmaktadır.
B. Gecikme faizi
30. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİLİRĞİYLE,
a) Davalı devletin, üç ay içinde, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvurana maddi tazminat olarak, 90.000 avro (doksan bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranının uygulanmasının uygun olduğuna;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; ardından Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 1 Mart 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy