Mironovas ve Diğerleri / Litvanya – 40828/12 ve diğerleri
8.12.2015 tarihli karar [IV. Bölüm]
Olaylar ve Olgular – Islah evlerinde cezaları infaz edilmekte olan başvuranlar, ulusal mahkemeler nezdinde tutukluluk koşullarından şikâyetçi olmuşlardır. Ulusal mahkemeler, yedi davanın tamamında ulusal kanunların ihlal edildiğini tespit etmiştir. Ulusal mahkemelerce beş başvuran için 60 avro ile 2,300 avroya tekabül eden meblağlar arasında değişen miktarlarda tazminata hükmedilmiştir. Haklarının korunması bağlamında maddi tazminatın zaruri olmadığı dikkate alınarak iki başvuran için tazminata hükmedilmemiştir.
Yedi başvuranın tamamı, Sözleşme kapsamında, tutuklu bulundukları farklı ıslah evlerindeki koşulların Sözleşme’nin 3. maddesine uygun standartları karşılamamasından şikâyetçi olmuştur. Hükümet; başvuranların davası ulusal mahkemelerde görüldüğü ve başvuranlar lehine kararlar verilmiş olduğu için başvuranların iddia edilen ihlallerden ötürü artık mağdur olarak kabul edilemeyeceklerini ileri sürmüştür.
(a) İhlalin kabul edilmesi – Yedi davanın tamamında ulusal mahkemeler, tutukluluk koşullarına ilişkin belirli hususları düzenleyen ulusal yasal kuralların ihlal edildiğini kabul etmiştir. Ulusal mahkemeler, davaların çoğunda Mahkeme içtihatında Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında yer verilen ilkeleri dikkate almıştır.
Buna rağmen, ulusal mahkemelerin kararları, tutukluluk koşullarına ilişkin iddiaların incelendiği yöntem hususunda sorun ortaya çıkarmıştır. Böylece en az bir davada, idari mahkeme; kümülatif bir yaklaşım benimsemek yerine başvuranın iddialarını tutukluluk halinin kendine özgü yönlerine göre ayırarak başvuranların şikayetlerinin esasını göz ardı etmiştir. Tutukluluk koşullarının her unsurunun farklı bir husus olarak dikkate alınması; tutukluluk halinin kişi üzerindeki genel etkisinin 3. maddesinin eşik seviyesine ulaştığı durumlarda bile, şikâyetlerin hiçbirinin tazminata hükmedilmesini gerektirecek ölçüde ciddi olmadığı sonucuna varılmasına kolaylıkla yol açabilir. Ayrıca, ulusal mahkemeler, davanın ikisinde, kişinin maruz kaldığı mağduriyetin zamanla azaldığı kanaatine varmıştır. Mahkeme öne sürülen bu sav ile ikna olmadığı gibi tutuklunun itibarının düşürülmesi gibi bir niyetin var olmamasının Devletin yetersiz tutukluluk koşullarına ilişkin yükümlülüğünü azalttığı görüşünü paylaşmamaktadır.
Bu hususlar ışığında, bazı sınırlı sayıdaki eksikliklere rağmen, ulusal mahkemelerce yorumlanan ve uygulanan ulusal hukuk uyarınca tazminat talebi, ilke olarak, davacının eski tutukluluk halinin olumsuz koşullarına ilişkin iddiaları bakımından bir hukuk yolu sağlayabilecektir. Böylece bu yol makul bir başarı ihtimali sunacaktır.
(b) Hükmedilen tazminatlar – Başvuranlardan bir tanesinin davasında ulusal mahkeme, yetersiz tutukluluk koşulları nedeniyle 2,300 avro tazminata hükmetmiştir. Mahkemenin benzer davalarda hükmettiği meblağdan halen düşük olmasına rağmen idari mahkeme, başvuranların şikâyetlerini Mahkemenin 3. madde kapsamındaki içtihatlarında yer alan standartlarına uygun olarak incelemiştir. Bu nedenle, hükmedilen miktar yeterlidir. Ayrıca, başvuranın hem ulusal mahkemeler hem de Mahkeme nezdindeki şikâyetleri, daha önce meydana gelen tutukluluk koşullarıyla sınırlıydı ve ıslah evindeki koşullara ilişkin değildi. Bu nedenle, başvuranın 3. madde ihlali dolayısıyla mağdur olduğu artık ileri sürülemez.
İki başvuranın davasında ise yerel mahkemeler tazminata hükmetmemiş ve başvuranlara manevi tazminat için tutukluluğunun insanlık dışı veya aşağılayıcı koşullarına ilişkin iddialarını kanıtlamaları halinde zararlarını tazmin etmeleri olanağı tanınmamıştır. Diğer dört başvuranın davasında ise yerel mahkemeler tarafından hükmedilmiş meblağlar orantısız şekilde azdı ve benzer koşullarda Mahkeme tarafından genellikle hükmedilen meblağlara da yakın değildi.
Özetle, altı başvuranın tutukluluk koşulları nedeniyle sağlanan tazmin edici hukuk yolu açıkça yetersizdi. Başvuranlar bu nedenle 34. madde kapsamında mağdur statülerini sürdürmüşlerdir.
(c) Önleyici çözüm yolları: Hükümetin başvuranların yetersiz cezaevi koşullarından kurtarılmasının etkili bir çözüm yolu olduğuna yönelik savunmasına ilişkin olarak ise, cezaevi yetkililerinin mahkûm ve tutukluların cezaevleri arasında nakil edilmesine ilişkin kararları büyük ölçüde takdire bağlı olup, bu nakil işlemlerinde kişilerin sağlık durumu ve diğer “istisnai durumlar” dikkate alınmıştır. Kalabalık veya sağlıksız cezaevi koşulları gibi meselelerin bu kıstasları tetiklemesi pek mümkün olmamıştır. Ayrıca, talep etmiş olmaları halinde mahkûm ve tutukluların nakil olma hakkı söz konusu değildi.
Cezaevi yönetiminin yaşadığı maddi zorluklar dikkate alındığında, ceza sisteminde tutukluluk koşullarının iyileştirilmesi yönündeki girişim bakımından yeterli oranda başarı ihtimali söz konusu olmayacaktı. Cezaevi yönetiminin başvuranların yeterli yaşam alanı ve sağlık şartlarına sahip olma hakkının ihlalini tazmin etmesini gerekli kılan adli veya idari kararın varlığı durumunda bile, hâlihazırda aşırı kalabalık olan bir tesiste başvuranların kişisel koşulları sadece diğer tutukluların aleyhine veya zararına iyileştirilebilecekti. Ayrıca, cezaevlerinin aşırı kalabalık olması sorununun yapısal mahiyeti ve bu sorunun üstesinden gelecek reformların bulunmayışı dikkate alındığında cezaevi yetkilileri eş zamanlı olarak çok sayıda talebi karşılayabilecek bir konumda olmayacaktı.
Başvuranların Mahkeme nezdindeki tutukluluk koşullarına ilişkin şikâyetler yeni mevzuat tarihinden çok daha önce dile getirildiği için başvuranlar 1 Temmuz 2012 tarihi itibariyle yürürlükte olan yeni yasal tedbirlerden yararlanamamıştır.
Meclis Ombudsmanının yetkileri ise sadece teklif ve öneri sunmakla sınırlı olup; cezaevi yönetimlerine cezaevlerindeki koşulların iyileştirilmesi hususunda bağlayıcı talimatlar verme yetkileri söz konusu değildir. Ayrıca, Ombudsmanın tavsiyeleri ve önerilerinin makul surette kısa olan bir zaman diliminde çözüm sunabildiği durumlar söz konusu değildir. Kısa sürede çözüm sunma koşulu, önleyici bir çözüm yolunun etkili sayılması için gerekli olan başka bir koşuldur. Bu nedenle, Meclis Obdusmanına yapılacak şikâyet, etkili hukuk yolu gerekliliklerini karşılayamayacaktır; çünkü bu hukuk yolunun uygulamada önleyici etkiye sahip olduğu ikna edici bir biçimde ortaya konmamıştır.
Bu nedenle, altı başvuranın tutukluluk koşullarına ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmayıp başka gerekçelerden ötürü de kabuledilemez olarak nitelendirilmemiştir.
Sonuç: altı başvuran bakımından yapılan ön itiraz reddedilmiştir (oybirliğiyle).
Kabuledilebilir olarak nitelendirilen başvuralar bakımından Mahkeme, dört başvuran hakkında Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit ederken, diğer iki başvuran açısından anılan madde ihlalinin söz konusu olmadığına hükmetmiştir.
41. Madde: manevi tazminat olarak 6,500 avro ile 10,000 avro arasında değişen meblağlara hükmedilmiştir.
(Ayrıca bk. Scordino / İtalya(no. 1) [BD], 36813/97, 29 Mart 2006, 85 sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy