AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MEHMET ORHAN YÜCEL/TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 56687/16)
KARAR
STRAZBURG
29 Haziran 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Mehmet Orhan Yücel/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Mehmet Orhan Yücel’in (“başvuran”) 17 Ağustos 2016 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu yukarıda belirtilen başvuruyu (No. 56687/16), başvuran hakkında basın haberlerine ilişkin özel hayata saygı hakkının ihlaline ilişkin şikâyetin, Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunulması kararını ve başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verildiğini ve tarafların görüşlerini dikkate alarak, 8 Haziran 2021 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, ulusal makamlar tarafından başvuranın itibarının korunması hakkına saygı gösterilmesinin sağlanmadığı iddiasıyla ilgilidir. Başvuran, basında kendi hakkında yayımlanan haberler nedeniyle, bu hakkının ihlalinin mağduru olduğu kanaatine varmaktadır.
OLAY VE OLGULAR
2. Başvuran 1959 doğumlu olup, İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, İzmir Barosuna bağlı Avukat M. Ülkü tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Olayların meydana geldiği tarihte, başvuran muvazzaf askerdi. Başvuran, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığında görev yapmaktaydı ve albay rütbesine sahipti.
YENİ ŞAFAK GAZETESİNDE YAYIMLANAN BASIN HABERLERİ5. Yeni Şafak ulusal gazete 23, 24 Temmuz ile 29 Aralık 2009 ve 30 Ocak ile 6 Şubat 2010 tarihlerinde, aşağıda sırasıyla belirtilen başlıklarla bir dizi haber yayımlamıştır. “Suikast planı iki albaydan”, “suikast planı [davasında] iki teğmen tutuklu”, “amirallere suikast iddiasında bir albay daha ifade verdi”, “amirallere suikast Poyrazköy’de birleşiyor” ve “[okudukları kuran] ayetine kadar fişlemişler”.
6. Başvuranın tam adının belirtildiği bu haberlerin bazıları, ilgilinin şüphelilerden biri olduğu yetkililer tarafından olay tarihinde yürütülen bir ceza soruşturmasına ilişkin bilgilerle ilgili olmaktaydı. Bu haberlerin yazarları, kaynaklarını belirtmeksizin özellikle başvuranın Türk Deniz Kuvvetleri subaylarından oluşan bir suç örgütünün bir parçası olduğunu, bu örgütün bazı amirallere suikast yapmayı planladığını ve ilgilinin Ergenekon adlı bir suç örgütüyle bağlantılı olduğunu iddia etmekteydiler (Ergenekon davası ve bu örgütün hazırladığı eylem planları hakkında daha fazla bilgi için bk. Tekin/Türkiye kararı, No. 3501/09, §§ 3‑17, 18 Kasım 2014). Bu haberlerde, başvuranın başka bir albay ile birlikte üç teğmenden oluşan bir tehlikeli ekip yürüttüğü belirtilmekteydi.
BASIN HABERLERİ HAKKINDA BAŞVURAN TARAFINDAN AÇILAN TAZMİNAT DAVASI7. Başvuran, ilgili gazete hakkında tazminat davası açmıştır. Başvuran, ileri sürdüğü haberlerin iftira niteliğinde ve gerçeğe uygun olmadığını, içerdiği iddia ve suçlamaların kişilik haklarını, onurunu ve itibarını ihlal ettiğini iddia etmekteydi. Başvuran dolayısıyla, bu haberler nedeniyle maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zararının telafi edilmesini talep etmekteydi.
8. Urla Asliye Hukuk Mahkemesi (“Asliye Hukuk Mahkemesi”), 21 Nisan 2011 tarihinde, başvuranı haklı bulmuş ve davalı tarafın ilgiliye tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi bu bağlamda, başvuran hakkında yürütülen ceza soruşturması çerçevesinde iddianamenin hazırlandığı tarihi yani 28 Ocak 2010 tarihini ve ihtilaf konusu ilk haberlerin çıktığı tarihi yani 23 Temmuz 2009 tarihini dikkate alarak, bu haberlerin yorum ve ifadelerin kaynağı ve doğruluğunun tartışmalı olması nedeniyle hazırlık soruşturması eylemlerine uygulanan ilgilinin masumiyet karinesi hakkını ihlal ettiği kanaatine varmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesine göre, söz konusu haberler görünür gerçekliğe uygun gibi görünüyorsa, aslında, sıradan okuyucunun bu haberleri anlayacağı şekilde, içerik ve şekil arasında kurulması gereken dengenin sağlanması dikkate alındığında, bilgilendirme hakkının sınırlarını ve ayrıca mesleki ilkeleri ve basın etiğini affedilmez bir şekilde aşmaktaydı.
9. Davalı tarafından yapılan temyiz talebi üzerine Yargıtay, 4 Ekim 2012 tarihinde, Asliye hukuk Mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay, ihtilaf konusu haberlerin yayımlanma tarihinde yasa dışı bir örgüte üye olma suçundan başvuran hakkında bir soruşturmanın devam etmesi nedeniyle, ilgilinin 28 Aralık 2009 tarihinde bu soruşturma çerçevesinde başvuruda bulunduğunu, yetkililerin ardından bir kamu davası açtığını, ceza davasının halen derdest olduğunu ve söz konusu haberlerin görünür gerçekliğe uygun olduğunu değerlendirmiştir. Yargıtay, başvuranın basının yetkili mahkemenin kabul etmesinden önce bu haberleri yayımladığını ve iddianamenin kamuoyunun ilgisini çekmesi nedeniyle, kamuoyuna açık olduğunu iddia etmesine rağmen, söz konusu soruşturmanın çeşitli basında benzer yayımlara konu edildiğini ve böylelikle gizliliğini kaybettiğini gözlemlemiştir. Yargıtay, basının doğal olarak, kamuya açık hale gelen ve kamuoyunun ilgisini çeken bir konuda haber alma hakkı çerçevesinde haber yayımlayabileceği kanaatine varmıştır. Yargıtay, haberlerin yazarlarının içerik ve şekil arasında adil dengeyi kurduklarına ve okuyucuların ilgilisi çekmek amacıyla, akılda kalıcı başlıklar seçtiklerine karar vermiştir.
Yüksek Mahkeme, ihtilaf konusu haberlerin içeriğine ilişkin devam eden adli soruşturmanın başvurana yöneltildiği, bu haberlerin görünür gerçekliğe uygun olduğu, özellikle kullanan bazı ifadelerin, belirli bir gazetecilik tekniği kullanılarak, kamuoyunun ilgilisini çekmenin amaçlandığı, hiçbir şekilde görünür gerçekliği değiştirmediği, bu haberlerin yayımlanmasının genel menfaati karşıladığı ve konu ile anlatım şekli arasında her zaman kavramsal bir bağın olduğu sonucuna varmıştır.
10. Asliye Hukuk Mahkemesi, 27 Eylül 2013 tarihinde, Yargıtay kararına uymuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi bu bağlamda, bir basın haberinin doğruluğu ilkesinin, bir haberin içeriğinin, yayımlandığı tarihteki olaylara uygun olması gerektiği şeklinde anlaşılması gerektiğini belirtmektedir. Asliye Hukuk Mahkemesi ardından, mevcut durumunda ihtilaf konusu haberlerin yayımlandığı tarihlerde başvuranın şüphelilerden bir olduğu yasa dışı bir örgüte üye olma suçundan bir ceza soruşturmasının halen devam ettiğini, ilgilinin daha önce bu soruşturma çerçevesinde başvuruda bulunduğunu, yetkililerin soruşturma sonucunda halen derdest olan bir ceza davası açtıklarını ve ihtilaf konusu haberlerin görünür gerçekliğe uygun olduğunu tespit etmiştir.
11. Başvuran tarafından yapılan temyiz talebi üzerine Yargıtay, 13 Mart 2014 tarihinde, kararın usule ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesinin bu kararını onamıştır.
BAŞVURAN TARAFINDAN YAPILAN BİREYSEL BAŞVURU12. Başvuran, 16 Mayıs 2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, ihtilaf konusu haberlerin yayımlandığı kendisine göre dayanaktan yoksun ve iftira niteliğinde olan iddiaların özel hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmekteydi.
13. Anayasa Mahkemesi, 17 Şubat 2016 tarihinde, başvuran tarafından yapılan bireysel başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın olay tarihinde devam eden ceza soruşturmalarına ilişkin ihtilaf konusu haberler nedeniyle, özel hayatına saygı hakkının ihlal edilmesinden, adli makamların bu ihlali telafi etmemesinden, Devletin bu konuda etkin mekanizmalar kurma pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemesinden şikâyet ettiğini tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi, adli makamların başvuranın taleplerini incelemesi ve Devletin etkin bir mekanizma kurması nedeniyle, dava ilgilinin beklediği sonuca yol açmamış olsa bile, somut olayda Devletin, hak ihlallerinin tazmini için etkin başvuru yolları uygulamaya koyma konusundaki pozitif yükümlülüğünü gerçekten yerine getirdiğini değerlendirmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK ÇERÇEVESİ
14. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesine göre (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli 5271 sayılı Kanun), ceza soruşturması evresindeki usul işlemleri soruşturmanın gizliliği kapsamına girmektedir.
15. Türk Ceza Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı ve 26 Eylül 2004 tarihli Kanun) 285. maddesinin “gizliliğin ihlali suçu” başlığı altında yer alan, somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(...) ”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA16. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, ulusal makamların, dayanaktan yoksun ve iftira niteliğinde olduğu kanaatine vardığı suçlayıcı iddiaların bulunduğu basın haberleri yayımladığında, özel hayatına saygı hakkını korumadıklarından şikâyet etmektedir.
17. Başvuran ayrıca, aynı nedenlerden, adil yargılanma hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
18. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 13. maddesi alanında, özel hayatına saygı ve adil yargılanma haklarına yapılan ihlalleri ileri sürmek için hiçbir etkin başvuru yollarına sahip olmadığını iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, adli makamlar tarafından davanın koşullarına tekabül etmediği kanaatine vardığı görünür gerçeklik” kriterini tazminat talebinin reddedilmesi için “uygulamalarından şikâyet etmektedir.
19. Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri uyarınca bir başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmadığını ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
20. Mahkeme somut olayda, yukarıda ileri sürülen şikâyetlerle, başvuranın özellikle yetkililer tarafından kendisi hakkında dayanaktan yoksun ve suçlayıcı iddiaların bulunduğu basın haberlerini yayımlayan gazetede hakkında açtığı tazminat davasının reddedilmesinden şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme dolayısıyla, bu şikâyetlerinin özellikle ulusal makamlar tarafından kendisine göre ihtilaf konusu basın haberlerinin başvuranın itibarını koruma hakkına yönelik müdahalelere karşı koruyamadıkları iddiasıyla ilgili olduğu kanaatine varmaktadır. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, şikâyetleri ileri sürme şeklini ve davanın koşullarını dikkate alarak, başvuranın ileri sürdüğü olayların Sözleşme’nin 8. maddesi açısından incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
Kabul Edilebilirlik Hakkında21. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka herhangi bir gerekçeyle, açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
Esas HakkındaTarafların İddiaları22. Başvuran, soruşturmanın gizliliği ilkesi tamamen tanınmayarak, henüz suçlanmadığı halde basında kendisi hakkında asılsız ve iftira niteliğinde iddialar yayımlandığını ve böylelikle onuruna, haysiyetine ve askeri kariyerine ciddi şekilde zarar verdiğini iddia etmektedir. Başvuran, ilgili basın organının, olay tarihinde Devlet yönetimini devralmaya teşebbüs ettiği iddia edilen bazı polis memurları ve hâkimlerin suç ortaklığı sayesinde bu iddiaları cezasız bir şekilde yayımlayabildiğini iddia etmektedir. Başvuran, ihtilaf konusu basın haberlerinin yayımlanmasının, somut olayda ulusal mahkemeler tarafından uygulandığı şekliyle “görünür gerçeklik” kriterini benimseyerek, basının kamuoyunu bilgilendirme özgürlüğü ile haklı gösterilemeyeceğini ve Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesiyle önlenen bir suç olan soruşturmanın gizliliğinin ihlali olarak incelendiğini değerlendirmektedir (yukarıda 15. paragraf).
23. Hükümet, bu davada görüş sunmayı arzu etmediği konusunda Mahkemeyi bilgilendirmiştir.
Mahkemenin Değerlendirmesi24. Mahkeme, özel hayatın ve ifade özgürlüğünün korunması konusunda içtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır. Bu ilkeler, özellikle Couderc ve Hachette Filipacchi Dernekleri/Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 8393, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlenmektedir.
25. Mahkeme somut olayda, başvuranın ulusal gazetede yayımlanan bir dizi basın haberi hakkında bir tazminat davası açtığını kaydetmektedir. Başvuran bu davada, kendisi hakkında bazı amirallere saldırı planlayan bir suç örgütüne üye olmak gibi ciddi iddiaların basında yayımlanmasının itibarına bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmekteydi (yukarıda 7. paragraf). Mahkeme ardından, hukuk mahkemelerinin ilgilinin talebini reddettiğini (yukarıda 8-11. paragraflar) ve Anayasa Mahkemesinin ilgilinin bu bireysel başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar verdiğini gözlemlemektedir (yukarıda 13. paragraf).
26. Mahkeme ayrıca, ulusal makamlar tarafından, başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın itibarının korunması hakkı arasında, içtihatlarından doğan ilkelere riayet edilerek bir denge gözetilip gözetilmediğini değerlendirmek için (yukarıda anılan Tarman, § 38) ulusal mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçeyi dikkate alması gerektiğini hatırlatmaktadır (ibidem, § 40).
27. Mahkeme bu bağlamda, başvuranın lehine 21 Nisan 2011 tarihli Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını bozduğu 4 Ekim 2012 tarihli kararında, Yargıtay’ın olay tarihinde devam eden ceza soruşturmasıyla ilgili olan ihtilaf konusu basın haberlerinin görünür gerçekliğe uygun olduğunu zira başvuranın bu soruşturmada şüphelilerden biri olduğunu ve bu çerçevede adli makamlar önünde daha önce başvuruda bulunduğunu değerlendirdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, bu basın haberlerinin bazılarının yayımlanmasının, başvuranın resmi iddianamesinden önce yapılmış olmasına rağmen, söz konusu soruşturmaya ilişkin bilgilerin basın tarafından yayımlanmış olması nedeniyle, zaten gizli niteliğini kaybettiğine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, kamuoyunun konuya büyük bir ilgi gösterdiğini kaydetmiştir (yukarıda 9. paragraf). Asliye Hukuk Mahkemesine gelince, bu karara uymuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, ihtilaf konusu haberlerin yayımlandığı tarihte başvuranın şüphelilerden biri olduğu ceza soruşturmasının devam ettiğini ve ardından ilgili hakkında bir ceza davasının başlatılması nedeniyle, bu haberlerin görünür gerçekliğe uygun olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varmıştır (yukarıda 10. paragraf). Anayasa Mahkemesi gelince, somut olayda Devletin hak ihlallerinin giderilmesi için etkin başvuru yolları oluşturmayı içeren pozitif yükümlülüğünü yerine getirdiği gerekçesiyle, başvuranın bireysel başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir zira Devletin yargı makamları başvuranın talebini incelemiş ve böylelikle yargılamanın başvuranın beklediği sonuca yol açmamış olsa bile, etkin bir mekanizma kurmuşlardır (yukarıda 13. paragraf).
28. Mahkeme mevcut durumda, yalnızca ulusal mahkemelerin bu haberlerin yayımlandığı tarihte başvuran hakkında bir ceza soruşturmasının devam etmesi nedeniyle, ihtilaf konusu haberlerin “görünür gerçekliğe” uygun olduğunu özet olarak belirtmekle yetindiklerini ve bu haberlerin yayımlanmasının başvuranın özel hayatına saygı hakkı ile basının kamuoyunu bilgilendirme özgürlüğü arasında, konu hakkında içtihatlarında belirlenen tüm kriterler uyarınca, uygun bir şekilde dengelenmeksizin, genel menfaat tartışmasına yol açtığını tespit edebilmektedir (ibidem, § 38). Mahkeme özellikle, ulusal mahkeme kararlarının, devam eden ceza soruşturmayla ilgili ve iddianamenin kabulünden önce yayımlanan ihtilaf konusu haberlerde, soruşturmanın gizliliğine ilişkin mevzuatı yerine getirip getirmedikleri ve bu haberlerin yazarlarının gizli olduğu iddia edilen bu bilgileri yayımlayarak ve başvuran hakkında belirli bir ağırlıkta bazı suçlamalarda bulunarak, sorumlu gazetecilik normlarını yerine getirip getirmedikleri konusunda tatmin edici hiçbir yanıt vermediğini tespit etmektedir (Pentikäinen/Finlandiya [BD], No. 11882/10, § 90, AİHM 2015, Stoll/İsviçre [BD, No. 69698/01, § 102, AİHM 2007‑V, Giesbert ve diğerleri/Fransa, No. 68974/11 ve diğer 2 başvuru, § 86, 1 Haziran 2017 ve Flux/Moldova (No.6), No. 22824/04, §§ 31‑34, 29 Temmuz 2008, bk. ayrıca mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), Sağdıç/Türkiye, no 9142/16, §§ 38-42, 9 Şubat 2021).
29. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, davanın koşullarında, ulusal makamların içtihadında belirtilen kriterler uyarınca, uygun bir denge kurdukları şeklinde değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır.
30. Bu nedenle, Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA31. Başvuran, maddi tazminat olarak toplamda 101.433 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, ihtilaf konusu yayımların Türk Silahlı Kuvvetlerdeki kariyerine son verdiğini ve bu nedenle maaşını ve ilgili gelirini kaybetmesine neden olduğunu iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamaktadır. Başvuran ayrıca manevi tazminat olarak, 7.484 EUR talep etmektedir. Başvuran ayrıca, ulusal mahkemeler önündeki dava masrafları için toplamda 754 EUR talep etmekte ve bu bağlamda farklı mahkemeler önünde yapılan masraflara ilişkin makbuz sunmaktadır. Başvuran son olarak, Anayasa Mahkemesi önünde yapılan masraflar için 547 EUR dâhil olmak üzere, ulusal mahkemeler önündeki avukatlık masrafları için 628 EUR ve Mahkeme önünde yapılan masraflar için 1.283 EUR talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, 1.200 Türk lirası tutarında (yani ilgili tarihte 769 EUR) avukatı tarafından düzenlen bir makbuz ve Türk Barolar Birliğinin ücret çizelgesini sunmaktadır.
32. Hükümet, maddi tazminat olarak belirtilen talebin desteklenmemiş ve aşırı olduğunu iddia etmektedir. Hükümet, manevi tazminat ile ilgili olarak, iddia edilen ihlal ile başvuran tarafından belirtilen talep arasında nedensellik bağının bulunmadığını, bu talebin desteklenmediğini, aşırı olduğunu ve benzer davalarda Mahkeme tarafından uygun görülen meblağlara tekabül etmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın kendisi ve avukatı arasında yapılan sözleşmeyi sunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, Mahkeme önünde yapılan yargılama masrafları için talep edilen meblağın davanın az karmaşık niteliği ve Mahkemenin yönelttiği soruların sınırlı sayısı bakımından desteklenmediğini ve aşırı olduğunu iddia etmektedir. Hükümet genel olarak, masraf ve giderler olarak talep edilen toplam tutarın gerçeği yansıtmadığı kanaatine varmaktadır. Hükümet bu bağlamda, bu meblağın benzer davalar çerçevesinde ödenen meblağlardan çok yüksek olduğunu iddia etmektedir.
33. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile maddi tazminat olarak belirtilen talep arasında hiçbir nedensellik bağı görmemektedir. Üstelik bu talep hiçbir şekilde desteklenmemektedir. Mahkeme sonuç olarak, bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme başvurana bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.000 EUR ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, masraf ve giderlerle ilgili olarak, sahip olduğu belgeleri ve içtihadını dikkate alarak, bu 1.500 EUR tutarının üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvurana bu meblağın ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine,-a) Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıda belirtilen meblağların ödenmesine:
Manevi tazminat olarak, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 2.000 avro (iki bin avro),Masraf ve giderler için, bu meblağ üzerinden başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 avro (bin beş yüz EUR) ödenmesine;b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 29 Haziran 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
signature_p_2}
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan