AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MESUT YILDIZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no.8157/10)
KARAR
STRAZBURG
18 Temmuz 2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Mesut Yıldız ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 27 Haziran 2017 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından yukarıda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, T.C. vatandaşı olan (“başvuranlar”) Mesut Yıldız, Mehmet Sıddık Eker ve Zeynel Onver’in İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 13 Ocak 2010 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde Mahkeme’ye yapmış olduğu bir başvuru (No. 8157/10) yer almaktadır.
2. Başvuranlar, Denizli Barosu’na kayıtlı Avukat A. Oruç tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, esasında Sözleşme’nin 11. maddesi ile korunan toplantı özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
4. Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri ile ilgili şikâyetler, 29 Ağustos 2013 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
OLAY
I. SOMUT OLAYIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, sırasıyla 1975, 1948 ve 1958 doğumludurlar ve Denizli’de ikamet etmektedirler.
6. Başvuranlar, Nevruz tertip komitesi üyeleri olarak 18 Mart 2003 tarihinde, yetkililere Nevruz kutlamaları[1] için 21 Mart gününü belirlediklerini bildirmişlerdir. Denizli Valiliği kendilerine açık hava kutlamaları için yaklaşık üç bin kişinin katılacağı bir yer göstermiştir.
7. Denizli Savcılığı 4 Nisan 2003 tarihinde, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na (« 2911 sayılı Kanun ») muhalefet suçu nedeniyle aralarında başvuranların da bulunduğu toplantıyı düzenleyenler hakkında adli işlem başlatmıştır. Savcılık, katılımcıların kutlamalar boyunca Kürtçe yasadışı slogan attıklarını, Kürtçe militan şarkı söylediklerini ve ayrılıkçı konuşmalar yaptıklarını bildirmiştir. Savcılık, başvuranları olayları organize etmekle suçlamıştır.
8. Asliye ceza mahkemesi 8 Haziran 2006 tarihinde başvuranları organizasyonun sorumlusu olarak bir yıl altı ay hapis cezasına ve 343 Türk lirası (yaklaşık 160 avro (EUR)) para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. Asliye ceza mahkemesi karar gerekçesinde, gösteri sırasında « selam, selam, İmralı’ya bin selam » « biji serok APO », « kana kan seninleyiz Öcalan ...ya seninleyiz ya ölüm », « HADEP’i kapatan eller kırılsın », « tecrite hayır » ve « Kürdistan Kürtlerinin iradesi, tecritle kısıtlanamaz[2] » sloganlarının atıldığını belirtmiştir. Asliye ceza mahkemesi böylelikle toplantının barışçıl olarak başladığını ancak atılan sloganlar ve yapılan konuşmalar nedeniyle kanuna aykırı olarak sona erdiğini bu nedenle 2911 sayılı Kanun’un 23. maddesinde belirtilen suçu oluşturduğunu değerlendirmiştir. Asliye ceza mahkemesi, bununla birlikte başvuranların göstericileri yasak slogan atmamaları yönünde uyardıklarını vurgulayarak, bu kişiler tarafından kutlamalar sırasında çaba gösterildiğini tespit etmiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası, sadece ceza miktarı ile ilgili olarak başvuranlar lehine uygulanmıştır.
9. Başvuranların itirazı üzerine Yargıtay 22 Aralık 2008 tarihinde, kararın açıklanmasından sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun ile değiştirilen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) yeni hükümlerinin uygulanmasını talep ederek, kararı bozmuştur.
10. Asliye ceza mahkemesi dosyayı yeniden inceledikten sonra 7 Temmuz 2009 tarihinde 2911 sayılı Kanun’a dayanarak başvuranlar hakkında yine aynı cezalara hükmetmiştir. Bununla birlikte mahkeme CMK’nın 231. maddesinin yeni 5. fıkrası uyarınca, beş yıl süre ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Öte yandan, mahkeme CMK’nın 231. maddesinin 8. fıkrasına dayanarak, başvuranların beş yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına hükmetmiştir[3]. Asliye ceza mahkemesi bu karara yedi gün içinde Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz edilebileceğini belirtmiştir. Başvuranlar karara itiraz etmişlerdir.
11. Somut olayda CMK’nın 231. maddesi hükümlerine uygunluğunu denetlemekle yetinen Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranlar tarafından 23 Temmuz 2009 tarihinde yapılan itiraz başvurusunu esastan incelemeksizin reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
12. 2911 sayılı Kanun’un 23. maddesi uyarınca «yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem veya afiş taşınarak (...) ve/veya bu nitelikte sloganlar söylenerek (...) yapılan toplantılar ya da gösteri yürüyüşleri suç sayılır ».
13. Organizatörlerin ceza sorumluluğu « kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerini düzenleyen ve yönetenlerle bunların hareketlerine katılanlar fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır » hükmünü düzenleyen aynı kanunun 28. maddesiyle çerçevelenmektedir. Uygulamada, izinli bir toplantı ve gösterinin kanuna aykırı olup olmadığı gerektiğinde bir ceza soruşturmasının sonucuna göre yetkili mahkeme tarafından tespit edilebilir. Böylelikle bazı göstericilerin davranışları nedeniyle yasal izinli bir gösteri, kanuna aykırı bir gösteriye dönüşebilir.
14. 6 Aralık 2006 tarihli ve 5560 sayılı ve 23 Ocak 2008 tarihli ve 5728 sayılı Kanun’lar ile değiştirilen 4 Aralık 2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Mahkemesi Kanunu’nun 231. maddesi şu şekilde düzenlenir:
« 5. Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Hükmün açıklanması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.
(...)
6. Hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verilebilmesi için:
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması;
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması;
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez[4]. (...)
8. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur.
(...)
12. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. »
Olaylar döneminde Yargıtay Ceza Dairesi 3 Şubat 2009 tarihli bir kararda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yapılan bir itirazı usul yönünden incelemekle sınırlı kaldığını ve mahkûmiyeti konu almadığını doğrulamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuranlar, ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmesi nedeniyle gösteri yapma ve ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedirler.
16. Mahkeme, toplantı ve geçit töreni biçiminde yapılan bir gösteri ile ilgili olarak, düşünce ve ifade özgürlüğünün barışçıl toplantı özgürlüğünün gerisinde kaldığını hatırlatmaktadır (Oya Ataman / Türkiye, no. 74552/01, 8 Mart 2005 tarihli karar, Barraco / Fransa, no. 31684/05, § 26, 5 Mart 2009 ve mutatis mutandis, Kudrevičius ve diğerleri / Litvanya [BD], no. 37553/05, § 85, AİHM 2015). Bu nedenle Mahkeme, somut olayda bu şikâyetleri özel hüküm (lex specialis ) ilkesine sahip olan Sözleşme’nin 11. maddesi açısından inceleyecektir. Söz konusu hüküm şu şekildedir:
« 1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir. »
A. Kabul edilebilirlik hakkında
17. Bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası a) bendi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadıklarını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesi ile bağdaşmadıklarını tespit eden Mahkeme başvuruların kabul edilebilir oldukların beyan etmektedir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiaları
18. Başvuranlar, göstericiler tarafından Nevruz festivali boyunca atılan sloganlar ve yapılan konuşmalar nedeniyle bu festivalin düzenleyicileri olarak cezaya mahkûm edilmekten şikâyetçidirler. Başvuranlar, bu gösteri sırasında milli güvenliği ya da kamu düzenini bozacak herhangi bir suç işlenmediğini iddia etmektedirler. Buna ek olarak hükmün açıklanmasının ertelenmesinin ve beş yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmalarının, sendikal faaliyetlerini doğrudan etkilediğini ve onları başka gösteriler düzenlemekten alıkoyduğunu değerlendirmektedirler.
19. Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin yasal bir temeli olduğunu ve meşru bir amaç izlediğini değerlendirmektedir. Hükümet, benzer bir müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğinin değerlendirilmesini Mahkeme’nin takdirine bırakmaktadır.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
20. Mahkeme, hiçkimsenin ne başvuranların toplantı özgürlükleri haklarına müdahaleye ne de bu müdahalenin yasayla öngörülmüş olmasına itiraz etmediğini kaydetmektedir.
a) Meşru amaç hakkında
21. Hükümet, müdahalenin « milli güvenliğin korunması », « kamu güvenliğinin sürdürülmesi» ve « düzenin korunması » amaçlarını izlediğini savunmaktadır. Başvuranlar bu husus hakkında görüş bildirmemişlerdir.
22. Mahkeme, meşru amaç konusunda, müdahalenin « düzenin korunmasını » (Dedecan ve Ok / Türkiye, no. 22685/09 ve 39472/09, § 33, 22 Eylül 2015 ve Küçükbalaban ve Kutlu /Türkiye, no. 29764/09 ve 36297/09, § 29, 24 Mart 2015) amaçladığı varsayımına yönelecektir.
23. Geriye ihtilaf konusu müdahalenin bu amaçlara ulaşmak için « demokratik bir toplumda gerekli » olup olmadığının belirlenmesi kalmaktadır.
b) Demokratik toplumda gereklilik hakkında
i. İlgili genel esaslar
24. Toplanma özgürlüğü hakkı, demokratik bir toplumda temel bir haktır ve ifade özgürlüğü hakkı gibi böyle bir toplumun temellerinden biridir. Bu nedenle sınırlayıcı bir yoruma tabi tutulmaması gerekir. Bu hak hem özel hem halka açık alanlardaki toplantıları ve beraberinde halk yürüyüşleri veya hareketsiz toplantıları kapsar. Öte yandan bu hak yalnız toplantının katılımcıları tarafından değil aynı zamanda bu toplantının düzenleyicileri tarafından da kullanılabilir (yukarıda anılan Kudrevičius ve diğerleri kararı, § 91).
25. Sözleşme’nin 11. maddesi, otonom rolü ve özel bir uygulama alanına sahip olmasına rağmen, toplanma özgürlüğünün kullanılması kişisel görüşlerin ifade edilmesini amaçladığı hallerde Sözleşme’nin 10. maddesi ışığında da düşünülmesi gerekir (a.g.e., § 86).
26. Ancak Sözleşme’nin 11. maddesi, kavram olarak organizatörlerin ve katılımcıların sadece şiddet eğilimli gösterilerini kapsamayan, « barışçıl toplanma » özgürlüğü hakkını korumaktadır. Bu düzenlemeye ilişkin güvenceler dolayısıyla bu tür eğilimlerle kışkırtılan organizatörler ya da katılımcıların şiddete yönelttikleri ya da demokratik toplum temellerini başka bir biçimde reddettikleri dışında tüm toplantılarda uygulanmaktadır (a.g.e., §92).
27. Bu bağlamda, bir kişinin davranış ve niyetinin barışçıl olması kaydıyla bu kişinin, gösteri sırasında diğer kişiler tarafından işlenen suçlar ya da yapılanşiddet eylemleri nedeniyle barışçıl toplantı özgürlüğünden yararlanmaktan mahrum bırakılamayacağını hatırlatmak yerinde olur. Organizatör dernek üyesi olmayan bazı şiddet yanlılarının gösteriye katılma ihtimalleri, bu hakkın kullanımını engelleyemez. Halka açık bir gösteri organizatörlerin kontrolünden çıkan olayların temelini oluşturmada gerçek bir risk taşısa dahi bu gösteri tek bu nedenle Sözleşme’nin 11. maddesinin 1. fıkrasının uygulama alanından çıkarılamaz ve bu tür toplantılara getirilen her türlü sınırlamanın, söz konusu hükmün 2. fıkrasında belirtilen koşullara uygun olması gerekir (a.g.e., § 94).
28. Uygulanan cezaların niteliği ve ağırlığı, izlenen amaçla ilişkili olarak müdahalenin orantılılığını ölçerken de dikkate alınacak faktörlerdir. Uygulanan yaptırımlar cezai nitelikte oldukları hallerde özel bir gerekçelendirmeyi de beraberinde getirir. Barışçıl bir gösteri prensipte cezai bir yaptırımın bilhassa özgürlükten yoksunluk tehditinin konusu olmamalıdır. Dolayısıyla Mahkeme, şiddet içermeyen eylemler nedeniyle ulusal makamlar tarafından uygulanan cezaların bir hapis cezasını gerektirdiği davaları özel bir dikkatle incelemesi gerekmektedir ( a.g.e., §146).
ii. Yukarıda anılan prensiplerin mevcut durumda uygulanması
29. Somut olayda, Mahkeme ihtilaf konusu gösterinin kesinlikle izinli olduğunu ve Nevruz bayramı kutlamalarının yürürlükte bulunan düzenlemeye uygun olarak başladığını kaydetmektedir.
30. Mahkeme, üç bin kişilik bir grubun toplanmış olduğunu, gösterinin diğer etkinlikler arasında konuşmalara ve şarkılara yer vermiş olduğunu ve kutlamaların hiçbir şiddet eylemi içermeden sona ermiş olduğunu tespit etmektedir.
31. Mahkeme, bununla birlikte ceza soruşturmasının, başvuranlar hakkında toplantıyı düzenleyenler sıfatıyla ve anılan gösteri sırasında atılan sloganlar ve sarfedilen bazı sözler nedeniyle açılmış olduğunu gözlemlemektedir. 8 Haziran 2006 tarihli karardan, ilgililerin, belirgin davranışları ceza mahkumiyeti gerektiren bir suç teşkil etmemesi nedeniyle – ayrıca barışçıl bir şekilde sona eren- toplantıyı düzenlenleyenler olarak, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Hakkında Kanunu’nun (« 2911 sayılı Kanun») gereğince mahkum edildikleri anlaşılmaktadır (bkz., a contrario, Barraco /Fransa, no. 31684/05, § 46, 5 Mart 2009 ve Gün ve diğerleri / Türkiye, no. 8029/07, § 79, 18 Haziran 2013).
32. Mahkeme, mahkûmiyet kararının göstericiler tarafından atılan bazı sloganlara yer verdiğini ancak kararın gerekçesinden, tertip eden başvuranların toplantı sırasında bazı söylemlerin ve atılan sloganların tamamen yasadışı olduğunun farkına vardıkları ve organizatör olarak bunu sonlandırmak için inisiyatif aldıkları anlaşılmaktadır.
33. Mahkeme, bu durumda 2911 sayılı Kanun’un 28. maddesinin, gösterinin yasadışı olduğu hallerde organizatörlere bir ceza sorumluluğu getirdiğini kaydetmektedir. Kararda organizatörlerin olay süresince belirli bir durumda bazı göstericilerin eylemlerine mesafeli kaldıkları belirtilmiştir.
34. Mahkeme’ye göre, gösteriyi organize edenlerin katılımcıları teşvik etmeyerek ya da yasadışı davranışlardan yana hoşgörü göstermeyerek suç eylemlerine doğrudan katılmamış olmaları nedeniyle ceza sorumlulukları bulunmamaktadır (bkz., mutatis mutandis, yukarıda anılan Gün ve diğerleri kararı, § 83). Göstericilerin davranışlarının suç oluşturup oluşturmadığını değerlendirmek organizatörlerin sorumluluğu ile ilgilidir. Ancak organizatörler aktif olarak doğrudan bir katılımla açık açık yer almasalar ya da yasadışı slogan atılmasının bırakılması yönünde uyarı ve talimatlarla müdahaleden kaçınarak zımnen bu gösteriye iştirak etseler de başkalarının davranışları nedeniyle sorumlu tutulamazlar. Dolayısıyla yasadışı bir gösteri tertip edenler barışçıl davranışlarıyla ceza sorumluluklarından muaf tutulabilmektedirler.
35. Mahkeme ayrıca somut olayda başvuranların ertelenen hapis cezalarına ve beş yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmaya mahkum edildiklerini (yukarıdaki 10. paragraf) gözlemlemektedir. Mahkeme, bu bağlamda bir müdahalenin orantılılığının değerlendirilmesi söz konusu olduğunda verilen cezaların niteliği ve ağırlığının da göz önüne alınacak unsurlar olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, cezai yaptırımların özel bir gerekçe gerektirdiğine ilişkin yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır (yukarıda anılan Kudrevičius ve diğerleri kararı, § 146).
36. Mahkeme, hapis cezalarına mahkumiyet, alternatif bir tedbirle hafifletilse bile verilen cezaların, Sözleşme’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alınan gösteri yapma hakkını kullanacak herkesi yıldıran, « caydırıcı bir etkiye » sahip olması sebebiyle aşırı oldukları kanaatindedir (Akgöl ve Göl / Türkiye, no. 28495/06 ve 28516/06, § 43, 17 Mayıs 2011, mutatis mutandis, İsmail Sezer / Türkiye, no. 36807/07, § 55, 24 Mart 2015).
37. Özellikle somut olayda beş yıl boyunca -başvuranların aynı türde başka suçları işlemekten kaçınacakları (yukarıdaki 14. paragraf) ve denetime tabi tutulacakları- « hükmün açıklanmasının » geri bırakılması kararı dikkate alındığında Mahkeme, muğlak olan bu tedbirin uzunca bir süre başvuranları ceza hükümlerinin uygulanması ile tehdit etmiş olduğunu değerlendirmektedir. Bununla birlikte başvuranların gösteri yapma özgürlüklerinin kullanılmasında bu hükümlerin etkilerine doğrudan maruz kalmak zorunda olduklarına inanmak gerekmektedir. En azından anayasal hakların kullanımı üzerindeki otosansür etki hiçbir şekilde varsayımsal değildir ve bu hüküm başvuranların eylemleri üzerinde caydırıcı bir tedbir olarak sürer.
38. Bu nedenle, bu değerlendirmeler ışığında Mahkeme, başvuranların gösteri yapma özgürlüğüne yapılan müdahalenin Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında « demokratik bir toplumda gerekli » olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmaktadır. Aslında Mahkeme, bir taraftan kamu güvenliğinin savunulmasını zorunlu kılan genel menfaat diğer taraftan başvuranların gösteri yapma özgürlüğü arasında adil bir denge kurulmadığı kanaatine varmaktadır. Başvuranların ceza mahkûmiyeti ve bundan kaynaklanan durum dolayısıyla « zorunlu bir sosyal ihtiyaca » cevap olarak değerlendirilemeyecektir.
39. Bu nedenle Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
40. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
« Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. »
A. Tazminat
41. Başvuranlar maruz kaldıklarını iddia ettikleri manevi zarar başlığında her birine 10.000 avro (EUR) talep etmektedirler.
42. Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.
43. Mahkeme, manevi zarar bağlamında başvuranların herbirine 1.500 EUR ödenmesinin uygun olacağını değerlendirmektedir.
B. Masraf ve Giderler
44. Başvuranlar, Mahkeme önünde yapılan faturalandırılmış masraf ve giderler için de ayrıca 1.542 EUR talep etmektedirler.
45. Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.
46. Somut olayda elinde bulunan belgeleri ve yerleşik içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, kendi önünde yapılan yargılamanın masraf ve giderleri bağlamında talep edilen miktarın makul olduğu ve başvuranlara ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
47. Mahkeme gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğunu beyan eder;
2. Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarların:
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat için başvuranların herbirine 1.500 avro (bin beş yüz) ödenmesine;
ii. Başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, Mahkeme masraf ve giderler için başvuranlara müştereken 1.542 avro (bin beş yüz kırk iki) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşme’nin 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 18 Temmuz 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
[1] Bu şenliğin adı Türkçe « Nevruz », Farsça « Norouz » Kürtçe « Newroz » dur. İranlılar'ın, Azeriler'in, Afganlılar'ın, Pakistanlılar'ın ve Kürtler'in geleneksel şenliğidir.
[2]. « Apo » olarak adlandırılan PKK lideri Abdullah Öcalan, İmralı Adası'nda hapistir; « tecrit » bu adadaki durumuna atıfta bulunur. HADEP « Halkın Demokrasi Partisi » Türkiye'de 11 Mayıs 1994 tarihinde kurulan ve yasadışı eylemlerinden dolayı Anayasa Mahkemesi kararı ile 13 Mart 2003 tarihinde feshedilen siyasi bir parti idi.
[3]. Burada ilgililerin beş yıl boyunca aynı türde suç işlememesi amaçlanmaktadır. Bu sürenin sonunda ilk dava geçersiz olarak değerlendirilir.
[4]. Bu son cümle 25 Temmuz 2010 tarihinde yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle eklenmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy