AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MENGIRKAON/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 5825/09)
KARAR
STRAZBURG
23 Haziran 2020
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Mengirkaon / Türkiye davasında,
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine bir Türk vatandaşı olan Melek Mengirkaon’un (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 20 Ocak 2009 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını göz önüne alarak,
Tarafların beyanlarını göz önüne alarak,
26 Mayıs 2020 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE OLGULAR
1. Başvuran, 1980 doğumlu olup; İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. Erbil tarafından temsil edilmiştir.
2. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, 2 Ocak 2008 tarihinde, bir basın açıklamasında, terör örgütü olan PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) cezaevinde bulunan lideri için bir saygı ifadesi olan “Sayın” ifadesini kullanmıştır.
5. Ceza Kanunu’nun 215. maddesinde düzenlenen suçu veya suçluyu övme suçu nedeniyle başvuran aleyhinde Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde 9 Ocak 2008 tarihinde ceza yargılamaları başlatılmıştır.
6. Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesi, 15 Temmuz 2008 tarihinde, başvuranın suçunu sabit bulmuş ve onu bir ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Ceza Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, başvuranın hapis cezası para cezasına çevrilmiştir. Kararda, bu kararın kesin olduğu belirtilmiştir.
7. Daha sonra, başvuranın avukatı temyiz başvurusunda bulunmuştur.
8. Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesi, 12 Eylül 2008 tarihinde, başvuran hakkında hükmedilen para cezasının Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunabilmek için gerekli asgari değere ulaşmadığı gerekçesiyle 15 Temmuz 2008 tarihli kararının kesin olduğuna karar vererek temyiz talebini reddetmiştir. Başvuran, bu karara itiraz etmemiştir.
9. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 305. maddesini iptal eden ve başvuranla aynı durumda olan kişilerin temyiz başvurusunda bulunabilmelerini mümkün hale getiren Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararın ardından, Cumhuriyet savcısı, 20 Ekim 2009 tarihinde, Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesinden davayı incelemesi ve başvuranın cezasının infazının ertelenmesinin gerekli olup olmadığına karar vermesi talebinde bulunmuştur.
10. Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesi, 20 Kasım 2009 tarihinde, başvuranın cezasının infazının ertelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı, başvuranın cezasının infazının ertelenmesinin başvuranın davasında en uygun çözüm olacağını belirterek bu karara itiraz etmiştir.
11. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Aralık 2009 tarihinde, başvuranın cezasının infazının ertelenmesine karar vermiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
12. İlgili iç hukukun tam açıklaması, Yalçınkaya ve diğerleri/Türkiye, no’lar 25764/09 ve 18 diğer başvuru, §§ 12‑13, 1 Ekim 2013 ve Bayar ve Gürbüz/Türkiye, no. 37569/06, §§ 12‑16, 27 Kasım 2012) kararlarında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, mahkûmiyetinin, Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiği şikâyetinde bulunmuştur. İlgili madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon veya sinema işletmelerini bir izne tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Kabul Edilebilirlik Hakkında
14. Hükümet iddialara itiraz etmiştir. Hükümet, öncelikle, başvuranın hapis cezasının infazının ertelenmesi nedeniyle Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur statüsünün bulunmadığını iddia etmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranın Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi anlamında kullanabileceği iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiş ve başvuranın Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesinin 12 Eylül 2008 tarihli kararına karşı temyiz başvurusunda bulunabileceğini öne sürmüştür.
15. Hükümetin başvuranın mağdur statüsü ile ilgili itirazlarının ilk kısmı bakımından, Mahkeme, daha önce benzer itirazları incelediğini ve reddettiğini yinelemektedir (bk., Özer/Türkiye (no. 3), no. 69270/12, § 19, 11 Şubat 2020).
16. İç hukuk yollarının tüketilmemesi ile ilgili Hükümetin ikinci itirazı bakımından, Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1. maddesinin yalnızca başvuranın iddia olunan Sözleşme ihlalleriyle ilgili hukuk yollarını tüketmesini gerektirdiğini ve aynı zamanda etkili ve yeterli tazmin sağlayabildiğini hatırlatmaktadır. Başvuranın teorik olarak hukuk yolu teşkil edecek nitelikte olmalarına rağmen gerçekte iddia edilen ihlali tazmin etme şansı sunmayan hukuk yollarını tüketmesine gerek yoktur (bk.,Bülbül /Türkiye, no. 47297/99, § 17, 22 Mayıs 2007). Somut davada, Beyoğlu Sulh Ceza Mahkemesinin 15 Temmuz 2008 tarihli kararından, bunun başvuran hakkında hükmedilen para cezası miktarından dolayı nihai bir hüküm olduğu açıktı. Daha sonra, 12 Eylül 2008 tarihinde verilen karar, davanın esasına ilişkin bir incelemeden ziyade usuli gerekçelere ilişkin bir incelemeydi. Mahkeme, ilgili zamandaki yerel mevzuata göre, 15 Temmuz 2008 tarihli karara karşı temyizin mümkün olmadığının açık olduğunu, zira başvuran hakkında hükmedilen para cezasının temyizde bulunabilmek için gereken asgari değere ulaşmadığını gözlemlemektedir. Sonuç olarak, Mahkeme’nin kanaatine göre, 12 Eylül 2008 tarihli karara karşı itirazda bulunmak faydalı olmayacaktır.
17. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
18. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde sıralanan başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas Hakkında
19. Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin esası ile ilgili olarak, Mahkeme, daha önce, Yalçınkaya ve diğerleri/Türkiye (no’lar 25764/09 ve diğer 18 başvuru, §§ 26-38, 1 Ekim 2013) davasında benzer bir şikâyeti incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini yinelemektedir. Mevcut başvuruyu da inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararda yer alan tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel sebep görmemektedir.
20. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran, mahkemeye erişim hakkının, yani mahkûmiyet kararını temyiz etme hakkının, hakkında hükmedilen para cezasının miktarının temyiz başvurusunda bulunabilmek için gerekli asgari değere ulaşmadığı gerekçesiyle ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuştur. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanmıştır.
22. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 6 §1 maddesi kapsamında incelenmesinin daha uygun olduğu kanaatindedir. Söz konusu maddenin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...”
23. Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde sıralanan başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
24. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
25. Mahkeme, daha önce, benzer konuları incelediğini (bk. Bayar ve Gürbüz/Türkiye, no. 37569/06, §§ 40‑49, 27 Kasım 2012, ve yukarıda anılan Yalçınkaya ve Diğerleri, §§ 44-45) ve Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini gözlemlemektedir. Bu tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır.
26. Dolayısıyla, Mahkeme, somut davada, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
27. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
28. Başvuran, maddi tazminat olarak 238 avro ve manevi tazminat olarak 14.494 avro talep etmiştir. Başvuran, avukatından aldığı faturaya dayanarak, ayrıca, masraflar, giderler ve avukatlık ücretleri için 1.448 avro talep etmiştir.
29. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
30. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Öte yandan, Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 2.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
31. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, tüm başlıklar altındaki masrafları karşılamak üzere 500 avro ödenmesini uygun bulmuştur.
Gecikme Faizi
32. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, aşağıdaki miktarların, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere ödenmesine:
(i) manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;
(ii) masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 500 avro (beş yüz avro) ödenmesine;
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 23 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy