AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MÜDÜR DUMAN/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 15450/03)
KARAR
STRAZBURG
6 Ekim 2015
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Müdür Duman/Türkiye davasında,
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Helen Keller,
Ksenija Turković,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbrove Bölüm Yazı İşleri Müdürü Abel Campos’un katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 1 ve 8 Eylül 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, 8 Eylül 2015 tarihinde kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Müdür Duman’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) 8 Ocak 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 15450/03) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat F. Aydınkaya tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, ifade özgürlüğüne haksız müdahale edilmesinden ve aleyhindeki ceza yargılamalarının hakkaniyetten yoksun olmasından şikâyetçi olmuş ve bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (b), 10 ve 11 maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
4. Başvuru, 5 Şubat 2009 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1956 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.
6. Başvuran, başvuru konusu olayların yaşandığı esnada, İstanbul’da HADEP (Halkın Demokrasi Partisi) Eminönü İlçe Başkanıdır.
7. Bazı sendikalar 24 Haziran 2000 tarihinde İstanbul’da gösteri düzenlemiştir. Gösteri sırasında, bazı katılımcılar, yasadışı silahlı bir örgüt olan PKK (Kürdistan İşçi Partisi) lideri Abdullah Öcalan’ı destekleyen pankartlar taşımış ve sloganlar atmışlardır. Polis, söz konusu gösterilerin HADEP üyeleri tarafından yapıldığını tespit etmiştir.
8. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, 26 Haziran 2000 tarihinde, PKK aleyhinde delil elde etmek amacıyla HADEP’in dört şubesinde arama yapılması için arama emri çıkarılmasını talep etmiştir.
9. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi aynı tarihte bir arama emri çıkarmıştır.
10. İstanbul Emniyet Müdürlüğü polis memurları aynı akşam HADEP Eminönü İlçe Başkanlığında arama gerçekleştirmiştir. Başvuran tarafından imzalanan arama protokolünde, ilgili mekânda yasadışı yayınların, PKK bayraklarının ve sembollerinin ve ayrıca Öcalan ile ilgili fotoğrafların, makalelerin ve kitapların bulunduğu belirtilmiştir.
11. Başvuran aynı tarihte, ifadesinin alınması için İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür. Polis memurları başvurana eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135 (3) maddesi uyarınca avukat yardımından yararlanma hakkının bulunduğunu bildirmiştir. Ancak başvuran, avukat talep etmemiştir. Başvuran ifadesi kapsamında, kendisinin Hadep Eminönü İlçe Başkanı olmasına rağmen, kendisinin her zaman parti binasında durmadığını ve orada bulunmuş olan Öcalan ve PKK hakkındaki fotoğraflar ve semboller hakkında bilgisinin olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran aynı şekilde, binada bulunan yasadışı yayınlar ve kitaplar hakkında sorumluluk üstlenmemiş ve söz konusu yayın ve belgelerin bilgisi dışında parti binasını ziyaret eden yayıncılar veya diğer kişiler tarafından bırakıldığını iddia etmiştir. İlaveten, başvuran, bu tür fotoğraf veya sembolleri gördüğünde bunların kaldırılması talebinde bulunduğunu ileri sürmüştür. İlgili ifade başvuran tarafından imzalanmıştır.
12. İstanbul Cumhuriyet savcısı, 27 Haziran 2000 tarihinde, başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, daha önce polise vermiş olduğu ifadesini tekrarlamıştır. Başvuran, Cumhuriyet savcısı nezdinde de, avukat yardımından yararlanma hakkından feragat ettiğini beyan etmiştir.
13. İstanbul Cumhuriyet savcısı 30 Haziran 2000 tarihinde, başvuranı, eski Ceza Kanunu’nun 312 § 1 maddesi uyarınca ceza gerektiren, eylemleri övmek ve eylemlere göz yummak fiilleri ile suçlayan bir iddianame sunmuştur.
14. 19 Ocak 2001 tarihinde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinde ilk duruşma gerçekleştirilmiştir. Başvuranın da hazır bulunduğu duruşma neticesinde mahkeme, 15 Haziran 2001 tarihinde ikinci duruşmayı gerçekleştirme kararı almıştır.
15. 15 Haziran 2001 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada, İstanbul Cumhuriyet savcısı, başvuranın gıyabında, ilk derece mahkemesine esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Mütalaası kapsamında Cumhuriyet savcısı, mahkemeye, başvuranın suçunun sabit görülmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu doğrultuda, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi duruşma neticesinde, başvuranın mahkûmiyetine hükmederek, başvurana altı ay hapis ve 91,260,000 eski Türk lirası (TL)[1] miktarında para cezası vermiştir. Yerel mahkeme, kararında, başvuranın savunmasının inandırıcı olmadığına ve parti binasında PKK ve Öcalan hakkında sembollerin ve fotoğrafların bulundurulmasının, kanunda cezalandırılması öngörülen, eylemleri övme ve eylemlere göz yumma fillerini oluşturduğuna hükmetmiştir.
16. Başvuran, bu kararı, avukatı aracılığıyla temyize götürmüştür. Başvuran, ifadesinin alınması esnasında Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nun 135. maddesi kapsamında avukat yardımından yararlanma hakkının kendisine usulüne uygun bir şekilde hatırlatılmadığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca trafiğe takıldığı için duruşmaya yetişemediğini ve ilk derece mahkemesinin kendisinin gıyabında karar verdiğini ve dolayısıyla da kendisine Cumhuriyet savcısının iddiaları karşısında savunma yapma imkânının tanınmadığını ileri sürmüştür.
17. Yargıtay 5 Haziran 2002 tarihinde para cezasını iptal etmiş, ancak kararın diğer kısmını onamıştır. İlgili karar, ilk derece mahkemesi kalemi tarafından 11 Temmuz 2002 tarihinde tevdi edilmiştir.
18. Başvuranın hapis cezası 31 Ocak 2003 tarihinde infaz edilmeye başlanmıştır. 13 Nisan 2003 tarihinde ise, başvuran şartlı olarak tahliye edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
3. 765 sayılı Eski Türk Ceza Kanunu’nun 312 § 1 maddesi aşağıdaki gibidir:
“Bir cürümü alenen öven veya iyi gördüğünü söyleyen veya halkı kanuna uymamaya tahrik eden kimseye altı aydan iki yıla kadar hapis ve altı bin ila otuz bin Türk lirası ağır para cezası verilir.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 § 3 (b) VE 10. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
4. Başvuran, ifade özgürlüğünün ve bilgi verme ve paylaşma özgürlüğünün ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerine dayanmıştır. Başvuran ayrıca, ilk derece mahkemesinin, kendisinin esas hakkında savunma yapmasına ve Cumhuriyet savcısının mahkemeye sunmuş olduğu iddialara karşılık vermesine imkân tanımadan karar verdiği gerekçesiyle, savunma haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda başvuran Sözleşme’nin 6 § 3 (b) maddesine dayanmıştır.
5. Davaya konu olayların hukuki bakımdan nitelendirilmesi konusunda uzman mercii olan Mahkeme, Sözleşme’nin 10. ve 11. maddeleri kapsamında sunulan şikâyetlerin yalnızca 10. madde açısından değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir (Bk Perihan ve Mezopotamya Basın Yayın A.Ş./Türkiye no. 21377/03, § 43, 21 Ocak 2014). Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Sözleşme’nin 6 § 3 (b) maddesi aşağıdaki şekildedir:
“3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:...
(b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;”
6. Hükümet, yukarıda bahsi geçen iddialara karşı çıkmıştır.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
7. Hükümet, başvurunun, altı aylık süre sınırı dışında yapılmış olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, Yargıtay kararının 5 Haziran 2002 tarihinde verilmiş olduğunu, ancak başvurunun Mahkemeye 8 Ocak 2003 tarihinde yapıldığını, yani altı aydan fazla sürenin geçtiğini belirtmiştir.
8. Mahkeme, Yargıtay kararının, ilk derece mahkemesine 11 Temmuz 2002 tarihinde tevdi edildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, nihai yerel mahkeme kararının yazılı bir nüshasının başvurana resen tebliğ edilmeyeceği veya mevcut davada olduğu gibi başvuranın yerel yargılamalar kapsamında bir avukat tarafından temsil edildiği durumlarda, nihai yerel mahkeme kararının ilk derece mahkemesine tevdi edildiği tarihin Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini ve bu tarihin, başvuranın veya temsilcisinin nihai karar içeriğine koşulsuzca ulaşabileceği son tarih olduğunu vurgulamaktadır (Bk. İpek/Türkiye (k.k.), no. 39706/98, 7 Kasım 2000 ve Okul/Türkiye (k.k.), no. 45358/99, 4 Eylül 2003). Dolayısıyla, mevcut davada, başvuranın Mahkemeye yapmış olduğu başvuru, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca altı aylık süre sınırı kapsamındadır. Bu nedenle, Hükümetin ilk itirazı reddedilmelidir.
9. Mahkeme ilaveten, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceğini değerlendirmektedir. Dolayısıyla, başvurunun ilgili kısmı, kabul edilebilir olarak nitelendirilmelidir.
B. Esas hakkında
1. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
10. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, parti binasında bulunmuş olan bazı fotoğraflar ve materyaller nedeniyle eski Ceza Kanunu’nun 312 § 1 maddesi gereğince mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğüne bir müdahale teşkil ettiğini ileri sürmüştür.
11. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin, kanun dâhillinde olduğunu, meşru bir amaca hizmet ettiğini ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu beyan etmiştir. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın mahkûmiyetinin, eski Ceza Kanunu’nun 312 § 1 maddesine dayandırıldığını belirtmiştir. Hükümet ayrıca, söz konusu müdahalenin, kamu düzenini koruma ve terörle mücadele kapsamında suçu önleme amaçları doğrultusunda haklı olarak gerçekleştirildiğini, zira HADEP binasında bulunan materyallerin, başvuran ve PKK terör örgütü arasında bir bağın olduğunu gösterdiğini ileri sürmüştür. Hükümet ilaveten, başvurana yalnızca altı ay hapis cezası verilmesi nedeniyle, müdahalenin, kendi amaçları ile orantılı olduğunu değerlendirmiştir.
12. Başvuran, parti binasında bulunan materyallerin, şiddet çağrısı yapan unsur veya isyana teşvik edici işaret içermediğini; bu nedenle, hükmedilen cezanın meşru bir amaca hizmet etmediğini ve demokratik bir toplumda gerekli olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, ulusal mahkemelerin orantılı tedbir alma gibi bir niyetinin bulunmuş olması halinde, hapis cezası yerine adli para cezasına hükmetmiş olabileceklerini öne sürmüştür.
29. Mahkeme ilk olarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin, ifade edilen fikirlerin ve bilgilerin yalnızca içeriğini değil, aynı zamanda iletiliş biçimlerini de koruma altına aldığını kaydetmektedir (Bk. Oberschlick/Avusturya (no. 1), 23 Mayıs 1991, § 57, A Serisi no. 204). Bu bağlamda, sembolleri üzerinde taşımak veya göstermek de, Sözleşme’nin 10. maddesi dâhilinde “ifade” şekli olarak nitelendirilmiştir. Mahkeme, siyasi bir hareket veya kuruluş ile ilişkilendirilmiş bir sembolün sergilenmesinin (örn. bayrak), fikirlerle özdeşleştirilebileceğini veya fikirleri temsil edebileceğini ve bu nedenle de Sözleşme’nin 10. maddesi ile korunan ifade çerçevesine girdiğini değerlendirmiştir (Bk. Fáber/Macaristan, no. 40721/08, § 36, 24 Temmuz 2012).
13. Mahkeme, başvuranın, parti binasında bulunan fotoğraflar, semboller, yasadışı yayın ve kitaplar hakkında herhangi bir bilgisinin bulunmadığını ileri sürdüğünü ve dolayısıyla, başvuranın ifade özgürlüğüne herhangi bir müdahalenin gerçekten de söz konusu olup olmadığı sorusunun akla geldiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın, eski Ceza Kanunu’nun 312 § 1 maddesi uyarınca ceza gerektiren, eylemleri övmek ve eylemlere göz yummak fiilleri nedeniyle mahkûm edilmesinin, şüphesiz, yukarıda da belirtildiği gibi ifade özgürlüğü kapsamına giren eylemlere yönelik olduğunu ve başvuranın, söz konusu materyallerden haberdar olmadığını iddia etmesine rağmen bu tür faaliyetlerle ilgilendiğinin sabit görüldüğünü gözlemlemektedir. Mahkeme, bu koşullarda, başvuranın mahkûmiyetinin, başvuranın ifade özgürlüğüne bir müdahale olarak nitelendirilmesi gerektiği görüşündedir. Aksine karar verilmesi, başvuranın suçlandığı eylemleri kabullenmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Bu kapsamda, kendi aleyhinde tanıklık etmeme hakkının, Sözleşme’nin 6. maddesinde belirgin bir biçimde ifade edilmemesine rağmen, bu hüküm uyarınca, adil usul kavramının temelinde yatan genel kabul görmüş uluslararası bir standart olduğu göz önünde bulundurulmalıdır (Bk. iç hukuk yolarının tüketilmesi bağlamında, Yılmaz ve Kılıç/Türkiye, no. 68514/01, §§ 39-41, 17 Temmuz 2008; ayrıca bk. hukuk yargılamaları bağlamında, Stojanović/Hırvatistan, no. 23160/09, § 39, 19 Eylül 2013). Ayrıca, cezai bir hükmün müdahale teşkil ettiğinin kabul edilmemesi halinde, başvuran, söz konusu eylemelere katıldığını reddetmesi nedeniyle, Sözleşme’nin güvencesinden mahrum bırakılarak bir kısır döngüye sürüklenecektir.
14. Mahkeme ayrıca, söz konusu müdahalenin, eski Ceza Kanunu’nun 312 § 1 maddesinde öngörüldüğünü kaydetmektedir. İzlenen amaçların meşruiyeti hususuna Mahkeme, mevcut davada yerel makamların ulusal güvenliği korumayı ve kargaşayı ve suçu önlemeyi hedeflediklerini gözlemlemektedir. Bu nedenle, şikâyetçi olunan müdahalenin, “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.
32. Bu noktada Mahkeme, mevcut davadakine benzer şikâyetleri incelediğini ve bazı davalarda, başvuranların kanunda cezalandırılması öngörülen PKK eylemlerini övmeleri ve bu eylemlere göz yummaları nedeniyle mahkûm edilmelerinin, demokratik toplumda gerekli olma kavramının ötesine geçtiğini kaydettiğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlatmaktadır (Bk. diğerleri arasında, Feridun Yazar/Türkiye, no. 42713/98, 23 Eylül 2004; Bahçeci ve Turan/Türkiye, no. 33340/03, 16 Haziran 2009 ve Bülent Kaya/Türkiye, no. 52056/08, 22 Ekim 2013).
15. Mahkeme, mevcut davanın kendine özgü koşullarını dikkate alarak, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinin, parti binasında bulunan, PKK ve Öcalan ile ilgili sembollerin ve fotoğrafların, kanun uyarınca cezalandırılması öngörülen, eylemleri övme ve bu eylemlere göz yumma fiilini teşkil ettiği gerekçesiyle, eski Ceza Kanunu’nun 312 § 1 maddesi doğrultusunda, başvuranın mahkûmiyetine karar verdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın yalnızca yukarıda bahsi geçen materyalleri parti binasında bulundurduğu gerekçesiyle yargılandığını ve mahkûmiyetine karar verildiğini, zira mahkemelerce bu eylemin, yasadışı örgütü ve liderini destekleme ve bu örgüte ve liderine saygı duyma olarak yorumlandığını kaydetmektedir. Ancak Mahkeme, başvuranın tutumunun, Öcalan ve PKK’nın kanuna aykırı eylemlerini destekleyici nitelikte olduğu yorumunun yapılamayacağı kanaatindedir. Zira ne yerel mahkeme kararlarında ne de Hükümet görüşlerinde, söz konusu materyallerin, şiddeti, direnişi veya bir isyanı savunduğuna dair bir işaret bulunmaktadır (Bk. Gerger/Türkiye [BD], no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999 ve aksi için Halis Doğan/Türkiye, no. 75946/01, §§ 35‑38, 7 Şubat 2006).
16. Mahkeme ilaveten, ne İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nin ne de Yargıtay’ın kararlarının gerekçesinde, ifade özgürlüğü dikkate alınmak suretiyle, müdahalenin orantılı olup olmadığı hususunun veya hakların denkleştirilmesi ilkesinin incelendiğine dair bir bulgunun olduğunu gözlemlemiştir (Bk. Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, § 25, 31 Mart 2015).
17. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, yerel mahkemelerin başvuranın mahkûmiyetine ve cezasına hükmederken dayandıkları gerekçelerin, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin haklı görülmesi için uygun ve yeterli olarak nitelendirilemeyeceği görüşündedir (Bk. diğer kararlar arasında, Mouvementraëliensuisse/İsviçre [BD], no. 16354/06, § 48, AİHM 2012 (alıntılar) ve Animal Defenders International/Birleşik Krallık [BD], no. 48876/08, § 100, AİHM 2013(alıntılar)).
18. Mahkeme ayrıca, hükmedilen cezaların niteliğinin ve ağırlığının, müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken dikkate alınması gereken faktörleri de teşkil ettiğini vurgulamaktadır (Bk. diğerleri arasında, Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye [BD], no. 23536/94 ve 24408/94, § 66, AİHM 1999‑IV). Bu bağlamda Mahkeme, başvuran hakkında hükmedilen altı aylık hapis cezasının ağırlığını kaydetmektedir.
37. Mahkeme, yukarıdakileri dikkate alarak, mevcut davanın koşullarında, başvuranın mahkûmiyetinin izlenen hedeflerle orantılı olmadığı ve dolayısıyla “demokratik toplumda gerekli olmadığı” sonucuna varmıştır. Bu nedenle, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlali söz konusudur.
2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (b) maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
19. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 3 (b) maddesi uyarınca, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinin, kendisinin gıyabında gerçekleştirilen ikinci duruşmada, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasını dinledikten sonra hakkında mahkûmiyet kararı verdiğini ve dolayısıyla kendisine, Cumhuriyet savcısının mütalaası karşısında görüşlerini bildirme imkânının tanınmadığını ileri sürmüştür.
20. Hükümet bu iddialara karşı çıkmıştır.
21. Mahkeme, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (b) maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Mahkeme, davaya konu olayları, tarafların beyanlarını ve yukarıda belirtildiği üzere Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini (37. paragraf) dikkate alarak, başvuranın bu başlık altındaki şikâyeti ilgili olarak ayrıca karar vermeye gerek olmadığı görüşündedir (Bk. Yalçın Küçük/Türkiye (no. 3), no. 71353/01, § 40, 22 Nisan 2008 ve Kamil Uzun/Türkiye, no. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007).
II. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİNE DAİR DİĞER İDDİALAR
22. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında, eski Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nun 135 (3) maddesi uyarınca avukat isteme hakkının polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kendisine usulüne uygun olarak hatırlatılmadığından ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünde ifadesinin alındığı esnada ve Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin alındığı ve asliye ceza mahkemesi nezdinde dinlendiği esnada da kendisine avukat yardımının sağlanmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesine dayanarak, Cumhuriyet savcısının ve ilk derece mahkemesinin davaya ilişkin ek bir soruşturma (tevsi-i tahkikat) yürütmediğini, delilleri toplamadığını ve lehindeki tanıkları dinlemediğini ileri sürmüştür. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 14. maddesi uyarınca, Kürt kökenli olması nedeniyle, mahkûmiyetinin temelinde ayrımcılığın yattığını öne sürmüştür.
42. Mevcut deliller ışığında Mahkeme, bu başlık altındaki şikâyetler bakımından, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlal edilmediğine kanaat getirmiştir.
43. Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca kabul edilemez olarak nitelendirilmesi gerektiğini değerlendirmiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
44. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
45. Başvuran, maddi tazminat olarak 24.000 Türk lirası (yaklaşık 7.270 avro (EUR)), manevi tazminat olarak ise 50.000 Türk lirası (yaklaşık EUR 15.145) talep etmiştir.
4623. Hükümet, maddi ve manevi tazminat olarak talep edilen miktarların dayanaksız olduğunu ileri sürmüştür.
47. Mahkeme, başvuranın, maddi tazminat talebini destekleyici herhangi bir belge ibraz etmediği gerekçesiyle, bu başlık altındaki talebini reddetmiştir. Mahkeme diğer taraftan, başvuranın manevi zararının yalnızca ihlal bulgusuyla giderilemeyeceği kanaatine varmıştır. Bu doğrultuda Mahkeme, hakkaniyet temelinde, başvurana manevi tazminat olarak 12.500 avro ödenmesine hükmetmektedir.
B. Masraf ve Giderler
24. Başvuran, yerel mahkemeler önünde gerçekleşen masraf ve giderler için 5.100 TL (yaklaşık 1.545 avro), Mahkeme önünde gerçekleşen masraf ve giderler için 12.125 TL (yaklaşık 3.673 avro) ve tercüme ücreti için ise 3.200 TL (yaklaşık 970 avro) talep etmiştir. Başvuran, bu taleplerini desteklemek adına, avukatıyla birlikte imzalamış olduğu ve temsilcisine 12.125 TL (yaklaşık 3.673 avro) ödemesi gerektiğini gösteren avukatlık ücreti sözleşmesini ibraz etmiştir. Başvuran ayrıca, Mahkeme önündeki hukuki temsilcilik ile ilgili olarak İstanbul Barosu’nun düzenlemiş olduğu ücret tarifesine atıfta bulunmaktadır.
25. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
26. Masraf ve giderler ile ilgili olarak Mahkeme, masraf ve giderlerin, bir başvurana, ancak bunların gerçekten ve gerekli olarak yapıldığının ve miktar bakımından makul olduğunun gösterilmesi halinde geri ödenebileceğine vurgu yapmaktadır. Mevcut davada Mahkeme, özellikle başvuran ve temsilcisi arasında imzalanmış olan avukatlık ücreti sözleşmesi olmak üzere, kendisine ibraz edilen belgeleri (kıyaslayınız Murat Vural/Türkiye, no. 9540/07, § 89, 21 Ekim 2014) ve yukarıdaki kriterleri dikkate alarak, başvurana bu başlık altında 3.200 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir.
C. Gecikme Faizi
27. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına yüzde üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE;
1. Sözleşme’nin 6 § 1 ve 10. maddeleri ile bağlantılı olarak, 6 § 3 (b) maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiayı kabul edilebilir olarak nitelendirmekle birlikte, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
3. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (b) maddesi kapsamındaki şikâyetin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına karar verir;
4. (a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilecek şekilde aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak 12.500 avro (onikibinbeşyüz avro) ve ortaya çıkabilecek vergilerin ödenmesine;
(ii) Masraf ve harcamalara ilişkin olarak, 3.200 avro (üçbinikiyüz avro) ve ortaya çıkabilecek vergilerin ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
karar verir.
6. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 6 Ekim 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposNebojšaVučinić
Bölüm Yazı İşleri MüdürüBaşkan Vekili
[1]. 1 Ocak 2005 tarihinde, eski Türk lirasından (TL) yeni Türk lirasına (YTL) geçilmiştir. 1 YTL = TL 1,000,000.
Full & Egal Universal Law Academy