Matytsina / Rusya - 58428/10 - 27.3.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar ve Olgular – Başvuran, eğitim oturumları, konferanslar, kişisel görüşmeler vb. düzenleyen, kâr amacı gütmeyen bir dernek için çalışmaktaydı. Derneğin broşürlerinden birine göre, sağlanan tedavi uykusuzluk ve depresyonla mücadeleye, kardiyovasküler sistemlerin güçlendirilmesine, duyguların denetlenmesine ve doğal savunma mekanizmalarının desteklenmesine yardımcı olmaktaydı. Faaliyetlerinin “tıbbi” nitelikte olduğu düşünülmediği için, dernek ruhsatsız olarak çalışmaktaydı. 2003 yılında, S.D. adlı bir müşteriye kendisinin, dernek tarafından yürütülen eğitim oturumlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu iddia ettiği psikolojik sorun teşhisi konulmasının ardından, başvuran hakkında ceza davası açılmıştır. Duruşma öncesi aşamada, S.D.’nin oturumlara katılmasının bir sonucu olarak herhangi bir fiziksel veya zihinsel zarara uğrayıp uğramadığını ve oturumların “tıbbi” mahiyette olup olmadığını tespit etmek üzere bir dizi bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte, S.D., hassas akli durumu nedeniyle duruşmanın gerçekleştirildiği mahkeme önünde ifade vermemiştir. Nihayetinde, başvuran mahkûm edilmiştir.
Hukuki Değerlendirme
Madde 6 § 1: Başvuran, iddia makamı tarafından ileri sürülen bilirkişi delillerinin dikkate alındığından, öte yandan savunma tarafından sunulan bilirkişi rapor ve görüşlerinin kabul edilemez olduğuna hükmedildiğinden şikâyet etmiştir. Mahkeme, duruşmanın başında, duruş-manın gerçekleştirildiği mahkemenin önünde savunmanın hiçbir katılımı olmaksızın yalnızca iddia makamınca elde edilen raporların bulunmasının, yargılamalarda savunmanın söz konusu delilleri incelemek ve bu delillere etkin bir biçimde itiraz etmek için yeterli usuli araçlara sahip olması kaydıyla, Sözleşme’ye aykırı olmadığını tespit etmekle başlamıştır.
S.D.’nin akli durumuna ilişkin delillerle ilgili olarak, savunma, soruşturma aşamasında bilirkişi raporlarından herhangi birinin alınmasında sürece dâhil olmamıştır. Ayrıca, iddia makamı açısından kilit konumdaki bir bilirkişi (S.D.’nin kişisel muayenesine dayalı tek raporun hazırlayıcısı ve söz konusu derneğin eğitim oturumlarının S.D.’nin daha sonraki zihinsel rahatsızlığıyla doğrudan ilişkili olduğunu iddia eden tek kişi) duruşmaya katılmamış ve savunma bu kişiye soru yöneltememiştir. Yerel mahkeme, diğer iki bilirkişinin ek görüş alınması gerektiğini düşünmesine rağmen, yeni bir bilirkişi görüşünün istenmesini reddetmiştir. İlâveten, Rus hukuku uyarınca, bilirkişi raporu alınmasında, savunma iddia makamıyla aynı haklara sahip değildi; savunmanın tek yapabildiği mahkemeden bir bilirkişi incelemesi talep etmek (ve bilirkişi ve soru önerilerinde bulunmak) veya görüşleri bir “bilirkişinin” görüşüne kıyasla daha az öneme sahip “uzman” desteği istemekti. Sonuç olarak, savunmanın, iddia makamının haklarında karşı delil olarak ibraz ettiği raporlara itiraz etme olanağı hemen hemen hiç yoktu. Mahkeme, yargılamalar süresince savunmanın karşı karşıya kaldığı engellerin birleşiminin, iddia makamı karşısında savunmayı açık bir kayıp konumuna sokmuş olduğuna karar vermiştir.
Dernek faaliyetlerinin niteliğiyle ilgili deliller konusunda Mahkeme, yetkililerin duruşma öncesi aşamada aldığı ve savunmanın lehine bir bilirkişi görüşünün mahkemede hiç sunulmadığını veya basit bir şekilde göz ardı edildiğini kaydetmiştir. Her iki şekilde de yetkililer adil yargılama konusundaki temel ilkeleri ihlal etmişlerdir; zira Mahkeme içtihatları uyarınca, iddia makamı, beraat ettirici deliller de dâhil olmak üzere, “sanığın lehinde veya aleyhinde olmak üzere ellerinde bulunan tüm maddi delilleri” savunmaya açıklamak zorundadır. Eğer mahkemelerin bu tür delilleri değerlendirmeksizin ve hatta kararlarında onlardan bahsetmeksizin göz ardı etmesine izin verilseydi, bu kuralın hiçbir anlamı kalmazdı.
Sonuç olarak, Mahkeme, duruşmayı yürüten yargıcın savunma lehindeki pek çok tanığı dinlediğini, farklı bilirkişi görüşlerini incelediğini ve çeşitli belgeler üzerinde çalışma yaptığını dikkate almıştır. Bununla birlikte, savunmanın iddia makamı ile birlikte “silahların eşitliğinden” yararlanıp yararlanmadığı ve yargılamanın “çekişmeli” olup olmadığı sorusunun yalnızca niceliksel ifadelerle ele alınması mümkün değildi. Başvuranın davasında, savunmanın iddia makamı tarafından mahkemeye sunulan ve başvuran hakkındaki davanın üzerine inşa edildiği bilirkişi delillerine etkili bir biçimde itiraz etmesi son derece güç olmuştur. Bu koşullar altında, bilirkişi delillerinin ele alınış şekli, başvuranın yargıla-masını hakkaniyete aykırı kılmıştır.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Madde 6 § 3 (d): Başvuran ayrıca mahkemede S.D.’ye soru yöneltememiş olmasından şikâyetçi olmuştur. Duruşmanın görüldüğü mahkeme, S.D.’yi şahsen dinlemek yerine, polis soruşturması esnasında savunmanın katılımı olmaksızın alınan ifadesini kullanmıştır. Hassas akli durumu ve nüksetme tehlikesi nedeniyle, S.D. şahsen ifade vermeye çağrılmamıştır.
Mahkeme, bir tanığın menfaatlerinin ve bilhassa bir suç mağduru olduğu iddia edilen kişinin fiziksel ve zihinsel bütünlüğünün, zaman zaman savunmanın haklarına sınırlamalar getirilmesini haklı çıkarabilecek önemli etkenler olduğunu ve söz konusu kararın keyfi olmadığını kabul etmeye hazırdı. Daha önemlisi Mahkeme, S.D.’nin ifade-sinin başvuran hakkında kati hiçbir delil sağlamadığını ve aleyhindeki “tek ve belirleyici” delil olmadığını değerlendirmiştir. Tanıklığının düşük önem seviyesinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda, duruşmada hazır bulunma-ması savunmanın menfaatlerine kayda değer hiçbir biçimde halel getirmemiş ve S.D.’nin sağlığı konusunda duyulan gerçek kaygı daha ağır basmıştır.
Sonuç: ihlalsizlik (bire karşı altı oyla).
Madde 41: Manevi zarar için 4.000 EUR.
Full & Egal Universal Law Academy