Karar 9 Nisan 2013 [2. Daire]
Olaylar ve Olgular – Hamileliğinin otuz dördüncü haftasında olan ilk başvuranın eşi ve ikinci başvuranın annesi, eşiyle birlikte sürekli ağrı şikâyetiyle bir üniversite hastanesine gitmiştir. Acil servis doktoru tarafından muayene edildikten sonra kadın hastalıkları ve doğum anabilim dalı doktorlarından oluşan bir ekip tarafından hastaya müdahalede bulunulmuş ve ultrason çekilmesinin ardından hastanın taşıdığı bebeğin ölü olduğu saptanarak hastanın acilen ameliyata alınması gerektiği kararına varılmıştır. Ardından, iddiaya göre, hastaneye yatış ve ameliyat için ücret alınacağı ve depozito olarak yaklaşık 1,000 Avro (EUR) ödenmesi gerektiği hastaya söylenmiştir. İlk başvuranın kendisinde gerekli miktardaki paranın bulunmadığını belirtmesinden ötürü eşi hastaneye yatırılamamıştır. Bunun üzerine acil servis doktoru, hastanın sağlık personeli bulunmayan bir araçla başka bir hastaneye nakledilmesini ayarlamıştır. Hasta yolculuk sırasında ölmüştür.
Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan bir soruşturma komisyonu tarafından, hastanın ölümünden hastane doktorlarının sorumlu olduğunu ortaya koyan bir soruşturma açılmıştır. Soruşturmada hastanın tedavi edilmeden nakledilmesine yönelik karar ve tıbbi ücretlerin ödenmesine verilen önem eleştirilmiştir. İsnat edilen suçun kovuşturulması zaman aşımına uğramış olduğundan, nöbetçi doktor hakkında herhangi bir ceza yargılaması yapılmamıştır. İlk davada suçlu bulunmuş olan diğer doktorlar, Yargıtay’ın yargılamaları 2010 yılının Ekim ayında sonlandırmış olması ve ayrıca zaman aşımı nedeniyle herhangi bir cezaya çarptırılmamışlardır.
Hukuksal Değerlendirme – 2. Madde
(a) Esas Bakımından – Mahkeme, Devlet’in Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerine dayanarak, hem özel hem de devlet hastanelerinin, hastaların hayatlarını korumaya yönelik uygun tedbirler almalarını zorunlu kılacak düzenlemelerin Devlet tarafından yapılması gerektiğini vurgulamıştır.
(b)
Mevcut davada şikâyet konusu olayların meydana geldiği tarihte, tedavi hizmetlerine erişime ilişkin Devlet’in kamu sağlığı politikası hakkında in abstracto hüküm vermek Mahkeme’nin görevi olmamasına rağmen, Mahkeme’nin söz konusu hastanede tedavi olmanın ön ödemeye tabi olduğunu kaydetmesi için ulusal makamların bulgularını dikkate alması yeterli olmuştur. Bu gereklilik hasta için caydırıcı olmuş ve hastanede tedavi görmeyi reddetmesine sebep olmuştur. Bu tür bir kararın bilgiye dayalı olduğunu veya ulusal makamları merhumun alması gereken tedaviye ilişkin yükümlülükten muaf tuttuğunu tasavvur etmek mümkün değildir. Hastaneye ulaştığında hastanın durumunun ağır olduğu ve acil ameliyata alınması gerektiği; alınmadığı takdirde ağır sonuçların ortaya çıkabileceği hususlarında ihtilaf bulunmamıştır. Sağlık çalışanları hastayı başka bir hastaneye nakletmenin, hastanın hayatını riske sokacağının tamamen farkında olmuştur. Ayrıca ilgili personel hakkında kovuşturma yapılmasına izin vermeyi reddetmiş olan heyete, zorunlu ücretlerin ödenmediği acil tıbbi durumlarda, nasıl bir yol izleyeceklerini belirten herhangi bir materyal sağlanmamıştır. Bu bakımdan iç hukukun, merhuma sağlık durumu nedeniyle verilmesi gereken tedavinin verilmesini engelleyecek nitelikte olduğu görülmemiştir. Bununla birlikte, hastane yetkililerinin bariz hataları sonucunda, merhumun uygun ve acil tedaviye erişimi engellenmiştir. Bu bulgu Mahkeme’nin, Devlet’in hastanın fiziksel bütünlüğünü koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği kararına varması için yeterli olmuştur.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle)
(c) Usul Bakımından – Devlet’in pozitif yükümlülükleri arasında, ister kamu sektöründe ister özel sektörde, tıbbi bakım altındaki hastaların ölüm sebeplerini tespit edebilmek ve ilgililerin sorumlu tutulmasını sağlamak için etkili ve bağımsız bir yargı sistemi oluşturmak da bulunmaktadır. Fakat Mahkeme, ilk başvuranın eşinin ölümünden sorumlu olduklarından şüphelenilen kişilere zaman aşımından ötürü nihai bir ceza verilmemiş olduğunu gözlemlemiştir. İlaveten, davaya ilişkin yargılamaların uzun sürmüş olması, derhal inceleme yapılması gerekliliğini karşılamamıştır. Nöbetçi doktoru yargılamaya yönelik herhangi bir adım atmak konusunda, ceza yargılamalarının başından itibaren belirgin bir ihmal söz konusu olmuştur. Dolayısıyla Devlet mevcut davada etkili bir ceza soruşturması gerçekleştirmemiştir.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle)
(d) Ceninin Yaşam Hakkına İlişkin İddia – Başvuranlar ceninin ölüm zamanının tespit edilmesi için herhangi bir soruşturma gerçekleştirilmemiş olduğunu iddia etmişlerdir. Mahkeme, yaşamın başladığı noktaya ilişkin Avrupa’da bir görüş birliği bulunmamasından ötürü bu konuyu belirlemenin Devlet’in görevi olduğunu kaydederek, önceki davalarda benimsediği yaklaşımı yinelemiştir. Mevcut davada ceninin yaşamı merhumunkiyle yakından bağlantılı olduğundan, bu şikâyetin ayrıca incelenmesine gerek kalmamıştır.
41. Madde: Manevi tazminata karşılık müşterek olarak 65,000 Avro (EUR) ödenmesine karar verilmiştir; maddi tazminat talebi reddedilmiştir.
(Ayrıca bk: Vo / Fransa [BD] no. 53924/00, 8 Temmuz 2004, Bilgi Notu sayı 66; A, B ve C / İrlanda [BD], no. 25579/05, 16 Aralık 2010, Bilgi Notu sayı 136; Tysiąc / Polonya, no. 5410/03, 20 Mart 2007, Bilgi Notu sayı 95).
Full & Egal Universal Law Academy