171 No’lu (Şubat 2014) Bilgi Notu’ndan alıntıdır
Makbule Kaymaz ve Diğerleri / Türkiye – 651/10 - 25.2.2014 tarihli Karar [2. Bölüm]
Olay ve olgular – Başvuranlar, A. Kaymaz’ın eşi, annesi ve erkek kardeşi ve U. Kaymaz’ın annesidir. Çok sayıda silahlı ve şüpheli kişinin, terör saldırısı planlamak amacıyla Kaymaz ailesinin evine gittiğine yönelik isimsiz bir ihbarın ardından, Kaymaz ailesinin evi, 20-21 Kasım 2004 tarihinde yirmi dört saat boyunca gözlem altında tutulmuştur. Cumhuriyet savcısı 21 Kasım’da, eve yönelik arama emri çıkartmıştır. Saat 17:00 sularında, baba A. Kaymaz ile 13 yaşındaki oğlu evlerinin yanında vurularak öldürülmüştür. Aynı gün düzenlenen rapora göre, baba ve oğlu, kolluk kuvvetleri ile girilen bir silahlı çatışmada öldürülmüştür. Cumhuriyet savcılığı 22 Kasım’da kendiliğinden bir soruşturma açmıştır. Tanıklar ve polis memurları dinlenmiş ve adli tıp raporları düzenlenmiştir. 2004 yılının Aralık ayında, meşru müdafaa durumunu aşacak şekilde ölümcül güç kullanımından kaynaklan cinayet suçlamasıyla, dört polis memuru hakkında bir iddianame düzenlenmiştir. Polis memurları, 2007 yılının Nisan ayında, ağır ceza mahkemesinin kararıyla beraat etmişlerdir. Başvuranların temyizi reddedilmiştir.
Hukuki değerlendirme – 2. madde
(a) Esas açısından – Polis eyleminin amacı, 2. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen amaçlardan biri olan usulüne uygun olarak yakalamanın gerçekleştirilmesiydi. İki kişi, polis memurları tarafından vurularak öldürülmüştür. Bu nedenle, ispat yükümlülüğü yetkililere aitti.
Polis memurlarının veya evde yaşayan aile üyelerinin yaşamlarını tehlikeye atmamak amacıyla, şüphelilerin gözetim altındaki evi terk ettiklerinde yakalanmalarına karar verilmiştir. Gözetim süresince, herhangi bir şüpheli olay kayda alınmamıştır. Bu nedenle, isimsiz ihbar dışında polisin herhangi bir ipucu bulamadığı anlaşılmıştır. Teröristlerin evin içinde gizlendiğini gösteren ya da evde bir terör saldırısı planlandığına işaret eden herhangi bir delil dosyada bulunmamaktaydı. Ayrıca, 21 Kasım 2004 tarihinde, A. Kaymaz’ın, arabasını çamurdan çıkartmaya yardımcı olmak için bir kişiyle birlikte evinden ayrıldığı dikkate alındığında, söz konusu gözetimle ilgili olarak belirli sorular ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra, şüphelilere ateş ettiklerini belirten üç polis memuru, olayın aniliğini vurgulamışlardır. Ancak, operasyon polis tarafından planlanmıştı. Bu nedenle, operasyonda yer alan polislerin, daha dikkatlice hazırlanması gerekmekteydi. Dolayısıyla Mahkeme, yaşam hakkına yönelik herhangi bir riskin en aza indirildiğinin güvence altına alınması için polis memurlarının gerekli dikkati gösterdiğine ikna olmamıştır.
Olay ve olgulara ilişkin farklı anlatımlar taraflar tarafından iletilmiştir. Olay ve olguların ağır ceza mahkemesi tarafından yapılan adli tespitine göre, polis memurları görevlerini icra ederken, başvuranların aile üyelerinin açtıkları ateşe karşı kendilerini savunmak amacıyla karşılık vermişlerdir. Ancak başvuranlar, akrabalarının olay esnasında silahsız oldukları için, yargısız infaz kurbanı olduklarını ve emniyet güçleri tarafından kasten öldürüldüklerini ileri sürmüşlerdir. Mevcut belgelerin ışığında ve herhangi bir somut delilin yokluğunda, belirtilen iddia bir varsayım ve tahmin olarak görülmüştür. Belirtilen şartlar altında, A. ve U. Kaymaz’ın polis tarafından kasten öldürüldüğü, makul şüphelerin ötesinde sabit bulunmamıştır.
Olay ve olguların ağır ceza mahkemesi tarafından belirlenmesinde, esas olarak olay yerinde bulunan polis memurlarının savcılık tarafından alınan ve 4 Aralık 2004 tarihinde kaydedilen ifadelerine dayanılmıştır. Bu sürecin 10 gün sürmesi, yetkililerin gerekli çabayı göstererek hareket etmediklerini ortaya koymuştur. Polis memurları arasındaki gizli anlaşma riski göz ardı edilemez. Polis memurlarının olaylara ilişkin anlattıkları zaman geçtikçe değişiklik göstermiştir. Olaylara ilişkin olarak belirtilen iki farklı anlatımda, olay yerinde bulunan boş kovanların konumuyla tutarlı değildi. Söz konusu çelişkinin kökeninin araştırılması, sanık polis memurları tarafından verilen ifadelerin güvenilirliğinin değerlendirilmesinde ulusal yetkililere yardımcı olabilirdi. Özellikle, ağır ceza mahkemesi “iki grupta olay esnasında hareket ettiği için, tüm boş kovanların başlangıçtaki yerlerinde kalmadığını” belirterek, söz konusu çelişkiyi dolaylı olarak kabul etmiştir. Ancak, belirtilen neden, bazı kovan ya da mermilerin varlığını veya yokluğunu açıklamamıştır. Sonuç olarak, polis memurlarınca verilen ifadelerin güvenilirliği, ulusal yetkililerce ayrıntılarıyla değerlendirilmemiştir. Ayrıca, ilk izlenime göre Hükümetin beyanlarında, başvuranların akrabalarının silahlı oldukları ve olay esnasında belirtilen silahları kullandıkları ileri sürülmüştür. Ancak, belirtilen olayın biri 13 yaşında olmak üzere iki kişinin ölümüyle sonuçlanan bir olay olmasından dolayı, ulusal yetkililerin, özelliklede polislerin ifadelerinde çıkarmalar ve tutarsızlıklar olması nedeniyle, polis memurlarının olaylara ilişkin anlattıklarını hemen kabul etmeden önce daha fazla olası ipucunu incelemeleri gerekirdi. Adli tıp raporları, silahların en son kullanımına ve maktulün ellerinde tespit edilen barut izinin kaynağına ilişkin şüpheleri gidermemiş olmasına rağmen, başvuranların akrabalarına ait cesetlerin yanında bulunan silahlardaki parmak izlerini almaya yönelik herhangi bir girişim olmamıştır. Kabul edilmelidir ki, Mahkeme, ek adli rapor ve incelemelerin, ulusal yetkililerin daha farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayıp sağlamayacağına yönelik kuramsal olarak herhangi bir yorumda bulunamaz. Bununla beraber, delillerdeki boşluklar, diğer olası çözümlerin aranmasına yönelik isteksizliği göstermiştir. Buna karşın, ek adli inceleme ve araştırma, ağır ceza mahkemesinin daha güvenilir bir kanıya varmasına ve başvuranlar tarafından yasalara uygun şekilde ileri sürülen bazı ipuçlarını reddetmesine olanak sağlardı. Sonuç olarak, soruşturma organlarına atfedilebilir eksiklikler, başvuranların akrabalarına karşı kullanılan ölümcül gücün “mutlak zorunlu” olanı aşmadığına yönelik bir tespitin yapılmadığı sonucunu doğurmuştur.
Yukarıda belirtilenler dikkate alındığında, A. ve U. Kaymaz’ın hayatlarını kaybettiği polis operasyonu, tüm riskleri olabildiğince azaltacak şekilde hazırlanmamış ve denetlenmemiştir. Ayrıca, mevcut davada kıllanılan ölümcül gücün, Sözleşme’nin 2. maddesi anlamı dahilinde mutlak zorunlu olduğu tespit edilmemiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
(b) Usul açısından – Cumhuriyet savcısı, olaydan 10 gün sonrasına kadar, olayda yer alan polis memurlarını dinlememiştir. Ayrıca polis memurları, olaydan sonra birbirlerinden ayrı tutulmamışlardır ve savcılık dâhil olmadan önce, kendilerinden idari soruşturmayla bağlantılı olarak ifade vermeleri istenmiştir. Söz konusu polis memurları arasında ya da polis memurları ile diğer meslektaşları arasında gizli anlaşma yapıldığını gösteren herhangi bir şey bulunmamasına rağmen, bu tür bir gizli anlaşma riskinin azaltılmasına yönelik uygun işlemlerin yapılmaması, soruşturmanın etkinliğine zarar veren büyük bir kusur olarak görülebilir.
Ayrıca, operasyonun hazırlanması açısından ifadelerinin kilit rol oynamasına rağmen, Kaymaz ailesinin evinin gözetlenmesinden sorumlu iki polis memuru, bir yıl geçene kadar dinlenmemiştir. Belirtilen husus, soruşturmayı yürüten yetkililerin, gözetlemenin nasıl gerçekleştirildiğini daha yakından incelemekle uğraşmadıklarını ve terörle mücadele operasyonunun, ölümcül güç kullanımına başvurmayı olabildiğince en aza indirecek şekilde hazırlanıp hazırlanmadığını ve denetlenip denetlenmediğini belirleme yoluna gitmediklerini göstermiştir.
Üstelik ağır ceza mahkemesi, başvuranların olayın yerinde tekrar kurgulanmasına yönelik taleplerini reddetmiştir. Olay yerinin krokileri ve polis memurlarına ait silahlardan ateşlenen boş kovanların konumları dikkate alındığında, bu tür bir yeniden kurgulama büyük öneme sahip olup, sanık polis memurlarının ve başvuranların avukatlarının huzurunda gerçekleştirilmeliydi. Bu soruşturma işlemi, ulusal yetkililerinin çeşitli varsayımlar oluşturmalarına ve polis memurları tarafından verilen ifadelerin güvenilirliğini değerlendirmelerine olanak sağlardı. Özellikle toplanan kovanların konumu polis memurlarının ifadeleriyle tutarlı olmadığı için, ulusal yetkililer sadece bu şekilde çelişkileri aydınlatabilirdi. Başvuranların yinelenen taleplerine karşın bu tür bir yeniden kurgulamanın gerçekleştirilmemesi, ulusal yetkililerin olayların belirlenmesine katkıda bulunmalarına yönelik konumlarına ciddi ölçüde zarar vermiştir.
Son olarak, başvuranların akrabalarına ait cesetlerin yanında bulunan silahlardaki parmak izlerinin incelenmesine yönelik herhangi bir girişimin olmayışı tedirgin edici olmuştur.
Polis memurları ve başvuranların akrabaları arasında yaşanan çatışmayı, polis memurları dışında yakından gören herhangi bir tanık olmaması nedeniyle, soruşturmadaki kusurlar çok daha üzücü olmuştur. Bu nedenle, söz konusu kusurların, soruşturmanın niteliğine zarar verdiği ve soruşturmanın, ölümlere ilişkin koşulların tespit edilmesine yönelik yeterliğini azalttığı sonucu çıkarılmıştır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Mahkeme ayrıca, 2. madde ile birlikte ele alındığında 3. ve 14. maddelerin ihlal edilmediğini tespit etmiştir.
Madde 41: manevi tazminat olarak 70.000 avro; maddi tazminat olarak 70.000 avro ödenmesine karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy