Morice / Fransa – 29369/10 - 23.4.2015 tarihli Karar [BD]
Olaylar ve Olgular – Fransa ve Cibuti arasındaki işbirliği anlaşmaları kapsamında geçici görevde bulunan bir yargıç olan Bernard Borrel 1995 yılında ölü bulunmuştur. Cibuti jandarma teşkilatı tarafından olayın akabinde yapılan soruşturmada yargıcın intihar ettiği sonucuna varılmıştır. Yargıcın dul eşi intihar bulgusuna itiraz ederek müdahil taraf olarak şikâyette bulunmuş ve kendisini yargılamalarda temsil etmesi için başvuranı vekil tayin etmiştir. Faili veya failleri meçhul taammüden adam öldürmeye ilişkin iki adli soruşturma açılmıştır. Yargıçlar M. ve L.L. adli soruşturmayı yürütmek üzere görevlendirilmişlerdir.
Temyiz Mahkemesinin İddianame Dairesi 2000 yılının Haziran ayında söz konusu yargıçları davadan almış ve davayı yeni bir sorgu yargıcına, yani Yargıç P.’ye havale etmiştir. Aynı Daire kısa bir süre sonra başvuranın kamuoyunun ilgisini üzerine toplayan “Scientology” davasının Yargıç M.’den alınması talebini onamıştır.
Başvuran ve bir meslektaşı Fransız Adalet Bakanı’na Yargıç Borrel’in ölümüne ilişkin adli soruşturmayla bağlantılı olarak bir yazı yazmıştır. Başvuran ve meslektaşı, Yargıçlar M. ve L.L.’nin “tarafsızlık ve adillik ilkelerine tamamen aykırı” davranışları hakkında bir kez daha Bakan’a yazı yazdıklarını belirtmiş ve “adli soruşturma sırasında ortaya çıkarılan ... çok sayıda hata” hakkında Adli Hizmetler Genel Müfettişliği tarafından bir soruşturma yürütülmesini talep etmiştir.
Ertesi gün Le Monde Gazetesi’nde yayımlanan bir haberde Bayan Borrel’in avukatlarının Yargıç M.’yi Adalet Bakanı nezdinde “canhıraş bir şekilde eleştirdikleri”, yargıcı özellikle “tarafsızlık ve adillik ilkelerine tamamen aykırı” davranmakla suçladıkları ve yargıcın dava dosyasındaki bir öğeyi kaydetmediğinin ve söz konusu öğeyi halef yargıca göndermediğinin anlaşıldığını ekledikleri belirtilmiştir.
İki yargıç müdahil taraf olarak, bir kamu görevlisine alenen hakaret etme suçuyla itham ettiği Le Monde yayın yönetmeni, makaleyi kaleme alan gazeteci ve Morice hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, Temyiz Mahkemesi tarafından söz konusu suça iştirak etmekten suçlu bulunmuş ve başvuranın 4.000 avro para cezası ödemesine hükmedilmiştir. Başvuranın diğer iki sanıkla birlikte müşterek olarak, her bir yargıca ödenmesi gereken 7.500 avro tutarında tazminata hükmedilmiştir.
Mahkeme’nin bir Dairesi 11 Temmuz 2013 tarihli kararında altıya karşı bir oyla Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Dava başvuranın talebi üzerine 9 Aralık 2013 tarihinde Büyük Daire’ye havale edilmiştir (Bk. 169 sayılı Bilgi Notu).
Hukuksal Değerlendirme – Madde 10: Başvuranın mahkûmiyeti, Sözleşme’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil etmiştir. Müdahale yasayla öngörülmüş olup, başkalarının şöhret ve haklarının korunmasını hedeflemiştir.
Temyiz Mahkemesi başvuranı mahkûm ederken, sadece sorgu yargıcının “tarafsızlık ve adillik ilkelerine tamamen aykırı” davrandığını ileri sürmenin özellikle hakaret içerikli bir iddia olduğu görüşünü benimsemiştir. Söz konusu mahkeme başvuranın iddialarının “doğruluğunun” tespit edilmediği ve başvuranın hüsnüniyet savunmasının reddedildiği gerekçesiyle, başvuranın videokasetin iletilmesindeki gecikme hakkındaki yorumlarının ve Cibuti Cumhuriyet savcısının Yargıç M.’ye gönderdiği ve hakkında başvuranın “suça müsamaha gösterme” ifadesini kullandığı el yazısı karta başvuran tarafından yapılan atfın, sadece suçlamanın hakaret içerikli mahiyetini teyit ettiğini eklemiştir.
(a) Başvuranın avukat statüsü – Dava konusu açıklamaların yargılamaların kapsamına girdiği konusunda ihtilaf söz konusu olmamasına rağmen, yapıldığı tarihte sorgu yargıcının nihai olarak davadan alınmasıyla sonuçlanan açıklamalar sorgu yargıcını hedef almıştır. Dolayısıyla, söz konusu tarihte adli soruşturmanın eleştiriye konu olmayan başka bir yargıca tahsis edilmesi nedeniyle, başvuranın beyanlarının doğrudan müvekkilini savunma görevine katkıda bulunduğunu söylemek mümkün olmamıştır.
(b) Kamuyu ilgilendiren bir meseleye ilişkin tartışmaya katkıda bulunma – Başvuran tarafından yapılan dava konusu açıklamalar, kamuyu ilgilendiren bir mesele olan yargının işleyişiyle ve medyanın yoğun ilgisini çeken bir mesele olan Borrel davasının ele alınış biçimiyle ilgili olup, kamuyu ilgilendiren bir meseleye ilişkin tartışma kapsamına girmiş; bu nedenle ifade özgürlüğünün daha yüksek düzeyde korunmasını ve yetkililere özellikle dar bir takdir payının tanınmasını gerekli kılmıştır.
(c) Dava konusu açıklamaların mahiyeti – Dava konusu beyanlar, genel üslup ve dile getirildiği bağlam göz önünde bulundurulduğunda esas itibariyle sorgu yargıçlarının soruşturma sırasındaki davranışları hakkında genel bir değerlendirmeyi yansıtması dolayısıyla salt olay izahından ziyade değer yargılarından ibaret olmuştur.
Söz konusu değer yargılarının “fiili dayanağı” yeterli olmuştur. Yargıcın videokaseti iletmemesi ispatlanmamakla kalmamış, ayrıca Yargıç P. tarafından dosyaya kaydedilecek derecede önemli olmuştur. El yazısı karta gelince, kart Cibuti Cumhuriyet savcısının Yargıç M.’ye karşı belirli ölçüde samimiyetini göstermenin yanı sıra müdahil tarafların avukatlarını “manipülasyon düzenlemekle” itham etmiştir.
Son olarak, başvuranın Yargıç M.’nin sorgu yargıçlığı yaptığı ve kamuoyunun ilgisini toplayan iki davada avukat sıfatıyla hareket ettiği ortaya konmuş bir gerçektir. Başvuran her iki davada temyiz mahkemelerinin yargılamalarda eksiklikler olduğunu tespit etmesini sağlamayı başarmış ve söz konusu tespitler Yargıç M.’nin davalardan alınmasına yol açmıştır.
Ayrıca, başvuran tarafından kullanılan ifadelerle dava konusu olaylar arasında yeterince yakın bir bağlantı mevcut olup, başvuranın açıklamalarının yanıltıcı veya anlamsız bir saldırı olarak değerlendirilmesi mümkün olmamıştır.
(d) Davanın kendine özgü koşulları
(i) Genel arka planı göz önünde bulundurma ihtiyacı – Davanın arka planı sadece sorgu yargıçlarının davranışları ve başvuranın söz konusu yargıçlardan biriyle olan ilişkisi ile değil, ayrıca davanın kendine has tarihi, devletlerarası boyutu ve medyada önemli ölçüde yer almış olması ile açıklanabilirdi. Ancak, Temyiz Mahkemesi, başvuranın davaya konu olan ve bir sorgu yargıcını “tarafsızlık ve adillik ilkelerine tamamen aykırı davranmakla” eleştirdiği açıklamaya geniş kapsam atfetmiştir; oysa söz konusu alıntının özellikle, gerçekte makalenin yazarının bir beyanı olmaması, ancak başvuran ve meslektaşı tarafından Adalet Bakanı’na gönderilen yazıdan bir alıntı olması nedeniyle davanın kendine özgü koşullarının ışığında değerlendirilmesi gerekirdi. Ek olarak, başvuran gazetecinin sorularını yanıtladığı sırada, gazeteci kendi kaynakları tarafından Bakan’a gönderilen yazıdan haberdar edilmiştir. Makalenin yazarı sadece “Scientology” davası bağlamında Yargıç M. aleyhine yürütülen disiplin işlemlerine yapılan atıftan sorumlu olmuştur. Avukatlar basında yayımlanan bir “röportajda” yer alan her şeyden veya basının eylemlerinden ötürü sorumlu tutulamazlar.
Dolayısıyla Temyiz Mahkemesi’nin dava konusu açıklamaları hem davanın arka planı, hem de yazının içeriğini bir bütün olarak değerlendirerek incelemesi gerekirdi.
“Suça müsamaha gösterme” ifadesinin kullanılması “tek başına” Yargıç M. ve Cibuti Cumhuriyet savcısının onur ve şerefine karşı ciddi bir saldırı teşkil edemezdi.
Ek olarak, başvuranın beyanları sadece Yargıç M. ile arasındaki muhalif ilişkinin bir ifadesine indirgenemezdi. Dava konusu açıklamalar yeni, ispatlanmış ve yargı sistemindeki ciddi eksiklikleri ortaya çıkarabilecek olan ve avukatların müvekkillerinin müdahil taraflar olduğu bir davada soruşturma yürüten iki yargıcı ilgilendiren olaylar temelinde iki avukat tarafından müşterek olarak alınan mesleki inisiyatifin bir bölümünü oluşturmuştur.
Başvuranın açıklamalarının olumsuz bir yan anlamı bulunduğu kuşkusuz olsa da, kısmen düşmanca mahiyetine ve ciddiliğine rağmen ilgili açıklamalarda asıl mesele, toplum menfaatini ilgilendiren bir konu olan, dolayısıyla ifade özgürlüğüne kısıtlamalar getirilmesine fazla yer bırakmayan bir konu olan adli soruşturmanın işleyişini ilgilendirmesi olmuştur. Ek olarak, bir avukatın toplumun dikkatini yargı sistemindeki muhtemel eksikliklere çekebilmesi ve yargı mensuplarının yapıcı eleştiriden faydalanabilmesi gerekir.
(ii) Yargı yetkisinin korunması – Yargıç M. ve Yargıç L.L. yargı mensupları olmaları nedeniyle sıradan vatandaşlara göre daha geniş kabul edilebilir eleştiri sınırlarına tabiydiler ve bu sıfatlarından ötürü dava konusu yorumlar kendilerine yöneltilebilirdi.
Ek olarak, başvuranın açıklamaları, yüksek mahkemenin eleştirilerin muhatabı olan iki sorgu yargıcını davadan çekmiş olduğu dikkate alındığında, adli yargılamaların düzgün bir biçimde yürütülmesini engelleyebilecek nitelikte olmamıştır.
Yukarıdakilerin ışığında ve aynı gerekçelerden ötürü, başvurunun mahkûmiyeti yargı yetkisinin korunmasına hizmet edemezdi.
(iii) Mevcut hukuk yollarının kullanılması – Temyiz Mahkemesi İddianame Dairesine yapılan başvuru, başvuranın ve meslektaşının başlangıçtaki niyetinin meseleyi mevcut hukuk yollarından faydalanmak suretiyle çözüme kavuşturmak olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Gerçekte, sorgu yargıcı P. tarafından dosyaya kaydedildiği üzere, ancak söz konusu hukuk yoluna başvurulduktan sonra şikâyetçi olunan sorun meydana gelmiştir. Bu aşamada İddianame Dairesi bu türden şikâyetleri inceleyecek konumda değildi; bunun tam gerekçesi ise İddianame Dairesinin Yargıçlar M. ve L.L.’yi davadan almış olmasıdır. Her hâlükârda, Mahkeme’nin karar verdiği tarihte halen sonlandırılmamış olan adli soruşturmanın açılmasından itibaren hâlihazırda dört buçuk yıl geçmiştir. Müdahil taraflar ve avukatları yargılamalarda faal olarak yer almışlardır.
Ayrıca, Adalet Bakanı’nın yeni olgulara ilişkin bir soruşturma yürütülmesine yönelik talebi, olası bir basına müdahaleden kaçınmayı gerekçelendirecek nitelikte bir yargı yolu değil, sadece Bakan’ın takdirine bağlı bir idari soruşturma yapılmasına yönelik bir talep olmuştur.
Son olarak, ne Başsavcı ne de ilgili Baro Meclisi veya Baro Başkanı, bu tür bir imkânın mevcut olmasına rağmen beyanları nedeniyle başvuran aleyhine disiplin işlemleri başlatmıştır.
(iv) Davanın koşullarına ilişkin olarak varılan sonuç – Başvuranın davaya konu açıklamaları mahkemelerin eylemine karşı ciddi anlamda zarar verici ve esasen mesnetsiz saldırılar teşkil etmemiş olup, yargı sisteminin işleyişi konusunda kamu menfaatini ilgilendiren bir tartışmanın parçası olarak ve başlangıçtan itibaren medyada geniş çapta yer alan bir dava bağlamında Yargıçlar M. ve LL.’yi hedef alan eleştirilerden ibaret olmuştur. Söz konusu açıklamaların sert olduğunun değerlendirilmesi kuşkusuz mümkün olsa da, bahse konu açıklamalar yeterli “fiili dayanağı” bulunan değer yargıları teşkil etmemiştir.
(e) Uygulanan yaptırımlar – Başvuranın diğer iki sanıkla müşterek olarak 4.000 avro miktarında para cezası ve müdahil taraflar olarak şikâyetçi olan iki yargıcın her birine 7.500 avro tazminat ödemesine hükmedilmiştir. Dolayısıyla, başvurana uygulanan yaptırım “mümkün olan en hafif” yaptırım değil, aksine önemli bir yaptırım olmuştur ve başvuranın avukat statüsü yaptırımın ağırlığını gerekçelendirmek için ileri sürülmüştür.
Yukarıdaki hususların ışığında, başvuran hakkında hakaret suçuna ortak olduğu gerekçesiyle verilen kararın ifade özgürlüğü hakkına orantısız bir müdahale olduğunun değerlendirilmesi mümkün olduğundan, Sözleşme’nin 10. maddesi anlamında “demokratik bir toplumda” gerekli olmamıştır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Mahkeme ayrıca başvuranın müdahil taraflardan birine olan desteğini önceden ve aleni olarak ifade eden bir yargıcın kürsüde bulunması dolayısıyla Yargıtay önündeki davasında tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir biçimde yargılanmadığı doğrultusundaki şikâyeti bakımından Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Başvuranın tarafsızlık bulunmadığına dair endişelerinin nesnel olarak gerekçelendirilmiş olduğunun değerlendirilmesi mümkün olmuştur.
Madde 41: Manevi tazminat olarak 15.000 avro, maddi tazminat olarak 270 avro ödenmesine hükmedilmiştir.
(Ayrıca bk. July ve SARL Libération / Fransa, 20893/03, 14 Şubat 2008, 105 sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy