Mansur Yalçın ve Diğerleri / Türkiye-21163/11 - 16.09.2014 tarihli karar [II. Bölüm]
Olaylar – Başvuranların çocukları okula gitmelerinin zorunlu olduğu yaşlardadır. Kendileri Alevi topluluğunun üyeleridir.
Başvuranlar, ilkokul ve ortaokullarda zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri düzenlemesinin dini inançlarına saygı haklarına ihlal oluşturmasından şikâyet etmektedirler.2001- 2012 eğitim ve öğretim yılında, Mahkeme’nin Hasan ve Eylem Zengin / Türkiye kararının yayınlanması ardından, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine ilişkin ders kitaplarında ve eğitim müfredatında önemli değişiklikler yapılmıştır.
Hukuki Değerlendirme–Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. Maddesi: Hasan ve Eylem Zengin kararının yayınlanmasının ardından zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri müfredatında değişiklikler yapılmıştır. Değişiklikler Türkiye’de esasen Alevi inancı da dâhil olmak üzere var olan çeşitli inançlar hakkında bilgi edinilmesini sağlamayı amaçlamaktadır; ancak ağırlıklı olarak, Türk nüfusunun çoğunluğu tarafından yorumlanan ve uygulanan İslam bilgisi üzerine odaklanıldığından, müfredatın temel hususları gerçek anlamda yenileştirilmemiştir. İlgili dava İslam kavramı üzerine bir tartışmaya ilişkin olduğundan, bu tür konularda tutum takınmak Mahkeme’ye yönelik değildir, böyle bir tutum açıkça kendi yargı yetkisi dışında olacaktır. Buna rağmen, dava dosyasından ve Hükümet’in görüşlerinden anlaşılacağı üzere, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri müfredatı,sünnet ve Kur’an gibi İslâm’ın temel kavramları çevresinde yapılandırılmıştır.Müfredatın İslam dinini birçok azınlığın yorumladığı şekliyle değil de Türk nüfusunun çoğunluğu tarafından inanılan ve uygulanan şekliyleele alması ve diğer din ve felsefelere daha az yer vermesinin tek başına çoğulculuk ve tarafsızlık ilkesinin ihlali olarak görülemeyeceği ve potansiyel bir beyin yıkama anlamına gelmediği kabul edilmelidir. Ancak, Sünnilerin İslam anlayışı ile karşılaştırıldığında Alevi inancının kendine özgü özellikleri göz önünde bulundurulduğunda, başvuranlar dersin öğretilme şeklinin çocuklarının okul ile kendi değerleri arasında bir mensubiyet karmaşası yaşamalarına sebep olması ve dolayısıyla Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamında bir durum oluşması ihtimalinin olduğunu uygun bir şekilde göz önünde bulundurabilirlerdi.
Mahkeme, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin zorunlu olduğu ve uygulamada uygun bir muafiyet sistemi olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, öğrencilerin okul tarafından sunulan dini eğitim ile ebeveynlerinin dini ya da felsefi görüşleri arasında bir karmaşa yaşamaları ihtimalinin nasıl ortadan kaldırılabileceğini anlayamamıştır.Müfredatta benimsenen tutum ile başvuranların Sünni İslam anlayışıyla karşılaştırıldığında görülen belirli özellikleri arasındaki bu uyuşmazlıklar, ders kitaplarında birkaç yerde Alevi inancından ve dini uygulamalardan bahsedilerek yeterli derecede hafifletilemeyecek kadar büyük bir derecededir. Ayrıca öğrencilere seçmeli din derslerine ilişkin detaylı bilgi verilmesi olasılığı Devleti zorunlu olarak verilen derslerin tarafsızlık ve çoğulculuk ilkesine uyarken bir yandan da dini ve felsefi inançlara saygı çerçevesinde olması gerektiği yükümlülüğünden muaf kılmamıştır.
Dolayısıyla, 2011/12 yıllarında zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine ilişkin müfredatta ve ders kitaplarında yapılan önemli değişikliklere rağmen, Taraf Devletin eğitim sistemi öğrenci velilerinin inançlarına saygı duyulmasını sağlayacak yeterli donanıma sahip hale getirilememiştir. Özellikle de Sünni İslam dışında bir dini ya da felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocuklarına yönelik uygun bir seçme olasılığı öngörülmemiş olup fazlasıyla sınırlanmış olan muafiyet usulü ise söz konusu ebeveynlerin üzerine ağır bir yük yüklemektedir ve çocuklarının din derslerinden muaf tutulabilmesi için dini ya da felsefi inançlarını ifşa etmeye zorlamaktadır.
Sonuç: ihlal bulunmaktadır (oybirliğiyle).
Madde 41: tazminat talebinde bulunulmamıştır.
Madde 46: Mahkeme’nin Sözleşme’nin ihlal edildiğine karar vermesinin en büyük nedenlerinden biri de Türk eğitim sisteminin dini eğitim alanında ebeveynlerin inançlarına saygı duyulmasını sağlamaya yönelikhala yeterince donanımlı olmamasıdır. Bu sonuç tek başına başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesince teminat altına alınan hakkının ihlalinin Hasan ve Eylem Zengin davasında olduğu gibi yapısal bir sorundan kaynaklandığı sonucunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, bu kararda öne sürülen ilkeler uyarınca ve öğrencilerin ebeveynlerinin dini ya da felsefi inançlarını ifşa etmek zorunda bırakılmadan, söz konusu imkânların daha fazla gecikmeden sunulabilmesi için uygun araçların sağlanmasının gerekliliğini vurgulamıştır.
(Bkz. Hasan ve Eylem Zengin / Türkiye, 1448/04, 9 Ekim 2007, 101 Sayılı Bilgi Notu).
Full & Egal Universal Law Academy