AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
İMRET / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 69539/12)
KARAR
STRAZBURG
20 Şubat 2024
İşbu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
İmret / Türkiye davasında,
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1958 doğumlu ve Batman’da ikamet eden, Batman Barosuna kayıtlı Avukat E. Şenses tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Abdulcelil İmret (“başvuran”) tarafından 18 Eylül 2012 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 69539/12),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) başvurunun bildirilmesine dair kararı;
tarafların beyanlarını;
ve Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak;
30 Ocak 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, (i) Cumhuriyet savcısının duruşmada bulunmaması nedeniyle yargılamayı yürüten mahkemenin tarafsızlığını yitirmesi ve (ii) başvuranın yapılan keşfe katılamaması veya yargılama sırasında ifade veren tanıkları sorgulayamaması sebebiyle ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasına ilişkindir. Başvuru ayrıca, verilen adli ceza parasının temyiz için belirlenen yasal eşiğin altında bulunması nedeniyle başvuranın mahkûmiyet kararına karşı bir temyiz başvurusunda bulunamamasından dolayı mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgilidir.
2. 18 Şubat 2011’de Batman Cumhuriyet Savcılığı başvuran aleyhine bir iddianame düzenlemiştir. Başvuran, elektrik tedarik şirketi tarafından yapılan bir şikâyet, kaçak elektrik kullanım raporu, K.İ. tarafından verilen ifadeler, başvuranın sayaç panosunun mühürlenmesine ilişkin bir rapor; başvuranın elektrik sözleşmesi ve tedarikçi tarafından kaçak elektrik kullanımına ilişkin bilgilendirilmesinin ardından yaptığı ödeme delillerine dayanarak elektrik hırsızlığı ve sayaç panosunun mührünü bozmakla suçlanmıştır.
3. Başvuran, tek hâkim düzeninde çalışan Batman 1. Asliye Ceza Mahkemesi önünde yargılanmıştır.
4. 5 Mayıs 2011 tarihinde duruşma hâkimi, bir bilirkişi ve başvuran hakkındaki kaçak elektrik kullanım raporunu düzenleyen elektrik tedarik şirketinde çalışan bir kamu görevlisi olan tanık Y.K. eşliğinde, başvuranın dairesinde bir keşif yürütmüştür. Keşif sırasında Y.K., elektrik şirketi tarafından yapılan rutin kontroller bağlamında, sayaç okunmasını engellemek amacıyla başvuranın sayaç panosuyla oynandığını hâlihazırda tespit ettiğini beyan etmiştir.
5. Yargılamayı yürüten mahkeme, 3 Haziran 2011 ve 22 Mayıs 2012 tarihleri arasında altı duruşma gerçekleştirmiştir. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 3. maddesi uyarınca duruşmalara herhangi bir savcı katılmamıştır. 23 Mart 2012 tarihinde ilk defa duruşmaya katılan başvuranın avukatı, yargılamayı yürüten mahkemeden bilirkişinin çağrılmasını ve ifadesinin bizzat dinlenmesini talep etmiş ancak herhangi bir sonuç alamamıştır.
6. 22 Mayıs 2012 tarihinde Batman 1. Asliye Ceza Mahkemesi, elektrik hırsızlığı ve sayaç panosunun mührünün bozulması suçlarından başvuranın mahkûmiyetine karar vermiştir. Başvurana, sırasıyla 4.000 Türk lirası (TRY) ve 3.000 TRY para cezası verilmiştir. Hükmedilen para cezasının, ilgili zamanda temyiz için öngörülen yasal eşiğin altında olması nedeniyle başvuranın mühür bozma suçundan aldığı ceza kesinleşmiştir.
7. Başvuran, 18 Eylül 2012 tarihinde Mahkemeye başvuruda bulunmuştur.
8. 13 Kasım 2012 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, elektrik hırsızlığına ilişkin mahkûmiyet kararlarının ilk derece mahkemeleri tarafından yeniden değerlendirilmesini gerektiren bir mevzuat değişikliği sebebiyle dava dosyasını yargılamayı yürüten mahkemeye geri göndermiştir.
9. 23 Kasım 2012 tarihinde Batman 1. Asliye Ceza Mahkemesi, başvuran aleyhindeki davanın elektrik hırsızlığı suçundan mahkûmiyeti yönünden düşürülmesine karar vermiştir. Başvuran, söz konusu kararı temyiz etmiştir.
10. 7 Mayıs 2014 tarihinde Yargıtay, başvuranın her hâlükârda kesinleşmiş olan mühür bozma suçundan mahkûmiyetine karşı temyize başvurmamış olması ve yargılamayı yürüten mahkemenin davayı elektrik hırsızlığı suçu yönünden düşürmüş olması nedeniyle temyiz incelemesine esas teşkil edebilecek bir karar bulunmadığına hükmederek, dava dosyasının yargılamayı yürüten mahkemeye iadesine karar vermiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
DURUŞMADA CUMHURİYET SAVCISININ HAZIR BULUNMAMASI SEBEBİYLE SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Kabul Edilebilirlik Hakkında Tarafların beyanları11. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesine dayalı olarak iki ilk itiraz sunmuştur. Hükümet ilk olarak, başvuranın, duruşmalarda savcının hazır bulunmamasına ilişkin şikâyetini, Anayasa Mahkemesi de dâhil olmak üzere, iç hukuk mahkemeleri nezdinde dile getirmediğini belirtmiştir. Hükümet ikinci olarak, başvuranın, aleyhindeki yargılamaların elektrik hırsızlığı suçu yönünden düşürülmesi kararına ilişkin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadığını ve bu yolun başvurana şikâyetini inceletme imkânını sunabileceğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla Hükümet, Mahkemenin incelemesini mevcut davada dile getirilen şikâyetlerin geri kalanıyla sınırlandırması gerektiğini savunmuştur.
12. Başvuran, mühür bozma suçundan kesinleşmiş mahkûmiyet kararının, 23 Eylül 2012 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olması sebebiyle, söz konusu hukuk yolundan yararlanma gerekliliğinden muaf olduğunu iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, elektrik hırsızlığı suçundan mahkûmiyetiyle ilgili olarak, yargılamayı yürüten mahkemenin davayı söz konusu suç yönünden düşürme kararından sonra mağdur statüsüne ilişkin şüpheleri olması sebebiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadığını beyan etmiştir. Başvuran son olarak, Cumhuriyet savcısının duruşmaya katılmamasının yasal bir hükümden kaynaklandığını ve yargılamayı yürüten mahkemenin söz konusu hükmü göz ardı ederek Cumhuriyet savcısının duruşmada hazır bulunmasını sağlayamayacağının farkında olduğunu beyan etmiştir.
Mahkemenin değerlendirmesi13. Mahkeme, Cumhuriyet savcısının duruşmada hazır bulunmamasının 5320 sayılı Kanunun geçici 3. maddesindeki yasal hükümden kaynaklandığını ve Hükümetin, Cumhuriyet savcısının yokluğuna dayalı bir itiraz durumunda, ulusal mahkemelerin savcının hazır bulunmasını sağlama yetkisine sahip olduğunu ileri sürmediğini ve bu yönde bir argümanın söz konusu hükmün açık lafzına da aykırı olacağını gözlemlemiştir (ayrıca karşılaştırınız, Ozerov / Rusya, no. 64962/01, § 57, 18 Mayıs 2010). Aksine Hükümet, Cumhuriyet savcısının duruşmada hazır bulunmamasının ilgili dönemde yürürlükte olan iç hukuk kurallarına uygun olduğunu beyan etmiştir. Bu sebeple, başvuranın bu hususta bir şikâyette bulunmamış olması aleyhine kullanılamaz. Dolayısıyla Hükümetin, başvuranın savcının duruşmada hazır bulunmamasına ilişkin şikâyetini ceza mahkemeleri nezdinde dile getirmemesine ilişkin ilk itirazı reddedilmiştir.
14. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın elektrik hırsızlığı suçundan mahkûmiyeti bakımından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadığı iddiasına ilişkin olarak Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazını, başvuranın mağdur statüsüne ilişkin şüphelerinin onu bu hukuk yoluna başvurma gerekliliğinden muaf tutamayacağı gerekçesiyle kabul etmiştir (bk. Vučković ve Diğerleri / Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve 29 diğer başvuru, § 74, 25 Mart 2014). Bu nedenle Mahkeme, bu başlık altındaki şikâyetin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
15. Bahsi geçen tespitin, Mahkemenin başvuranın 22 Mayıs 2012 tarihinde mühür bozma suçundan mahkûm edilmesine ilişkin bu başlık altındaki şikâyetini inceleme yetkisi üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır; zira Anayasa Mahkemesinin yargı yetkisinin 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren kesinleşen kararları kapsadığı göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın, bu suçla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunması gerekmemiştir. Yukarıdaki hususlar ışığında, Hükümetin bu bağlamdaki itirazı reddedilmiştir.
16. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmiştir. Dolayısıyla, şikâyet kabul edilebilir bulunmuştur.
Esas Tarafların beyanları(a) Başvuran
17. Başvurana göre, adil bir yargılamada hâkim ve savcı rolleri aynı kişi tarafından üstlenilemez. Başvuran bununla birlikte, mevcut davada duruşma hâkiminin, Ceza Muhakemesi Kanununun 216. maddesinde öngörülen delillerin tartışılması usulüne uymayarak Cumhuriyet savcısının rolünü üstlendiğini ve bu usulün, bir davadaki nihai beyanların, diğerlerinin yanı sıra, sırasıyla Cumhuriyet savcısı ve sanık ile avukatı tarafından yapılmasını öngördüğünü beyan etmiştir.
(b) Hükümet
18. Hükümete göre, savcılığın ceza muhakemesindeki rolünü gerçekleştirmesi için duruşmaya katılması gerekmemektedir; bu rol, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla bir soruşturma yürütülmesi, sanık aleyhine ve lehine toplanan tüm delillerin mahkemeye sunulması, bu delillerin tartışılmasının sağlanması ve kararlara karşı hukuk yollarına başvurulmasıyla yerine getirilebilir.
19. Hükümet ayrıca mevcut davada duruşma hâkiminin, başvuranı mahkûm etme kararını ağırlıkla savcı tarafından düzenlenen iddianamede belirtilen delillere dayandırdığını belirtmiştir. Hükümet, yargılamayı yürüten mahkemenin, yalnızca başvuranın sayaç panosunun mühürlenmesine ilişkin raporda ve kaçak elektrik kullanım raporunda belirtilen hususları tespit ve teyit etmek amacıyla mahalli keşif yaparak başvuran aleyhindeki ceza yargılamalarının kapsamını genişletmediğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla Hükümete göre, asliye ceza mahkemesinin kendi rolünü Cumhuriyet savcısının rolüyle karıştırarak tarafsızlığını yitirdiğine dair bir emare bulunmamaktadır.
Mahkemenin değerlendirmesi20. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında korunan tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkına ilişkin genel ilkeler Morice / Fransa ([BD], no. 29369/10, §§ 73-78, AİHM 2015) kararında özetlenmiştir. Cumhuriyet savcısının duruşmada hazır bulunmaması sebebiyle tarafsızlığın sağlanamaması konusu ile ilgili ilkeler Karelin / Rusya (no. 926/08, §§ 53-57, 20 Eylül 2016 ve bu kapsamda anılan diğer kararlar) kararında bulunabilir.
21. Mahkeme, ilk olarak Batman 1. Asliye Ceza Mahkemesi hâkiminin öznel tarafsızlığına ilişkin şüphe uyandıracak herhangi bir emare olmadığını kaydeder. Bu sebeple Mahkeme, başvuranın, duruşmasında bir Cumhuriyet savcısının bulunmaması nedeniyle aynı hâkimin nesnel tarafsızlığına ilişkin nesnel olarak gerekçelendirilmiş korkulara sahip olduğunun söylenip söylenemeyeceğini tespit etmeye çalışacaktır.
22. Bu bağlamda Mahkeme, bir sanığa yöneltilen “suç isnadının” yargı kararına bağlanması için sözlü bir duruşmanın uygun olduğuna karar verildiği ve savunma makamına yeterli bir katılım imkânı sunulduğu ve savunma makamının bu imkândan geçerli bir şekilde feragat etmediği durumlarda, mahkemenin tarafsızlığıyla ilgili olarak aksi takdirde ortaya çıkabilecek meşru şüpheleri önlemek için savcılığın hazır bulunmasının kural olarak “uygun” olduğunu yineler (bk. yukarıda anılan Karelin, § 76). Yargılamayı yürüten mahkemenin hâkimleri ceza yargılamalarının nihai koruyucusu olsa da normal şartlarda bir kamu davasında diğer taraf veya taraflarla çekişmeli şekilde görüş sunabilmek amacıyla suç isnadını sunmak ve kanıtlamak kamu makamının görevidir (bk. yukarıda anılan Karelin, § 77).
23. Mevcut davada, başvuranın Batman 1. Asliye Ceza Mahkemesi önünde görülen ve diğerlerinin yanı sıra, mühür bozma suçundan mahkûmiyetiyle sonuçlanan yargılamasındaki duruşmalarda hiçbir Cumhuriyet savcısı yer almamıştır. Bu durumun yasal dayanağı, Eylül 2020’de Cumhuriyet savcısının katılımını hariç tutan 5320 sayılı Kanundur. Ceza Muhakemesi Kanununda savcının hazır bulunmadığı bir yargılama usulü öngörülmemiş olsa da durum böyleydi. Hükümet buna itiraz etmemiş; ancak, Cumhuriyet savcısının görevini yerine getirebilmek için duruşmada bulunması gerekmediğini savunmuştur.
24. Her ne olursa olsun, mevcut davada, yargılamayı yürüten mahkeme başvurana iddianameyi okumuş, hakkındaki suçlamalara karşı savunmasını almış ve savcı tarafından sunulan delilleri incelemeye devam etmiştir. Ayrıca mahkeme, davanın ilk duruşması görülmeden önce, mahalli keşif yürütmeye re’sen, karar vermiş ve bu kararını mevcut dava ile ilgili olmayan ayrı bir suçtan dolayı ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan başvurana bildirmemiştir. Mahalli keşif sırasında, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuran hakkında kaçak elektrik kullanım tutanağını düzenleyen elektrik tedarik şirketinde çalışan bir görevlinin ifadesini dinlemiş ve bir bilirkişi başvuranın sayaç panosunu inceleyerek daha sonra bilirkişi raporu olarak mahkemeye sunulan ve keşfe dayalı olarak başvuran hakkında suçlayıcı nitelikte ifadeler içeren notlar almıştır. İlaveten ve daha da önemlisi, başvuranın özel olarak tutulan müdafisi (ilk olarak 23 Mart 2012 tarihindeki dördündü duruşmaya katılan), yargılamayı yürüten mahkemeden bilirkişinin duruşmada bizzat sorgulanması amacıyla çağrılmasını talep ettiğinde, mahkeme bu talebi, davanın sonucu üzerinde hiçbir etkisi olmayacağı gerekçesiyle reddetmiştir.
25. Duruşma hâkimi tarafından gerçekleştirilen bazı eylemlerin, Cumhuriyet savcısı tarafından hâlihazırda iddianamede atıfta bulunulan delillerin doğrulanmasına yönelik olduğu doğru olmakla birlikte, Mahkeme, bahsi geçen eylemlerin Hükümet tarafından ileri sürüldüğü gibi “delillerin doğrulanmasına” indirgenebileceği sonucuna varamamıştır. Nitekim duruşma hâkimi, bir bilirkişiden iddianamenin bir parçası olmayan bir delili bilfiil almış ve bunu daha sonra başvuranın mahkûmiyetine karar vermeden önce delil olarak kabul etmiştir. Hâkim bunu yaparken, başvuran veya avukatının, bilirkişiyi huzurlarında sorgulamasına imkân vermemiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme gerekçeli kararında bu rapora açıkça atıfta bulunmamış olsa da “dava dosyasını göz önüne alarak” ifadesini seçmesi, bilirkişi raporunun davanın sonucu üzerinde bir etkisi olduğunun göz ardı edilemeyeceğini göstermektedir.
26. Mahkeme, yukarıda belirtilen koşulların, yargılamayı yürüten mahkemenin savcı ve hâkim rollerini, duruşma hâkiminin tarafsızlığı konusunda nesnel olarak gerekçelendirilebilecek korkulara yol açacak ölçüde karıştırdığını gösterdiği kanısına varmıştır.
27. Son olarak Mahkeme, Hükümetin, asliye ceza mahkemelerinde görülen nispeten basit davalarda savcıların hazır bulunmamasına ilişkin argümanını kabul edememiştir; zira adaletin adil bir şekilde tecellisi hakkı, her şeye rağmen, çare uğruna feda edilemeyecek kadar önemli bir yere sahiptir (bk. Delcourt / Belçika, 17 Ocak 1970, § 25, Seri A no. 11). Her hâlükârda Mahkeme, 1 Eylül 2020 itibariyle Cumhuriyet savcılarının asliye ceza mahkemeleri nezdindeki duruşmalarda yer alması gerektiğini kaydetmiştir.
28. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
DİĞER ŞİKâYETLER29. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, mahalli keşfe katılamaması veya tanıkları sorgulayamamasından şikâyet etmiştir. Başvuran ilaveten, uygulanan adli para cezasının yasal eşiğin altında kalmasından dolayı mahkûmiyetine karşı temyiz başvurusunda bulunamamasının, mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlal teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Yukarıdaki Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin tespiti ışığında Mahkeme, başvuranın bu hüküm kapsamındaki diğer şikâyetlerinin kabul edilebilirlik ve esas bakımından ayrıca incelenmesine gerek olmadığını değerlendirmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
30. Başvuran, ödemek zorunda kaldığı para cezasının miktarı olan 1.000 avro (EUR) maddi tazminat ve 6.000 avro manevi tazminat talep etmiştir. Başvuran ayrıca, avukatı tarafından hazırlanan ve 100 avro tutarındaki saatlik ücret üzerinden yirmi bir buçuk saatlik hukuki çalışmaya tekabül eden zaman çizelgesine dayanarak, avukatlık ücreti için 2.150 avro ve yaptığı masraf ve harcamalar için 11 avro talep etmiştir.
31. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
32. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Bununla birlikte, taleple bağlılık (non ultra petita) ilkesini dikkate alarak, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere, başvurana 6.000 avro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, başvuran için en uygun tazmin şeklinin, eğer talep ederse başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağını yineler (bk. Soytemiz / Türkiye, no. 57837/09, §§ 63-64, 27 Kasım 2018).
33. Mahkeme, elindeki belgeleri dikkate alarak, başvurana, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere, masraf ve giderler için talep edilen 2.161 avronun tamamının ödenmesine hükmedilmesinin uygun olduğunu değerlendirmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvuranın mühür bozma suçundan mahkûmiyetine ilişkin olarak Cumhuriyet savcısının duruşmada hazır bulunmaması nedeniyle yargılamayı yürüten mahkemenin tarafsızlığını yitirdiğine ilişkin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve aynı şikâyetin elektrik hırsızlığı suçundan yapılan ceza yargılamaları açısından kabul edilebilir olmadığına; Başvuranın mühür bozma suçundan mahkûmiyetiyle ilgili olarak, yargılamayı yürüten mahkemenin tarafsız olmaması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine; Diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esasının incelenmesine gerek olmadığına; (a) Davalı Devlet tarafından, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:(i) Manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 6.000 avro (altı bin avro);
(ii) Yansıtılabilecek tüm vergiler hariç, masraf ve giderler için 2.161 avro (iki bin yüz altmış bir avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 20 Şubat 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan