AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MEHMET HİDAYET ALTUN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE
Başvuru no: 48756/11
KARAR
STRAZBURG
14 Kasım 2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Mehmet Hidayet Altun ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 17 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu devletin vatandaşları olan Mehmet Hidayet Altun, Murat Altun, Özgür Altun ve Zübeyde Altun ve Fatma Altun’un (“başvuranlar”) 11 Nisan 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları (48756/11 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar Edirne Barosu’na bağlı Avukat R. Selçuk tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, bir yakınlarının zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada ölmesi ve tazminat başvurularına bakan Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
4. Başvuru, 14 Kasım 2013 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, 30 Nisan 2008 tarihinde bir rahatsızlık sonucu vefat eden Resul Altun’un sırasıyla babası (1949 doğumlu), erkek kardeşleri (1989 ve 1977 doğumlu), annesi (1951 doğumlu) ve kız kardeşi (1999 doğumlu) olup, İstanbul’da ikamet etmektedirler.
6. Sağlık raporlarına göre, Resul Altun’un askerlik görevini yerine getirmek için elverişli olduğu tespit edilmiştir. Ancak, ilgili, söylemlerine göre, söz konusu dönemde anksiyete bozuklukları nedeniyle takip edilmekteydi. Resul Altun, sivil hayatında, uyuşturucu kullandığı ve kendine zarar verdiği zamanlar olduğunu bildirmiştir.
7. İlgili, askeri eğitiminin ardından, 4 Ağustos 2007 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunan 5. Piyade Tümeni’ne katılmıştır.
8. Resul Altun’a, 13 Nisan 2008 tarihinde, saat 17.00’a doğru, geçirdiği rahatsızlık sonrasında, kışlanın doktoru tarafından muayene edildikten sonra anksiyete bozukluğu tanısı konulmuştur ve ertesi gün doktor, ilgilinin Girne Askeri Hastanesi’nin ("Girne Hastanesi") psikiyatri bölümüne nakledilmesine karar vermiştir.
9. Yine 13 Nisan 2008 tarihinde, muayeneden birkaç saat sonra Resul Altun, panik atak geçirmiş ve dolaplara tekme atmaya başlamıştır. Kısa süre sonra, ilgili yeniden rahatsızlanmıştır. Aynı doktor ilgiliyi tekrar muayene etmiş ve fiziksel olarak endişe edecek hiçbir şey görmemesi nedeniyle, ilgilinin ertesi gün yeniden Girne Hastanesi’ne nakledilmesini istemiştir.
10. Resul Altun, geceyi kışlada geçirmiştir. Ertesi gün, yani 14 Nisan 2008 tarihinde, sabah saatlerinde, ilgili yeni bir kriz nedeniyle bilincini kaybetmiştir. Doktor, Resul Altun’da şiddetli kasılmalara ve idrarını tutamamaya yol açan nörolojik bir problem teşhis etmiştir. Doktor, epilepsi krizi geçirdiği sonucuna vararak, ilgiliyi acilen Girne Hastanesine sevk etmiştir.
11. Acilen yoğun bakım ünitesine alınmasına rağmen Resul Altun’un durumu kötüleşmiştir. Doktorlar, 15 Nisan 2008 tarihinde, ilgiliyi Ankara’da bulunan Ankara Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi’ne (GATA) sevk etmeye karar vermişlerdir; Resul Altun bu hastanenin nöroloji bölümüne kabul edilmiştir.
Doktorlar ilgiliyi kurtaramamışlardır: Resul Altun, 30 Nisan 2008 tarihinde, epilepsiye bağlı komplikasyonlar sonucunda vefat etmiştir.
12. Aynı gün, askeri Başsavcılık, bir soruşturma başlatmıştır. Otopsi sonucu Resul Altun’un ölümünün yukarıda belirtilen komplikasyonlara bağlı olduğu tespit edilmiştir.
13. Dinlenen şahitler, Resul Altun’un hiçbir tıbbi problemden bahsetmediğini savunmaktadırlar. İlgilinin babası da, oğlunun böyle bir problemden muzdarip olmadığını belirtmiştir.
14. Savcı tarafından talep edilen bilirkişi raporu sonrasında nörolog E.A.D., Resul Altun’un bilinen epileptik bir geçmişi olmadığını tespit etmiştir. Nörolog, bu patolojinin kendine has belirtilerini klinik olarak göstermemesi halinde epilepsi teşhisi koymanın zor olduğunu, şöyle ki bu hastalık olduğunun sonucuna varılması için epilepsi krizlerinin tekrarlanması gerektiğini açıklamaktadır. Nöroloğa göre, Resul Altun, maruz kaldığı tek ağır epilepsi krizi sonucunda vefat etmiştir. E.A.D., söz konusu doktorlar veya askeri yetkililer hakkında hiçbir hata veya ihmalkârlık bulunmadığı sonucuna varmaktadır.
15. Savcılık, 27 Kasım 2008 tarihinde, bu sonuçları destekleyerek takipsizlik kararı vermiştir.
16. Resul Altun’un babası, bilhassa, oğlunun, askere alınmadan önce uygun bir sağlık kontrolünden geçirilmediğini, dolayısıyla epilepsi hastası olduğunun bilinmesi durumunda askerlik hizmetine alınmayacağını ileri sürerek itirazda bulunmuştur. Revir doktorunun teşhisinin tıbbi kurallara uygun olmadığını da ileri sürmektedir.
17. Askeri Mahkeme, 6 Şubat 2009 tarihinde ölümün gerçekleşmesinde üçüncü bir şahısa atfedilebilecek bir durum olmamasından dolayı bu başvuruyu reddetmiştir.
18. Başvuranlar, 13 Temmuz 2009 tarihinde, maddi ve manevi zarardan dolayı Askerî Yüksek İdare Mahkemesine ("Yüksek Mahkeme") tazminat talebinde bulunmuşlardır. Başvuranlara göre, Resul Altun, bir yandan askerliği boyunca uygun tıbbi denetimin, öte yandan kendisi için ölümcül olan krizi durdurmak için yeterli bakımın bulunmamasından dolayı vefat etmiştir.
19. Yüksek Mahkeme yeni bir bilirkişi raporu talep etmiştir.
20. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin psikiyatri bölümünde çalışan üç öğretim görevlisinden oluşan kurul, 26 Nisan 2010 tarihinde, bir rapor hazırlamıştır. Bu rapora göre, Resul Altun, ne askerlik şubesine ne de herhangi başka bir idareye epilepsi hastası olduğunu veya epilepsi krizlerini meydana getirecek başka bir hastalıktan muzdarip olduğunu bildirmiştir; epilepsi hastalığının, yalnızca hastanın beyanlarını takiben tekrarlanan muayene ve gözlemler sonucu tespit edilebileceğini ve basit bir nörolojik ve fizik muayenesi sonrasında teşhis edilemeyeceğini; alkol ve uyuşturucu kullanımının epilepsi riskini artırabileceğini, ancak bir epilepsi krizinden hemen sonra teşhis koymanın kolay olmadığı anlaşılmaktadır.
Kısacası, bilirkişiler, ilgilinin askerlik hizmetine kabul edilmesi hakkında ne idarenin, ne de ilgili sağlık personelinin hatalı olduğunu düşünmektedirler.
21. Yüksek Mahkeme, yukarıda anılan bilirkişi raporuna dayanarak, 26 Mayıs 2010 tarihli bir karar ile başvuranların taleplerini reddetmiştir.
22. Başvuranlar, kararın düzeltilmesi için başvuruda bulunmuşlardır; ancak 20 Ekim 2010 tarihinde bu başvuru reddedilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
23. Somut olayda ilgili iç hukuk ve uygulaması Metin/Türkiye (No. 26773/05, 43. paragraf, 5 Temmuz 2011) ve Tanışma/Türkiye (No. 32219/05, 29 ila 50. paragraflar, 17 Kasım 2015) kararlarında açıklanmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
24. Hükümet, altı aylık süreye uymadığı için, Mahkemeyi, yapılan başvuruyu reddetmeye davet etmektedir ve her hâlükârda başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu değerlendirmektedir.
25. Mahkeme, somut olayda, başvurunun 11 Nisan 2011 tarihinde, yani iç hukuktaki nihai kararın verildiği, dolayısıyla Yüksek Mahkemenin karar düzeltme talebini reddettiği 20 Ekim 2010 tarihli kararın verildiği tarihten itibaren, altı aylık bir süre içerisinde ilk defa kendisine sunulduğunu kaydetmektedir.
26. Bu bakımdan, Mahkeme, Türk hukukunda karar düzeltme talebinin amacının, itiraz edilen kararı veren mahkemeyi kendi hatası nedeniyle verdiği kararı gözden geçirmeye davet etmek olduğunu gözlemlemektedir. Aslında, söz konusu Mahkeme, sadece tarafların başvurusu üzerine, herhangi bir yeni unsur bulunmaksızın, aynı davayı ikinci kez incelemektedir (Gök ve diğerleri/Türkiye, No. 71867/01, No. 71869/01, No. 73319/01 ve No. 74858/01, 50. paragraf, 27 Temmuz 2006 ve Dedecan ve Ok/Türkiye, No. 22685/09 ve No. 39472/09, 23. paragraf, 22 Eylül 2015).
27. Bu noktada, Mahkeme, kararların düzeltilmesine ilişkin başvurunun, Türk hukukundaki hukuk davalarında öngörülmüş olduğu gibi, genellikle tanınmış uluslararası hukuk ilkeleri anlamında etkin bir iç hukuk yolu oluşturduğu kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Molin İnşaat/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 23762/94, 7 Eylül 1995; Latif Fuat Öztürk ve diğerleri/Türkiye, No. 54673/00, 29. paragraf, 2 Şubat 2006 ve Hasan Tunç ve diğerleri/Türkiye, No. 19074/05, 36. paragraf, 31 Ocak 2017).
28. Somut olayda, başvuranlar tarafından Askerî Yüksek İdare Mahkemesine yapılan tazminat başvurusu bu çerçeveye girmektedir. Sonuç olarak, Yüksek Mahkemenin 20 Ekim 2010 tarihinde kararın düzeltilmesine ilişkin başvuruyu reddetmesinden sonra altı aylık dönem başlamıştır. Başvuru Mahkemeye 11 Nisan 2011 tarihinde yapıldığından, başvuranlar, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamındaki altı aylık kurala riayet etmişlerdir. Bu nedenle, Hükümetin bu başlık altındaki itirazı reddedilmelidir.
29. Başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve ayrıca herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit eden Mahkeme, kabul edilebilir olduğunu bildirmektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
30. Başvuranlar, yakınlarının orduya katıldığı sırada hastalığının teşhis edilmemesi ve hastaneye alınmasındaki gecikmeden dolayı yaşam hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçilerdir ve bunların askeri makamlara isnat edilir bir ihmal oluşturduğu kanaatindedirler.
31. Mahkemenin bu konudaki içtihadına göndermede bulunan Hükümet, başvuranların iddialarına itiraz etmekte ve Resul Altun’un ölümünde askeri idarenin her türlü sorumluluğunu reddetmektedir.
32. Mahkeme ilk önce, bu hükmün, aynı zamanda Devleti, kendi yargı alanına giren kişilerin hayatlarını korumak için gerekli önlemleri almaya mecbur kıldığını (L.C.B./İngiltere, 9 Haziran 1998, 36. paragraf, Hüküm ve Kararlar Raporları 1998‑III ve Dodov/Bulgaristan, No. 59548/00, 70. paragraf ve 79 ila 83. paragraflar, 17 Ocak 2008) ve mecburi askerlik hizmetinde de uygulanan bu yükümlülüğün, uygun bir yöntemle yaşam tehditlerine karşı korumaya yönelik yasal ve idari düzenin kurulması gerektiğini hatırlatmaktadır (Álvarez Ramón/İspanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51192/99, 3 Temmuz 2001 ve Abdullah Yılmaz/Türkiye, No. 21899/02, 55 ila 58. paragraflar, 17 Haziran 2008).
33. Somut olayda, Mahkeme, Resul Altun’un öncelikle tıbbi yönden askerliğini yapmaya elverişli olduğunu gözlemlemektedir. İç hukukta yürütülen soruşturmadan anlaşıldığı gibi, "Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği"nin hükümleri askeri makamlar tarafından ihlal edilmemiştir. Askere alınmadan önce doktorlar tarafından muayene edilen Resul Altun, epilepsi hastalığından muzdarip olduğunun belirtisi olabilecek hiçbir sağlık sorunu bildirmemiştir. Arkadaşları ve ebeveynleri de böyle bir sorundan haberdar değillerdi.
34. Bu bağlamda, Mahkeme, somut olayda ayrıntılı bir şekilde sunulan tıbbi bilirkişi raporlarını göz önüne alarak, sunulan tıbbi bilgileri sorgulama yetkisinin kendisine ait olmadığını hatırlatmaktadır (bk. diğerleri arasında, Tysiąc/Polonya, No. 5410/03, 119. paragraf, AİHM 2007‑I, Yardımcı/Türkiye, No. 25266/05, 59. paragraf, 5 Ocak 2010, ve Kaya/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 20442/10, 35. paragraf, 10 Temmuz 2012).
Mahkeme, başvuranların, askeri makamların Resul Altun’un ölümü konusunda gerçekten ölüm riski altında olduğunu önceden bilip bilmediklerini ya da bilmiş olmaları gerektiğini ve revir doktorunun ihmal veya teşhisle ilgili bir hatası olduğuna dair dosyada savunmalarını destekleyecek hiçbir unsur bulunmadığını değerlendirmektedir.
35. Mahkeme, somut olayda yürütülen soruşturmaların ciddiyetini ve kapsamını etkileyebilecek herhangi bir eksikliğin bulunmaması halinde, ulusal makamların olaylarla ilgili tespitlerini ve vardıkları sonucu eleştirmek için herhangi bir neden görmemektedir. Mahkeme, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Psikiyatri Bölümünde çalışan üç öğretim görevlisinden oluşan kurulun raporuna göre, epilepsi hastalığının, ancak hastanın beyanlarını takiben tekrarlanan muayene ve gözlemler sonucu tespit edilebileceğini ve basit bir nörolojik ve fiziki muayeneden sonra teşhis edilemediğini kaydetmektedir (yukarıda 20.paragraf). Mahkeme, revir doktorunun, Resul Altun’un bir nörolojik sorundan muzdarip olduğunu teşhis ettiğinde, derhal ilgiliyi Girne Askeri Hastanesine sevk ettiğini, orada ilgilinin acilen yoğun bakım ünitesine alındığını ve Ankara’daki (yukarıda 9 ve 10. paragraflar) GATA Askeri Hastanesinin nöroloji bölümüne sevk edildiğini, ancak doktorların kendisini kurtarma girişimlerine rağmen Resul Altun’un, ciddi bir epilepsi krizinin yol açtığı komplikasyonlara yenik düştüğünü gözlemlemektedir.
36. İhtilaf konusu ölüme ilişkin koşullar nedeniyle, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI HAKKINDA
37. Başvuranlar ayrıca, davalarına bakan Yüksek Mahkemenin hakimleri arasında iki tane muvazzaf subayın bulunması sebebiyle, bu Mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığından şikâyetçidir.
38. Hükümet, bu subayların Yüksek Mahkemede bulunmasının, Anayasa ile güvence altına alınmasından dolayı, mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığına zarar vermeyeceğini ileri sürmüştür.
39. Mahkeme, aynı şikayeti Tanışma/Türkiye (No. 32219/05, 17 Kasım 2015) ilke kararında daha önce incelemiş ve Yüksek Mahkemede yer alan muvazzaf subayların uygun bağımsızlık güvencelerine sahip olmamaları nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (bk. Tanışma, yukarıda anılan, 76 ila 84. paragraflar, ve aynı anlamda, Sürer/Türkiye, No. 20184/06, 45 ila 46. paragraflar, 31 Mayıs 2016).
40. Somut olayda, Mahkeme, bu sonuçtan uzaklaşmasına yönelik herhangi bir şey tespit edememektedir. Bu sebeple Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 6. maddesini 1. fıkrasının ihlal edildiği kanaatindedir.
IV. SÖZLESME’NIN 41. MADDESININ UYGULANMASI HAKKINDA
41. Başvuranlar, maruz kaldıkları maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi konusunu Mahkemenin takdirine bırakmayı tercih etmişlerdir. Ayrıca masraf ve giderlerin miktarının düzenlemesinin değerlendirmesini de Mahkemeye bırakmışlardır.
42. Hükümet, Mahkemeyi başvuranların taleplerini reddetmeye davet etmektedir.
43. Mahkeme, somut olayda, Yüksek Mahkemenin oluşumu bakımından Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlatmaktadır. Maddi tazminat konusunda Mahkeme, ihtilaf konusu yargılamalarda Sözleşme’ye saygı gösterilmiş olsaydı nasıl sonuçlanabileceği konusunda spekülasyon yapmayacağına dair içtihadını tekrarlamaktadır (Tanışma, yukarıda anılan, 88. paragraf). Sonuç olarak, Mahkeme, bunlara ek olarak belgelendirilmediği gerekçesi ile maddi tazminat talebini reddetmiştir.
Mahkeme, manevi tazminata dair talep hakkında ise, ihlalin niteliğini dikkate alarak ve hakkaniyete uygun olarak, başvuranlara müştereken 1.500 avro (EUR) ödenmesini uygun görmektedir.
Masraf ve giderler ile ilgili olarak, Mahkeme, belgelendirilmedikleri nedeniyle başvuranların taleplerini reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince, davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde başvuranlara müştereken, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat için 1.500 AVRO (bin beş yüz bin avro) ödemesine;
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranın uygulanmasının uygun olduğuna;
5.Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. fıkraları uyarınca 14 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy