Mater – Türkiye - 54997/08 - Karar 16.7.2013 [II. Daire]
Olaylar – Başvuran, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) ile savaşmış eski askerlerin tanıklığını aktaran bir kitap yazmıştır. Devletin silâhlı kuvvetleri aleyhinde hakaretlerin en büyüğünü teşkil eden bu kitabı yayınlamaktan hakkında ceza kovuşturması açılan başvuran; Eylül 2000’de beraat etmiştir. Bir gazete, 2001 yılı Ağustos ayında, başvuranı şiddetle eleştiren pek çok makale yayınlamıştır. Başvuran, Ekim 2001’de, bu makalelerin yayınlanması sonucu manevî zarara uğradığı iddiasıyla tazminat davası açmak üzere adalete başvurmuştur. Uzun bir yargılama sonunda, talebi ulusal mahkemeler tarafından reddedilmiştir.
Hukuk – 8. Madde: Bilinen bir şahsiyet olan başvuran; kitabının yayınlaması ve bu eser nedeniyle konusu olduğu ceza kovuşturmaları beraberindeki önemli yayınlarla birlikte, kötü namının artışına tanıklık etmiştir. Suçlanan makaleler, genel menfaati ve gündemi ilgilendiren konular hakkındaydı. Anlaşmazlık konusu gazete yazılarının içeriği, kullanılan üslupla, içerisinde bahsi geçen olaylar hakkında doğrudan okuyucunun dikkatini çekmekteydi. Makalelerin tarzı, sert ve alaycıydı; içerisinde pek çok olumsuz ima yer almaktaydı ve gazeteci, başvuranın eserini oluşturan görüşmelerin doğruluğu hakkındaki kuşkusunu açık bir şekilde dile getirmekteydi. Bu makaleler, ayrıca, doğrudan başvurana mesaj göndermekteydi. Makaleler, başvuranın, kitabın yazımı için, CIA ile bağlantıları olduğu açıklanan bir Amerikan vakfından belli bir miktar para aldığını iddia etmekte ve bu eseri yazma hususunda başvuranın, bu eseri yazmadaki ideolojik ve malî gerekçelerini sorgulamaktaydı.
Kullanılan dilin kışkırtıcı olduğu düşünülebilir ve her ne kadar toplumsal bir tartışmaya müdahil olan herkesin, özellikle bir başkasının itibarına ve haklarına saygı konusunda olmak üzere, belli sınırları aşmaması gerektiği doğru ise de; kişilerin belli dozda abartmaya, yani kışkırtmaya başvurmasında da sakınca yoktur. Öte yandan, bilhassa bu eser için başvuranın aldığı para miktarı önemli olmak üzere, gazetecinin tartışılan iddiaları, maddî dayanaktan yoksun değildi. Gazetecinin başvuranın bu kitabı yazma konusundaki gerekçelerine ilişkin çeşitli tahmin ve yorumları; kişisel yorum ve fikir beyanı olarak kabul edilebilir ve kolaylıkla okuyucunun yorum ve fikirleri olarak algılanabilirdi. Açıklamalar; aralarında başvuran ve söz konusu vakıf başkanının beyanlarının bulunduğu ve beraberinde gazetecinin tartışılan yorumlarının yer aldığı bir özet yoluyla yayınlanmıştır. Hiç kuşku yok ki, başvuran, on gün süreyle, aleyhinde sert bir eleştiri oluşturan makalelere konu olmuştur. Dolayısıyla, bu makaleler, oldukça özgür bir üslupla öne çıkmakla birlikte, başvuran hakkında şahsî hakaret ya da aleyhinde şiddete başvuru çağrısı içermeyen başmakalelerden ibaretti. Bu anlamda, söz konusu yazıların içeriği, aslında başvuranın veya başvuranın yakınlarının vücut bütünlüğünü tehdit edebilecek nitelikle olduklarının tespit edilmesine olanak vermemektedir.
Son olarak, ulusal mahkemeler, basın özgürlüğünün hem öneminin hem de bir başkasının kişilik hakları açısından sınırlarının altını çizmiştir. Dava, böylece, hukuk daireleri genel kurulunun, bahse konu çeşitli menfaatleri tarttıktan sonra, ihtilaflı yazıların kabul edilebilir eleştiri sınırları içerisinde yer aldığı sonucuna varmasından önce, Yargıtay tarafından üç kez incelenmiştir.
Sonuç : ihlâl yokluğu (oybirliğiyle).
Full & Egal Universal Law Academy