Olaylar – Başvuran, 2004 yılına kadar kuzey Kafkasya’da İnguşetya’da yaşamış ve Çeçen kökenli bir Rus vatandaşıdır. Başvuran, 2003 yılında söz konusu bölgede faaliyet gösteren cihatçı bir gruba üye olduğuna ilişkin zan altına girmiştir. Başvuran 2004 yılında, karısının ve üç çocuğunun mülteci statüsü aldıkları Polonya’ya kaçmıştır. 2005 yılının Şubat ayında, başvuran hakkında bir yakalama emri çıkarılmıştır ve Rus yetkililer, İnterpol aracılığıyla, başvuran hakkında uluslararası bir arama kararı çıkarmışlardır. Başvuran ve ailesi 2005 yılının Aralık ayında, kendilerine mülteci statüsünün verildiği Almanya’ya yerleşmişlerdir. Başvuran, araçla Türkiye’ye gelirken Bulgaristan sınırında bir kimlik kontrolü yapılması sonrasında 2012 yılının Temmuz ayında yakalanmıştır. Bulgar yetkililer, Rusya’dan gelen resmi bir talebe cevap olarak, suçlunun iadesi işlemlerini başlatmışlardır. Başvuranın kendisine iki farklı ülkede mülteci statüsünün verilmesini sağlayan tehlike altındaki durumunun hala varlığını koruduğuna dikkat çeken Sofya’daki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği temsilcisinin müdahalesine rağmen, temyiz mahkemesi 2012 yılının Eylül ayında başvuranın iade edilmesi yönünde karar vermiştir.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin İçtüzüğü’nün 39. maddesinin uygulanması yönündeki kararının ardından, Sofya’da şu anda hala tutulmakta olduğu cezaevine gönderilmiştir.
Hukuki Değerlendirme – 3. Madde: Mahkeme, Rusya Federasyonu hakkındaki davalara ilişkin olarak, İnguşetya da dahil olmak üzere kuzey Kafkasya bölgesinde, terörle mücadele harekatları esnasında ya da isyancı gruplara üye olduğu şüphesi bulunan kimseler hakkında yürütülen ceza kovuşturmaları sırasında ciddi insan hakları ihlallerinin yaşandığını tespit etmiştir. Bu davaların çoğunluğunda zorla kaybetme işkence ile insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele vakalarının yanı sıra, bu türden ihlallere ilişkin iddialar hakkında etkin soruşturma yapılmaması ile ilgili durumlar söz konusudur. Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerine ilişkin tespit edilen bu ihlallerin büyük kısmı bu yüzyılın ilk beş yılı içerisinde meydana gelen olaylarla ilgilidir ve ilgili bu gerçeğin Rusya’nın bu bölgesindeki genel durumun belirlenmesinde dikkate alınması gerekmektedir. Ayrıca, başvuran hakkında yürütülen kovuşturmanın tarihi ve başvuranın Kafkasya’dan ani şekilde ayrılarak Polonya’ya gittiği tarihin ikisi de kesin bir şekilde bu döneme denk gelmiştir. Mahkeme çok sayıda rapordan yararlanarak, İnguşetya da dahil kuzey Kafkasya’nın halen şiddet ve güvensizlik dolu, yargısız infazlar, zorla kaybetme işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelenin başka şekilleri ve belirli yerli nüfus gruplarının toplu şekilde cezalandırılması gibi temel haklara ilişkin ciddi ihlallerinin gerçekleştiği bir silahlı çatışma bölgesi olduğu sonucuna varmak durumunda bırakılmıştır.
Bireysel durumuna ilişkin olarak ise, başvuranın başka iki Avrupa ülkesindeki mülteci statüsünün olması, mevcut durumunun değerlendirilmesi için yalnızca bir başlangıç noktası teşkil etmiş olsa dahi, bu durum önemli bir gösterge niteliği taşımaktadır. Rus makamlar başvuran hakkında aktif bir şekilde arama gerçekleştirmiş ve uluslararası bir arama kararı çıkarmıştır. Rus yetkililer, Bulgaristan’da yakalanmasından kısa süre sonra, başvuranın Rusya’ya iade edilmesi için Bulgar yetkililere başvuruda bulunmuşlardır. Başvuranın iade edilmesi halinde, kuzey Kafkasya’daki geçici tutukluluk merkezlerinden birinde hapsedilmesi kuvvetle muhtemeldi. Başvuran, silahlı bir isyancı grubun faaliyetleri ile alakalı suçlarla ilgili suçlamalarla karşı karşıya kaldığı için, özellikle itiraf alınması amacıyla işkenceye uğrama riskine ya da insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelenin başka türlerine maruz kalacaktı. Bu suçlamalar, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) raporunun da arasında yer aldığı çok sayıda rapor ile desteklenmiştir. Bunun yanı sıra, başvuran İnguşetya’daki akrabalarının Rus polisi tarafından rahatsız edildiklerini iddia etmiş, keyfi şekilde yapılan arama, el koyma, tehdit ve kötü muamele vakalarını açıklamış ve kız kardeşinin ortadan kaybolduğunu belirtmiştir. Birçok sayıda uluslararası rapor da bu tür bir ihtimalin söz konusu olabileceğini destekleyen görüşler sunmuştur.
Ayrıca, Rus Başsavcısı tarafından verilen teminatlar, başvuranın kötü muameleye maruz kalma tehlikesini ortadan kaldırmada yetersiz kalmıştır. Bilhassa, uluslararası raporlar, kuzey Kafkasya bölgesinde faaliyet gösteren söz konusu silahlı gruba üye olmakla suçlanan kimselerin tutuklulukları esnasında işkenceye maruz kaldıklarına ve ilgili Rus yetkililerin kuzey Kafkasya’daki geçici tutukluluk merkezlerinde kötü muameleye maruz kalındığı iddialarına ilişkin davalar hakkında etkin soruşturmalar yürütülmesi yükümlülüklerini sık sık göz ardı ettiklerine dikkat çekmiştir. Dahası, Bulgar Hükümeti Rus yetkililerin yükümlülüklerine uygun davranmalarının sağlanması ya da diplomatik servislerinin kuzey Kafkasya’ya iade hakkındaki benzer davalara ilişkin olarak Rus yetkililer ile halihazırda işbirliğinde bulunup bulunmadıklarının tespiti için alınmasını planladığı herhangi bir uygulama tedbiri belirlememiştir. Ancak, yerel temyiz mahkemesi başvuranın iadesi için yetki verirken yalnızca Rus yetkililerden alınmış olan güvencelerin aynılarından yararlanmıştır: başvuranın kendi ülkesinde kötü muamele görmeye ilişkin ciddi ve kanıtlanmış bir risk altında olup olmadığı konusuna yeterli dikkat gösterilmemiştir. Sonuç olarak, başvuran Sözleşme’nin 3. maddesinin gerektirdiği güvencelerden yoksun bırakılmıştır. Bu gerçekler, başvuranın kendi ülkesinde işkence veya diğer insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele türlerine maruz kalmaya ilişkin olarak ciddi ve kanıtlanmış bir risk altında bulunduğu soncuna varılması için yeterli olmuştur.
Sonuç: başvuranın iadesi bir ihlal anlamına gelecektir (oybirliğiyle).
41. Madde: Bir ihlalin tespit edilmesi her türlü manevi zarar bakımından yeterli adil tazmin teşkil etmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy